Ana Sayfa İlişkiler Aldatma psikolojisi ve aldatmanın sebepleri

Aldatma psikolojisi ve aldatmanın sebepleri

Aldatmanın amacı nedir? Boşluk doldurma hissi neden oluşur? Aldatma psikolojisi ve aldatmanın muhtemel sebepleri…

Aldatma psikolojisi ve aldatmanın sebepleri

Aldatmak boşluk doldurmaksa eğer

Aldatmak, kişinin hayatındaki boşlukları doldurma ihtiyacının sonucudur. Bu boşluklar bazen fiziksel bazen de duygusal olabilir. Aldatılana karşı yapılan haksızlık gerçeğini kabul ederek, aldatan da omuzlarında büyük bir yük taşır. Bu yük, vicdanın, hayal kırıklıklarının ve geleceğe dair planlamalarının alt üst olmasının getirdiği sancılı bir acıyı aynı anda içinde barındırır.

Aldatmak konusu herkesin hayatından en az bir kere geçmiş bir durumdur.

Ya aldatılmış ya da aldatmış olmanın nasıl bir duygu olduğunu bilmeyen şanslı insan sayısının çok olmadığı bir dünyada yaşıyoruz. En iyi ihtimalle, hayatımızın bir yerlerinde aldatılmanın taraflarından biri olmaya tanık olmuşuzdur.

En sıklıkla olan tabii ki ikili ilişkilerdeki eşlerden birinin diğerini aldatmasıdır.

Dünyada hiçbir şey birdenbire gerçekleşmez. Kimse birdenbire alkolik olmaz, birden bire boşanmaz, birden bire iflas etmez ve birden bire de aldatmaya başlamaz. Çünkü tükenme aşamalı olur.

Tıpkı alkol ya da iflas örneği nasıl ki yavaş yavaş ve ölçüsüz giden bir sürecin sonucu ise aldatma da aynen böyledir.

Bu sürecin başladığının sinyalleri verilir genellikle. Bazen konuşmalardaki satır aralarında, bazen küçük sitemlerle bazen de yüksek sesle. Ama nedense karşı taraf bunu pek duymaz ya da çoğunlukla umursamaz.

Ses tonu çoğunlukla sakin, beklentiler ise rica veya tavsiye seviyesinde olur. Sonra bu istekler talebe dönüşürken sesler yükselmeye başlamış tavırlar daha sertleşmiş olur. Ve bakar ki bu sinyaller alıcıya ulaşmıyor, beklentilerini veya boşluklarını dolduracak bir potansiyel bulduğunda buradaki eksikliğini doldurmaya yenik düşer.

“En iyi savunma hücumdur” ilkesi işlemez.

Anlamaya çalışmak yerine savunmaya geçilir ve karşı taarruz başlar. İşte burada “En iyi savunma hücumdur” ilkesi işlemez. Ters teper.

Evliliğin bir ön provası olmadığından, çiftler aynı çatı altına girdikten sonra bir bakarlar ki uğruna ölüp bittikleri, görüşmek için dakikaların sayıldığı kişi gitmiş yerine bambaşka biri gelmiş. Kendi de kendisini tanıyamaz. Neden bu duygu değişikliği içine girdiğini bir türlü anlayamaz. İlişki içerisinde hem kendini hem de karşısındakinin duygusallığın ölümüne sürüklendiğini fark edemez.

İlişkiyi de sevgiyi de diri tutan kaybetme duygusu ve özlemdir. Evlilik gerçekleştiğinde bu iki temel kaygı ortadan kalkar, davranışlar daha özensiz sevgi aktarımı daha klişe olmaya başlar. Üstelik iki kişi başlayan bu sevgi aslında altı kişi ile yani her iki tarafın ebeveynleri ile de olur.

Oysaki siz bir kişiyi sevmiştiniz!

Keşke evlilik simülasyonu yapılabilse öyle değil mi? Bu sevgili nasıl bir anne, nasıl bir aile babası olur? Kaybetme duygusu olmadığında davranışları ne olur?

Bireyler genellikle hayat yarışına eşit ya da yakın statülerde başlarlar. Ancak yaşam ilerledikçe hayatta var olma ve başarı hikayeleri aynı hızda ilerlemez. Eşlerden biri geride kalır, diğeri alıp yürür. Kopmalar önce burada başlar. İlişki çatırdamaya başlar sessizce. Konuşulan ortak konular, yaşanılan mekanlar, elde edilen tecrübeler farklılaştıkça sevgiye bakış açısı da farklılaşır.

Bütün mesele budur aslında. Önlem buralarda alınmalıdır.

Hiç kimse aldatma stratejisi ile bir ilişkiye başlamaz.

İlişkilerde tıpkı şirketler gibi yapılandırılmalı gerektiğinde yatırım artırılmalıdır. Nasıl ki işletmenin başlangıçtaki ana sermayesi durum ve rakip pozisyonuna göre değişkenlik gösteriyorsa, aynı şey ilişkiler içinde geçerlidir. Şartlar ve yaşanmışlıklar arttıkça bireylerde ilişkideki rollerini ve ilişkiye katkılarını arttırmalı ve taze tutmalıdırlar.

Aldatan haklıdır demiyorum asla! Ama aldatılanın da bazı zamanlarda haksız olduğu durumlar yok mudur acaba?

Aldatan sadece karşısındakine değil, kendi içindeki duygulara da hesap vermez mi?

İnanışa göre eşini aldatmayan tek canlı yusufçuk böceğidir. Aksesuar olarak da kullanılan yusufçuk, sadakati sembolize eder. Kumrular ise eşleri öldüğünde başka bir kumru ile eşleşmezler. Kumruların ömrü bir yıldır ve bu bir yıl boyunca hep aynı kumru ile çiftleşirler. Bu yüzden birbirlerine aşık çiftlere “kumrular gibiler “denilir.

Eşleri öldüğünde bunalıma giren canlılara ne demeli? Deniz Atı, fil pelikan, angut kuşu, kuğu ve köpeklerden insanoğlunun öğrenecek çok şeyi yok mu sizce de?

Eşi ya da sevdiğini kaybedince insanoğlu çoğunlukla daha az yas yaşıyor. Hayatına kitap ayracı misali kaldığı yerden geç de olsa bir şekilde devam ediyor.

Aldatma haince bir davranış, bir kaçıştır. Pes etmenin farklı bir eylem şeklidir.

Bir zamanlar çok değer verilen kişiye, ilişkiyi öldürmemek adına zamanında daha çok şans verilmeli ilişkiyi kopma eşiğine getirmeden çözümcü olunmalıdır.

Gerçek şu ki; insanın yüreği üşüyorsa bedeni kiminle olursa olsun üşümeye devam edecektir. Bedeni farklı, ruhu başka yerde olarak ikiye bölünen arafta yaşamlar kişinin aynı zamanda kendisine de en büyük ihanetidir.

Yazar: Didem Tınarlıoğlu (Direm Fikir Atölyesi Kurucusu)

Mavi boncuk dağıtmak

Editor
İndigo Dergisi Editör – Haber Merkezi, 2005 yılından bu yana yayında olan bağımsız dijital medya kuruluşu İndigo Dergisi'nin (indigodergisi.com) haber ve güncel içerik ekibidir. İstanbul merkezli ekip, gündem, ekonomi, sağlık, bilim, teknoloji ve yaşam alanlarında araştırmaya dayalı haberler, açıklayıcı içerikler ve rehberler hazırlar. "Editör" imzasıyla bugüne kadar 26.500’ü aşkın içerik yayımlanmıştır. "Editör" imzası tek bir kişiyi değil, İndigo Dergisi Yazı İşleri bünyesinde çalışan editör ekibini temsil eder. Bu imzayla yayımlanan her içerik araştırma, yazım, doğrulama ve editoryal kontrol aşamalarından geçer ve ortak bir ekip çalışmasının ürünüdür. Ekip, Yönetici Editör ve yayın yönetimi altında çalışır. Editör – Haber Merkezi, okurun kararlarını doğrudan etkileyebilecek sağlık, beslenme ve finans konularında ek özen gösterir. Bu alanlardaki içerikler güncel bilimsel verilere ve resmi kaynaklara dayanır. İndigo Dergisi hiçbir siyasi parti, ideoloji, dini oluşum ya da çıkar grubuyla bağlantılı değildir. Editör Masası, Basın Konseyi'nin Basın Meslek İlkeleri'ne uymayı taahhüt eder. Türkiye Gazeteciler Cemiyeti'nin Türkiye Gazetecileri Hak ve Sorumluluk Bildirgesi'ni ve İnsan Hakları Evrensel Beyannamesi'ni benimser. Irk, renk, cinsiyet, dil, din, siyasi görüş, köken ya da ekonomik durum gözetmeksizin herkesin eşitliğini esas alır. Ayrımcı ve yanıltıcı içeriğe yer vermez. Köşe yazılarındaki görüşler yazarlarına aittir; Editör Masası habere ve bilgiye dayalı içeriklerden sorumludur.