Adaletin koruyamadıkları

Onlar adaletin koruyamadıkları… Karısını katleden bir tip, başını yaslayıverir omzuna, ne kadar pişman ve mağdur olduğunu anlatır. Ölen zaten konuşamayacağına göre, en son gören en iyi tanıyan da katil olduğuna göre istediğine göre yaz çiz. Üstüne bir de takım elbise giydin mi gelsin iyi hal indirimi. Yitip giden mi? Gidenin vah haline!

Adaletin koruyamadıkları

Adaletin koruyamadıkları…

Son dakika! Büçükçekmece’de kadın cinayeti: “Barışalım” diye götürdü; başından vurarak öldürdü.

Kadın Cinayetlerini Durduracağız Platformu: Bir ayda 36 kadın öldürüldü!

Son Dakika: Büyükçekmece’de kadın cinayeti | Video

Ankara’da kadın cinayeti: 20 yaşındaki kadın, eşi tarafından öldürüldü

Bir kadın cinayeti daha! Cani koca, tartıştığı eşini pompalı tüfekle öldürdü

Yukarı da okuduğunuz başlıklar Google arama motoruna “Kadın cinayeti” diye yazdığınızda karşınıza çıkan, en çok okunan sade ve sadece birkaç haberin başlığı. Artık ne kadar çoklar değil mi ve artık ne kadar da normalleşti? Bir kadını öldürmek ne kadar da kolaylaştı.

Aslında bir insanı öldürmek ne kadar da kolaylaştı ama kadın ölümlerini konuşmanın iki sebebi var. Birincisi bunun politik oluşuna inanışım, ikincisi bu ölümlerin durmasını sağlayacak yasanın bazı tipler tarafından günah keçisi ilan edilmesi.

Bir kadın ölünce ne olur?

Yani kastettiğim televizyonda, sosyal medyada, basında uzun uzadıya kadının neden orada olduğunun, üzerinde ne olduğunun, alkol alıp almadığının filan tartışıldığı ve inatla ölmeyi neden hakettiğinin kanıtlanmaya çalışıldığı katil aklama tiyatroları dışında ne olur?

Hatta resminin paylaşılıp topyekün katile lanet okunduğu, “Bu son olsun” mesajlarını da geçtim. Bunların dışında ne olur?

Bir kadın ölür ve ardından her ölüm gibi acılı insanlar kalır. Ama eğer ölen kadınsa geride kalanın üzülmeye zamanı yoktur. Çünkü geride kalan, yitirdiği kadına atılan iftiraları temizlemekle yükümlüdür ve elbette yitirdiği canın katiline gerekli ceza verilmesi için adalet savaşı da vermek zorundadır. Çünkü bilirler ki adalet bazen bir takım elbisenin hafifliğiyle bozulur.

Misal karısını katleden bir tip, başını yaslayıverir omzuna, üzerinde bir takım elbise ne kadar pişman ve mağdur olduğunu anlatır. “Kadın işveli gülüyordur” hem de ortalık yerde(!) Başkalarıyla mesajlaşıyordur. Erkeklik gururuna laf etmiştir. Erkek çok seviyordur(!) Çok kıskanıyordur; hem sevmeyen insan kıskanır mı? Aslında kadın azıcık alttan alsaydı, o lafı etmeseydi, o kısa eteği giymeseydi, istediği çorbayı yapsaydı, işveli işveli gülmeseydi şu an hayatta olacaktı! Erkek de mağdur olmayacaktı!

Ne kadar tanıdık değil mi yukarıdaki mizansen? Çünkü hepsini okuduk. Hepsinin örnekleri var. Ölen zaten konuşamayacağına göre, en son gören en iyi tanıyan da katil olduğuna göre istediğine göre yaz çiz. Üstüne bir de takım elbise giydin mi gelsin iyi hal indirimi? Yitip giden mi? Gidenin vah haline!

Gidenler…

Kızının ölümü için adalet savaşı veren bir babanın dilinden “Soracağınız başka bir şey var mı? Kızımın yanına gideceğim beni bekler” dediğini duydum. Kızının, eşinin, kardeşinin, ablasının ne kadar iyi olduğunu anlatmaya çalışan sayısız insan. Ölümün hakkı olurmuşcasına hak etmediklerini kanıtlamaya çalışan bir dünya yüreği dağlanmış insan… Şimdi bahsedeceklerim şu ara kapatılmaya çalışılan sosyal medya sayesinde tanışabildiklerimden ufacık alıntılar.

Ecem Balcı

Ecem Balcı

Önce kayıp haberlerini izledim. Sonra katledilme haberiyle sarsıldım. Bu vesileyle Gökhan bey’i tanıdım (Sosyal medyadan olsa da). Kızının katili için her gün mücadele verdi o baba. Acısını bile yaşamaya zaman vermediler. Yeri geldi saldırdılar, yeri geldi gözünün içine baka baka alay ettiler. Ama o hiç vazgeçmedi. O’nun sevinciyle kıyaslayamam elbet ama uzun zamandan sonra o kadar çok sevindim ki katili müebbet aldığında. Bir babaya kızını kaybetmiş bir babaya katil hak ettiği cezayı alınca göz aydınlığı vermenin dünyanın ne kadar garip bir hissi olduğunu onun sayesinde öğrendim. Biliyorum Ecem aramızda değil ama biliyorum ki artık huzurda.

Kübra Aşkın

Kübra Aşkın

Kübra Öğretmen, eski kocası tarafından 14 Şubat’ta katledildi. Esli kocası önce araçla takip etti. Kaza yapmasını sağladı sonra kurşun yağdırdı. Eğitimciydi, öğretmendi Kübra. Kübra Öğretmenin ablası “Başka kadın öykülerine üzülürken, bizim öykümüz oldu” demişti. Her şey ayan beyan ortadayken onlar da kendini adalet savaşında buldu. Adalet yerini bulmaz da kardeşimizin katili yeteri kadar ceza almaz diye. Belki duydunuz haykırışlarını belki haberiniz bile olmadı.

Şule Çet

Şule Çet davasında sanıktan pes dedirtecek sözler: Siz de kızınıza sahip çıksaydınız

Bir plazanın camından atıldı Şule! Hiç canları bile yanmadı. Hiç vicdanları bile sızlamadı. Katile katil demek yerine Şule hakkında konuşan o güruhun! Bir aile hem kızlarının  suçsuzluğunu hem katilin, katil olduğunu kanıtlamak için uğraştı. Aklın, vicdanın, ahlakın kaldıramayacağı laflar ettiler bir avuç kız için. Kendi boyundan yukarıda bir camdan hiç dokunmadan atladığına inandırmak için ellerinden geleni yaptılar. Diğer aileler gibi üzülemedi ailesi. Geçip bir kenara yasını tutamadı. Korktular çünkü evlatlarının katili bir takım elbiseyle özgürlüğüne kavuşacak diye. Çok şükür o da huzura erdi. Katili aldı cezasını.

Emine Bulut

Emine Bulut adalet

Hâlâ kulaklarınızda değil mi “Ölmek istemiyorum diye haykıran Emine’nin sesi. Hâlâ aklınızda değil mi kızının “Anne ne olur ölme?” diye haykıran kızının sesleri. Ama öldü Emine! Bizim yüreğimizi dağlayan “Ölmek istemiyorum” haykırışı yasa koyucuların, adalet bekçilerinin kulağına kadar ulaşmadı. Emine son olmadı. Hâlâ ölüyor kadınlar.

Münevver Kızıl

Münevver Kızıl

O’nun yeri apayrı. Çok şükür yaşıyor! Çok şükür savaşıyor! Defalarca kez haykırdı hâlâ haykırıyor: “Ben yaşarken bir şeyler yapın! Öldükten sonra değil!” diye. Münevver yaşıyor ya da şöyle söyleyeyim yaşamak için savaş veriyor. Senelerdir mahkeme kapılarında ölüm tehditlerinin bir karşılığı olsun diye bekliyor.

***

Daha nice kadınlar var hikayesini bilmediğimiz. Onlar hem kendileri için hem kendileriyle aynı savaşı veren kadınlar için savaşıyorlar.

Peki mecburlar mı? Aslında değiller. Çünkü hukuk devletinde adalet için savaşılmaz! Çünkü adalet zengin fakir, yaşlı genç, güzel çirkin, kadın erkek ayrımı yapmaz. Çünkü adalet yasa koyucuların koyduğu yasalarla herkesi korur. Ola ki yasaya uymazsa biri, bilir ki hayatı alt üst olur. Bilir ki verilen ceza, cezadır mükafat değil! Bizde de var o yasa! Adı, İstanbul sözleşmesi. 6284 numaralı yasa. Kadını koruyan yasa! Belki yasa uygulansaydı, bugün bu kadar cinayetin de bahsetmeyecektik.

Her gün kadınlar katlediliyor. Yer yerinden oynaması gerekirken. Sağı, solu, liberali, demokratı, aydını gazetecisi tek bir ağızdan bunu lanetleyecekken. Adalet nidaları atması gerekirken bizde iş tabi ki öyle olmuyor. Biz de “gazeteci” 6284’ün fuhşiyata yönlendireceğinden dem vuruyor. Aleni bir şekilde yasayı savunanlara küfrediyor ve tüm bunları ülkesinde çocuklara tecavüz edilirken, hayvanlara tecavüz edilirken, damacanaya tecavüz edilirken yapılıyor. Buradan zatı muhterem ve kendisiyle aynı fikirde olan herkese sesleniyorum.

6284 aile yapısını bozuyor ise; kadının katledilmesi neyi tamamlıyor?

Vakıf yurtlarında tecavüze uğrayan çocuklar hangi aile yapısına hangi ahlak yapısına uygun?

Katili aklamak, katili övmek, haklı sebep bulmak anayasanın hangi maddesinde meşru?

Ve son soru adalet bekçileri sessizce duracak mı yoksa adalet için savaşacak mı?

18 yaşındaki Gamze’ye tecavüz eden Yunus Emre Çakır serbest