Şehit deyince diner mi acı? Artık Yeter!

Hangi savaşta yitirdik biz bu canları? Ya da doğrudan soralım dünyanın hangi kirli oyununda katledildiler? Şehit deyince diner mi acı? Artık yetmez mi? Bunca acı bunca gözyaşı?

Şehit deyince diner mi acı? Artık Yeter!

Tarih 23 Aralık 1930. Menemen’de ayaklanan bir irticai grup ve vatanına bağlı bir yedek subay: Kubilay.

Kubilay ki vatan aşkıyla göreve koşan, bir başına kan dökülmesin diye, gözünü kan bürümüşlerin yanına giden. Şehit ettiler Kubilay’ı; vahşice. Kubilay’dı şehit olan ve ardından gelen arkadaşı; Bekçi Şevki. Lakin kanları yerde kalmadı. Durumu duyan Atatürk’ün Menemen’i haritadan silin dediği söylenir. Menemen haritadan silinmez belki ama kan yerde kalmaz. Hainin canı alınır, cezası kesilir. Ardından Kubilay’ın da Bekçi Şevket’in de heykeli dikilir. Altında şöyle yazılır: “İnandılar, dövüştüler, öldüler. Bıraktıkları emanetin bekçisiyiz.” Kubilay da Bekçi Şevket de şehit olur.

Hangi savaştayız biz?

Şehit kelimesini, “Kutsal bir ülkü veya inanç uğrunda ölen kimse” olarak tanımlıyor Türk Dil Kurumu. Bizler tarih boyunca binlerce şehit vermiş, kazandığı bu toprakların her köşesinde kan dökmüş insanların torunlarıyız. Kan döktük, canımızı verdik ve bu ülkeyi kurduk. Peki sonrası 30 senedir bitmek bilmeyen şehit haberleri? Onlar neyin nesi? Hangi savaştayız biz?


Ne vakit bizim tarihimiz sadece savaştan ibaret oldu?

Aslında cevap hep aynı. Biz ne zaman unuttuk, biz ne zaman yolumuzdan şaştık o vakit bir açmaza girdik. Bakınız, Sinan Meydan, El Cevap isimli kitabında şöyle diyor:

“ABD ile yapılan eğitim anlaşması doğrultusunda önce Atatürk’ün 1930’da hazırlatıp okullarda okuttuğu dört ciltlik, Anadolu Türk tarihini MÖ 2000’lerden başlatan bilimsel ve kültür uygarlık eksenli tarih kitapları müfredattan kaldırılmış. Sonra Türk Milli Eğitimi’ni kontrol eden ABD’li uzmanların gözetiminde Anadolu Türk tarihini 1071 Malazgirt efsanesine indirgeyen, Türklerin kültür uygarlıkları yerine Türklerin göçebelikleri, savaşçılıkları, dindarlıkları, fetihçilikleri gibi konulara yer veren yeni tarih kitapları hazırlatılıp okutulmaya başlanmıştır. ABD böylece atalarının savaşçılığıyla motive ettiği Türk gençlerini gerektiğinde kendi çıkarları doğrultusunda kullanmayı planlamıştır. İki kutuplu dünyada ABD, tek rakibi Sovyet Rusya’nın yanı başındaki Müslüman Türkiye’de atalarının savaşçılığıyla ve dindarlığıyla bilenen Türk gençlerinin gerektiğinde “Mehmetçik” olarak gözünü hiç kırpmadan Komünist Rusya’ya karşı mücadele edeceğinden emindi.”

Haberler arttıkça duygular azalıyor

Hadi şimdi günümüze dönelim. Ankara Garı patlaması, İstiklal Caddesin’de patlama, Vezneciler’de patlama, Beşiktaş’ta patlama, Kayseri’de patlama. Şehidimiz var! X tane, Y tane, Z tane… Devam ediyor. Haberler arttıkça duygular azalıyor; can tane oluyor.


“Ne mutlu onlara, inşallah siz de biz de şehit oluruz.” Peki bunların ülküsü neydi? 19 yaşında en büyük ülküsü doktor olmak olan bir çocuğun hayallerini çaldılar O mu şehit? Ekmeğinin peşinde dolmuşçuluk yapan bir babayı aldılar yoksa o mu? Yoksa pisi pisine kahpe pusularda, şehrin ortasında ya da kıyısında köşesinde “görevinin ölmek(!)” olduğu söylenen asker, polis mi şehit?

Şehit deyince diner mi acı?

Hangi savaşta yitirdik biz bu canları? Ya da doğrudan soralım dünyanın hangi kirli oyununda katledildiler? Şehit deyince diner mi acı? Bilmez mi ana, baba, yaren, eş, dost gidenin gittiğiyle kalacağını. Kalacak çünkü! Daha öncekiler gibi bu da kalacak! Gazi Paşa yeniden gelmeyecek çünkü. Çıkıp biri “Vatana ihanetin affı olmaz” demeyecek çünkü. Hain gelecek, hainliğini yapacak, gencecik ana kuzuları toprak olacak!

Artık yetmez mi? Bunca acı bunca gözyaşı?

Artık hasthagler değişiyor sadece hayatımızda. #ankara #istanbul #beşiktaş #vezneciler #kayseri… Ya sonraki hasthag? Ya sonraki baş sağlığı nereye olacak? Ne olması gerekiyor cebindeki üç kuruşla yaşam mücadelesi verip, evlat büyüten o ananın babanın acısını hissedebilmek için?

Ölüyoruz farkında mısınız?


Rahatsız etmezsek eğer, ölmeden evvel yakalar mısınız haini? Rahatsız etmezsek eğer, verir misiniz cezasını? Biz biriz, biz bütünüz. Biz bu toprakları da birbirimizi de seviyoruz. Peki ya siz seçilmişler seviyor musunuz bizi? Rahatsız etmezsek eğer, bir araya gelip engeller misiniz kalleşçe öldürülmemizi? Unutmadan #kayseri.

Kayseri’de hain terör saldırısı


Elif Aver
Elif Aver; 1987 yılında İstanbul'da doğdu. Cumhuriyet Üniversitesi Jeofizik Mühendisliği bölümünden 2010 yılında mezun oldu. Özel sektörde mesleğini yapmakta, ayrıca TMMOB Jeofizik Mühendisleri Odası İstanbul Şubesi yönetim kurulu üyesi. Yazmak, çizmek ve okumak çocukluğundan beri en büyük tutkusu. Ondan sebep söz yitene kalem bitene kadar yazanlardan.