Ana Sayfa Çocuk Gençlerde şiddet sarmalı: Yeter! Bir çocuk daha kaybetmeyelim

Gençlerde şiddet sarmalı: Yeter! Bir çocuk daha kaybetmeyelim

Son dönemlerde hepimizin içini çok yakan, gençler arasında şiddetin artması; artık şapkamızı önümüze koyma zamanının çoktan geldiğini gösteriyor. Hepimiz suçluyuz.

Gençlerde şiddet ve toplumsal tepkisizliği simgeleyen, el ele tutuşan çocuklar ve arkada yükselen karanlık bir gölge illüstrasyonu.

Yaşanan olayları bireyselliğe indirgemek gerçeği görmezden gelmemize neden oluyor. Ben bir anne, bir kadın ve Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı olarak yıllardır yaptığım çalışmalarla bunu anlatmaya ve göstermeye çalıştım.

Ne yazık ki toplumda ‘Bana dokunmayan yılan bin yaşasın’ anlayışının bizlerin sorumluluktan kaçıp, etkisiz olduğumuza kendimizi inandırarak vicdanlarımızı rahatlattığımız bir düşünce biçimi haline geldiğini görüyoruz.

Bu yazı ihmallerimiz sebebiyle hayatını kaybeden yavrularımız içindir. Her suskun kaldığımız an, yeni bir kaybın zeminidir. Şimdi size yazacağım satırlar; 27 yaşında özel eğitim bireyi bir gencin annesi olarak defalarca yaşadığım, şahit olduğum, gözlemlediğim ve dolayısıyla deneyimlerime dayanarak aktardığım gerçeklerdir.

Suç hiçbir zaman yalnızca bireysel değildir. Tepkisizlik, suçun en önemli teşvik unsurlarından biridir. Şiddet asla bir anda ortaya çıkmaz; uzun süre beslenir, sessizce büyür ve öyle ortaya çıkar.

Aile ortamı: Şiddetin ilk beslendiği yer

Şiddetin ne yazık ki en güçlü belirleyicilerden biri aile ortamıdır. Bazı ebeveynlerimiz iyi niyetle ‘Ergenliktir, geçicidir’ diyerek çocuklarının yaptıklarını hafife alıyor. Mesela çocuk okulda ya da parkta arkadaşını itiyor, vuruyor ve zarar veriyor. Çocuğun bu davranışına aileler ‘Boş ver, geçer’ düşüncesiyle olayı kapatıyor fakat olay bir başka zaman diliminde yine tekrar ediyor. Aileler çığ gibi büyüyen tehlikeyi görmezden geliyor. Çocuk öfkesini, kırgınlığını bu şekilde ifade etmeyi seçer hale geliyor. Fark edilmediğini gören çocuğun öfkesi kontrol edilmez hale geliyor. Aile de uzun süre sonra ‘bu çocuk neden böyle oldu?’ diye soruyor. Acaba neden?

Bazı aileler de çocuklarının ‘güçlü’ olmasını istiyor ve bunu maalesef yanlış bir şekilde şiddete yönlendirerek sağlıyor. ‘Vur, hakkını yedirme, kendini ezdirme, boyun eğme’ gibi sözlerle çocuklarını yönlendiriyor, hatta çoğu zaman savaş taktikleri veriyorlar. Çocuk da bunun er geç normal bir eylem olduğunu sanıyor; öfkeyi ve bedensel saldırıyı doğru yol zannediyor. Bizler çocukların ilk ve en güçlü rol modelleriyiz.

Medya dilinin ve eğitim ortamlarının etkisi

Şiddetin beslendiği güçlü belirleyicilerden biri kuşkusuz medya dilidir. Televizyon ekranlarında gördüğümüz; suç, şiddet ve cezaevi hikayeleri çoğu zaman güç ve statü alanı olarak kurgulanıyor. Sabah ve öğle kuşağı programlarında saatlerce ekrana taşınan bağırışlar ve çatışmalar, şiddeti sanki normal bir iletişim biçimiymiş gibi gösteriyor. Sürekli tekrar edilen bu dil zamanla duyarsız hale gelmemizi sağlıyor.

Eğitim ortamları da bir diğer önemli faktördür. Okul idarecilerinin ve rehberlik birimlerinin sadece sorun çıktığında devreye girmesi; yetersiz disiplin kuralları gençlerimizin sınır algısını zedeliyor. Yaşanan olaylar neticesinde doğru takip süreçlerinin işletilmemesi, gençler arasında ‘Nasıl olsa bir bedeli olmaz’ düşüncesinin oluşmasına neden oluyor.

Suç, ceza ve kontrolsüzlük

En büyük tehlikelerden biri de: Cezaevine girmenin ‘orada adam olunuyor’ diye anlatılmasıdır. Bu durum çocuklarda ve gençlerde yanlış bir güç kazanma algısı oluşturuyor. Hapis yatmanın işlenen suçun bedeli olduğu gerçeği gölgeleniyor. İşin en vahim taraflarından biri de kesici ya da delici alet taşımanın ‘kendini koruma ve saygınlık kazanma’ gibi algılanmasıdır.

Şiddet tek bir sebepten kaynaklanmıyor. Yanlış suç ve ceza anlayışı, denetimsizlik, medya dili, eğitim kurumlarındaki güvenlik eksiklikleri ve toplumsal tepkisizlik birleşince can güvenliği açığı ortaya çıkıyor.

Artık yeter: Acil çözüm çağrısı

Bir çocuğumuzun daha hayatını kaybetmemesi için acilen bu döngüyü besleyen alanlara dikkatle bakmamız gerekiyor. Psikolojik destek ve rehberlik hizmetleri hayati önem taşıyor. Okullarda ve mahallelerde güvenlik ve sosyal hizmetlerin güçlendirilmesi, aile eğitim programlarının istikrarlı şekilde hayata geçirilmesi şarttır.

Güvenlik birimlerinin ve tüm yetkili makamların kararlı önlemlerle harekete geçmesi gerekiyor; çünkü çocuklarımızı göz göre göre kaybetmek istemiyoruz! Hayatını kaybeden her çocuk için hepimizin yüreği yanıyor.

Artık halk olarak gerçeklerle yüzleşmeliyiz. ‘Bana dokunmayan yılan bin yaşasın’ dedikçe, yılanlar her yeri sardı artık YETER!


🌐 Bunlar da ilginizi çekebilir:



🎯 Sponsorlu içerik ve tanıtım yazısı fırsatımızı keşfedin. İndigo Dergisi’nde tanıtım yazısı yayınlatın; asla silinmeyen/süresiz içeriklerle markanızı yüz binlerce okura ulaştırın. 👉 Reklam paketlerini incele
Serpil Çavuşoğlu
1973 İstanbul doğumluyum. Hayatın her alanında gönüllü olarak faaliyet göstermekteyim. Bağımlılık ile mücadele, kadın ve çocuk istismarına karşı destek, eğitime katkı amaçlı kütüphanaler kurulması, yardımlaşma derneklerinde faaliyetler, tüketicinin her tür hakkı (sağlık, hukuk...) üzerine destek çalışmaları, kültür sanat projelerine koçluk, danışmanlık, tutuklu çocukların topluma kazandırılması amaçlı eğitim organizasyonları, kan bağışı, organ bağışı, ilik bağışı üzerine organizasyonlarda koordinatörlük, özel eğitim öğretmeni olmam sebebiyle engelli çocuklarımızın ailelerine danışmanlık, okullarda çocuklarımızın yardımlaşma güdüsünü pekiştirme amaçlı seminerler ve sayamayacağım daha pek çok alanda, neredeyse hiç durmadan yıllardır gönüllü olarak faaliyet göstermekteyim.