Covid-19 (Corona virüsü) pandemisi ve psikolojik savaş

Covid-19 salgınının etkilerine yanıt olarak yükselen olumsuz duygusal,  fiziksel veya bilişsel tepkiler nelerdir? Pandemi döneminde stresi arttıran faktörler nelerdir? 

covid pandemi psikoloji

Corona virüsü (Covid-19) pandemisi ve psikolojik savaş

Corona virüsünün (Covid-19) psikolojik olarak herkesi etkilediği bir gerçek. Salgın döneminde bilgileri aldıkça kötü hissetmeniz gayet normaldir. Aslında bu süreçte kaygılanmak, kendimizi korumamız açısından gerekli bir tepkidir ve normal bir duygusal tepkidir. Bunu tren raylarında yürüyen bir kişinin tren sesini duyduğunda korkması ve kaygı duyması olarak düşünebiliriz, tersi daha sorunlu bir durum olacaktır.


Ancak kaygı gereğinden fazla ise bağışıklık sistemini düşürür bundan dolayı kaygı ile baş edilmelidir. Öncelikle bu sürecin geçici olduğunu kabul etmemiz çok önemli. Covid-19’un üzerimizde yarattığı psikolojik tepkiler hakkında Prof. Dr. Özgür Karcıoğlu ile konuştuk. Verdiği değerli bilgiler için teşekkür ediyoruz.

Covid-19 stres tepkileri nelerdir?

Stres, yeni koşulların ortaya çıkmasıyla olağan genel uyumunuzun bozulduğu duygusal, fiziksel ve bilişsel bir tepkidir. 2. Dünya savaşı sonrasında hiç karşılaşmadığımız küresel bir krizle karşı karşıyayız. AIDS ve domuz gribi pandemileri ile kısmen karşılaştırılabilir görünse de dünyayı hem sağlık, hem de sosyoekonomik olarak bu derecede sarsan, etkileyen bir olaydan sonra insanların psikolojik olarak etkilenmesi normal olarak değerlendirilmelidir.

Pandemi döneminde stresi arttıran faktörler nelerdir? 

Salgın döneminde özellikle sosyal medyada ve diğer kitle iletişim araçlarında eskiye göre artmış ve kontrol edilemez düzeyde bir bilgi kirliliği söz konusudur. Bu da insan üzerindeki stres yükünü artırmaktadır. Herhangi bir konuda ‘güvenilir’ bilgi eksikliği varsa insan beyni, boşlukları kötü senaryolarla doldurmaya hazırdır ve bu da kaygıyı artırır.

İnsanın kendisine veya sevdiklerine (çocuğuna, anne-babasına, eşine, kardeşlerine) kötü bir şey olacağı ve bunu önlemenin çok zor olduğu duygusu yeryüzündeki en önemli kaygı kaynağıdır. Yaşamın tehlike altında olması, en ilkel refleksimiz olan ‘kaç veya savaş’ tepkisini doğurur. Virüsten “kaçmanın” da, akla yatkın ve etkili şekilde “savaşmanın” da zorluklar içerdiği düşünülürse aslında geniş kitlelerde kaygının yüksek olması çok anlaşılır bir durumdur. Aksine, yaşamınızı tehdit eden bir duruma karşı tepkisiz kalmanız anormal olacaktır.

Covid-19 salgınının etkilerine yanıt olarak yükselen olumsuz duygusal,  fiziksel veya bilişsel tepkiler nelerdir?

  • Kendiniz ve yakınlarınızın sağlığı için korku ve endişe duymak (anksiyete),
  • Damgalanma ve diğer kişilere bulaştırma konusunda aşırı korku/kaygı hissetmek
  • Gergin ve bunalmış hissetmek, olağan durumlara ilişkin kaygı ve korku,
  • Sürekli üzgün hissetme, ağlamaklı olma,
  • Keyif veren etkinliklere karşı ilginin azalması
  • Uyku düzeninde değişiklik; uykuya dalmada güçlük, kabus görme
  • İştahın artması,
  • Kronik sağlık sorunlarının artması
  • Kontrol edemediğiniz inatçı ve tekrarlayıcı olumsuz düşünceler,
  • Konsantrasyon bozukluğu,
  • Bellek zayıflığı
  • Fiziksel belirtiler: Kalp atış hızında (nabızda) artış, mide krampları/ rahatsızlık duygusu, halsizlik, yorgunluk

Pandemi dönemi bizde ne tür hisler yaratıyor?

  • Genel anlamda umutsuz hissetmek,
  • Yakındaki bireylerden ya da sosyal çevreden kopmak,
  • Kamusal alanlara girme konusunda kaygılı, evhamlı davranmak,
  • Gevşeyememek, hep gergin hissetmek
  • Alkol, sigara ve diğer madde kullanımının artması

Covid-19 nedeniyle hastaneye yatırılan hastaların duygusal zorlukları hakkında ne söyleyebilirsiniz?

  • Kişisel koruyucu ekipmanlar nedeniyle personeli görüp rahatça iletişim kuramamak,
  • Sosyal izolasyon- yakınlarının ziyaret edememesi
  • Acil servis ve yoğun bakımlarda gürültü, alarmlar, koşuşturmaların olumsuz etkisi
  • Mekanik ventilatördeki diğer hastaları veya ölenleri görmek, tanık olmak
  • Personel yetersizliği, ekipman eksikliği ile yeterli bakımı alamama kaygısı

Şekil. Pandemide algılarımızın gelişim süreci. Afet haberleri, ölen insanların görüntüleri geldiğinde insanlar önce korku evresine girerler. Daha sonra öğrenme, en son konuyla ilgili olgunlaşma veya büyüme alanı söz konusu olur. Bu alanlar net çizgilerle ayrılmayabilir, birbiri içine geçebilir. Bu alanlar hazmedilmeden çok hızlı geçilmesi pek olanaklı değilse de bilgilenme ve insanlar arası dayanışma ile daha sağlıklı geçişler sağlanabilir ve bir alanda gereğinden fazla kalmak engellenebilir.

pandemi algılar

Covid-19 salgınıyla birlikte değişen yaşam şartlarımızın sonucunda önemli olan stresle nasıl başa çıkılacağını bilmektir. Öncelikle bilmemiz gereken; salgından önceki hayatımızda her şeyi kontrol edemiyorduk; şimdi de kontrol edemiyoruz.

Pandemi dönemindeki strese karşı herkes aynı tepkiyi mi verir?

Pandemi dönemindeki strese karşı herkes tabi ki aynı tepkiyi vermez.. Strese aşırı tepki verme olasılığı yüksek olan gruplar şöyledir:

  • Yaşlılar ve kronik hastalıkları olduğu için Covid-19’a yakalanma ve şiddetli geçirme riski yüksek olan gruplar.
  • Çocuk ve ergenler
  • Covid-19’lu hastalara veya şüphelilere yardım eden, bakım veren sağlıkçılar.
  • Madde kullanımı da dâhil, psikolojik problemleri olanlar.
  • Hastalık nedeniyle bir yakınını, sevdiğini kaybedenler.

Endişe ve kaygıların çoğunun sebebi nedir?

Endişe ve kaygılarımızın büyük bir çoğunluğu gelecekle ilgilidir ve çoğu gerçekleşmemektedir. Kontrolümüzde olmayan şeyler için ne kendimizi suçlayalım ne de değiştirmek için çabalayalım. Modern yaşam bizi kaygılı düşüncelere sevk ediyor. Kuşaklar öncesini düşünecek olursak, bu kadar gelişmiş bir teknoloji olmadığı için endişe düzeyleri de oldukça azdı.

Kaygı ve endişeyi nasıl azaltabiliriz?

  • Güvenilir kaynaklardan bilgi edinirsek, bilgi kirliliğinin vereceği endişeden kurtulmuş oluruz.
  • Sosyal medyanın genel anlamda kaygı artırıcı olduğu bilinmektedir. SM’de ne kadar vakit geçirdiğinizi değerlendirin.
  • Haber izlemek de en aza indirilmelidir. Belli saatlerde mesela günde en fazla iki kez olacak şekilde izleyebilirsiniz.
  • Müzik eşliğinde ritim tutmanın, şarkı söylemenin ve dans etmenin ruh haliniz üzerinde yatıştırıcı etkisi olduğunu unutmayın.
  • Fırsat yaratarak olabildiğince dışarıda dolaşmakta yarar vardır.
  • Salgın süresince çevrimiçi yollar aracılığıyla da psikolojik destek veya terapi hizmeti sunan uzmanlar olduğu unutulmamalıdır.

Ara verin: Okumak, film izlemek, internette dolaşmak gibi herhangi bir şeyin çok uzun saatler sürmesi yanlıştır. Ara vermeyi bilmelisiniz.

Vücudunuza iyi bakın: spor, dengeli ve iyi beslenmek, yeterli uyumak, alkol ve ilaçlardan uzak kalmak yararlıdır.

Kafayı dağıtacak bir şeyler yapın: Her zaman yaptıklarınızdan farklı şeylerle kendinizi oyalayın.

İnsanlarla bağlantı kurun: Güvendiğiniz, sevdiğiniz insanlarla daha çok konuşun, bağlantıda kalın.

Ne tür etkinlikler içinde olmak bizlere iyi gelir?

Üretime dönük aktiviteler her zaman bir şey yapmamaktan veya pasif şekilde TV izlemekten veya internette surf yapmaktan iyidir. Saksıda veya bahçede çiçek yetiştirmek, günlük tutarak anı yazmak, olanak ve yetenek varsa kendimizi daha da geliştirip şiir, öykü vb. üretmeye çalışmak, resim ya da müzik üretmek ruh sağlığına çok iyi gelecektir. Bu tür etkinlikler uyku düzenini yoluna sokmak için de çok yararlıdır.

Kendinizi ve çevrenizdekileri korumak için yapabileceklerinizi gözden geçirmelisiniz. Aşağıdaki iki soru bizi daha çözüm odaklı bir yaklaşıma sürükleyebilir:

  • Neleri kontrol altına alabilirim?
  • Geçmişte yaşadığım zorluklarla başa çıkmada hangi yöntemler bana yardımcı olmuştu?

Hobiler bu dönemi daha sağlıklı geçirmemizde işe yarar mı?

Kesinlikle evet. Eğer belirgin bir hobi edinmediyseniz kendinize severek ilgilenebileceğiniz hobi(ler) bulmaya çalışın.

  • Zamansızlıktan yakındığınız dönemde okuyamadığınız kitaplar ve izleyemediğiniz filmler için üzülüyordunuz, artık şu dönem zaman sizin.
  • Yeni bir dil öğrenmek, resim yapmaya başlamak, yemek yapmayı öğrenmek gibi isteklerinize artık ayıracak vaktiniz var.
  • Günlüklerinizi, notlarınızı temize geçmek, balkonu düzenlemek, tamir edilecek bir şeyle uğraşmak gibi ertelenmiş işlere zaman ayırabilirsiniz.
  • İşaret dilini öğrenmek, puzzle yapmak, belgesel izlemek, tarihi araştırmak gibi daha birçok şey yapabilirsiniz.

Fiziksel etkinlik bize ne kazandırır?

Hayata dair motivasyonunuzu yeniden yükseltmenize ne iyi geliyorsa onu yapmaya çalısın.

Düzenli spor gibi fiziksel etkinlik ile ruh sağlığı arasında yakın bir ilişki olduğu bilinmektedir.

Hafif veya orta egzersiz yapmak kortizon (stres) hormonunu azaltır. Böylelikle kendinizi daha iyi hissedersiniz.

Düzenli egzersizle beraber irisin (spor/egzersiz) hormonu da düzenli salınır. Bu hormon beyin hücrelerini yaralanma ve yaşlanmaya karşı korur, aynı zamanda kilo vermenizi sağlar.

Unutmayın ki evde olsanız dahi, bedeninizi harekete geçirecek pek çok yol bulabilirsiniz. Örneğin; çalışma odanızı düzenlemek, çocuklarla oyun oynamak ya da egzersiz yapmak gibi.

  • Stresli durumlarda beslenme alışkanlıkları bozulabilmektedir. İştah kaybı da olabilir, aşırı yemek yeme isteği de görülebilir.
  • İnternetten de rahatça bulunabilen nefes ve meditasyon tekniklerini müzik eşliğinde uygulayabilirsiniz.

Pandemi döneminin yarattığı stres ve kaygının olumsuz tarafları nelerdir?

Aşırı düzeyde bir tehdit algısı aşırı düzeyde bir savunma refleksine yol açabilir. Örneğin salgın aşırı titizlik düşüncesini tetikleyebilir. Kabul edilebilir düzeyde önlem alan kişiler aşırı önlem alanlara göre hastalık açısından daha yüksek riskli değildir. Elinizde çamaşır suyuna bulanmış bir bez ile odadan odaya koşturmanız kimseye bir yarar sağlamaz.


Alkol, sigara, uyuşturucu madde ve ilaç kullanımından kaçının. Benzer şekilde kafein içeren yiyecek ve içecekler de zararlı olabilir. Çünkü kafeinin yarı ömrü 6 saattir, eğer akşamüstü saat 16.00’da bir fincan kahve içtiyseniz akşam saat 22.00’de içtiğiniz kafeinin yarısı hala vücudunuzda dolaşıyor olacaktır.

Salgın döneminde bilgileri aldıkça kötü hissetmeniz normaldir. Aslında bu süreçte kaygılanmak, kendimizi korumamız açısından gerekli bir tepkidir ve normal bir duygusal tepkidir. Bunu tren raylarında yürüyen bir kişinin tren sesini duyduğunda korkması ve kaygı duyması olarak düşünebiliriz, tersi daha sorunlu bir durum olacaktır.

Ancak kaygı gereğinden fazla ise bağışıklık sistemini düşürür bundan dolayı kaygı ile baş edilmelidir. Öncelikle bu sürecin geçici olduğunu kabul etmemiz çok önemli. Endişeli olabileceğini düşündüğünüz veya yalnız yaşadığını bildiğiniz kişilerle iletişime geçmeyi ihmal etmeyin. Bu size kendinizi iyi hissettirmenin yanı sıra o kişilerin de kaygı ve endişeleriyle baş etmelerine yardımcı olacaktır.

Dikkati başka aktivitelere yöneltmek iyi bir yaklaşım olabilir.

Örneğin kendimizi iyi hissetmediğimizde hobilerimize vakit ayırırsak daha iyi hissederiz. Bunun dışında spor yapmak, hareket halinde olmak vücudumuzda mutluluk hormonları olarak bilinen endorfinlerin düzeyini yükselterek kendimizi mutlu hissetmemizi kolaylaştırır.

Kaygınızın çok arttığını hissettiğinizde sevdiğiniz kişilerle duygularınızı paylaşmanız önemlidir.

Stresle başa çıkmada önerilen yollardan biri de sanat ve mizahtır. Zorluklarla karşılaşıldığında yaşam her zaman kendine bir çıkış yolu bulacaktır. Sanat da daima bu yaşam enerjisinin, direnişinin, aktivizmin bir parçası olmuştur. Endişe edince bir şey değişmiyor, öyleyse endişe yerine elimizden geldiğince gülmeyi seçelim.

Depresyonda olup olmadığımızı nasıl anlayabiliriz?

Depresyon sanırım halk arasında en fazla yanlış kullanılan terimlerden biridir. En basit tanımıyla süreklileşen mutsuzluk ve üzgünlük halidir. Bir yakınını kaybeden kişinin hali depresyona benzer ise de zamanla belirgin iyileşme görülmesi ile depresyondan ayrılır. Kadınlarda ve yaşlılarda görülme sıklığı daha fazladır. İyi olan yanı ise; depresyon tanısı konduktan sonra tedaviye çok iyi yanıt alınmasıdır. Depresyondaki kişilerin çoğu zaman kaygı bozukluğu (anksiyete) yaşadığı da bilinmelidir.

Depresyon tanısı konması için hangi belirtiler gerekmektedir?

Depresyon tanısı konması için aşağıdaki belirtilerin en az iki hafta sürmesi gerekir:

  • Sürekli üzgün hissetmek,
  • Önceden severek yapılan aktivitelere ilginin ve alınan zevkin düşmesi, cinsel isteksizlik
  • Uykuya dalmada zorluk, sık uyanma veya aşırı uyuma,
  • Değersiz ve suçlu hissetme,
  • Konsantrasyon kaybı ve karar verme zorluğu,
  • Konuşmada ve hareketlerde yavaşlama,
  • Sürekli halsizlik-yorgunluk,
  • İştah değişikliği; yani aşırı yeme veya iştahsızlık,
  • Sık sık ölümü düşünmek ve intihar/kendine zarar verme eğilimi.

SARS ve MERS gibi Covid-19’a benzer salgınlardan sonra hastaların birkaç ay içinde %15’nde depresyon, %15’inde ise anksiyete bozukluğu saptanmıştır. Travma sonrası stres bozukluğu (post-traumatic stress disorder, PTSD) ise %30’a kadar çıkabilmektedir. Her yaş grubunda depresyonu görebiliriz. %19 kadar da uzun süreli halsizlik, yorgunluk bildirilmiştir.

Sosyal ilişkilerimize neredeyse son vermek zorunda kaldık. Bu konu hakkında neler söyleyeceksiniz?

Pandemi nedeniyle diğer insanlarla aramıza mesafe koymak zorunda kalsak da, bu mesafe sadece fiziksel bir uzaklıktır. Aksine, sosyal dayanışmanın artması gereken bir dönemde olduğumuz ortadadır. Aslında sosyal ilişkilerimizi ne kadar diri tutarsak stresli dönemleri o kadar çabuk ve kolay atlatırız.

  • Paylaşın.
  • Dinlediğiniz müzikleri, İzlediğiniz filmleri, daha önce gezdiğiniz yerleri, oynadığınız oyunları diğer insanlara anlatın.
  • Projeleriniz veya dersleriniz için arkadaşlarınızdan veya danışmanlarınızdan düşünce almak, işe odaklanmanıza, çalışmaktan zevk almanıza yardımcı olur.

Bu süreçte herkesin uyku düzeni bozuldu. Görüş ve tavsiyeleriniz nelerdir?

Uzmanlar her ne olursa olsun rutinimize devam etmemizi öneriyorlar. Belli saatte uyuyup belli saatte uyanmak, üretime dönük işler yapmak ruh sağlığımızı olumlu etkiler. Uyku düzeninin korunması yararlıdır. Örneğin film vb izlemek için ‘sabahlamak’ ertesi günkü düzeninizi bozacağından psikolojiniz üzerinde zararlı bir etki yaratacaktır.

Kaliteli (derin) uyursanız uykuya daldığınızda ‘Growth hormon’  dediğimiz (insan büyüme hormonu) salınır. Ve bu sayede kas ve kemik kuvvettiniz artar, protein metabolizması düzenlenir, aynı zamanda yaşlanma da gecikir.

Covid-19’un varlığı ve teşhisleri önyargı ve damgalamayı da birlikte (Stigmatizasyon) getirdi. Bu konu hakkındaki görüşleriniz ve tavsiyeleriniz nelerdir?

Covid-19 herhangi bir etnik köken, cinsiyet ve yaştan bağımsız bir biçimde dünya genelinde, pek çok kişiyi etkileyen bir yaygın halk sağlığı sorunudur.  Siz veya çevrenizdeki kişilerden birinin de Covid-19 tanısı alabileceğini, tedavi gören ve/veya iyileşmiş kişiler arasına girebileceğini unutmayın. Covid-19 tanısı ile tedavi gören bireylere, “vaka”, “Covid” veya “kurban” gibi damgalayıcı ifadeler kullanmamaya özen gösterilmelidir.

Biyografi: Prof. Dr. Özgür Karcıoğlu

Özgür Karcıoğlu1969 yılında Aydın’da doğdum. Ege Üniversitesi Tıp Fakültesi’nden 1993 yılında mezun olup 1994’te Dokuz Eylül Üniv. Tıp Fak. (DEUTF) Acil Tıp AD Araştırma Görevliliğine başladı.

1998’de ‘Acil Serviste Kardiyopulmoner Resusitasyon Uygulanan Hastalarda End-Tidal CO2 Monitörizasyonunun Rolü’ konulu uzmanlık tezi ile Acil Tıp Uzmanı oldu. Ekim 2004’te DEÜTF Acil Tıp AD’da Doçent unvanı aldım. 2005 Nisan-2007 Eylül arasında aynı anabilim dalında başkanlık görevinde bulundu. 2007’den itibaren Sağlık Bakanlığı’na bağlı İstanbul Bakırköy Eğitim ve Araştırma Hastanesinde Acil Tıp Kliniği eğitim direktörü olarak görev aldı. Ocak 2009’dan sonra Acıbadem Üniversitesi Tıp Fakültesi Acil Tıp Anabilim Dalı Başkanı ve Bakırköy Acıbadem Hastanesi Acil Servis Sorumlusu olarak çalıştı. 2010 yılında Acıbadem Üniversitesi bünyesinde Profesör unvanı aldı.

Eylül 2007-2009 arasında Türkiye Acil Tıp Derneği Yönetim Kurulu üyesi olarak görev aldı. İstanbul Tabip Odası, Türkiye Acil Tıp Derneği, Ulusal Travma ve Acil Cerrahi Derneği, Acil Tıp Uzmanları Derneği, Tıp Eğitimini Geliştirme Derneği, American College of Emergency Physicians (ACEP), European Society of Emergency Medicine üyesi. 2014 yılında kurucusu olduğum Toplumsal Afet Derneği’nin Başkanlığını yürütüyor. TATD bünyesinde Sepsis çalışma grubunun başkanı, Travma ve Resüsitasyon çalışma gruplarında aktif üyesi. 2017 yılında “Fellow of Emergency Medicine Association of Turkey” (FEMAT) üyeliği ödülü aldı.

2012 ve 2016 yılında Amerikan Kalp Derneği (AHA) bünyesinde Temel ve İleri Kardiyak Yaşam Desteği (BLS ve ACLS) Eğitici Eğitimi Sertifikası aldı.

Bu süreç içinde DEUTF Acil Tıp akademik yapısı içinde yürütülen ve tamamlanan 22, diğer bir üniversitede 1 uzmanlık tez çalışmasında tez danışmanı olarak görev yaptım. Acil tıp ile ilgili uluslararası hakemli dergilerde 111, ulusal hakemli dergilerde 65 bilimsel yazı ve makale, editörlük yaptığı 2 çeviri, 3 özgün kitap ve 33 kitap bölümü yayınlandı. Halen ‘Trauma Surgery’ başlıklı orijinal İngilizce kitap editörlüğü projesi devam ediyor.

Üniversiteler ve uzmanlık dernekleri bünyesinde düzenlenen çeşitli sempozyum ve konferanslarda görev aldı. 2007’de İzmir’de düzenlenen III. Ulusal Acil Tıp Kongresi’nde Kongre başkanlığı yaptı. Ulusal ve uluslararası bilimsel kongrelerde sözlü veya poster olarak sunulan 116 bildiride katkısı oldu.

Covid-19 salgınına ilişkin yazı ve benzeri bilgileri, tanı ve tedavi süreçleri, yayılım, bulaş, korunma ve tedavi yöntemlerini içeren ‘Covid-19 TANI VE TEDAVİSİ’ başlıklı kitabı Ematip kitabevi tarafından basılmıştır.

Kaynaklar:

• British Psychological Society: Meeting the psychological needs of people recovering from severe Covid-19. 16.04.2020 https://www.bps.org.uk/


• Is it depression or just a bad day? URL: https://depression.org.nz/is-it-depression-anxiety/depression/ accessed: 28.05.2020

Yaz mevsiminde corona virüse karşı uyarılar: En çok yapılan hatalar


Serpil Çavuşoğlu
1973 İstanbul doğumluyum. Hayatın her alanında gönüllü olarak faaliyet göstermekteyim. Bağımlılık ile mücadele, kadın ve çocuk istismarına karşı destek, eğitime katkı amaçlı kütüphanaler kurulması, yardımlaşma derneklerinde faaliyetler, tüketicinin her tür hakkı (sağlık, hukuk...) üzerine destek çalışmaları, kültür sanat projelerine koçluk, danışmanlık, tutuklu çocukların topluma kazandırılması amaçlı eğitim organizasyonları, kan bağışı, organ bağışı, ilik bağışı üzerine organizasyonlarda koordinatörlük, özel eğitim öğretmeni olmam sebebiyle engelli çocuklarımızın ailelerine danışmanlık, okullarda çocuklarımızın yardımlaşma güdüsünü pekiştirme amaçlı seminerler ve sayamayacağım daha pek çok alanda, neredeyse hiç durmadan yıllardır gönüllü olarak faaliyet göstermekteyim.