Kediler ve insanlar: Kim kimin sahibi?

Leonardo da Vinci’ye göre kediler tabiatın şaheserleridirler. Bir kediyle birkaç saat geçiren kişi bunu zaten fark eder. Kedilerin insanlarla olan ilişkileri de özeldir. Evde beslediğimiz kedinin sahibi olduğumuzu sanırız mesela, ama bu ilişkide aslında kedi insanın efendisidir.

Kediler ve insanlar kim kimin sahibi
Fotoğraf: Eren Çevik

Kedi tarihi

Günümüz ev ve sokak kedilerinin ortak atası “Felis silvestris lybica”, insanla olan iletişimi 10.000 yıl öncesine dayanan Afrika kökenli bir tür yaban kedisi. 4000 yıl önce insanların yerleşik hayata geçmesiyle yemek bulmakta zorluk çekmeye başlayan bu kediler, vahşi hayatı terk edip Antik Mısır’ın kasabalarına inmişler. Artık tarım yapmaya ve tahıllarını evlerinde depolamaya başlamış ve dolayısıyla fare ve yılan istilasıyla karşı karşıya kalmış insanlar da kedilerin bu hayvanları yediğini fark edince karşılıklı çıkara dayalı bir beraberlik kurulmuş. Kediler yiyeceğe kavuşmuş, insanlar da evlerindeki asalak hayvanlardan kurtulmuş.

Mısır’da o zamanlar kedilerinin başka ülkelere çıkartılması da yasaklanmış ama kediler önce gizlice Asya ve Hindistan’a, M.S. 500 yıllarında da Avrupa ve İngiltere’ye getirilmiş. 1700’li yıllarda da Avrupalılar kedileri Amerika’ya taşımış. Bugün Dünya’da Afrikalı vahşi kediden türemiş 40 kedi türü ve 500 Milyon evcil kedi (sokak kedileri hariç) var. Kediler 1990’larda köpeklerin ellerinden aldıkları “en popüler evcil hayvan” olma özelliğini hala ellerinde bulunduruyorlar.

Kutsal kedi

Tanrıça Bastet

Antik Mısırlılar yiyeceklerini koruyan ve “Myeou” diye isimlendirkleri kedileri o kadar çok sevmiş ki, zamanla onlara tapmaya başlamışlar. O zamanlar her evde en az bir kedi varmış. Evin kedisi ölünce aile büyük bir cenaze töreni yapıp yas tutar bir de kaşlarını tıraş edermiş. Binlerce kedi ise gömülmek yerine mumyalanmış. Eski Mısır’da kediler o kadar değerliymiş ki; yangın çıksa çocuklardan önce kurtarılırlarmış.

Gizemli bakışları, gözlerinin karanlıkta parlaması,her zaman temiz olmaları, tavırlarındaki umarsamazlık ve asil duruşları giderek kedilerin tanrıça katına yükselmesine sebep olmuş. Mısır mitolojisine göre tanrılar tanrısı Ra’nın kızı Bastet kedi kafasına sahip bir tanrıçaymış. Bastet’in Bubastis’teki tapınağına hac ziyaretleri yapılırmış.

Kediler hep tanrı olarak kalmamış. Ortaçağ’ın ortalarında durum tersine dönmüş, çünkü kilise özellikle siyah kedileri şeytan ve cadı olarak nitelendirmiş. Her türlü uğursuzluktan sorumlu tutulan kedilere işkenceler yapılmış. Kedi kanı içmenin ve kedi ciğeri yemenin sağlıklı olduğuna ve evin eşiğine kedi kuyruğu gömdüklerinde eve hastalık girmeyeceğine inanan topluluklar varmış.

15. yüzyılda kurulan İspanyol Engizisyon mahkemesi kararı gereği ise tüm kediler yakılarak öldürülmüş. Tabii bu durum farelerin çoğalmasına, dolayısıyla “Kara Veba” hastalığının yayılıp binlerce insanın ölümüne sebep olarak bir nevi “Allah’ın sopası yok” deyiminin tarihi bir örneği olmuş.

Kim nankör?

Zamanla yiyeceklerini başka şekilde muhafaza etmeyi öğrenen insanoğlu evlerinde kedilere ihtiyaç duymamaya başlamış ve zamanla kedilerini sokağa bırakmış. Evden atılan evcilleşmiş kediler de yaşamlarını kendi başlarına sürdürmek zorunda kalmış. Böylelikle de “sokak kedisi” dediğimiz cins ortaya çıkmış. Bu arada, ne manidardır ki, “nankör” sıfatı insanoğlu tarafından kedilere uygun görülmüş

Kedi efsaneleri

Fotoğraf: İlkim Sazyek Kedi: Tekir Balım kedi efsaneleri kediler
Fotoğraf: İlkim Sazyek Kedi: Tekir Balım

Bir Yahudi efsanesine göre Nuh Peygamber gemideki yiyeceklerin fareler tarafından yenmemesi için Allah’a dua etmiş. Bu duadan sonra ise gemideki aslan hapşırmış ve kediye dönüşmüş. Dolayısıyla gemi ambarındaki fareler yok olmuş.

Gene başka bir efsaneye göre; kedileri çok seven Hazreti Muhammed’in en sevdiği kedisi Muezza isimli bir tekir cinsiymis ve tekir kedilerin alnındaki “M” harfi şeklindeki desen Muhammed’in kedisinin başını okşamasından dolayı oluşmuş. Hz. Muhammed kedileri o kadar çok severmiş ki; hırkasının üzerinde uyuyan kediyi rahatsız etmemek için hırkasının bir ucunu kesmeyi yeğlermiş.

Nev-i şahsına münhasır

Fotoğraf: Albert Held kediler
Fotoğraf: Albert Held

Vücudunda 230 kemik ve 517 kas bulunan kedi, kafasının geçtiği her delikten vücudunu da geçirebilir. Dokuz canlı dediğimiz bu hayvanlar, esnek omurgaları ve güçlü bacak ve sırt kasları sayesinde de bir çok zor durumda hayatta kalmayı başarabilirler. Kısa mesafelerde saatte 49km.’ye kadar hız yapabilen kediler, gözleri ve iç kulaktaki denge organları sayesinde her yükseklikten dört ayak üzerine düşebilir.

Kedilerin bıyıkları da duyu organıdır. Bıyıkların deriyle bağlandığı kısımdaki damar ve sinir ağı kedinin her türlü titreşimi hissetmesini sağlar. Hava akımındaki en ufak değişikliği bile fark eden kedi, olası bir tehlikeye karşı her zaman hazırlıklıdır. Ayrıca sesi insanlardan üç kat daha iyi duyan, kokuyu 14 kat daha iyi alan kediler, insanlara haber veremeseler de, depremi 10-15 dakika öncesinden hissedebilirler.

Kedilerin yön bulma duygusu da çok güçlüdür, kilometrelerce uzaktan evinin yolunu tekrar bulabilir. Tam olarak bilinmese de, bunun kedilerin güneş ışınlarının açılarını takip edebilmeleri ya da beyinlerinde pusula işlevi gören manyetik hücreler sayesinde yaptıkları düşünülmektedir.

İyi ve kötü insanı tanıyorlar

Beraber yaşadığı insanları ses ve kokularını tanıyan kediler, ne olursa olsun onların canını yakmamaya çalışırlar. Pençe ve dişlerini sadece kendilerine zarar vermeye çalıştıklarını düşündükleri yabancılara geçirirler. Ayrıca gelişmiş duyuları kedilerin iyi ve kötü insanı ayırmasını da sağlar.

Kediler daracık bir çıkıntının üzerinde yolda yürürmüş gibi hareket eder, cam eşya dolu bir rafta hiç bir şeyi devirmeden yürüyebilirler. Ama bunun yanında, her türlü ikaza rağmen, çok sevdiğiniz bir eşyayı bilerek ve isteyerek yere atma ihtimalleri de yüksektir. Kedimiz bu anda muhtemelen, kendisinin mi yoksa aile yadigari o kristal biblonun mu daha değerli olduğunu test ediyordur.

Kediler ve temizlik

Temizlik duygusuna diğer hayvanlara göre daha fazla sahip olan kediler tuvaletten sonra içgüdüsel olarak dışkılarını gömerler. Tuvalet ve yemekten sonra ellerinin yardımıyla ağız ve yüzlerini temizlerler. Kedilerin vücutlarının hemen hemen her yerine ulaşan tırtıklı dilleri antibakteriyeldir. Zamanlarının üçte birini kendilerini yalayıp temizleyerek geçiren kedilerin, kimyevi bir maddeyle temas etmedikleri sürece, su ile yıkanmalarına gerek yoktur. Zaten kürkleri suyu izole edemediği için ıslak olmaktan hoşlanmazlar. Kedilerin ter bezleri yoktur, patilerinden ter atarlar.

Yaklaşık 100 farklı çeşit ses çıkaran kediler sadece insanlara miyavlar, kendi aralarında hırlama, mırlama ya da tıslama gibi seslerle anlaşırlar. Kediler ayrıca ağaçtan kafa aşağı inebilir. Kedilerin burun izi, insanlardaki parmak izi gibi, kendine hastır.

Kedilerin sadece tat alma duyuları zayıftır. Yemekleri koklayarak ayırt ederler. Son derece hassas bir mideye sahiptirler. Soğan, sarımsak, domates, çiğ patates, çikolata ve üzümü mideleri tolere edemez ve kusarlar. Laktozlu süt, bazı ev bitkileri, köpek maması ve konserve ton balığı da sağlıklarına zararlıdır.

Van kedileri

Dünyada en çok bilinen kedi cinslerinden biri olan Van kedileri iki farklı göz rengiyle tanınsa da başka özellikleri de istisnadır. Örneğin diğer kedilerden farklı olarak derileri ısı yalıtımı yapabilir. Suda yüzmeyi ve suyla oynamayı seven tek kedi türü olarak bilinen Van kedileri sağırdır.

1950’li yıllardan sonra Avrupalılar tarafından dünyaya tanıtılmış bu kediler Van halkı tarafından “Pişik” olarak adlandırlır.  Van Yüzüncü Yıl Üniversitesi’nde de “Van Kedisi Araştırma ve Uygulama Merkezi” bulunmaktadır.

İçgüdüsel olarak avcı

kediler içgüdüsel avcı Fotoğraf: İlkim Sazyek Kedi: Balım
Fotoğraf: İlkim Sazyek – Kedi: Balım

Bin yıllar önce evcilleşmiş kediler, yiyecekleri evde önlerine konuluyor ya da sokakta buluyor olsalar da avcılık iç güdülerini hiç kaybetmemiş ve vahşi hayat koşullarını unutmamışlardır. Çünkü vücutları avlanmak üzere evrimleşmiş ve anneler yavrularını avcı olarak eğitmeye devam etmişlerdir. Bu kadar meraklı olmaları, pusuya yattıklarında popolarını sallamaları, örtü altında hareket eden küçük nesnelere saldırmaları ya da aniden dikkat kesilip donakalmaları da bu içgüdüyle açıklanabilir.

Kedi etcil bir hayvandır. Genelde hayvansal proteinlerle beslenir. Yemek bulamayınca fare ve kuş avlayarak karnını doyurabilecek yetenektedir. Güçlü duyu organları, karanlıkta bile çok iyi görülebilen gözleri, sivri pençeleri, keskin dişleri, kıvrak vücudu, ayak parmaklarının üzerinde sessizce yürümesi de onu iyi bir avcı yapar.

Kediler medeni hayatta vahşi ve acımasız insanların varlığını bilmektedirler. Kulaklarını radar gibi 180 derece çevirebilen, uzak mesafedeki ince sesleri bile işitebilen kedi herhangi bir tehdit algıladığında genelde kaçmayı seçer. Kaçamadığı zaman ya saldırır ya da donup kalır.

Resmi görevli kediler

Fotoğraf: İsmail Pişer Kedi: Sülo resmi görevli kediler
Fotoğraf: İsmail Pişer – Kedi: Sülo

İngiltere’de krallar ve politikacıların kedi sahibi olması adettenmiş. Aristokrat kedileriyle ünlü İngiltere’nin bugünkü başbakanlık konutunda istihdam eden Larry isimli kedi halen fare avlama görevini yürütüyor. Kediler I. Dünya Savaşı’nda zehirli gazları bulmaları ve farelerden kurtulmak için kullanılmış. 1963 yılında Felicette isimli Fransız bir kedi uzaya gönderilen ilk kedi olmuş ve sağ salim geri dönmüş.

Bilimsel araştırmalar kedilerin insana iyi geldiğini söylüyor. Kedinin gırtlak kasının saniyede 25 kere açılıp kapanmasıyla oluşan ve bizim kedi mırıltısı dediğimiz şeyin insandaki stresi ve tansiyonu düşürdüğü ayrıca kalp krizini yüzde 30 azalttığı ispatlanmış. Haliyle depresyona da iyi geldiği bilinen kedileri terapi göreviyle çalışan kadrosuna alan hastaneler var. Hastalara pozitif elektrik aktararak morali düzelten bu kedilerin en ünlüsü California Üniversite Hastanesi’nin yoğun bakım elemanı Duke.

Sokak kedileri

sokak kedileri sokaktaki kediler Fotoğrad: Eren Çevik
Fotoğrad: Eren Çevik

Avrupa’nın birçok ülkesinin sokaklarında rakun, sansar, tavşan hatta geyik görebilirken, başı boş kedi ya da köpeğe rastlanmaz. Bunlar bulundukları an barınağa gönderilir. Oysaki Türkiye gibi ülkelerde kedi ve köpekler sokak hayvanıdır ve günlük hayatın parçasıdırlar. Apartmanda beslemek zor olduğu için bir çok insan sokak kedisi besler.

Ne var ki kentler hayvanlar için birer tuzak olan çukurlar, ağzı açık dar delikler, arabalar, konserve kutuları, plastik torbalarla doludur. Araba altında kalma, diğer hayvanların saldırısına uğrama, pire, bağırsak kurdu, parazit kapma ihtimalleri sokak kedilerinin yaşam süresini kısaltır. Sert gecen kış aylan, yağmur ve kar onları kolayca hasta eder. Sokak kedileri ayrıca psikolojisi bozuk insanların vahşi duygularının da kurbanı olur. Hayvanları Koruma Kanunu gereğince (Kanun No 5199, Madde 21) kedilere zarar vermek suçtur, fakat bu kanun henüz bir yaptırım oluşturamamıştır.

Kedilerde nüfus planlaması

Fotoğraf: Eren Çevik kediler nüfus planlaması
Fotoğraf: Eren Çevik

Damda tuhaf bir sesle bağıran kedinin niyeti bellidir. Bu durumda bazen kediye müdahale ederek kedi nüfusunun artmasını engelleyebileceğimizi düşünürüz. Ne var ki bu etkili bir yöntem değildir. Uzmanlara göre günümüzde kediler olabildiğince kısırlaştırılırsa hem onlara hem de beraber yaşadıkları insanlara daha kolay ve sağlıklı bir hayat sağlanmış olacaktır. Özellikle sokak kedilerini kısırlaştırarak onların yiyecek bulma şanslarını artırmış oluruz.

Kedi nüfusunun çoğalması şehirleşmiş günümüz toplumda sorunlar doğurur. İnsanlar için doğru olan nasıl ki sağlıklı bakabileceği kadar çocuk yapmaksa, sağlıklı yaşam şartları veremedigimiz kedilerin çoğalmasını önlemek gerekir. Çin gibi bazı Asya ülkeleri her yıl 4 milyon kediyi afiyetle yiyerek kedi nüfusunu dengelemektedir ama kediler yiyecek değil arkadaşımız olmalıdır.

Kediler için çiftleşme davranışı yalnızca üremeye yönelik yapılır ve ortalama 1,5-3 aylık annelik içgüdüsü dışında hiçbir ebeveynlik duyguları yoktur. Ayrıca uzman veterinerlere göre doğumun kediye sağlık açısından da bir faydası yoktur. Ev kedisi kısırlaştırılmazsa çiftleşme zamanlarında evde tutmak olanaksızdır. Dışarı çıkmak için gün boyu durmaksızın yüksek tonda miyavlar ve fırsatını bulduğu an kaçar.

Her zaman fotojenik

Fotoğraf: Eren Çevik kediler her zaman fotojenik
Fotoğraf: Eren Çevik

Fotoğraf makinesinin icadından beri kedi en popüler fotoğraf nesnesi oldu. Da Vinci’ni “doğanın baş yapıtı” diye nitelendirdiği kediler gerçekten de estetik ve fotojenik yaratıklardır. Sürekli gülümsediği izlenimini veren ağzı, orantılı üçgenlerden oluşan ve asimetrik desenli olsa da hep sevimli olabilen yüzü tüm kedi fotoğraflarının güzel çıkmasının sebebidir.

Gel dersin gelmez, git dersin gitmez

kediler Fotoğraf: Albert Held, Kedi: Felix
Fotoğraf: Albert Held, Kedi: Felix

Kediler bağımsız hayvanlardır, birkaç kuralın dışında canları ne isterse yaparlar. Zira özgürlüğüne düşkün ve kendine yeten bu hayvanlar çağrıldıklarında gelmeyi öğrenmeye hiç ihtiyaç duymamışlar, köpeklerin aksine insanların talimatlarına uydukları bir evcilleşme süreci geçirmemişlerdir. Bu yüzden kedi sirklerde kullanılmayan ender evcil hayvanlardan biridir.

Vurdum duymaz ve duyarsız tavrına rağmen insanlar kedilere aşırı sevgi gösterir. Ama kedi sevileceği zamanı kendisi belirlemek ister. Hiç bir iltifat ya da öpücüğe karşılık vermez. Aşkını anlatan insanın suratına bakmayı bırakın, arkasını dönüp çekip gider. Gene de kedisini eş, çocuk, çocuğuna kardeş, sevgili ve arkadaş yerine koyan ve mutlu bir hayat süren binlerce insan vardır. Kediler, bir nevi, insanlara karşılık beklemeden sevgiyi öğretmişlerdir.

Uyumak için evdeki en sakin ve kıpırdamadan uzanmış insanın kucağını seçer. Mışıl mışıl uyuyan bu yaratığın keyfini bozmamak adına saatlerce tuvaletinizi tutarsınız. Klavye ya da kitabınızın tam ortasına oturur, kaldırmaya kıyamadığınız için işinizi yarım bırakırsınız.

Sesinizi tanısa da çoğunlukla duymazdan gelir. Kediyi yanınıza getirmek için yemek ya da ilgi çekecek bir oyuncak göstermelisiniz. Yanınızda kalması içinse iyi bir kafa masajı yapmanız gerekir.

Kim kimin efendisi?

Fotoğraf: Eren Çevik
Fotoğraf: Eren Çevik

Kediler tüm evi yalnız kendilerine ait yaşam alanı, insanları da hizmetkarları olarak görürler. Kuyruk ve pençe kısmında taşıdıkları kokusunu sürünüp insana geçirerek o insanın kendine ait olduğunu belgeler. Zaten araştırmalara bakınca kedi ve insan arasındaki ilişkiyi daha ziyade kedilerin yönlendirdiği, yani kedilerin kendi kendilerini evcilleştirdikleri görülür.

Ayrıca kediler insana kendisinin fiziksel ve ruhsal ihtiyaçlarını karşılamak zorunda olduğumuzu hissettirir. Evde kedi besleyen sıklıkla kedisine ilgi göstermesi, oyun oynayarak enerjisini atmasını sağlaması, yemeğini suyunu hazır etmesi gerektiğini bilir. Kediler beraber yaşadığı insanların diğer kedi ve küçük çocukları sevmesini de kıskanır.

Biz ne kadar uğraşırsak uğraşalım kedileri eğitemeyiz, en fazla alışkanlık kazandırabiliriz. Oysa ki kediler insanları eğitebilirler. Mesela evin ortasına böcek vs. bırakma nedenleri bizleri bu hayvanları yakalayamayacak durumda görüp eğitmek istemelerinden kaynaklanır. Tuvalet kutusunu temiz bulmazsa dışkısını başka bir yere yaparak  kutuyu sürekli temiz tutmamız gerektiğini de öğretir.

Kediler insanların alışkanlıklarını hatta huylarını değiştirmesine de sebep olabilir. En titiz ve hijyen düşkünü kadın bile kedi sevgisi yüzünden pasaklı bir insana dönüşebilir. Kedi tüyüne bulanmış siyah pantolonu ya da tırmalandığı için köşesi yırtılmış koltuk onu artık rahatsız etmez. Sabah uykusunu çok sevse de, kedi besleyen biri kedisini beslemek için erkenden kalkar.

Sonuç olarak kedi insan ilişkisinde karar veren taraf kedilerdir. Yani bizler kedilerin sahipleri değil sadece insanlarıyız ve onlara hizmet etmek için varız.

Koray Akten ile sokak fotoğrafçılığı gezileri

1974 Ankara doğumlu ama 2 yaşından beri Istanbullu. Çocukluk ve gençliği cimnastik ve dans çalışmalarıyla geçti. 2000 yılından beri yoga yapıyor. 2002 yılında evlenip yurtdışına yerleşti ama bir ayağı hep Istanbul'da oldu. Çocuklardan sonra, Norveç'te hayalindeki işin eğitimini alma fırsatı geçti eline. Trondheim Üniversitesi'nde Medya Bilimi ve Görsel Kültür dalında lisans ve yüksek lisans okudu. İki yıl Zürih, 10 yıl Trondheim'da yaşadıktan sonra 2014 yazında eşinin memleketi Almanya'ya yerleşti. Şİmdi iki oğlu ve eşi ile sakin bir hayat sürmekte, ve Türkiye'nin Gezi Gençleri'nce yönetileceği çağdaş bir ülke olduğu hayalini kurmakta. // ENGLISH: Born in Ankara in 1974, moved to Istanbul at age 2. Spent lots of time with gymnastic and contemporary dance at early ages but last 15 years practices rather yoga. Married to an German man in 2002 and move to Zurich. Later lived 10 years in Norway/Trondheim and eventually settled down in Germany. Studied Media Science in Trondheim and finished master degree in 2012. Has two sons. Looking forward the days that Turkey is eventually leaded democratically by the Gezi youth.