Dikkat yorgunluğu: Yeni normale karşı rehavet ve aşırı normalleşme

Karantina yorgunuyuz. Üstelik bu durum herkesin hayıflandığı gibi sadece bizim ülkemizin insanına özgü bir boşvermişlik bana bir şey olmaz hali de değil. Tüm dünya ülkelerinde aynı rehavet durumu yaşanıyor. Uzmanlar bu durumu dikkat yorgunluğu olarak adlandırıyor.

Dikkat yorgunluğu nedir Yeni normale karşı rehavet ve aşırı normalleşme

Dikkat yorgunluğu: Yeni normale karşı rehavet ve aşırı normalleşme

Yılın ilk aylarında duymaya başladık dalga dalga yayıldı koronavirüs ve kaçınılmaz son Türkiye’yi de vurdu. Mart ayından beri gecemiz gündümüz koronavirüs oldu. Hangi kanalı açsak karşımızda bir uzman ‘Aman ha dikkat!’ dedi. Sağlık Bakanımız Fahrettin Koca’nın açıklamalarını bekledik her akşam, Bakanımız yılmadan usanmadan “Ellerinizi yıkayın, maske kullanın, fiziksel mesafenizi koruyun.” dedi.


Sosyal medyada yurt dışındaki Covid-19 vakalarını, hayatlarını kaybedenlerin nasıl korkunç bir şekilde öldüğünü, hastasını kaybeden doktorların, sağlık çalışanlarının ağlayarak çektiği videoları, doğru bilginin yanı sıra korku kültürünü daha da güçlendiren yalan haberleri gördükçe hepimiz daha da kaygılandık.

Sokağa çıkma yasağının ilk açıklandığı gece marketlerin, fırınların önünde oluşan kuyrukları, insanların fiziksel mesafeyi yok sayarak hareket etmeleri çoğumuzun tepkisini çekti, birçok insan sosyal medya üzerinden Luppo alan kişiye demediğini bırakmadı. Tüm sohbetlerimizde hepimiz aynı cümleleri kurmaya başladık:

• Ellerim aşındı yıkamaktan.

• Evden dışarı çıkmıyorum çıkarsam da maskemi takıp bir markete gidiyorum.

• Habire yemek yiyorum.

• Uyku düzenim bozuldu, geç uyuyup geç kalkıyorum.

• Dikkatimi toplayamıyorum.

• Dışarı çıkınca kendimi kötü hissediyorum hasta olacağım sanıyorum.

• Market, apartman kapısını tutamıyorum.

Listeyi daha da uzatabiliriz…

Bu cümlelerin hepsinin altında yatan kaygı, korku ve kendimizi, sevdiklerimizi koruma duygusu yeni normal düzenin açıklanmasıyla birlikte yerini rehavete, hiçbir şey olmamış daha birkaç hafta önce sokağa çıkma yasakları yaşamamışız bu virüs tamamen ortadan kalkmış gibi bir rahatlığa aşırı normalleşmeye bıraktı.


Peki, ne oldu, ne değişti de maskeler düştü, kaygı dolu cümleler yerini elimi yeni yıkadım bir yere de dokunmadımlara, kalabalık değil zaten maske takmasam da olura, evde bunaldım bir kahve içmeye gidelimlere bıraktı, uyarılar kulak ardı edilmeye başladı?

Hemen söyleyeyim karantina yorgunuyuz. Üstelik bu durum herkesin hayıflandığı gibi sadece bizim ülkemizin insanına özgü bir boşvermişlik bana bir şey olmaz hali de değil. Tüm dünya ülkelerinde aynı rehavet durumu yaşanıyor.

Dikkat yorgunluğu

Northwestern Üniversitesi Feinberg Tıp Fakültesi’nde Psikiyatri Ve Davranış Bilimleri üzerine çalışmalar yapan Prof. Dr. Jacqueline Gollan bu durumu dikkat yorgunluğu olarak adlandırıyor ve dikkat yorgunluğunun insanların uyarılara uyma, tedbirli olma konusunda motivasyon düşüklüğü yaşaması anlamına geldiğini; uyarılar karşısında hassasiyetin kaybolması, tahammülsüzleşme, uyarıların ve riskin önemini küçümseme gibi davranışsal belirtileri olduğunu ifade ediyor. Hal böyle olunca kuralları esnetiyor, uyarıları kulak ardı ediyor, fiziksel mesafe ve maske kullanımında hassasiyetimizi kaybediyoruz.

Ölüm oranlarının düşmesi, gün be gün virüs karşısında olumlu gelişmelerin yaşanması ve felaket senaryoları içeren sosyal medya paylaşımlarının azalması pandemi sürecinin başındaki korkuya bağlı motivasyonumuzun azalmasına neden oldu. Kendimizi sevdiklerimizi korumaya yönelik motivasyonumuz azaldı azalmasına ama stres hepimizde kronikleşti.

Kronikleşen bu stres karşısında uyarılara duyarsızlaştık ve beynimizin karar verici bölgelerine “herhangi bir tehdit kalmadı” mesajını vermeye başladık. Beynimize yolladığımız bu mesaj nedeniyle de kendimizi güvenli alanda hissettiğimiz yanılgısına düşüyoruz. Oysa tehlike hala geçmiş değil ve hiçbirimiz hala güvenli alanda değiliz. Bu nedenle beynimizi yanıltıcı mesajlardan biran önce kaçınmalı ve yeni normal düzeni benimsemeliyiz.

Bunun için yapmamız gereken şeyler çok da zor değil:

Öncelikle tehditlere uyum sağlamalıyız

Risk hepimiz için devam ediyor. Beynimizde bu süreci sıradanlaştırdığımız sürece rehavete kapılmamız kaçınılmazdır. Günlük yaşamda da böyle değil mi zaten? Her gün aynı şekilde çalan bir siren sesi düşünün ilk başta bu siren sesi sizi korkutup paniğe kapılmanıza yol açarken sonraki günlerde bu sese alışıp kayıtsız kalmaya hatta sesi duymamaya başlarsınız. Pandemi sürecindeki bilgilere de aynı şekilde duyarsızlaşmaya başladık. Ancak şu an ihtiyacımız olan şey duyarsızlaşma değil riski azaltıcı önlemlere uyum sağlama.

Fazla bilgi yüklemesinden kaçınmalı, bilgi kirliliğine aldanmamalıyız

Pandemi sürecinde o kadar çok bilgi yüklemesi yapılıyor ki gün içinde onlarca doğru ve yanlış bilgiye maruz bırakılıyoruz. Tüm TV kanallarında yer alan uzman açıklamaları, birbirini tutmayan çelişkili ifadeler, sosyal medyada yayılan yanlış bilgiler bir süre sonra beynimizce tutarsızlık olarak algılanıyor ve işlenmiyor.

İşlenmeyen bilgi dolayısıyla doğru bir şekilde eyleme davranışa dönüşmüyor. Bu nedenle az sayıda ve güvenilir bir bilgi kaynağına yönelmeli, ne yapacağımıza neyin güvenli olduğuna bu güvenilir bilgi kaynaklarından edindiğimiz bilgiler doğrultusunda karar vererek dengeli bir bakış açısı geliştirmeliyiz.

Stresi azaltarak yeni normale uyum sağlamalıyız

Stres beynin en büyük yanıltıcıları arasında yer almaktadır. Hastalanma korkusunun yanı sıra hepimizde iş kaygısı, ekonomik kaygılar ve gündelik hayatın stresi var. Özellikle ekonomik kaygılarımız hepimizin stres düzeyini yükseltmekte. Stres düzeyi yükseldikçe de davranış bazında önceliklerimiz değişiyor.

“Çalışmam ayakta kalmam gerekiyor, bunun için dışarıda olmalıyım. Dışarıda olduğum sürede tedbirlere daha az önem verebilirim. Çünkü önceliğim Korona tedbirleri değil, evimi geçindirmek.” düşüncesiyle hareket eden ve ekonomik kaygısı yüksek olan biri maske ve fiziksel mesafeyi öncelik haline getirmeyecektir. Çünkü stres onun beynine yanıltıcı sinyaller göndererek doğru kararlar almasına engel olacaktır.

Bu nedenle stresi aza indirmeli, kendimize özen göstermeli, zihnimize, ruhumuza iyi gelen uğraşlar edinmeliyiz. Hatta bakış açımızı değiştirip stresimizi dengelemeye çalışmalıyız. “Çalışmam gerekiyor. Dışarıda olduğum sürede tedbirlere daha az önem verebilirim. Çünkü önceliğim Korona tedbirleri değil, evimi geçindirmek.” düşüncesindeki gibi stresi tetikleyen negatif bir düşüncenin yerine “Çalışmam gerekiyor ama bunun için sağlığımı da korumam gerekiyor. Dışarıda olduğum sürede maske ve fiziksel mesafeye önem vereyim ki virüsün bana ve sevdiklerime bulaşmasını engelleyeyim.” düşüncesini benimsemek daha olumlu bir bakış açısı olacaktır.


Zor zamanlardan geçiyoruz ve bu zamanda kendimize yapacağımız en büyük iyilik yeni normale uyum sağlayarak MASKE ve FİZİKSEL MESAFE kurallarına uymak. Rehavete kapılıp virüsün sağlığınızı tehdit etmesi mi yoksa bu süreçte yeni normal düzene uyum sağlayarak virüse kafa tutmak mı istersiniz? Tercih sizin… En kısa sürede sağlıklı günlerimize dönmek dileğiyle.

Sosyal mesafeli tatil için güvenli seyahat önerileri!


Gamze Özyedek
Sosyolog, İK Yöneticisi & Kariyer Gelişim Uzmanı | İnsan Kaynakları Yönetimi, Stratejik Yönetim Süreçleri, İş Planlama ve İş Değerlendirme, Kişisel Gelişim, Liderlik Becerileri, Müşteri Yönetimi, Kurumsal İletişim, Profesyonel Yönetim Becerileri, Diksiyon ve Beden Dili, Müşteri Memnuniyeti ve Devamlılığı, Satış ve Sektöre Özel Yönetim Eğitimleri vermektedir. İnsan Kaynakları & Yönetim Danışmanlığı ve Eğitim başlıklarında çalışmalarını sürdürmektedir. Yeni bir şeyler öğrenerek ve keşfederek yaşamayı ilke edinerek, bilgi paylaşıldıkça anlam kazanır düşüncesinden hareketle 2017 yılında İdeal Psikolojik Danışmanlık ve Kariyer Gelişim Merkezi’ni kurarak çalışmalarına burada devam etmektedir.