Lou Andreas Salomé; 19. yüzyılın sonu ile 20. yüzyılın başında Avrupa entelektüel dünyasında iz bırakmış yazar, filozof ve psikanalist bir düşünürdü. Nietzsche’yi sarsan, Rilke’yi dönüştüren, Freud ile fikir alışverişi yapan bu sıra dışı kadın; asıl gücünü hiçbir kalıba sığmayan zihninden ve “kendin olma” cesaretinden aldı. Onun hikâyesi, yalnızca üç büyük ismin gölgesinde değil; kendi düşünsel bağımsızlığını kuran bir kadının güçlü meydan okumasıdır.

Lou Andreas Salomé kimdir?
Lou Andreas Salomé, 19. yüzyıl sonu ve 20. yüzyıl başı Avrupa entelektüel dünyasının en büyüleyici kadınlarından biriydi. Kadınların üniversiteye gitmesinin mucize olduğu bir dönemde, kendi çağının ötesinde bir figürdü. Zihnini herhangi bir kalıba sığdırmayı reddeden, geleneklere meydan okuyan özgür ruhuyla düşüncelerin amazonu olmayı başarmış bir kadındı.
12 Şubat 1861 yılında St. Petersburg’da doğmuş asıl adı Louise von Salomé’dir. Rus-Alman bir ailede yetişti. Babası Rus generali olan Salomé, çok seyahat etti ve zengin bir ailede yetişti. Din, felsefe ve kültürel çalışmaları ile ün kazandı. On yedi yaşındayken bir din adamından teoloji ve felsefe dersleri aldı. Küçük yaşlarda Almanca ve Fransızca öğrenen, ilk kadın psikanalist Salomé, Zürih üniversitesinde teoloji ve sanat tarihi okudu. Dönemin ünlü isimlerine ilham kaynağı olması yanı sıra kendi başına çok güçlü bir filozof, yazar ve psikanalistti.
Lou Andreas Salomé’nin hayatındaki üç büyük entelektüel ilişki
Bilginin ve aşkın sınırındaki kadın Salomé’nin hayatının üç etkili dönemi ve bu dönemlere ortak olan üç adamdan bahsedelim, bunlar sırasıyla; Friedrich Nietzsche, Rainer Maria Rilke ve Sigmund Schlomo Freud’dur.
Nietzsche ve Salomé: Felsefi yakınlık ve gerilim
Nietzsche ile Salomé’nin felsefe serüveni için, iki devasa zihnin çarpışması diyebiliriz. Nietzsche Salomé ile 1882 yılında Roma’da tanıştığında onun zekâsına hayran kalmıştı. Salomé’ye iki kez evlenme teklifi etmiş Salomé ikisini de reddetmişti. Çünkü Salomé geleneksel bir evliliğin parçası olmayı reddediyor, bağımsızlığını korumak istiyordu.
Salomé ve Nietzsche, saatlerce süren doğa yürüyüşlerine çıkıyor; din, ahlak ve metafizik üzerine tartışıyorlardı. Nietzsche bu dönemde Saloméyi adeta bir “ikiz ruh” olarak görüyordu. Salomé’ye bir öğretmen gibi davranmaya çalışıyor, ona felsefe dersleri veriyordu. Salomé içinse Nietzsche, ruhsal bir yoldaştı.
Lou Salomé, 1894’te yazdığı Friedrich Nietzsche kitabında Nietzsche’yi şöyle özetler:
“O, her zaman bir uçurumun kenarında yürüyormuş gibiydi. Onunla konuşurken sadece felsefe yapmazdınız, bir ruhun parçalanışına veya yeniden doğuşuna tanıklık ederdiniz.”
Salomé, Nietzsche’nin entelektüel ve duygusal saldırılarına boyun eğmeyen, dizginleri elinde tutan özgür bir kadındı. Nietzsche’yi bir “usta” olarak değil, eşit bir entelektüel partner ve bazen de eğitilmesi gereken bir çocuk olarak görüyordu.
Rilke ile ilişkisi: Aşk, mentorluk ve dönüşüm
Rainer Maria Rilke Alman edebiyatının gelmiş geçmiş en büyük, en lirik ve en “ruhsal” şairlerinden biriydi. Salomé 36 yaşındaydı Rilke ise henüz 21 yaşındaydı, onların aşkı usta ile çırağın aşkıydı aslında. 1897 yılında Münih’te tanıştıklarında aralarında hem romantik hem de dönüştürücü bir bağ kurulmuştu. Rilke’nin hem sevgilisi hem de mentörü olmuştu. Rilke’nin ismini René’den Rainer’e değiştirmiş, onu Rusya seyahatlerine çıkarmış sanatını olgunlaştırmasına yardımcı olmuş, dağınık ve çocuksu el yazısını bile düzeltmiş, ona daha okunaklı ve karakteristik bir yazı stili kazandırmıştı.
Rilke’nin ruhsal dünyasını ve sanatını kökten değiştirmiş; Tolstoy ile tanıştırmış ve Rilke’nin “ruhunun vatanını” bulmasını sağlamıştı. Başta tutkulu başlayan aşkları zaman içinde, Salomé’nin Rilke’yi geliştiren, onu dönüştüren kişi olmasıyla farklı bir boyut kazanmıştı.
Salomé Freud’un öğrencisi olduğunda, Rilke’nin yaşadığı ağır depresyon ve yaratıcılık krizlerinde ona psikanalitik yaklaşımlarla destek vermişti. Ancak Rilke’nin bu psikolojik durumu, Salomé’ye duyduğu aşırı bağımlılık ve kıskançlıkları Salomé’yi yordu; sonunda Rilke ile arasına mesafe koyması gerektiğine karar verdi.
Freud ile psikanalitik ortaklık
Lou Salomé, 50 yaşındayken psikanalize ilgi duymaya başladı. 1911 yılında Weimar’da düzenlenen psikanaliz kongresine katıldı ve burada Freud ile tanıştı. Hayatının son 25 yılını psikanalize adamıştı. Freud’un en güvendiği meslektaşlarından biri olmuş, narsisizm ve kadın cinselliği üzerine özgün kuramlar geliştirmişti.
Salomé, narsisizmin sadece bir “bozukluk” değil, aynı zamanda yaratıcılığın ve yaşam enerjisinin bir parçası olduğunu savunuyordu.
Freud’dan kendisini Viyana’daki ünlü “Çarşamba Toplantıları”na (psikanalizin beşiği sayılan tartışma grubu) kabul etmesini istedi. Freud ise normalde kadınlara ve “dışarıdan” gelenlere karşı mesafeli olmasına rağmen, Salomé’nin zekasından ve özgeçmişinden (Nietzsche ve Rilke ile olan geçmişinden haberdardı) etkilenerek onu hemen aralarına kabul etti. İlişki kısa sürede hoca-öğrenci ilişkisinden, fikir alışverişi yapan iki meslektaş noktasına evrildi. Freud, Salomé’nin olayları kavrayış hızına hayran kalmıştı. Salomé, psikanalizi sadece klinik bir vaka çözümü olarak değil, bir yaşam felsefesi ve edebiyat estetiği olarak görüyordu. Freud’un narsisizm üzerine yazdığı teorilerde Lou’nun katkıları ve eleştirileri büyüktür. Salomé narsisizmin sadece bir “bozukluk” değil, aynı zamanda yaratıcılığın ve yaşam enerjisinin bir parçası olduğunu savunuyordu.
Freud, Salomé’ye karşı hayatı boyunca büyük bir nezaket ve hayranlık besledi. Onu şöyle tanımlamıştı:
“O, her şeyi anlayan, her şeyi affeden ve her şeyi yeniden yaratan bir zihindi.”
Salomé, hayatının geri kalanını (son 25 yılını) aktif bir psikanalist olarak geçirdi. Göttingen’de bir muayenehane açtı ve Freud’un öğretilerini uyguladı. Freud, Salomé’nin ekonomik sıkıntılar çektiği dönemlerde ona gizlice maddi yardımda bulunacak kadar ona değer veriyordu.
Salomé için hayatındaki bu üç dev ismi birbirine bağlayan şey; Nietzsche’nin ona felsefenin sınırlarını göstermesi, Rilke’nin ona sanatın ruhunu açması ve Freud’un ise ona tüm bunları anlamlandıracağı bilimsel ve psikolojik anahtarı vermesiydi.
Lou Andreas-Salomé için “Freud”, Nietzsche ve Rilke’den sonra hayatının “limanı” ve “entelektüel babası” gibiydi. Salomé 50 yaşına geldiğinde Freud ile tanışmış yani hayatının en olgun döneminde ona yönelmişti, bu yüzden Freud, onun için fırtınalı bir aşk değil, bir idrak ve dinginlik kaynağıydı.
Salomé, Freud için şöyle diyordu:
“Sizin yanınızda, kendimi parçalara ayrılmış bir bütünü yeniden birleştiriyormuş gibi hissediyorum.”
Salomé’ye bu duyguyu hissettiren aslında Freud’un iyi bir dinleyici olması ve ona güvenmesiydi. Güven duygusu, Salomé’nin iç dünyasındaki karmaşaları mantıklı bir dizgiye sokmasına ve çatlakları onarmasına izin veriyordu. Freud sayesinde Salomé “analiz edilen” bir kadın olmaktan çıkıp, başkalarını “analiz eden” bir bilim insanına dönüşmüştü.
Genç yaşta geleneksel inancı reddedip kendi maneviyatını araması, Rilke ile tutkulu bir bağı olmasına rağmen hayatı boyunca duygusal ve zihinsel bağımsızlığını koruması, cinselliği ve aşkı birer güç ve yaratıcılık kaynağı olarak görmesi onu; “kendi olma” cesaretini göstermiş, erkek egemen bir dünyada kendi varoluşunu inşa etmiş, yazdığı onlarca roman ve makaleyle düşünce tarihine imzasını atmış bir figür olarak ilham kaynağı olmuştur.
Kırbaçlı fotoğraf
Meşhur kırbaçlı fotoğrafta kırbacı Salomé’nin tutması, onun gözünde ilişkideki güç dengesini gösterir.
Ölümü ve Eserleri
Son yıllarında sağlığı bozulmuştu ve dışarı pek çıkamıyordu. Ancak zihni hala çok berraktı. Evinde yatağının etrafını kitaplarla ve dostlarının resimleriyle çevirmişti. Freud ile mektuplaşmaya son ana kadar devam etti. Freud ona düzenli olarak hediyeler ve moral mektupları gönderiyordu.
Lou Andreas Salomé, 5 Şubat 1937 gecesi, Almanya’nın Göttingen şehrindeki evinde uykusunda vefat etti. Ölüm sebebi, o dönemde yaşadığı üremik zehirlenme ve diyabete bağlı komplikasyonlardı. Lou Andreas-Salomé, oldukça ileri bir yaşta, 75 yaşında, sakin ve kendi deyimiyle “yaşamdan doymuş” bir şekilde hayata gözlerini yumdu.
Yaşamı boyunca 15 adet romanın yanında felsefe ve psikoloji konularında yaptığı değerli çalışmaları da dahil olmak üzere 19 adet kitabı vardır. Katı dini kuralları reddeden Salomé 24 yaşında “Tanrı ile savaşım” adlı ilk romanını yazmıştır.
Başlıca eserleri:
- Freud’a Teşekkür (Mein Dank an Freud – 1931): 70. yaş gününde Freud’a ithaf ettiği, psikanalize olan borcunu ve bu bilime bakışını anlatan kitabıdır.
- Narsisizm Üzerine (Die Narzißmus als Doppelrichtung – 1921): Lou’nun psikanaliz dünyasındaki en özgün katkısıdır. Narsisizmin hem bir “kendini sevme” hem de “evrenle bütünleşme” olduğunu savunan çift yönlü teorisini sunar.
- Kadın Tipi (Der Typus Weib): Kadın psikolojisi, cinsellik ve annelik üzerine psikanalitik incelemeler içerir.
Edebi eserlerinde genellikle özgürlüğünü arayan, entelektüel ve toplum kurallarına başkaldıran kadın karakterleri işlemiştir.
- Tanrı Mücadelesi (Im Kampf um Gott – 1885): İlk romanıdır. Dini inanç ve şüphe üzerine felsefi bir kurgudur.
- Ruth (1895): Bir kız çocuğunun büyüme ve kendini bulma hikayesini anlatır.
- Arayış (Am Wege – 1891): Kadın-erkek ilişkilerini ve evliliği sorgulayan öykülerden oluşur.
- İnsan Çocukları (Menschenkinder): İnsan doğası ve ilişkiler üzerine derinlemesine gözlemler içerir.
Belki de en çok okunan eserleri, vefatından sonra derlenen notlarıdır.
- Yaşamın Okulu (Lebensrückblick): Lou’nun otobiyografisidir. Hayatının son yıllarında dikte ettirdiği bu kitap, çocukluğundan ölümüne kadar tüm önemli dönemeçleri anlatır.
- Mektuplaşmalar: Rilke, Freud ve Nietzsche ile olan mektupları bugün ayrı kitaplar olarak basılmaktadır ve bu mektuplar döneminin entelektüel haritasını çıkarır.
Lou Salomé’nin eserlerinin çoğu Almanca kaleme alınmıştır. Türkçeye çevrilmiş olanlar arasında özellikle “Friedrich Nietzsche”, “Yaşamın Okulu” ve “Narsisizm Üzerine” kitapları onun düşünce dünyasına giriş için iyi tercihlerdir diyebiliriz.
🌐 Bunlar da ilginizi çekebilir:
- Carl Gustav Jung ve Analitik Psikoloji: Bilinç ve bilinçdışı kavramı
Analitik psikolojinin kurucusu Jung’un kolektif bilinçdışı, arketipler ve gölge kavramları; modern psikoloji ve psikanaliz üzerindeki etkisi. - Marilyn Monroe: Kusurlu Yaratıklar
Marilyn Monroe’nun yaşam öyküsü, kırılganlık ve yıldız imajı arasındaki gerilim; şöhret, kimlik arayışı ve psikolojik derinlik teması. - Zihnin Arkeoloğu: Sigmund Freud
Psikanalizin kurucusu Freud’un bilinçdışı, id-ego-süperego modeli ve rüya yorumu kuramı; modern psikoloji ve kültürel düşünce üzerindeki etkisi. - Freud ve Demokrasinin Yanlış Prensibi
Freud’un insan doğasına dair görüşleri ile demokrasi anlayışı arasındaki gerilim; kitle psikolojisi, irrasyonalite ve siyasal yapı tartışmaları.
















