Sağlıklı kent yalnızca yeşil alanlar ya da güvenlikli sitelerle değil, güçlü sosyal bağlarla mümkün. Üsküdar Üniversitesi İletişim Fakültesi Medya ve Kültürel Çalışmalar Anabilim Dalı Başkanı Doç. Dr. Cem Tutar’a göre mahalle, yalnızca fiziksel bir yerleşim alanı değil: “Mahalle; karışma, yan yana gelme ve ortak bir kültür üretme alanıdır. Bu özelliklerini kaybeden mahalle, yalnızca fiziksel bir yerleşim alanına dönüşür.”

Doç. Dr. Tutar, Üsküdar Üniversitesi İletişim Fakültesinin Toplum İçin İletişim Eğitim Seminerleri kapsamında “Kent Okumaları: Kentsel Mekan ve Mahalle Kültürü” başlıklı bir sunum yaptı. Sunumunda mekan ve yer kavramlarının farkına değinen Tutar, mekanın daha çok fiziksel ve matematiksel bir alanı ifade ettiğini, “yer” kavramının ise insan etkileşimi, kültür, bellek ve iletişim süreçleriyle anlam kazandığını vurguladı.
Şehir ve kent aynı anlama gelmiyor
Doç. Dr. Tutar, şehrin tarihsel, kültürel ve geleneksel bir yapıyı temsil ettiğini; kentin ise Endüstri Devrimi sonrası ortaya çıkan, üretim ilişkileriyle şekillenen modern bir mekansal yapı olduğunu söylüyor: “Kent, sanayileşme, otomasyon ve kitlesel göçle birlikte ortaya çıkmıştır. Bu bağlamda şehir ve kent aynı anlama gelmez.”
Bugünkü kentlerin henüz “tam anlamıyla oluşmuş” mekanlar olmadığını belirten Tutar’a göre gerçek kentsel mekan, insanların yönetime katıldığı ve söz sahibi olduğu bir yapıda mümkün.
Sağlıklı kent için kent hakkı
Henri Lefebvre’in geliştirdiği “kent hakkı” kavramına dikkat çeken Doç. Dr. Tutar, “Kent hakkı yalnızca oy kullanmakla sınırlı değildir. Kent hakkı; kenti üretme, dönüştürme, yönetme ve sahiplenme hakkıdır. Birey bu sürece katılmazsa kent, bireyi şekillendirir, yabancılaştırır ve izole eder” diyor. Tutar’a göre kentsel alanların sürdürülebilirliği için katılım ve sahiplenme zorunlu; sivil toplum ve yerel katılım mekanizmaları güçlendirilmeli.
Kentlileşme ve metropol tipi kişilik
Kentlileşmenin yalnızca kentte yaşamakla sınırlı olmadığını vurgulayan Tutar, bunun modern dünyaya ait yaşam dizgesini, iletişim formlarını ve kültürel kodları benimseyip gündelik hayata katabilmek anlamına geldiğini söylüyor. Literatürdeki “metropol tipi kişilik” kavramını da şöyle açıklıyor: “Metropol tipi kişilik, kent içerisinde diğer insanlardan kendini yalıtan, yabancılaşma duygusu yaşayan bir birey tipini ifade eder.”
Tutar’a göre kentin en ayırt edici özelliklerinden biri anonimlik: “Kent, bireye tanınmama ve kaybolma hakkı verir. Bu özellik, modern kent yaşamında bireysel özgürlük kadar izolasyonu da beraberinde getirir.”
Konut bir yatırım aracına dönüştü
Neoliberal döneme geçişle birlikte 1970’lerden itibaren kentlerin sermaye birikiminin merkezleri haline geldiğini belirten Tutar, kentsel dönüşüm projeleri, özelleştirme, borçlandırma ve finansallaşmanın bu sürecin parçaları olduğunu söylüyor: “Bugün konut, yalnızca barınma alanı değil; sermayenin el değiştirdiği bir yatırım aracına dönüşmüştür.” İstanbul’da barınma tercihlerinin nasıl değiştiği de bu dönüşümün güncel bir yansıması.
Tutar’a göre kent merkezleri de üretim alanı olmaktan çıkıp AVM’ler, medya teknolojileri ve ekranlarla çevrili bir “gösteri mekanına” dönüştü. İstanbul ise 1980’lerden itibaren küresel kent olarak kurgulandı.
Mahalle keyfi sınırlarla kurulamaz
Mahallenin Arapça kökenli “mahalla” kelimesinden geldiğini hatırlatan Tutar, mahallenin ortak yaşam pratikleri, kültür ve gündelik etkileşimler üzerinden oluştuğunu söylüyor: “Mahalle, yabancıyla kurulan ilişki üzerinden var olur. Yabancıyı dışlayan mahalle, zamanla siyasal bir cemaat yapısına dönüşür ve mahalle olma özelliğini yitirir.”
Tutar’a göre Osmanlı’da kent mahallelerin toplamıydı; Cumhuriyet’le birlikte mahalle idari bir birime dönüştü. 2000 sonrasında yaygınlaşan güvenlikli sitelerde ise mahalle yalnızca bir isim olarak kaldı: “Organik karşılaşmaların, yabancıyla temasın olmadığı, steril ve yalıtılmış mekansal deneyimler ortaya çıkıyor. Ancak kimse ömrünü bir kafesin içinde geçiremez.”
Sağlıklı kent toplumsal bir sorumluluk
Kentlerin yalnızca güvenlikli alanlar üzerinden değil, sosyal ve çevresel bütünlük içinde iyileştirilmesi gerektiğini vurgulayan Doç. Dr. Tutar, “Sağlıklı kentler, suçun minimuma indiği, sosyal bağların güçlü olduğu kentlerdir. Bu yalnızca bireylerin değil, toplumun ortak sorumluluğudur” diyor ve ekliyor: “Kent hakkı dediğimiz kavrama sahip çıkmak istiyorsak, kentin yönetimine dahil olmalı, sokaklara, caddelere, kamusal alanlara sahip çıkmalıyız.”
Sağlıklı kent hakkında sık sorulan sorular
Sağlıklı kent nedir?
Doç. Dr. Cem Tutar’a göre sağlıklı kent, suçun minimuma indiği, sosyal bağların güçlü olduğu ve sosyal-çevresel bütünlük içinde iyileştirilen kenttir.
Kent hakkı ne demek?
Henri Lefebvre’in geliştirdiği kavram; kenti üretme, dönüştürme, yönetme ve sahiplenme hakkını ifade ediyor ve oy kullanmakla sınırlı değil.
Şehir ile kent arasındaki fark nedir?
Şehir tarihsel, kültürel ve geleneksel bir yapıyı temsil ederken kent, Endüstri Devrimi sonrası üretim ilişkileriyle şekillenen modern bir mekansal yapı.




