BANNER MARMARIS FILM FEST SPONSOR

 

Dikkat! Foton Kuşağı Etkisindeyiz!

149
Tarih: 11 Temmuz 2012 | Yazar: Özgül Süsler | Kategori: BilimRuhsalSayı: 82

Son günlerde, aylarda, hatta son 3 yıldır limon gibi sıkıldığınızı mı hissediyorsunuz? Geçmişte yaşayıp, hallettiğinizi düşündüğünüz sorunlar farklı şekillere bürünüp dikildi mi karşınıza yine? Halsizlikten konuşmaya mecaliniz mi yok? Kalabalık ortamlara girmekten kaçınıyor, yalnızlığı mı tercih ediyorsunuz? Meditasyonlarınız sırasında odaklanmakta ve  düşüncelerinizi yönlendirmekte zorluk mu çekiyorsunuz? Korkmayın! Depresyonda değilsiniz. Bedeniniz ve ruhunuz yeni bir boyuta uyarlanıyor. 

Dünyada hiçbir şeyin insanoğlu kadar acelesi yoktur. Her şey  bir süreç içerisinde gerçekleşir. Evrenin, Dünya’nın yaratılışı, ilk hayvanların, bitkilerin var oluşu, ilk insan, insanın beden yapısındaki değişimler ve insan bilincindeki değişimler, bugüne gelene kadar milyonlarca yılı ve tecrübeyi sırtına yüklemiştir. Teknolojinin gelişim tarihine bir göz atarsak, her şeyin adım adım ilerlediğini ve her adımın ne kadar önemli olduğunu görürüz. Çünkü 234. adım 235. adımın ilham kaynağı, tetikleyici gücüdür. Tekerlek icat edilmeseydi, şimdiki son model otomobilleri kim hayal edebilirdi?

Anne rahminde bebeğin oluşum ve gelişim süreci, bir sperm ve yumurta hücresinin buluşmasıyla başlar. Doğumla biter. Doğumla birlikte biten anne rahmi yolculuğu, yaşam adı verilen uzun bir sürecin de başlangıcıdır. Ve yaşamın sonu ölüm, bedenin kaynağına, toprağa dönüşü, ruhun yeni serüvenlere yelken açışının başlangıcıdır. Her son bir başlangıca gebedir ve her başlangıç bir sona doğru atılan adımların ilkidir. Dünya’da insanoğlunun tekamülünün bir başlangıcı varsa, yolun sonunda insanlığı bekleyen bir Kamil İnsan, Aydınlanmış insan, Bir gerçek ve gerçek Bir, adına ne derseniz deyin işte ondan olmalı.

Dünya’mızın enerjisi varolduğundan beri güzelleşerek büyüyor. Ve annenin bebeğine süt vermesi gibi bu enerjiyi insanoğluna aktararak, nazlı bir bebek misali büyütüyor insanoğlunu Dünya anası. Bebekleri büyüdükçe, güzelleştikçe güzelleşiyor Dünya ananın enerjisi yeniden.  Yaramaz çocuklarına kızarak öfke yansıtsa da depremle, savaşla, selle, sevgiden vazgeçmeyen neslinin hatırına mücadeleyi bırakmıyor.

Dünya’nın enerjisi de insanoğlunun tekamül sürecine bağlı olarak yükseliyor. Her bir bireyin bilincindeki açılımlar, toplu bilinçte artışa sebep olduğu için Dünya’nın tekamülüne hizmet ediyor. Ve dünya insanı birliğe ulaşmak için artık son dönemeçte. Uzmanların foton kuşağı dediği bir enerji alanına giriyoruz. Her şeyde olduğu gibi Dünya’nın bu enerji kuşağına girişi de yavaş yavaş gerçekleşiyor. Bu süreç birkaç yıl önce başladı ve hala devam ediyor.

21 Aralık 2012 Cuma günü saat 11:11’de Dünya’mızın enerji seviyesinin yükseleceği, Dünya insanının 5. boyuta taşınacağı artık bir sır değil. Bu taşınma evresinin öncesinde bedenlerimizin ve bilinçlerimizin yeni enerjiyi kabul etmesi için bir temizlik evresinden geçmesi gerekiyor. Biz farkında olalım yada olmayalım bu zorlayıcı adaptasyon sürecinden geçiyoruz. Farkında olursak, bedenimize ve ruhumuza ilahi sistem tarafından format atılırken ve DNA’larımıza daha üst düzey bir program yüklenirken sakinliğimizi koruyup, sükunetle bekleyebiliriz.

Eğer siz sevginin elinden tutmuş, ilahi sisteme güvenen ve farkında olmaya çalışan biriyseniz ve son zamanlarda aşağıdaki sorunları sıkça yaşıyorsanız. Endişelenmeyin! Depresyonda değilsiniz. İlahi el tarafından 5. boyuta uyarlanıyorsunuz.

1- Özellikle başınızın üzerinde, tepe çakranızın olduğu bölgede yoğunlaşan, sebebi bulunamayan baş ağrıları, aynı bölgede uyuşma ve karıncalanma hissi. Üçüncü göz çakranızın olduğu iki kaşınızın arasında karıncalanma, kaşınma (Bu belirtilerin bir sağlık probleminden kaynaklanmadığından emin olmalısınız.)

2-  Halsizlik, yorgunluk ve isteksizlik. Uzun saatler uyuma isteği (Hücresel düzeyde uyarlama daha çok uyurken yapılır.)

3-  Yalnızlık duygusu ve dahası yalnız kalma isteği. Kalabalık ortamlara girmek istememe. Fakat yalnız olmadığımız hissi. (Biraz karışık gelebilir bu durum. Zıt duyguları peş peşe yaşarsınız. Bu arada rehber melekleriniz yalnız olmadığınızı bilin diye size varlıklarını çeşitli yollarla hissettirirler.)

4- Vücudun enerji ihtiyacı arttığı için özellikle karbonhidrat içeren besinlere karşı isteğin  artması.

5- Dengesiz duygu durumu. Ani öfke patlamaları, ağlama krizleri.

6- Kronik hastalıklarda atak yaşanması.

7- Gece yarısı ani uyanmalar. Özellikle 2:00- 4:00 saatleri arası.

8- Kalbinizde genişleme hissi, bütün bedende seyirmeler ve zaman zaman nabız atışında ve vücut sıcaklığında artış. (Bir sağlık sorunundan kaynaklanmadığından emin olmalıyız!)

Hayat akışımızda da çarpıcı zorlanmalar yaşanır. Örneğin;

1- Bütün korkularımızla yüzleşmemizi gerektirecek olaylar.

2- Geçmişte yaşadığımız ve öğrendiğimizi düşündüğümüz derslerin tekrarı niteliğinde tecrübeler.

3- İlişkilerde yaşanan sorunların artması, ayrılıkların yaşanması.

4- İlerleyememe duygusu, tıkanan ve alternatif yollar aramaya iten durumlar.

Bu zorlu süreci rahat geçirmemiz için öneriler;

1- Bu durumun geçici olduğunu, yeni bir çağa hazırladığımızı bilirsek, bu sürecin getirdiği zorlukları, bebeğini kucağına almayı bekleyen bir annenin doğum sancısını kabulu gibi sevgiyle ve heyecanla kabul edebiliriz.

2- Hafif ve basit bir beslenme tarzı seçerek, bol su içerek, spor yaparak bedenimizi rahatlatabiliriz. Yediğimiz her şeye ve yaptığımız her işe sevgimizi katabiliriz ki, bize daha çok sevgi olarak geri dönsün.

3- Her gün en az yarım saatimizi dua ve meditasyona ayırabiliriz. Dua ve meditasyon bize sadece bedenden ibaret olmadığımızı hatırlatacak mucizeler yaşamamıza, hücrelerimizin bu süreçte ihtiyacı olan ruhsal enerjiyi depolamasına imkan tanıyacağı için gereklidir.

4- Mümkün olduğunca doğada zaman geçirebiliriz. Haftada en az iki kere toprakta yalınayak yürüyüp, topraklama meditasyonu yapabiliriz ki negatif enerji yüklerimizi nötrleyelim.

En önemlisi;

Affedelim: Bu güne kadar yaşadığımız her deneyimin tekamül yolculuğumuzun önemli mihenk taşları olduğunu hatırlayıp, affedemediğimiz her şeyi ve herkesi affedelim. 

Şükredelim: Sahip olduğumuz her şey için, yaşadığımız her olayın bize verdiği hediyeler için, bugünü yaşadığımız için şükredelim.

Sevelim: Dünyanın varoluş sebebinden, sevgiden vazgeçmeyelim. Sevelim. Yunus gibi yaratılanı yaratandan ötürü sevip, hoş görelim.

21 Aralık 2012 Cuma saat 11:11 ‘den sonra olacaklarla ilgili birçok öngörü var. İlk iki gün tüm enerji kaynaklarının kesileceği, iletişimin biteceği, dünyanın tam bir karanlığa gömüleceği, daha sonra 24 saatlik zayıf bir tanyeri gibi başlayan bir gündüz sürecinden sonra 6. günün sonunda yavaş yavaş enerji kaynaklarının normale döneceği söyleniyor.

Tabi bu süreç öngörüldüğü şekilde yaşanacağı gibi, 2000 yılındaki eşiği geçtiğimiz sırada olduğu gibi, görünenin ardında bir enerji yüklemesiyle de yaşanabilir. 2000 yılından sonra iletişimde, bilim, teknoloji ve tıptaki sıçramayı ve insan bilincindeki gelişmelerin kişisel gelişim ve kuantum fiziğine ilgiyi nasıl arttırdığını ve indigo çocukların bizleri ne kadar şaşırttığını düşünürsek, o zaman da yani 2000 yılına girerken de insanlığın ve Dünya’mızın önemli bir köşeyi döndüğüne kanaat getirebiliriz.

Fakat bu sefer ki köşe çok keskin olduğu için ve belki son köşe olduğu için, görünenin ardında yaşansa bile görünen aleme yansıması da keskin olacak gibi görünüyor.

Öngörüler şöyle;
1-
  Yüklenecek yeni enerjilerin insanların telepati, telekinezi, şifa gibi yeteneklerinde artışa sebep olacağı

2- DNA’larımızın aktive edilmemiş kısımlarının aktive edileceği (Dna’mızın biyolojimizi ifade eden kısmının dışında, çöp dna dedikleri % 96 lık kısmın işlevinin ortaya çıkacağı söyleniyor.)

3- Yeni gelen kristal çocukların tam donanımlı olarak dünyaya geleceği.

4- Tıp alanında, bilim ve teknolojide, özellikle uzay bilimlerinde büyük gelişmelerin yaşanağı.

5- Büyük felaketler, savaşlar ve hastalıkların sebep olduğu toplu ölümlerin olacağı da öngörülen olayların içinde.

6- Nefret ve korkudan beslenen negatif enerji yüklü insanların bedenleri foton kuşağının getirdiği yeni ve sevgi dolu enerjileri kaldıramayacağı için, hücresel düzeyde dünyadan gitmeyi seçecekler ve bedenleri ölüme yenilerek toprağa geri dönecek.

Kutsal kitapların işaret ettiği, mayaların zamanın sonu dediği, beklenen kıyamet buysa eğer, nefretin, kinin, korkunun kıyameti olacak. Buyursun gelsin!

Birlik’te, sevgiyle bir olmak isteyen, yaratanın parçası olduğuna iman edip, bütününü arzulayanların, enkarnasyonlar boyunca kucağında büyüdüğü Dünya anasını bırakmaya hiç niyeti yok.

Dünya ananın kucağında cennete erişenlerden olmak dileğiyle.

Sizi seviyorum, bizi seviyorum. Bir’i seviyorum.



Yazar hakkında

Özgül Süsler

Falanca yılın, filanca ayının, bilmem kaçıncı gününde doğmuşum. Kutu kutu pense, yakan top ve misket oynamışım. Komşuların zilini çalıp kaçmışım. Balkondan sarkan komşu teyze “kimdi o? “ diye sorunca, “Bilmem” demişim...

Tüm Yazarlar | Yazar: Özgül Süsler 

149 Yorum


  1.  

    “Ruh rüzgâr gibidir ve Ruhun hareketi yavaştır ” der Bert Hellinger. Zihnimizin hareketini Ruh zannetmemek gerekir, zihinsel herhangi bir devinim Ruh değildir. Yaşadığımız herhangi bir deneyimden anladığımız Ruh değildir. Ruh Benliğimizden daha sonsuz ve kuşatıcıdır, bilinmez bir alandır, o bilinmez alan bizi yönlendirir. O büyük Yaratıcıdan gelendir. Ne olacağını bilmiyoruz ve olan ne ise O’ndandır.




    •  
      Özgül SÜSLER

      OL’an ne ise O’ndandır…




      •  
        tılsım

        ÖZGÜL HNM…YAZDIGINIZ HERSEY DOGRU VE MANTIKLI…BİR COK ARASTIRMA YAPILMIS.BAZI BAGNAZ ZIHINLER SIZI ANLAMAKTA ZORLANACAKLARDIR…YAPILACAK BISEY YOK..ALLAHIN NE OLDUGUNU BİLMEDEN TAPINAN, DİNİNİ, İNANCINI PUTLAŞTIRMIS O KADAR COK INSAN VARKİ DÜNYADA..HEPSİ BİZİM PARCAMIZ…KIYAMET ARAPCA’DAN GELMİS BİR KELIMEDIR…KIYAM(YUKSELIŞ)ET(ETMEK GECMEK) TİR..KIYAMET YUKSELISE GECMEK DEMEKTIR..HER INSANIN ÖLÜMÜ KIYAMET EVET DOGRU…OLUNCE TEKRAR ENKARNE OLACAGIZ..AMA NE MUTLU..HERKES OLMEKTEN O KADAR KORKUYORKİ, NEREYE SAKLANSALAR DİNLEREMİ, DİNSİZLİGEMI BÖYLE ÇATISIYORLAR KENDI ICLERINDE…TEK GERCEK VARDIR………BÜTÜNÜN PARCASIYIZ, KORKULARIMIZDAN ARINMALIYIZ, RUHUMUZUN NERDEN UFLENDIGINI UNUTMAMALIYIZ..GÖKLERDE 7 KAT YUKARLARILARDA ARANILAN, KENDI ICIMIZDE BUNU IDRAK ETMELIYIZ…KOSKOCA BIR BUTUNUN MINICIK PARCALARIYIZ..DUNYANIN DA YAŞADIGINI NEFES ALDIGINI UNUTMAMALIYIZ..BIZ ONA BU KADAR ZARAR VERMISKEN ONUN TEPKILER VERMESI NORMAL DEGILMI…OZON TABAKAMIZI BILE DELDIK…AGACLARI KESTIK…NEGATIF ENERJILERLE HERSEYI BOZDUK TALAN ETTIK…SIZ YAZMAYA DEWAM EDIN…BEN KENDI ADIMA KEYIFLE OKUDUM YAZINIZI..KIMSEYE CEVAP YAZMAK ZORUNDADA DEGILSINIZ…IŞIGINIZLA AYDINLANDIM…OKUMAYADA DEWAM EDECEGIM…HERKESIN GERCEGI IDRAK ETMESI DILEGIMLE SAYGILAR….




  2.  

    İyi olan kazanır kötü olan kaybeder, o yada bu tarih önemli değil, önemli olan pozitifizmi ve insancıllığı tüm hayata ve anlara yayabilmektir, 2012 ve diğer tüm öngörüler adı üstünde öngörüdür, ama gerçek ve somut olan bir şey varsa o da bu dünyanın ötesindeki güzelliklere erişe bilmemizin gerekliliği olan izinleri alabilmemizin tek yolu İYİ OLMAKTIR… O günü şu günü, bu enerjiyi, şu enerjiyi beklemeyelim, her şey elimizde mevcut, iyilik yapalım, hoşgörülü olalım, yardım edelim, birlik olalım, büyük ve fiziki gelişmeleri beklemek, çok büyük beklentiler oluşturmak, eğer olmazsa ardında büyük inançsızlıklar ve vazgeçmiş insanlar bırakabilir, ben her zaman gelişmelerin ruhsal boyutlarda yaşanacağının anlatılmasından yanayım… Yarın ne getirirse getirsin bizim gerçekte olmamız gibi olmamız duası ile..




  3.  
    Serife

    Tskrler sevgili Ozgul Susler! Elinize, zihninize saglik!!!




  4.  
    ermaner

    Tarih saat dakika müthiş bir öngörü tebrikler.




  5.  

    Çok etkileyici ve güzel yazılmış bir yazı , ellerinize sağlık ;)




  6.  
    Mehmet

    çok güzel bir yazı olmuş tebrikler.




  7.  
    nur ziya

    yazıyı pek tatminkar bulmadım.insanlık kıyamet dönemini yaşıyor şu an, tekamülü sona eren ruhlar artık dünyada bedenlenmeyecek ve boyut atlayacak olabilir. korku ve nefretle beslenen bedenlerin sevgi enerjisini kaldıramayıp toprağa döneceği çok saçma bir düşünce..tekamülleri yetmeyecek ise tekrar dünyada doğacaklar zira..dünyanın frekans artırdığına filan inanmıyorum..doğru olan frekansını yükseltenlerin artık dünyada bedenlenmeyeceğidir.




    •  
      Özgül SÜSLER

      Bahsettiğiniz öngörüler 20 yıl öncesi için geçerliydi evet. Çünkü o zaman ki pencereden bugünlerin görüntüsü şöyleydi; negatif enerji yükü daha fazla olduğu için toplu boyut geçişinin sağlanamayacağı ve bireysel olarak boyut değiştirebilecek insanların dünyadan çekileceği kuvvetle muhtemeldi.
      Fakat insanoğlunun çoğunluğunun sevgiyi seçmesi ve dualitenin farkında olması toplu bir geçişe imkan sağlayacak koşulları oluşturdu. Hepimiz inanılmaz bir adalet prensibiyle çalışan bir sistemde birbirimize ağ gibi bağlıyız. Birbirini hiç tanımayan insanlar da birbirinin enerjisinden etkileniyor. Ve dünya da bu kolektif enerjiden nasibini alıyor.
      Dünyanın yapı taşı toprağın enerjimizden nasıl etkilendiğini sınayabiliriz. Aynı toprak , aynı saksıda tipi ve aynı güneş açısında bulundurduğumuz iki saksıya aynı 2 çiçek dikin ve birine her gün sevgi, birine nefret ve öfke duygularınızı akıtın. Gözlemleyin neler oluyor. Bu demo etkiyi tüm dünya insanının dünya toprağında, suyunda, havasında yaratabileceği etkiyi düşünün.
      Diyeceksiniz ki madem sevgi baskın, dünyada neden hala savaşlar, felaketler yaşanıyor. Sevgi kurtarsa ya dünyayı. Kurtaracak… Ama nefrete ayna tutarak, sevgiye dönüşmesi için şans vermeli önce.
      SULAR BULANMADAN DURULMAZ. Sevgiyle…




      •  
        Yigitcan Talayman

        Ben 5 yaşından beri sigara içiyorum bana bişey olmaz.




      •  
        Zuhal Erdinç

        Merhaba,

        Foton kuşağı yazınızı çok tesadüfi daha bugün okuyabildim. ayın 14-15 Ağustos içinde bu bahsettiğinz tipte birtakım benzer ama hiç anlam veremediğim şeyler hissettim. Bu konunun çıkış noktasını ve daha detaylı kiminle temas edebilirim acaba? Melek çalışmalrı yapıyorum ne zamandır affetme üzerine ve kendime teşhisimle ilgili olarak ‘genişleme’ kelimesi yazınızdakiyle aynı anlamda örtüşüyor… Açıklık ve yol, yön yardım talep ediyorum, zihnim çok karıştı açıkcası… sevgiyle kalın




    •  
      tülin

      TARZINIZ SEVGİDEN VE İYİMSERLİKTEN ÇOK UZAK…. NEGATİF DÜŞÜNCELİ İNSANLARIN SAYISI AZALDIKÇA BU SÜREÇ HIZLANACAKTIR…TOPLU BİLİNÇ VE POZİTİF ENERJİNİN BİZİ ÇOK GÜZEL BİR ŞEYE ULAŞTIRACAĞI İNANCINDAYIM….ZATEN BEN BÖYLE BİR ŞEY OLACAĞINI YILLAR ÖNCESİNDEN ,( BÖYLE KONULAR HİÇ BİLİNMDEN YA DA BEN ÖĞRENMEDEN ÖNCE ) ANLAM VEREMEDİĞİM BİR ŞEKİLDE DÜŞÜNÜYOR VEHİSSEDİYORDUM….İNSANLARIN TOPLU BİR ŞEKİLDE POZİTİF ENERJİLERİ İLE BAŞKA BİR BOYUTA GEÇECEKLERİNİ DÜŞÜNÜYORDUM YA DA BÖYLE OLMASINI İSTİYORDUM…HATTA İNSANLIĞIN KURTULUŞA ULAŞMASINI ENGELLEMEYE ÇALIŞAN KARANLIK BİR GÜCÜN DE BUNU ENGELLEMEK İÇİN İNSANLIĞA NEFRET, KÖTÜLÜK, MUTSUZLUK, DİNİ KORKULAR AŞILAYARAK BU SÜRECİ ENGELLEMEYE ÇALIŞTIĞINI DÜŞÜNÜRDÜM….HERKESE SESİMİ DUYURMAK, LÜTFEN UYANIN , MUTLU OLMAYA ÇALIŞIN, POZİTİF OLUN…DİYE SÖYLEMEK İSTİYORDUM… İNSANLARIN BUNUN SAÇMA BİR ŞEY OLDUĞUNU DÜŞÜNECEKLERİNİ SANARAK SUSUYORDUM….AMA YİNE DE ÇOĞU ORTAMLARDA BUNU DİLE GETİRMEYE ÇALIŞIYORDUM…ÜRKEREK….ŞİMDİ BU YAZIYI OKUYUNCA ÇOKI MUTLU OLDUM…YALNIZ OLMADIĞIMI ANLADIM…BU GEÇİŞİN GERÇEKTEN VE KOLAY BİR ŞEKİLDE OLMASINI DİLİYORUM….




  8.  
    Arslan Karadayi

    Özgul, zamanlamada vesile oldugun icin tesekkur ederim. Tebrik ederim, net bir yazi. Bilen’e teslimiz, bilmediklerimizden. Amenna…




  9.  
    ruksan

    Kaleminize sağlık, oldukça derleyici olmuş, sevgiler…




  10.  

    Facebook’ta yazılan bilgileri okuduktan sonra yorum yazmak gibi bir düşüncem yoktu. Fakat hepsini okuduğum zaman yorum yazmaya karar verdim. Bu yorumu ister yayınlarsınız, istemzseniz de yayınlamaya bilirsiniz. Düşüncelerinizi etkilemek niyetiyle yazmıyorum. Bütün insanlar hür olarak düşünür, bütün insanların düşüncelerine ve inançlarına saygım sonsuzdur. Ayrıca yazdığım bilgiler şahsıma ait düşünceler de değildir. İster inanırsınız istemzsseniz inanmazsınız. Sadece evrensel doğruları yazmak boynumun borcu olduğunu düşündüğüm için yazıyorum. İlk önce evrenin yapısından başlayalım, çünkü 5. boyut diye bir durumdan bahsedildiği için evrenin yapısından konuya gireyim. Evrenimiz madde boyutu olarak 7 kattan oluşmuştur ve bu 7 kat birbirlerinin ekseni etrafında zıt yönde dönerler, evrenin enerjisi bizlere göre 354 günde Allah(c.c.)’a göre 1 günde azalmaya başlar, Recep, Şaban ve ramazan ayları 7 madde katının tam sıralanış haline gelme zamanlarıdır, fakat enerji evrende azalmaya başlamıştır. Ramazan da oruç tutmak evrenin enerjisini maddi ve manevi olarak az kullanmak içindir, çünkü oruç tutulmadığı zaman evrenin enerjisi suratle tükenerek yok olma durumu ortaya çıkar. KADİR gecesi evrene Allah(c.c.) rahmet, rızık, nimet ve burada sayamayacağımız evrene gereken enerjiler Arş’tan Arz içinde bulunduğumuz evrene verilir. çünkü konuyu daha iyi anşılması için baştan almamız gerekirdi, sadece şukadarınız yazayım; insanların evrende var oluşunun amacı Allah(c.c.)’ın yarattığı evrenin devamlılığını sağlamaktır. En önemli görevi budur, bizler evrende Allah(c.c.)’ın halifeleriyiz, yani, bu evrende Allah(c.c.)’ın vekilleriyiz. Evreni Allah(c.c.) yaratmıştır, devamlılığı bizlere verilmiştir. Namaz, oruç ve hac Allah(c.c.)’a olan bağlılığımızın göstergesi değil yaratılan evrenin devamlılığını sağlayan ibadetlerdir ve bu ibadetleri yerine getirdiğimemiz Allah(c.c.)’ın emridir. bu konuyu kısaca yazdıktan sonra evrenin yapısına geçelim. Evren 7 kat madde evreninden ve bunların üstünde 4 enerji boyutları mevcuttur. enerji boyutları birbirlerinin etrafında zıt yönde ışık hızı ve hışık hızını katları halinde dönerek 7 madde katının enerjisini sıkıştırmak suretiyle madde katları oluşur, 4 enerji boyutu olmazssa bu içinde bulunduğumuz madde katları sıkışarak 3. boyutlu evreni oluşmaz. 7 madde katı 3 boyutludur(en, boy ve yükseklik) 4. enerji boyutlarının dağılması madde katlarındaki maddeyi oluşturan enerjinin dağılarak madde konumundan çıkarak enerjiye dömüşmesi evrenin yok olması demektir. 4 enerji boyutu. sıra ile madde boyutunun üstündeki 4. düncü enerji boyutu 300.000km/sn hızla döner(Cin boyutu), 5. enerji boyutu 600.000km/sn hızla döner(Şeytan boyutu). 6. enerji boyutu 900.000km/sn ile döner(Melek boyutu). 7. enerji boyutu 1.200.000km/sn döner(ruh boyutu) şöyle söyleye biliriz, madde katlarında bulunan bizler… enerji boyutlarına nasıl geçer? geçtiği zaman bilinç yükselmesi değil biliç kalmaz ve evrenin yapısına zıt bir konu. madde evreninden çıkıldığı zaman herşey biter ve evrenin yasasına ters. Son zamanlarda bilinç yükselmiyor yükselseydi insanlar daha çok mükemmelleşirdi. Aksine insanlar çöküş sürecinde yani farkında değilsiniz, evren sistemi çöküyor, galaksimiz ve güneş sistemi zor durumda, bütün herşeyin dengesi bozulmuş ve herşey geri gidiyor. İnançlar insanların kişisel yücelmesi içindir, fakat evrende tek din vardır, çünkü evrenin çalışmasının adı DİNdir.
    Din evrenin çalışması bizlerin namaz, oruç ve hac ibadetlerine bağlanmıştır. Din ben değil bizdir, bizlerdir, İnsanlığın egosuna veya kişiliğine hitap etmez. evrenin tümüne hitap eder, kısaca söyleyeyim benim kişisel görüşüm kesinlikle değildir. Kur’an’ın bilgileri ışığı altında evren ve galaksimiz zor durumdadır. SAYGILARIMLA




    •  
      kumova

      allah razı olsun..allah idrakınızı arttırsın.




    •  
      tülin

      İŞTE SİZİN BU TUTUMUNUZ VE KARAMSARLIĞINIZ BİRÇOK İNSANI ETKİLİYOR VE İNSANLAR DİN ADINA KENDİNİ YARATANDAN KORKARAK İBADET ETMEYE ÇALIŞIYOR…KORKU DA İNSAN İÇİN BU GEÇİŞ SÜRECİNİ ZORLAŞTIRACAK BİR ETKİDİR…DİKKAT EDERSENİZ İNSANLARIN BÜYÜK BİR ÇOĞUNLUĞUNDA CEHENNEME GİTMEMEK İÇİN İBADET ETME DUYGUSU HAKİMDİR…YA DA CENNETE GİTMEK İÇİN İBADET EDİLİR…YANİ İŞİN UCUNDA YA KORKU YA DA BİR ÇIKAR VARDIR…İNSAN BÖYLECE KENDİNİ KANDIRMAKTADIR…BİZİ YARATAN O YÜCE GÜCÜN BUNLARIN HİÇ BİRİSİNE İHTİYACI YOKTUR…İBADET, GERÇEKTEN RUHU ARINDIRACAKSA BİR ANLAM TAŞIR…YOKSA KORKTUĞUN İÇİN VEYA ÇIKARIN İÇİN YAPILANİBADET ANCAK EVRENE NEGATİF ENERJİ YAYAR Kİ BU DA SENİN GEÇİŞİNİ ZORLAŞTIRIR YA DA ENGELLER…




      •  
        behiye

        Sn. Tülin Hn; Allah’tan korkarak yapılması gerekmez mi…? çünkü insan sıkıntıya girmeyi sevmez boşverir… Allah’ın emriyle bu şekilde yazılmıştır KUR’AN’da da…
        Yazık ki; KUR’AN arapça okunacak diyenlerin cahilliği veya kurnazlıkları sebebiyle okunamamıştır… KUR’AN’ı okumak ve idrak etmeye çalışmak gerekir değil ki sadece arapça okunacak.. buna gerçekten üzülüyorum bir çok insan tanırım ki sadece arapça okur ama manasını bilmez!




    •  
      kıyas

      senden çok şey öğrendim…tşk.ederim




    •  
      mrrrrr

      vay be diyorum bu yorumunuza sayın ahmet türk, kimseden duymadıgım bi bakış açısı oruç,hac ve namaz üzerine. hernekadar özü bu dedikleriniz olmasada, dogruluk payının oldugu bi yorumlama olmuş, bu tür yazılarınız varsa görmek okumak isterim artık web sayfasımı olur mail yoluyla mı olur. Bilgi edinmek güzeldir. saygılarımla




    •  

      Ahmet Bey, inancınıza saygım sonsuz lakin bu düşüncenin ne islamiyet ile ne de temel evrensel enerji bilimiyle pek alakası yok.

      İlk olarak Kuran’da Allah’ın kainatı kusursuz yarattığı ve bazı kurallarla bunu sabitlediği net bir şekilde geçer. Yani kainat muhteşem bir dengeye sahiptir ve evrensel yasalar dediğimiz ruhsal yasalarla bu kainatın sürekliliği sağlanır. Kainatın enerjisi, insana “bağımlı” değildir, eğer öyle olsaydı kusurlu olan insan gibi evrende kusurlu olmalıydı… Bu da Kuran’da ki kusursuz evren anlayışına ters.

      Ramazan’da tutulan oruçların enerjiyi korumak için olduğunu söylemişsiniz, bu çok yanlış. İbadetlerin hiçbiri ama hiçbiri Allah veya Evren için değil, kişinin kendi iç huzuru için gönderilmiştir. Kaldı ki evrenin ruhsal enerjisi sonsuzdur ve kaynağı direk Yaratıcı’nın kendisidir. Eğer ciddi anlamda oruç ve namaz gibi ibadetler sayesinde evren ayakta kalsaydı, şu an bir evrenden bahsedemezdik. Çünkü maalesef kılınan namazların sadece %10luk kısmı belki daha azı ciddi anlamda, gönülden kılınıyor. Diğerleri sadece beden egzersizlerinden öte geçemiyor, gerekli farkındalık ve meditatif hal olmadığı için.. Hadi bunu geçtim ramazan ayında hizaya geliyor enerji azalıyor demişsiniz, ramazan günü bir tek İslamiyet’te önemsenir, islamiyet dışında başka hiç bir dinde, kültürde geçmişte ramazan ayı bir bütün olarak oruç ibadet uygulanmıştır. Hz. Muhammed 571 yılında (miladi) doğdu yani yaklaşık 1500 yıldır bu ibadet uygulanıyor. Hadi diyelim islam öncesi dönemi var, taş çatlasa 2000 yıldır… İnsanlığın tarih sahneye çıkışı çok eskiye dayanıyor, Çatalhöyükte yaklaşık m.ö. 7000 yıllarında yerleşim yeri bulundu. Öyleyse 7500 yıldır böyle bir ibadetin ramazan ayında yerine getirilmiyor, 7500 yıldır öyleyse evren niye çökmedi, 2000 yılllık süreç nispeten yeni kalıyor. (Oruç ibadeti her kültürde mevcuttur, çok eski bir gelenektir lakin orucun tutulma süresi inançtan inanca değişir. Hinduların, yahudilerin ve budistlerin oruç tuttukları zaman farklıdır ve ramazan ayına denk gelmez… ) Dediğimiz gibi orucun insan için ruhsal ve fiziksel faydası olduğu için bunca yıldır ibadet olarak gönderilmiştir. Oruç sırasında vücut detoks döneminde girer, gereksiz toksinlerden arınır, ayrıca az yemekten dolayı vücut daha fazla ruhsal enerjiye sahip olur ve kişinin ruhsal enerjisi yükselir, böylece fiziksel ve ruhsal bir arınma sürecine girer kişi.. Oruç ibadeti, kişilerin ruhsal-fiziksel arınması içindir =) Yaratıcı gönderdiği her ibadette, insan için bir hikmek olduğu için göndermiştir.

      Evren’in enerjisinin sonsuz olduğu da su götürmez bir gerçek çünkü tasavvuftan, taozime, budizmden hinduzime, bilimsel makalelere ve geçmişte bilim adamlarının yaptığı deneylere kadar, birçok dinsel-ezoterik kült ve bilimsel çalışmalar evrenin ruhsal enerjisinin sonsuz olduğunda hem fikir… Tabi bu kadar güçlü ergümana karşı hala hayır insan sağlıyor diyorsanız diyebileceğim bir nokta yok, bu sizin inancınızdır =)

      İnsan’ın Allah’In halifesi olması, evreni sürdürmesi yönünden değildir. İnsan dediğimiz varlık bu beden kılıfı değil içindeki öz yani ruhtur. Allah kendi nefesinden üflediği yani ruhumuzun kaynağı doğrudan özden geldiği için halifesi yani yeryüzündeki görünümü konumundayız. Kuran ne diyor “Biz sizi mükemmel yarattık ama aşağıların en aşağısına attık” mükemmeliz çünkü ruhuz, aşağıların aşağısındayız çünkü madde boyutuna takıldık. İnsanın tek bir amacı vardır, tekamül etmek yani ruhsal olarak gelişerek, farkındalığını arttırmak, aşağıların aşağısından mükemml olduğu özü hatırlamaktır. Allah ne diyor; “ben gizli bir hazine idim bilinmek istedim ve kâinatı yarattım” İşte amacımız bu gizli hazineyi yeniden keşfetmektir, bunun içinde kendimizi bilmemiz gerekir; “kendini bilen rabbini bilir” tasavvuf sözünü de unutmayınız. (Bu sadece tasavvufa özgü değildir, yunanın en önemli felsefe okullarında dahi tepede Kendini bil yazar)

      Ve son olarak bilinç yükselmiyor düşüyor demişsiniz. Bilincin yükselmesi insani özelliklerden sıyrılmak demek değildir zaten. Bilincin yükselmesi farkındalığın gelişmesi ve bilgiyi anlama kapasitesinin artması demektir. Sizin yukarıda yaptığınız yorum bile, yani bu denli bir sistemi tahayyül etmeniz bile insanlar olarak bilincimizin ne kadar geliştiğinin bir göstergesi… =) BUndan yüzlerce yıl önce bu bilgileri tartışıyor olabilmemiz mümkün değil, halkta çok küçük bir kesim derin bilgilere sahipti ama günümüzde insanların büyük bir çoğunluğu daha geniş bilgilere ve evrensel sırlara ulaşabiliyor, bu da toplumsal olarak farkındalığımızın gelişmesine neden oluyor yani evet kaos var gibi gözükebilir ama aslında ruhsal olarak yükselişteyiz…

      Kaoslara aldanmayın, günün en karanlık vakti, şafak öncesidir… Ve şafak sökmek üzere, biz sadece bu öncü karanlığı yaşıyoruz ama her birimizin farkındalığı ve zihinsel algılaması, tahayyül yeteneği çok daha geniş…. =)

      Yorumlarınız için teşekkürler, umarım sorun olmaz sadece tezler ve anti tezler doğru sentezi yaratabilir, bu yüzden katılmadığım noktalara değinmek istedim.

      Ayrıca özgül hanım’a yazısı için çok teşekkür ediyorum, kalemine sağlık.

      Huzur ve bilgelik dolu günler diliyorum…




      •  

        Samimiyetini yansıttığın, tevazunu sindirdiğin, ışık olduğun erdemli yorumun için teşekkürler Efe Elmas. Hepimizin bu kadar açıklamaya gerek olmaksızın bir birimizi anlayarak halleştiğimiz, kendimizi bildiğimiz, özümüzü gördüğümüz, hoşgörüyle bir olduğumuz günlere erişmek umuduyla inşallah!
        “İLİM İLİM BİLMEKTİR. İLİM KENDİN BİLMEKTİR. SEN KENDİNİ BİLMEZSEN. BU NİCE OKUMAKTIR” Yunus EMRE




        •  

          Okuduğum yazınız (2012 ile ilgili yorum) bence çok mantıklı olasılıklar içerio…Korku verici değil.tedbir alınmasını gerektiren ve de bilgilendirici…ayrıca BİR lik ve SEVGİ mesajı veren bir yazı..değişik yorumların ancak bazılarını okuyabildim…Din den uzaklaşıldığını yazan var..!! bunun anlamını çözemedim…bu bilgiler astrolojik ve bilimsel tesbitler sonucu oluşmuş olası varsayımlar…zaten kısmen epeydir de yaşanıo…..insanoğlu çok enteresandır….kabul edemediği bilgi ile ya ALAY eder ya İNKAR eder…….doğmatik bilgilerden kurtulup. sınırsız ve esnek olunabilir……her şey olası bu EVREN de her şeye de hazırlıklı olup bilmek de ne kaybettirir..??? BİLGİ GÜÇ tür….bazı olasılıkları bilirsek panic yaşamayız….haa bunlar olmıyabilir belki..O zaman da kaybedeceğimiz bir şey olmaz…..ama bunları bilmeyi red edersek..olası herhangi bir sıkıntı karşısında daha çok sıkılabiliriz…örn: hava raporunda FIRTINA olasılığından bahsedilio….YAĞMUR vs…bunu sonucunda ya yanımıza şemsiye alıp çıkıoruz..ya giysimizi bu tür havaya göre ayarlıoruz…veya işimizi erteliebilioruz….ama aniden bilmeden bastıran olumsuz hava şartlarında apaşıp sokaklarda sırıl sıklam ayaklarımız ıslanmış.saç baş perişan oluoruz…..haa bazen de hava raporu o gün günü gününe tutmıyabilio…..ne zararımız oluo..???? elimizde fazladan bir şemsiye taşımış oluoruz..:))) değil mi.?? bu da bence öyle….biz hazırlıklı olalım da….hava kararıp da elektrikler ve iletişim araçları kaput olunca hiç değilse —–yaa N’oluo.?? diyerek şaşırıp bir oraya bir buraya dağılacağımıza ..biz bunu bilioduk sakin olmamız gerek der……sıkıntıyı asgari yaşarız……yazınızı çook beğendim……olası belirtileri hassas bedenler zaten deneyimlio………….Bilgiler de FREKANS lara göre anlam kazanır……Farkındalığı açık. titreşimini belli SEVGİ mhz. inde tutabilen her kesin anlıyabileceği bir konu..çok çok TEŞEKKÜRLER……………….umarız Bütünün En büyük hayrı için en sağlıklı bir şekilde Boyut yücelimini yaşamak nasip olur…..sevgiler..




      •  
        Osiris

        Sn Efe Elmas,

        Yazınız baştan aşağıya özenli ve dikkatli tesbitler içeriyor, katılmamak mümkün değil!

        Sn Türk’ün saygı ve samimiyetine istinaden, söylediklerinizin ona da yol gösterici olmasını ümid ediyorum.

        Umuyorum ki; Nefs’ine yenilmeden, Sn Türk, yazdığınız doğru bilgileri kendi düşünceleri ile harmanlayarak daha açıkfikirli yol bulacaktır…

        Saygılarımla




        •  

          Din ciddi bir vazifedir. Aklın ta kendisidir. Bilimseldir. Duygulara hitap etmez. psikolojinin bir dalı değildir. Kişinin tek başına yücelmesi değil, bütün insanlığın yücelmesidir. Din insanların benliğine ve egosuna hizmet etmez. Din ben değil bizdir, bizlerdir. Ruhtan bahsetmek için ruhun ne olduğunu bilmek gerekir. Ruhtan bahsedenler ise ruhu kişiselleştirir. Ruhtan bahsedenler kesinlikle ve kesinlikle ruhun ne olduğunu bilemez sadece ve sadece tahayyülle konuşurlar. Allah(c.c.)’ın insanlığa gönderdiği hiç bir kitapta ruhun ne olduğu tam olarak açıklanmamıştır. İlk önce bu evren ve dünyada insanlığa verilen görevi yerine getirin. Gerisi tefarruattır.

          NAMAZ VE HAC İBADETİNİN ÖNEMİ
          Kâ’be’de Hac farzının yerine getirilmesi, bu evren sistemini ayakta tutmak için bizlerin yaptığı ve Allah(c.c.)’ın emri olan önemli bir ibadettir. Allah(c.c.)’ın imtihan için bizlere emanet ettiği dünya ve kâinat sistemini ayakta tutmak için Hac farzını yerine getirmek, Allah(c.c.)’a olan kulluk görevimizdir. Şunu hiç unutmayalım ki Allah(c.c.)’ın herşeye gücü yeter. Evreni yaratmış ve bu evrenin çalışma sistemini, gönderdiği bütün peygamberleri vasıtası ile hiç bir değişikliğe uğratmadan bizlere tebliğ etmiştir. Oruç, hac, namaz ibadetleri bu evren sisteminin döngülerinin bizler tarafından devamını sağlayan emirlerdir. Allah (c.c.)’ın bizlere tebiğ ettiği emirler, yasaklar ve ibadetler bilimseldir. Kâ’be’nin, Beyt-i Ma’mur’un ve Hac ibadetinin, dünyamız ve evrenimiz için neden çok önemli bir konuma sahip olduğunu, Kâ’be, lügatçıların beyanına göre Ka’b kökünden gelen özel bir isimdir. Ka’b ise, yüksek olmak, 4 köşe şeklinde olmak, tomurcuklanmak manasına gelir.

          Kâ’be, 7 kat göğün üstünde ve Arş’ın altında bulunan ve meleklerin devamlı tavaf ettikleri bir yer olan Beyt-i Ma’mur’un yeryüzündeki bir eşidir. Beyt-i Ma’mur ile Beytullah da denilen Kâ’be, biri semada, biri yeryüzünde olarak aynı hizada bulunmaktadırlar. Beyt’ül Ma’mur sema ehli melekler için tavaf yeridir. Oraya her gün 70.000 melek gelip tavaf eder ve kıyamete kadar da bir tavaf edene, bir daha sıra gelmez. Beytullah ise; birinci derecede yeryüzü halkı için, insanlar için tavaf yeridir. (107)

          Kâ’be, Beyt-i Ma’mur’u devamlı görmektedir. Beyt-i Ma’mur, Kürsi’nin üstünde, Kâ’be dünyanın üzerindedir. Dünya kendi ekseni etrafında 360 derece döndüğüne göre, Kürsi evren ile beraber dönmekte, Kâbe ve Beyt-i Ma’mur devamlı birbirlerinin hizasında kalmaktadır, hiçbir zaman irtibatları kopmamaktadır.

          Kâ’be’nin karşılığı olarak ay feleğinde Kâbe’nin hey’eti vardır. Tâ Arş’a varıncaya dek bu şekildedir. Birbirinin üstünde Kâ’be suretleri vardır. (108)

          (Kâ’be’den, ay yörüngesinden doğru, evrenimizin son sınırı olan kürsiye kadar, 7 kat (boyut)’ta her katta aynı hizada birbiri üzerinde Kâ’be’nin aynısı olmak üzere kürsinin üzerinde, Arş’ın altında bulunan Beyt-i Ma’mur’a kadar Kâ’be’nin benzerleri vardır.)

          Arzın yüzü Kâbe’nin altından yayılmıştır.

          Yeryüzündeki ilk toprak Kâbe olduğu ve Kâbe de dünyanın en sağlam bölgesi olduğu için, Kur’an-ı Kerim’de “eminbelde ” olarak adlandırılmaktadır.

          Tin suresinin Kur’an’dan ilk 5 ayetinin anlamını aktaralım;

          1- And olsun incire, zeytine,

          2- Tûr-i Sina’ya,

          3- Ve şu güvenli kent ki,

          4- Biz insanı, gerçekten en güzel bir biçimde yarattık.

          5- Sonra da onu düşüklerin en düşüğüne/ aşağıların en aşağısına çevirip attık. (Tin Suresi 1, 2, 3, 4) 111

          Tin suresinin ilk 5 ayetinin bizlere anlaşılır bir şekilde anlatılmıştır.

          1- “İNCİR’e (Tin = Nakıs = Eksi = Güney kutbu) ve ZEYTİN’e (Zeytûn = Zait = Artı = Kuzey kutbu).”
          2- “TUR’İ (HZ. Musa’nın vahye çıktığı dağ) SİNA’ya ( Gizza, Cizze piramitleri) ANDOLSUN.”
          3- “EMİN (Güvenceli, nötr) BELDE’ye ANDOLSUN.”
          4- BİZ İNSANI EN GÜZEL BİÇİMDE YARATTIK. (Arş’ta plânlanıp Cennet’te yaratılması)
          5- SONRA ONU (insan soyunu) AŞAĞILARIN EN AŞAĞISINA REDDETTİK. Arz’a indirmesi.

          Yukarıdaki ayetlerde 4-5 Cennet – dünya arasında dik bir dev mıknatıs düşünürsek, o mıknatısın Arş ucu emisyon edici; Arz ucu, bitim, dip (Esfeli sâfilin) kutbu dünya gezegenini adreslemektedir. (112)
          Yukarıdaki Tin suresinin ilk 5 ayetinde Kâbe ve Beyt-i Ma’mur’un birbirinin hizasında olduğu anlatılmaktadır.

          1. Ayette Kuzey Kutbu, Güney Kutbu terimleri kullanılsaydı coğrafik kutupları anlardık ve kutupların coğrafik olan durumunu göz önünde bulundururduk. Özellikle MANYETİK KUTUPLARI anlatmak için İncir, eksi ( – ) ve Zeytin, artı ( + ) olarak belirtilmiştir.
          2. ve 3. Ayette Tur dağı, Sina Çölü ve Mekke‘den bahsetmektedir. Allah(c.c.) tarafından seçilmiş peygamberlerin tümü, dünyadaki ümmetlere bu bölgeden çıkmıştır. Dünyada başka bölgeden çıkmadığı teyit edilmiştir. Bu bölge Allah(c.c.)’ın peygamberlere vahiy kanalıdır. Arş‘ın altında Kürsi‘nin üzerinde Beyt-i Ma’mur ile dünyada Kâ’be ile irtibatlı olan tek bölge olarak yaratılmıştır.
          4. Ayette İnsanoğlunun Arş’ta yaratıldığı, Arş’ta bulunan Cennet‘te yaratılmış olması nedeniyle Arş’ın artı ( +) özellikte olduğu belirtilmektedir.
          5. Ayette insanın Arz’da bulunan dünyaya indirilmesi ve bu sebeple Arz’ın eksi ( – ) özellikte olduğu bildirilmektedir.

          TÛR suresinin ilk üç ayetinde Beyt-i Ma’mur’u teyit etmekte, yükseltilmiş tavan ise Kürsi’yi anlatmaktadır.

          Andolsun o Tûr’a
          Beyt-i Ma’mur’a
          Yükseltilmiş tavana (TÛR suresi. Ayet, 1,4,5) 115

          Dünya tam küre şeklinde değildir, kutuplardan basıktır. 23,5 derece yörüngesine eğiktir. Bu eğiklik sebiyle gece ve gündüz uzar veya kısalır, dört mevsim oluşur. Dünyanın coğrafik kutupları olduğu gibi manyetik kutupları da vardır. Coğrafik kutuplar manyetik değildir.

          Sağdaki şekil gibi küre değil, soldaki şekil gibi geoittir. Kutuplardan basıktır.

          Manyetik kutuplara göre yeniden bir ekvator (enlem) çizersek, Mekke şehrinden geçtiğini görürüz. Manyetik kutuplara göre yeniden oluşturduğumuz Oğlak ve Yengeç dönenceleri de Mekke bölgesinden geçmektedir.Yine manyetik kutuplardan geçecek bir boylam çizdiğimizde ise manyetik kutba göre oluşan ekvator ve dönenceleri tam Mekke şehrinde keser.
          Bir mıknatıs çubuğunun bir ucu Artı ( + ) diğer ucu Eksi ( – ) tam ortası Nötr ( 0) yüksüz bölgedir. Manyetik kutuplara göre yeniden bir ekvator (enlem) çizersek, Mekke şehrinden geçtiğini görürüz. Manyetik kutuplara göre yeniden oluşturduğumuz Oğlak ve Yengeç dönenceleri de Mekke bölgesinden geçmektedir. Yine manyetik kutuplardan geçecek bir boylam çizdiğimizde ise manyetik kutba göre oluşan ekvator ve dönenceleri tam Mekke şehrinde keser.

          Bir mıknatıs çubuğunun bir ucu Artı ( + ) diğer ucu Eksi ( – ) tam ortası Nötr ( 0) yüksüz bölgedir.

          Pusulaya baktığımızda, bir ucu Kuzey ( + ) bir ucu Güney ( -) gösterirken tam ortasında ibrenin 360 derece dönmesini sağlayan, ibreyi oynatması için hassas bir sabitleme noktası, bir çivi vardır. İşte Kâbe dünyanın merkezinde, manyetik alanların tam ortasında, dünyanın çekirdeğine kadar uzanan, dünyanın manyetik kutupların kendi yörüngesinde kalmasını ve olduğu bölgede haraketini sağlayan çividir.

          Manyetik kutupları oluşturan, dünyada birinci derecede önemli ve evrenin genişleme enerjisi, zaman enerjisi, evrene ve dünyaya rahmet, rızık, nimetlerin dağıldığı, günahların af olduğu, Arş’tan Arz’a inen, bir ucu Arş’ta Kürsi’nin üzerinde Beyt-i Ma’mur’a bir ucu dünyada Arz’da Kâbe‘de olan nötr bir hortum şeklinde bizim evrenimizden Arş’a tek açık olan bölge Kâbe’dir.

          Hac’da, Ka’be sola alınıp tavafın başlangıcı Hacer-i Esved’in bulunduğu köşesinden başlanılarak Ka’be’nin kapısına doğru sağa gidilmek sureti ile Ka’be’nin etrafında 7 kere tavaf etmek (dönmek), ilahi (nötür) hortumun Ka’be’den Beyt-i Ma’Mur’a doğru kendi ekseni etrafında devamlı dönmesini, haraket halinde olmasını sağlamak içindir. Şöyle diyebiliriz, ilahi hortum, yukarıdan(Arş’tan) aşağıya (Arz’a), doğrudur. Bizlerin ve meleklerin tavaf etme farzı ile ilahi hortum açık kalır. İlahi (nötür) hortum Ka’be’nin çapı kadardır. Hac farzı senenin belirli zamanında yapılır. Senenin belirli zamanında yapılmasının da bir sebebi vardır. Allah(c.c.), ilahi hortumun açık kalması görevini insanlara vermiştir. İşte Allah(c.c.)ın emirlerine uymak ve ibadetler, Allah(c.c.)’a olan kulluk vazifesidir. Bedenimiz, ruhumuz, dünyamız ve evren insanlara emannettir. Allah(c.c.)ın emirleri, yasakları ve emrettiği ibadetleri, ilk peygamber’den son peygamber Hz. Muhammed (s.a.v.)’e kadar aynıdır. Allah(c.c.)ın emrettiği ibadetler, insanların imtihanıdır.

          Hac farzı ile namaz kılma farzını birbirinden ayrılmaz

          – Hac’da tavaf etme farzı, Kabe ile Beyt-i Ma’mur’u birbirne bağlayan ilahi (nötr) hortumun açık kalmasına,

          – Hac farzı ile namaz farzı, Dünya’nın, aynı düzende kendi ekseni etrafında, Güneş’in çevresinde dönmesine,

          O odur ki, geceyi, gündüzü, güneşi ve ayı yarattı. Herbiri bir yörüngede yüzmektedir. (Enbiya Suresi, 33. Ayet)

          Her canlı, ölümü tadacaktır. Biz bir imtihan olarak sizi şer ile de hayır ile de deniyoruz. Sonunda bize döndürüleceksiniz. (Enbiya Suresi, 35. Ayet)

          – Namaz farzı ile de dünyanın manyetik kutuplarının sabit kalması.

          Kuzey manyetik kutup, bulunduğu yerden 200 km kaymıştır ve yılda 40 km hızla doğuya doğru kaymaya devam etmektedir. Kuzey manyetik kutup tam doğuya geldiği takdirde, güney manyetik kutpu batıya geldiğinde dünya fren yaparak takla atma durumuna gelir. Manyetik kutuplar dünyanın üzerindeki bütün doğal sistemlerin ana unusurudur. Manyetik kutupların kayması dünya üzerindeki doğal dengeleri etkilediği gibi güneş sistemindeki gezegenlerin manyetik alanlarınında farklılaşmasına da yol açar.

          Doğrusu şu ki, o onlara ansızın gelecek de onları şaşkınlıktan donduracak. Artık ne onu geri çevirmeye güçleri yetecek ne de yüzlerine bakılacak. (Enbiya Suresi, 40. Ayet)

          -Namaz farzı, dünyanın coğrafik kutuplardaki buzulların erimemesine. ( buzulların erimesi manyetik kutuplardan etkilenmektedir)

          Bizim, o yerküreye gelip onu uçlarından biraz eksilttiğimizi görmediler mi? Allah hükmeder; O’nun hükmünü denetleyecek de yoktur. Hesabı çok çabuk görür O. ( Ra’d Suresi, 41. Ayet)

          – Hac’da tavaf, Kabe ile Beyt-i Ma’mur’a uzanan ilahi (nötür) hortumun Van Allen kuşağın tam ortasından geçerek dengeyi sağlamasına.

          -Hac farzı, Namaz farzı ile, Manyetik kutuplarından çıkan, dünyanın heryerini saran dünyayı ve bizleri güneşin zararlı ışınlarından, güneş patlamalarından koruyan manyetik koruyucu kalkanın, Van Allen radyasyon kuşağının sabit kalmasına.

          Göğü, korunmuş bir tavan yaptık. Ama onlar göğün ayetlerinden hâla yüz çeviriyorlar. (Enbiya suresi, 32. Ayet)

          -Dünyanın manyetik alanları, insan vücudundaki koruyucu bağışıklık sistemine benzer, manyetik alanlar kayarsa dünyanın bağışıklık sistemi zayıflar veya çöker. Günümüzde, manyetik kalkanın giderek zayıfladığını bilimsel veriler ortaya koymaktadır. Manyetik kalkandaki bu zayıflama, Yerküre’nin çekirdeğinin enerjisinin artmasına ve dolayısıyla mağma dediğimiz tabakanın da ısınmasına neden olmaktadır. Bu etki neticesinde; yerkabuğunun titreşimi daha da artacak, maden ocaklarındaki gaz birikimlerinin fazlalaşması ile birlikte patlamalar çoğalacak, yerin manyetik alanının düzensizliğinden obrukların (yer çukuru)nun oluşması , dünya çekirdeğinin dönüşü yavaşlıyacak , mevsimlerde kaymalar ve dengesizleşmeler, kasırgalar daha şiddetlenmesi.Yanardağ faaliyetlerindeki artışlar ise süpriz olmayacaktır.

          6- Andolsun o alevlerle kaynatılıp köpürtülmüş denize,
          7- Ki hiç kuşkusuz, senin Rabbinin azabı meydana gelecektir.
          8- Ona engel olacak hiçbir şey yokyur.
          9- O gün gök bir çalkalanışla çalkalanır.
          10- Ve dağlar bir yürüyüşle yürür.
          11- Vay hallerine o gün, yalanlayanların,
          12-Ki onlar bir batağa dalmış oynamaktadırlar.
          13-O gün cehenneme bir kakılışla kakılırlar.
          14-“İşte budur yalanlayıp durduğunuz ateş!”
          15-“Bu da mı büyü?!” (Tûr Suresi)
          – Namaz farzı, dünyanın Kalp atışı (rezonansı)’nın sabit kalmasına.( Dünyamızın manyetik alan titreşimi, zaman içinde gittikçe yükselmektedir. Daha önceki ölçümlerde 7,8 hertz olan dünyanın titreşimi, günümüzde 12 hertz’e yükseldiği tespit edilmiştir. Titreşimi kalp atışlarına benzetebilirsiniz. 13 hertz titreşim seviyesine ulaşılması, manyetik kutupların kayarak kendi çevresinde 1667 km/sa hızla dönen dünyanın fren yaparak durmasına ve takla atarak dünyanın dönüşünü ters yöne çevrilmesine sebep olabilecektir. Evrende güneş sisteminin çökmesi bütün evrenin başlangıcına doğru geriye gitmenin ilk adımı anlamına gelir. Dünyanın manyetik alanlarının kayması neden olmaktadır.

          1- O tozutup savuranlara/o kırıp un-ufak edenlere.
          2- O ağırlık taşıyanlara,
          3- O kolayca akıp gidenlere/o rahatça yüzenlere,
          4- O iş ve oluşu bölüştürenlere andolsun ki,
          5- Hiç kuşkusuz, o size vaat olunan kesinlikle doğrudur.
          6- Ve din, şaşmaz bir olgudur.
          7- Anolsun o ahenkli yollar taşıyan göğe,
          8- Ki siz gerçekten tartışmalarla dolu bir söz içindesiniz.
          9- Yüzgeri çevrilen onun yüzünden çevrilir.
          10- Kahrolsun o düzenbaz yalancılar,
          11- Ki onlar bir sersemlik içinde ne yaptıklarından habersizdirler.
          12- Sorarlar: ” Ne zaman o din günü?”
          13- O gün onlar ateş üzerinde deneme ve elemeye tâbi tutulacaklardır.
          14- Tadın imtihan ve ıstırabınızı. İşte budur o çarçabuk gelmesini istediğiniz! (Zâriyât Suresi.)
          – Namaz kılanlar sayesine yerin manyetik alanlarının düzenlenmesi.
          – Namaz kılan kişinin, bedeninin manyetik alanının düzenlenmesine.
          – Namaz kılan kişnin, ruhunun nurla dolup genişlemesine.
          – Dünyaya ve evrene rahmet, rızık, nimetlerin insanlığın kıldığı namaz nispetinde, Allah(c.c.)’a kulluk vazifelerimizi yerine getirerek, Allah(c.c)’ın takdirine göre, Arş’tan Arz’a, Allah(c.c.)’tan bizlere verilmesidir.
          İnkâr edenler, “Bize o kıyamet gelmez ” dediler. De ki:”Hayır, gayıbı bilen Rabbime yemin olsun ki, o size mutlaka gelecektir. Göklerde ve yerde zerre miktarı kadar bir şey O’ndan kaçmaz. Ondan daha küçük ve daha büyük ne varsa, hepsi muhakkak apaçık kitaptadır.” ( Sebe suresi. Ayet 3 )

          Allah’ın göklerde ve yerde bulunanları sizin emrinize verdiğini, üzerinize gizli ve açık nimetlerini yağdırdığını görmediniz mi? Bununla beraber insanların içinde, kimisi de var ki, ne bir ilme, ne bir rehbere, ne de aydınlatıcı bir kitaba dayanmaksızın Allah hakkında tartışıp duruyor.( Lokman suresi. Ayet 20)

          Gerçekten biz onlara öyle bir kitap gönderdik ki, iman edecek herhengi bir topluma bir hidayet düsturu ve rahmet olması için, tam bir ilimle onu bölüm bölüm ayırdık. ( A’raf suresi. Ayet 52 )

          Ey insanlar, Allah’ın , üzerindeki nimetini anın! Allah’tan başka yaratıcı mı var? Sizi gökten ve yerden rızıklandırır. O’ndan başka ilah yoktur. Hal böyle iken nasıl oluyor da yüz geri çevrliyorsunuz? ( Fatır suresi. Ayet. 3 )

          “HİÇ KUŞKULANMA Kİ BEN ALLAH’IM. İLAH YOKTUR BENDEN BAŞKA. O HALDE BANA KULLUK/ İBADET ET VE NAMAZINI, BENİ HATIRLAYIP ANMAK İÇİN YERİNE GETİR.” ( Taha suresi. Ayet. 1)




      •  

        Efe bey sizin bu bilgilere katılmanız veya katılmamanız hiç bir şey ifade etmez. Buraya yazılan bilgileri sizin yazılarınıza istinaden değil bu yazıları okuyan başka insanların yanlış bilgilenmemesi için yazıyorum.
        Burada yazdığım bilgiler kendi yorumların veya fikirlerim değildir. Bu bilgilere sahip olmak için çok derin bilime sahip olmak gerekmektedir. Kur’an’da insanlığın Allah(c.c.)’ın evrende ve yeryüzünde halifesi olduğunu anlatan ayetler şunlardır.

        Hani, Rabbin meleklere, “Ben yeryüzünde bir halife yaratacağım” demişti. Onlar, “Orada bozgunculuk yapacak, kan dökecek birini mi yaratacaksın? Oysa biz sana hamdederek daima seni tesbih ve takdis ediyoruz.” demişler. Allah da, “Ben sizin bilmediğinizi bilirim” demişti. (Bakara suresi. Ayet 30)

        Biz emaneti göklere, yere, dağlara teklif ettik de onlar onu yüklenmekten kaçındılar, ondan ürktüler. İnsan ise zalim ve çok cahil olduğu halde onu yüklendi. (Ahzab suresi. Ayet 72)

        Evreni Allah(c.c.) yaratır, devamlılığını bu evrende akıllı kulları olan Âdemoğluna vermiştir. Evrenin ve dünyanın bizlere emanet olduğunu ve bu emaneti korumakta bizlerin imtihanı olduğunu anlatan ayetlerin bazılarıda şunlardır.

        O, hanginizin daha güzel davranacağını imtihan etmek için gökleri ve yeri altı günde yarattı; Arş’ı ise su üstünde idi. Böyle iken Allah bilir onlara ” Siz öldükten sonra diriltileceksiniz” demiş olsan, kesinlikle ” Bu apaçık bir aldatmadan başka bir şey değildir” derler. (Hud suresi. Ayet 7)

        ‘Biz insanı karışık sudan yarattık,onu imtihan ederiz.(76/2)

        Allah’ın göklerde ve yerde bulunanları sizin emrinize verdiğini, üzerinize gizli ve açık nimetlerini yağdırdığını görmediniz mi? Bununla beraber insanların içinde kimisi de var ki, ne bir ilme, ne bir rehbere, ne de aydınlatıcı bir kitaba dayanmaksızın Allah hakkında tartışıp duruyor. ( Lokman. suresi. 20. Ayet )

        Allah(c.c.) evreni bir nizam, ölçü ve yaslar üzerine yaratır ve bu yasaları ve ölçüleri korumak işte “işin özü bu” bizlere verilmiş en büyük emirdir. Evreni Allah(c.c.) yarattıktan sonra biz insanlara bu yaratılan evrenin ve dünyanın ölçülerini korumamız için yazdığı ayetler ise

        “Gerçekten biz, her şeyi bir ölçü ve dengede yarattık.” (54/49)

        “O her şeyi yaratmış ve yarattığı o şeyleri bir ölçüye göre takdir etmiştir.” (25/2) . ‘

        Azgınlık etmeyin ölçü tartıda saptırmayın mizanı.Rahman s. 8

        Ölçüyü titizlikle, adaletle koruyun ve hüsrana araç yapmayın mizanı. Rahman s. 9

        emrettiği ibadetler Hz. Âdem(a.s.) ittibaren namaz, oruç(ramazan ayında) ve hac ibadetleri Cebrail (a.s.) tarafından öğretildi. İnsanlığın dünyada var oluşundan ittibaren dünyaya gelen 124 bin peygamber namaz, oruç ve hac ibadetlerini yerine getiriyordu. Sadece Hz. Muhammet(s.a.v.) peygamberimize verilen ibadetler değildir. Bu konuda sizleri yanıltabilirler. Bir daha tekrarlamakta fayda görüyorum. Allah(c.c.)’ın emrettiği, namaz, oruç(ramazan ayında) ve hac ibadetleri dünyaya Allah(c.c.) tarafından gönderilen bütün peygamberlere emredilmiş ve Allah(c.c.)’ın emirlerini terk ederek kendi buldukları ayinlerle sadece duygusal olarak dini algılamaya başlayan toplumlara Allah((c.c.) peygamberler göndererek doğru yola ve namaz, oruç(ramazan ayında) ve hac ibadetlerine yönlenmesi için devamlı uyarıda bulunmuştur.

        Ey iman edenler, oruç, sizden öncekilere farz kılındığı gibi size de korunasınız diye farz kılındı.Bakara suresi. Ayet 183

        Namaz, müminler üzerine vakti belirlenmiş bir farz olmuştur.Nisa suresi. Ayet 103
        Bu kadar yazı yazmak istemezdim fakat burada ki yorumlar karşısında İslâm dininin duygusal değil, bilimsel olduğunu açıklamak zorunda kaldım.

        Günümüzde bütün dünyada artan bir huzursuzluk. İnsanlarda sadece dünyasal yaşama arzusu. İnsanlığı ilgilendiren önemli konularda insanların duyarsızlığı ve kayıtsız kalması. İnsanlarda meydana gelen psikolojik gerilimler. Toplumsal yaşamadan daha çok kişisel yaşama ve bencilliğin artması. İnsanların birbirine olan güvensizliği. Önemli hastalıkların çoğalması. Bitkilerin genetiği ile oynanarak tabiatın sonunun gelmesi. Ekonomik sıkıntı, kıtlığın zamanla hızlanması. Genelde belirli bölgelerde meydana gelen karışıklık ve savaşlar, mevsim döngülerinin değişmesi, yağmurların dengesinin bozulması, dünyamızın manyetik kutupların hızla kayması, coğrafi kutuplardaki buzulların hızla erimesi. Bilim adamlarının dünyamızın iç kısmında bulunan magma tabakasının dengesiz olaylarını bildikleri halde bütün insanlardan saklamaları. Depremlerin sıklaşması, dünyanın eğim açısında meydana gelen sapma. Güneş sistemimizin ve dünyanın çevresinde gök taşlarının sayısının çoğalması. Dünyamızı güneşin alevinden ve zararlı ışınlardan, dünyamız doğru gelen göktaşlarından koruyan “Van Allen” koruyucu kalkanın zayıflaması. Dünyamızın titreşiminin çok tehlikeli sınıra kadar yükselmesi.

        İçinizi karartmak istemezdim, fakat bunları birisini yazması gerekiyordu. Belki bazı konuları biliyor veya izliyorsunuzdur. Peki, neden olduğunu biliyor musunuz? Bu olayların kaynağını biliyor musunuz? Şimdiye kadar bildiğiniz din konusunda küçüklüğünüzden itibaren beyninize aldığınız telkinlerden dolayı burada yazılan gerçekler sizlere garip gelecek, hatta kabullenmeyeceksiniz. Burada yazılanlar gerçeğin ta kendisidir. Aklınızdaki ata dininden hemen sıyrılmanız ve gerçekleri görmenin zamanı gelmiştir. Çünkü galaksi sistemimizin, dünyamızın ve insanlığın ekonomik, sosyal sistemleri çökme aşamasında değil, “çökmüştür” fakat zararın neresinde dönerseniz kârdır. Aman ben mi kurtaracağım diye kesinlikle düşünmeyiniz. Bu bilgilerinin altında bizlere bir şeyler mi verilmeye çalışılıyor diye kesinlikle düşünmeyin. Bu bilgiler saf, temiz içinde hiçbir düşüncenin veya herhangi bir akımın yanlı bilgileri asla ve asla değildir. Amacım bütün insanlığın kurtuluşudur. İçten samimiyetimin bilgileridir, içinde en küçük bir art düşünce yoktur. Bu bilgilere sahip olduğum için yazıyorum.

        İlk önce sizlere sistemi tanıtmadan ne demek istediğimi veya bütün insanlığın vazifelerinin ne olduğunu anlatamayacağımdan kısa ve öz olarak aktarmaya çalışsam da yazı yine de uzun olacaktır. Lütfen sıkılmadan okumanızı rica ediyorum. Çünkü insanlık gerçek vazifesini unutmuş, dünyasal işlere ağırlık vermiş bir dünya insanı haline gelmiştir.

        Şimdi konumuza başlıyoruz. Sizlere sunduğum gerçek dindir, bundan hiç şüpheniz olmasın. Evren, galaksimiz, dünya ve insanlığın kurtuluşu için.

        Evrende Zaman ve Zemin:

        Şimdi, çok önemli olan ve dinin temelini oluşturan evrenin işlerlik özelliğini aşağıda açıklamaya başlayacağız.

        Bizlere emredilen ibadetler, zaman ve zeminde, hareket halinde olan bütün evrenle bağıntılıdır. Şimdi, bu zaman ve mekânda hareket etmek ne demektir? Bunun için ilk önce zemini tarif edelim. Zemin, içinde bulunulan mekândır. Yani bizim şu anda bulunduğumuz zemin, 3 boyutlu uzaydır. Zemin kavramını biraz daha açmak için Muzaffer Suar’ın yaklaşımını sunalım:

        Tüm evren zaten o (esir) denilen ve maddenin kendisinden inşa edildiği, maddenin temel birimlerinin oluşturduğu bir denizdir. SUAR. M.Muzaffer, IŞIK, Sf. 12, Şubat 1937, İstanbul.

        Burada evrenin bütün yapılarını oluşturan en küçük yapı ile dolu olduğunu, evrende hiçbir boşluk olmadığını anlıyoruz. Yine bir başka görüş de evrenin boş olmadığını anlatmaktadır;

        Boşluk boş değildir, bir doluluktur. Boşluk, boş uzay, aslında kendiliğinden yaratılan veya yok edilen parçacıklar ve anti-parçacıklardan oluşmaktadır. PAGELS, Heinz. R, KOZMİK KOD II maddenin içine gezi, Sf. 91

        Esiri veya kuant, her iki görüşün ortak yanının, zemin kavramı için, boşluk olmayan bir mekânı tarif ediyor olduklarını görmekteyiz.

        Şimdi de zaman kavramını açıklamaya çalışalım. Zaman, herhangi bir cismin veya sistemin belirli bir hızda zemin içerisinde kendi çevresinde veya herhangi bir mesafede yol kat etmesi ile oluşur. Zaman bir boyut değildir, “boyut” kavramı ile tarif edilemez. Örnek verecek olursak; dünya zamanına göre, saat ve takvim dünyanın kendi ekseni etrafında dönmesinden günler, güneşin etrafında dönmesinden ise yıllar meydana gelir. Güneş sistemimizden dışarı çıktığımızda gün ve sene kavramı farklılıklar gösterir. Zaman izafi(göreceli) bir kavramdır. Yani zaman ve zemin evrenin temel kavramlarıdırlar. Zaman zemin oluşmadan herhangi bir boyut oluşamaz. Hiçbir sistem veya evren durup dururken yok olmaz. Evren, Allah(c.c.)’ın koymuş olduğu kanunlarla devamlılığını sürdürür. Her cismin kendi sürekliliğini ve bütünlüğünü sürdürmesi Allah(c.c.)’ın evrensel yasasıdır. Cisimlerin vazifelerini yerine getirmesi, varlığının, var olmasının temel sebebidir. Evrende her cisim, içinde ve dışında bir döngü içersinde varlıklarını sürdürürler. Evrende var olan her şeyin, zamanda ve zeminde, yol kat ederek ilerleyişi ve dönüşü, sistemin ana işleyiş yoludur. Sistem bir düzen içerisinde yaratılmıştır. Yaratılma anı iki yasa ile başlar. Bu yasalar zaman ve zemindir.

        İşte, Allah(c.c.), evreni bilimsel olarak bu iki yasa üzerine inşa etmiştir. Yaratılma anında zaman ve zemin oluşur; evren yaratıldıktan sonra zaman ve zemin yasalarını koymuş değildir. Yani tam bir eşzamanlılık vardır. Allah(c.c.), Kur’an ayetlerinde, en küçük yapıdan en büyük cisimlere kadar nasıl çalıştığını bizlere anlatmıştır. Aşağıda vereceğimiz ayetlerde, ayetlerin içeriği çok geniş olmakla birlikte, çalışma düzenine ait iki kavram öne çıkacaktır.

        Oysa geceyi ve gündüzü, ayı ve güneşi yaratan O’dur. Bunların her biri, birer yörüngede yüzüyorlar. Enbiya suresi. Ayet 33

        Ne güneşin aya yetişip çatması mümkündür, ne de gece gündüzü geçebilir. Her biri birer yörüngede yüzerler. Yasin suresi. Ayet 40

        Andolsun boşlukta yahut suda yüzüp yüzüp gidenlere. Nazirât suresi. Ayet 3

        Ayetlerde, gezegenlerin, güneşin ve ayın “yüzdüğü” ifade edilmektedir. Buradan anladığımız gibi, evren boş değildir; Şimdi yüzmenin ne anlama geldiğini kavramak için birkaç örnek verelim.

        Allah(c.c.), Kur’an’da, uzay cisimlerinin kuant denizinin içinde, deyim yerinde ise, “zemin üzerinde hareket ederek yüzdüklerini” bizlere bildirmektedir.

        Evrende herhangi bir şeyin yüzmesi bazı kurallara bağlıdır. Bu kurallar, evrenin cazibesini (çekim kuvveti yasasını), sistemin düzenli çalışması. Kişiden başlayan ve evrenin tümünü kaplayan ölçü ve bu ölçülerin ne olduğunu bizlere anlatan, ölçüleri nasıl koruyacağımızı, korumadığımız takdirde başımıza kişisel, toplumsal, dünyasal ve evrensel neler geleceğini bizlere anlatan Yüce tek kitap Kur’an’dır.

        Rabbin katında olanlar, büyüklük taslayıp O’na kulluktan yüz çevirmezler; O’nu tesbih ederler ve yalnız O’na secde ederler. A’raf suresi. Ayet 206

        Yedi gök ile yer ve bunlarda bulunanlar O’nu tesbih ederler. Hiçbir şey yok ki O’nu hamd ile tesbih etmesin! Lâkin siz onların tesbihini anlamasınız. O, gerçekten halimdir, bağışlayıcıdır. İsra suresi. Ayet 44

        Ayetlerde, tesbih, secde ve hamd kelimeleri geçmektedir. Bu kelimelerin ne anlama geldiğini açıklayarak sistemimizin de nasıl çalıştığını ve Kur’an-ı Kerim’in anlatmak istediği dini ve bizlere vermek istediği mesajları da anlamış olacağız.

        Bakalım asırlardır insanlar ne anlamış, gerçeği ise ne imiş.

        Bu ayetler manevi ve psikolojik rahatlama sağlayan araçlar mı? Yoksa insanların Allah(c.c.) için icat ettikleri bir ibadet şekli mi? Evrenin çalışma kanunlarını içeren ve dinin en önemli başlangıç noktası mı? Bu yasaları insanlar manevi kalkınmalarında kullanmış, fakat hiç kimse bu yasaları araştırmamıştır. Bahsedilen tesbih, secde ve hamd kelimelerinin anlamlarını açarak gerçeği kavrama yoluna gidelim.

        Tesbih: Tesbih kelimesinin kökü “se-be-ha” fiilidir. Sebeh39(39) DEVELİOĞLU Ferit. Osmanlıca-Türkçe Ansiklopedi LÛGAT) sözlükte su veya havada hızlıca seyretmek, yüzmek anlamına gelir.

        Demek ki, tesbih sözcüğü ya da her şeyin (atom, atom altı parçacıklar, gezegenler, yıldızlar, galaksiler… vb.) evrenin, içinde bulunan tüm cisimlerinin, önceden belirlenen zemin içersinde, belirli bir zamanda, uzayda dönerek kat ettikleri yol, felek, yörünge anlamına geldiğini görmekteyiz.

        Tesbih: Kur’an’da bilimsel olarak bahsedilen gerçek anlamıyla, Evrenin kendisi, Evrenin içinde yaratılan bütün varlıkların, uzayda, dünyada ve dünyanın üzerinde, zaman içersinde, belirli bir zeminde yol kat ederek attığa tura tesbih denir.

        Secde: İnsanların, atomların, atom altı parçacıkların, varlıkların, maddelerin, cisimlerin, gezegenlerin, yıldızların, galaksilerin, evrenin, meleklerin, olduğu yerde, yol kat etmeden, zaman içersinde attıkları turdur.

        Kur’an bizlere asırlar önce evrenin nasıl çalıştığını anlatmış, Kur’an’ın esas temeli, evrenin en küçükten en büyük yaratılan her şeyin, bir sistem içersinde çalışmasını anlatmak ve insanoğlunun bu sistemin neresinde olduğunu bildirmek amacını gütmektedir. Evrende atomlardan gök cisimlerine kadar her şeyin yüzdüğünü bildirmiş, bu yüzmenin cazibesinin ve ahenginin olması kendi ekseninde veya sistemin çevresinde döngü ile olduğunu anlatmıştır. Bu döngülerin ismini Allah(c.c.) tesbih ve secde olarak adlandırmıştır. Bu isimler her asra uygun sembollerdir. Çok acı bir gerçeği burada dile getirecek olursak; nasıl bizler bir sistemi anlatmak için şekil çiziyorsak veya bilgisayarda herhangi bir sistemin işleyişini anlatmak için grafikler, resimler ile gösteriyorsak, daha gelişmiş olarak animasyonlar yaparak hareketlendiriyorsak, zamanın teknolojisine göre geçmiş devirlerde insanlara tesbih ve secdeyi göstermek için, en güzel anlatım ipe dizilmiş boncuklarla yapılan görsel bir araçtır. Ne yazık ki bu eğitim, ders aracı olarak kullanılan tesbih, zamanla dinin bir sayma aracına dönüşmüştür. Günümüze kadar İslâm dininin bilimselliği göz ardı edilmiş, dini ve Allah(c.c.)’ın ilmi araştırılmak yerine, Kur’an’da geçen zikir ile bağdaştırılmış ve bu kelimeye uyarlanarak bir ibadet şekli ortaya çıkmıştır. Şimdi yeri geldiği için zikir kelimesine biraz değinelim. Zikir” kelimesi Kur’an’ın diğer adıdır. Zikrin anlamı geniş olması nedeni ile birçok yerlerde şu anlama geliyor diye ezbere veya Allah(c.c.)’ı her an isimlerini tekrarlamak gibi algılanmıştır. Zikir Allah(c.c.)’ın ilmini araştırmak, ilim konusunda devamlı düşünmek, bilgileri birbiri ile birleştirerek öğrenmektir. İnsanlar arasında birbirleri ile ilim konuşarak bilgilenmektir. Aşağıdaki ayet insanların zikir konusunda hataya düşmemesi için zikrin nasıl yapılacağını Allah(c.c.) bizlere çok güzel örneklerle anlatmaktadır.

        Aklı ve gönlü işletenler o kişilerdir ki, ayakta otururken, yan yatarken hep Allah’ı zikrederler; göklerin ve yerin yaratılışı hakkında derin derin düşünürler: “Ey Rabbimiz! Sen bunu boşuna yaratmadın. Şanın yücedir senin. Ateş azabından koru bizi.” Âli İmran suresi. Ayet 191

        Yüce kitap Kur’an-ı Kerim’in ilk emri “Oku”dur. Bildiğini tekrarlamak değil, bilmediğini öğrenmek, yani zikretmektir. Çünkü Kur’an her devire hitap eden semboller ve mecaz anlatım içeresindedir, ancak her insanın bilim ve ilim yapması emredilmiştir. Boncuklara dizilmiş eğitim aracı olarak kullanılan tesbih şekli ile Allah(c.c.)’ı sayı ile anmak değildir. Böyle bir ibadet şekli Allah(c.c.)’ın kesinlikle emri değildir. Hz. Muhammed(s.a.v.) peygamberimizin de asla sünneti değildir. Din kesinlikle rivayet değildir. Rivayetlerle din olmaz. Rivayet( söylenti), bir anlamda dedikodu anlamındadır. Din bir sistemdir, bu sistem kendi kendine dönmez. Şimdi konumuza dönelim ve işin aslı ne imiş görelim.

        Şimdi tesbih ve secdenin ayrı ayrı açıklaması ve tesbih ve secdenin beraber olan hareketlerini açıklayacağız. Uzayda cisimler iki türlü tesbih yaparlar. Yalnız kendi ekseninde dönmeden yani secde yapmadan, bir yörüngede bulunduğu sistemin merkezinde bulunan cismin etrafında dönen yalnız merkezde bulunan uzay cisminin etrafında tesbih yapan uzay cisimleri. Örnek verecek olursak; dünyamızın uydusu ay gibi. Kendi ekseninde yani secde yapmadan yalnız bağlı bulunduğu gezegenin etrafında tur atması, tesbih yapması gibi Kendi ekseninde(secde) ve bir yörüngede dönen (tesbih) uzay cisimlerinin hareketlerine de örnek verecek olursak dünyamız da kendi ekseninde dönen yani “secde” yapan bağlı bulunduğu güneşin etrafında turlayan yani “tesbih” yapan, hareket eden uzay cisimlerinden biridir.

        Evrende var olan en küçük birimlerden, en büyük yapılara kadar olan cisimlerin, kendi eksenleri etrafındaki ve bağlı bulundukları sistem içindeki dönüşleridir.

        Çekim gücünü bilimsel platformda ilk tarif eden Isaac Newton oldu. Bilimin birçok kanunuyla farkında olmadan her an iç içe yaşarız. Nedir bu kanunlar? Hareket yasaları, termodinamik (entropi), çekim yasası kanunları her an hayatımızın içindedir.

        Bilim adamlarının evrendeki kanunları bulduğu zaman kanunlar o an oluşmaz. Olmayanın keşfi değildir. Evrenin yaratılışında itibaren Allah(c.c.)’ın kanunları o an oluşur. Yerçekimini bulmadan önce elma yukarıya doğru gitmiyordu. Aşağıya düşüyordu. Bilim adamlarının gözlem deney sonucunda olayın açıklamasını yapmaktır. Çekim gücü evrende zaten vardır, fakat çekim gücünün tarif edilmesi, matematiksel formüllerle ortaya konması ilk bilim adamlarına verilen çalışmanın sonucu bir imtiyazdır. “Güneşten, gezegenlerden, galaksilerden ve yıldızlardan oluşan bu çok hassas sistem sadece akıl ve güç sahibi Allah(c.c.)’ın yaratmanın ve hâkimiyetinin eseridir. Yaratan bunların hepsini yönetmektedir. Yaratmak ve yarattığı evrene kanunlarını uygulamak Allah(c.c.)’ın tek yaratan olduğunu bizlere bildirmesi ve bizlerin Allah(c.c.)’ın gücü ve hâkimiyeti karşısında kulluğumuzu göstererek evrenin devamlılığını Allah(c.c.)’ın halifesi olarak yerine getirmemiz, bizlerin en önemli görevidir. Bu konu kafanızda bir çelişki yaratmasın. Allah(c.c.) evreni var eder, sistemlerin işleyiş kanunlarını düzenler, her yaratılanın vazifelerine göre sınıflar ve daha sonra akıl verdiği varlıklara evrenin her şeyinin nasıl çalışacağını Peygamberleri vasıtası ile öğretir. (İşte size kurulu bir düzen, sizlere emanet ettim, kendinizden, birbirinizden, dünyadan ve evrenden sorumlusunuz. Bu emaneti korumak sizlerin imtihanı, hadi bakalım yapın görevinizi, yapmazsanız olacaklardan siz sorumlusunuz,) Çünkü Kur’an’da bizlere bildirilen geçmiş zamanlarda birçok kavim neden helâk olmuştur, Allah(c.c.)’ın emirlerin inkâr ettikleri için. Evreni ayakta tutan, yani evreni çalıştıran ibadetleri yerine getirmedikleri, Allah(c.c.)’ı inkâr ettikleri için. Kur’an’ın özü; Allah(c.c.)’ın yüceliğini bilmek, bizlere verilen bütün emanetleri korumaktır.

        Daha sonraki yazılarımızda Allah(c.c.)’ın her şeyi bir ölçüde yarattığından ve evrenin içinde yaratılanlara her şeyin bir ölçüyle verildiğinden bahsedeceğiz. Bu şu anlama gelir; Allah(c.c.)’ın ayetlerde bir ölçüden bahsetmesi, bu ölçülerin bizler tarafından bozulmaması ve korunması içindir. Demek ki, evrenin içinde yaratılanların bir ölçü üzerine yaratıldığı ve bu ölçüyü korumanın bizlere verilen emanet olduğu anlaşılmaktadır. Ayrıca her yaratılan bir ölçü ile yaratıldıysa, ölçülebilir olduğu anlaşılır. Ölçülebilen her şey de matematiksel olarak hesaplanır. Bilimin bir dalı da fiziktir. Fizik bilimi matematik ilmi ile hesaplandığı için, Allah(c.c.)’ın koyduğu kanunları bulmak ve bu ilimlerin ışığı altında evreni matematiksel olarak ifade etmemiz mümkün olur.

        Atomların yapısında çekirdekte proton ve nötron bulunmaktadır, elektron ise çekirdeğin etrafında bir yörüngede dönmektedir. Elektron çekirdeğin etrafında bir yörüngede dönmesini devam ederken, çekirdeğin çekiminden, elektron çekirdeğe yapışmaz. Güneşin kendi çekimine rağmen, gezegenler güneşe yapışmaz. Elektronların çekirdeğe yapışmaktan, gezegenlerin güneşe yapışmaktan kurtaran, elektronların ve gezegenlerin tesbih ve secdeleridir. Galaksilerden atomlara kadar tüm yapılar çekim kuvvetine karşı hareketin merkezkaç kuvveti oluşturmasıyla var olabilmektedir. Merkez kaç kuvvetini oluşturan, elektronların ve gezegenlerin secde ve tesbihleridir.

        Dairesel Helezon Döngü, (Tesbih):

        Evrende en küçük yapılardan, atom ve atom altı parçacıklar; en büyük yapılar, gezegenler, galaksilere kadar ibadetlerimizden bizlerin günlük yaşamı dâhil, yeryüzünde ve yerin iç kısmında, teknolojinin bütün dallarında aklınıza gelen her yerde ve her şeyde kendi ekseninde, kendi içinde veya bağlı bulunduğu sistemin etrafında dönerler. Evrenimizde ve Arş’ta bütün sistem tesbih ve secde üzerine kurulmuştur. Evrenimizin Arş’ın içinde dönüşleri tesbih ve secdedir

        Bu sistemin ismine dairesel helezon döngüsü diyeceğiz. Bu ismi kullanmamızın sebebi, her yaratılanın yapmış olduğu vazifelerdir.

        Allah(c.c.)’ın kelâmı olan Kur’an-ı Kerim’de bizlere tesbih olarak aktarılan bilgi gereği, tüm cisimlerin hareket şeklinin, zemin içerisinde yüzerek dönme, başka bir değişle dairesel helezon olduğunu anlıyoruz. Kitabımızda tesbih kelimesi içine yaratılanların kendi çevresinde ve bağlı bulunduğu sistemin etrafında attığı tur olduğu için, yerine, dairesel helezon kelimesini kullanacağız. Tesbih, en küçük birimden, en büyük uzay cisimlerine kadar olan her şeyin, bağlı bulundukları sistemin içersindeki hareket şeklidir. Fakat bütün inançlarda ve İslâm dininde, tesbihin ipe dizilmiş boncuklardan oluşan, (İslâm dinine başka inançlardan geçmiş) ibadet aracı olduğunu görüyoruz. Ancak doğrusu bu değildir. Tesbih, Allah(c.c.)’ın evrensel ve sonsuz evrenlerin çalışma sisteminin içindeki yasalardan biri ve en önemlisidir.

        Hamd: Yaratılan varlıklar, hareketleri ile vardır. Durağan varlık yoktur. Evrende yaratılan bütün varlıkların, vazifelerini yerine getirirken, çıkardıkları elektromanyetik seslerdir. Her varlığın kendine has bir sesi vardır ki, bu seslere bir anlamda frekans da diyebiliriz. Bu sesleri insan kulağının duyması imkânsızdır.

        Yedi gök ile yer ve bunlarda bulunanlar O’nu tesbih ederler. Hiçbir şey yok ki O’nu hamd ile tesbih etmesin! Lâkin siz onların tesbihini anlamazsınız. O, gerçekten halimdir, bağışlayıcıdır. İsra suresi. Ayet 44

        Yüce kitabı anlamayan toplumlar, Kur’an’ı akıl ve bilim yolu ile değil, duyguları ile anlamaya çalışmışlardır. Yüce kitabımız Kur’an’da ilimin her türlüsü vardır, belki duygusallık da vardır; fakat duygusallık yüce kitabın bütününü kapsamaz. Yüce kitabımız Kur’an’ı anlamak için ilim yapmak gerekmektedir. Şeytanın en büyük amacı, insanları duygusallığa itmesi, ilimden uzaklaştırıp insanlığı cahil bırakmasıdır.

        Hamdı biraz daha açmak, konunun daha iyi anlaşılmasına yardımcı olacaktır; hamd konusu, teknik olarak geniş bir yelpazeye sahip bir bilimin dalıdır. Çok detaylı yazdığımızda sayfalar dolusu bilgiler ortaya çıkar, bilginiz olması açısından bu konuyla ilgili kısa açıklamalar yapacağız. Konuyu bilim çerçevesinde yazdığımız takdirde, bu konuyu bilenlerin dışındakiler anlamada zorluk çekeceği için, sadeleştirerek yazmaya özen göstereceğim. Konu atom, atom altı partiküller, kimya, fizik ve astronomiyi ilgilendiren bir konudur.

        Evrende yaratılan varlıkların, birbirlerinden farklı oldukları birbiriyle alâkaları olmadıkları düşünülür, Bunun için insanlar olayları birbirinden bağımsız ve düzensizlik içinde görür, dolayısıyla olayın aslından çok görünüş ve etkilerini araştırmaya yönelirler. Aslında evrende her şey bir tek çizgi üzerinde farklı farklı frekanslar yani elektriksel, elektromanyetik titreşimler yayarlar veya dışarıya titreşimleri verirler. Yaratılan her varlık atomlardan meydana gelmiş farklı kimyasal birleşimlerden oluşur. Bunlar da kütlesine, mevcudiyetine göre farklı titreşimler verirler, bir anlamda bu yaratılan varlıkların vazifelerine göre yaydığı frekanslar varlığın kimliği gibidir. Aynen bütün insanların parmak izlerinin farklı olması gibidir. Kulağınızdan duyduğunuz ses, gözünüzle gördüğünüz renkler, dilinizle aldığınız tat, dokunarak algıladığınız her şey; radyo frekansları, televizyon yayınları, telefon frekansları, röntgen ışınları, x ışınları, yani gözümüzle göremediğimiz, kulağımızla duyamadığımız bütün frekanslar bunlara örnektir. Ayrıca her insan farklı frekansa sahiptir, hiçbir insanın frekansı başkasının aynısı değildir. Gezegenlerin, yıldızların ve galaksilerin renk frekansları, elektromanyetik frekansları, kısaca evrende ve dünyada her şeyin çıkardığı titreşimler tek bir çizgi üzerindedir. Bu şu anlama gelir; evrende yaratılan her şey bir frekanstır. Yani bizler dünyadaki veya evrendeki her şeyi frekans olarak görürüz, beynimiz bu frekansları o cismin bir şekil olarak algılamamızı sağlar. Kulağımızla duyamadığımız sesleri radyo, telefon gibi cihazlarla kulağımızın duyacağı frekansa indirir. Evrenin tümü frekans olarak yaratılmıştır. Bu Kur’an’da hamd etme olarak Allah(c.c.) tarafından bizlere bildirilmektedir. Dünyamızın hamdının ne kadar tehlikeli bir sınıra ve ciddi boyutlara geldiğini anlamamız için biraz daha konuyu açalım.

        Dünyamızın manyetik alan titreşimi (hamdı), zaman içinde gittikçe yükselmektedir. Daha önceki ölçümlerde 7,8 hertz olan dünyanın titreşiminin günümüzde 12 hertz’e yükseldiği tespit edilmiştir. Bu titreşimi kalp atışlarına benzetebilirsiniz (kasılma ve gevşeme). Bu titreşimin 13 hertz seviyesine ulaşılması, manyetik kutupların kayarak kendi çevresinde 1667 km/sa hızla dönen dünyanın fren yaparak durmasına ve takla atarak dünyanın dönüşünün ters yöne çevrilmesine sebep olabilecektir. Evrende güneş sisteminin çökmesi bütün evrenin başlangıcına doğru geriye gitmenin ilk adımı anlamına gelir. Bu titreşimin yükselmesi de aynı zamanda dünyanın manyetik alanlarının kayması sebep olur.

        Hamd konusunu sizlere aktardıktan sonra, tesbih, secde ve hamd konularının geçtiği ayetlerden örnek verelim.

        Tesbih, secde ve hamd kelimeleri evren sistemini anlatmaktadır; içerikleri bilimseldir.

        Şimdi, yukarıda verdiğimiz İsra suresi 44. ayeti tekrar yazalım ve bu kez, yukarıda açıkladığımız tesbih, secde ve hamd kelimelerinin tanımını daha ayrıntılı şekilde sizlere sunalım. Kur’an’da bütün sureler ve ayetler duygusal olarak algılanmaz. Çünkü Kur’an’ın tümü bilimseldir.

        Evrenimizin ve evrenin içinde yaratılan bütün varlıkların, tesbih ve secdelerinin nasıl yaptıklarını sizlere örnek vererek anlatmaya çalışalım.

        Uzayda, dünyamızın, güneş sistemimizin, Samanyolu galaksimizin ve evrenin tesbih ve secdelerini beraber inceleyelim.

        *Dünyanın, kendi çevresinde, zaman içersinde, yol kat etmeden helezon şeklinde dönüşü secdedir.

        *Dünyanın, güneşin etrafında belirli bir yörüngede ilerleyerek dönüşü, dairesel helezon şeklinde bir zeminde hızlıca seyretmesi, yüzmesi tesbihtir.

        *Güneş sisteminin zaman içersinde, kendi çevresinde helezon şeklinde dönmesi secdedir.

        *Güneş sisteminin, Samanyolu galaksi merkezine doğru, zaman içersinde, bir yol kat ederek, yani yüzerek dönmesi, dairesel helezon şeklinde, tesbihtir.

        *Güneş sistemimizin, içinde bulunduğu Samanyolu galaksisinin, belli bir zaman içersinde kendi ekseni etrafında yol kat etmeden helezon şeklinde dönmesi secdedir.

        *Galaksimizin(Samanyolu) uzayda, bir yol kat ederek dönüşü, dairesel helezon şeklinde, tesbihtir.

        Yukarıda yapılan tespitler, dünyada sadece ve sadece bizim bulduğumuz Kur’an’ın bilimsel olarak açıklamasıdır. Yazacağımız iki ayet ve açıklaması, sizleri hayrete düşürecektir ki bu açıklamayı hiçbir yerde rastlayamazsınız.

        O hep tesbih edilen; onların söylediklerinden çok uzak ve çok yüksek; hem de ölçüye sığmayacak kadar yüksek… İsra suresi. Ayet 43

        Yedi gök, yerküre ve bunların içindekiler O’na tesbih ederler. Hiçbir şey yoktur ki, O’na överek tesbih etmesin; fark etmezsiniz. O Halim’dir, Gafur’dur. İsra suresi. Ayet 44

        *Evrenin, kendi etrafında, zaman içersinde, yol kat etmeden helezon şeklinde dönmesi secdedir.

        *Evrenin Arşın etrafında yol kat ederek, zaman içersinde dairesel helezon şeklinde dönmesi tesbihtir.

        Evrenimiz Arşta dairesel helezon şeklinde dönmektedir. Kur’an ilmi ile yazacak olursak evrenimiz Arşta tesbih ve secde yapar.

        Yazacağımız iki ayeti şimdi daha iyi anlayacağınızı umuyoruz.

        Melekleri, Arşı etrafından kuşatmış olarak Rablerini hamd ile tesbih ederken görürsün. Halk arasından hak ile hüküm verilmekte ve “Âlemlerin Rabbi olan Allah’a hamd olsun” denilmektedir. Zümer suresi. Ayet 75

        Arş’ı taşıyanlar ve onun etrafındakiler, Rablerini hamd ile tesbih ederler ve O’na iman ederler; iman edenler için de şöyle bağışlama dilerler; “Ey Rabbimiz! Rahmetin ve ilmin her şeyi kuşatmıştır, tövbe edip de senin yoluna uyanları cehennem azabından koru!” Mü’min suresi. Ayet 7

        İnsanların buldukları teknolojiler de tesbih ve secde prensipleri ile çalışırlar. Örnek verecek olursak; arabaların yol kat ederken tekerleklerin tesbih ve secde yaptıkları, gemilerin, uçakların pervanelerinin secde yaptığını, TV ekranındaki görüntünün secde yaptığını, bütün makinelerin secde yaparak çalıştığını vb. gibi dünyada nereye bakarsanız bakın tesbih ve secde yaparak vazifelerini yaptığını görürsünüz. Evrenin kendisi ve evrende her şey bir döngü sistemi içinde Allah(c.c.)’ın yasalarına (tesbih ve secde yasalarına) uyarak vazifelerini yerine getirirler.

        Dünya ve dünya üzerindeki doğa olayları bir döngü tesbih ve secde içeresindedir. Tek tek inceleyelim.

        *Sıcak ve soğuk hava akımlarının, bulundukları yerde, zaman içersinde, yol kat etmeden, döngüsü, secdedir.

        *Sıcak ve soğuk hava akımları, dünya üzerinde, sürekli yol kat etmektedir. Zaman içersinde yol kat ederek bütün dünyayı etkilemesi, dairesel helezon şeklinde tesbihtir.

        *Dünya üzerinde bir tek bölgede mevsimlerin oluşması, zaman içersinde yol kat etmeden döngüsü, secdedir.

        *Dünya üzerinde, mevsimlerin bütün dünyada dairesel helezon şeklinde, zaman içersinde, yol kat ederek dönmesi tesbihtir.

        *Gece ve gündüzün, dünya üzerinde tek bir yerde meydana gelmesi, yol kat etmeden, zaman içersinde, oluşması secdedir.

        *Gece ve gündüzün, dünyanın her yerinde sıra ile olması, dairesel helezon şeklinde zaman içersinde yol kat ederek hareketi tesbihtir.

        *Dünya üzerinde bir bölgeye yağmurun yağması ve yağmaması, zaman içersinde, yol kat etmeden, döngüsü secdedir.

        *Dünyanın her yerinde, yağmurun hareket ederek ilerlemesi, zaman içersinde, dairesel helezon şeklinde, tesbihtir.

        Dünyamızın üzerine her saniye 16 milyon ton su inmekte, aynı saniye 16 milyon ton yukarı çıkmakta, yani buharlaşıp bulut olmaktadır. Kesinlikle 16 milyon ton suda en ufak bir eksilme olmadığı gibi, en ufak bir çoğalma da olmaz. Tam tamına 16 milyon ton su iner ve çıkar. Bu döngünün (tesbihin) dengesidir. Sadece bir bölgeye çok fazla veya az yağmurun yağması gibi durumlar, sistemin bozulduğunu gösterir.

        *Dünya üzerinde, rüzgârın aynı yerde olması, yol kat etmeden, zaman içeresindeki döngüsü secdedir.

        *Dünya üzerinde, rüzgârın bütün dünyayı etkilemesi, dairesel helezon döngü şeklinde, zaman içersinde, yol kat etme hareketi, tesbihtir.

        *Dünya üzerinde çok önemli rol oynayan ve bütün dünya sistemini etkileyen önemli bir döngüye dikkatinizi çekmek isterim. Çünkü bu döngü, dünya üzerindeki döngülerin ana temelini oluşturur ki bu da manyetik kutuplardır. İşte bu manyetik kutuplar çöktüğünde (büyük kaymalar), dünyadaki bütün sistemler arka arkaya çökmeye başlar. Coğrafi kutuplar sabittir ve yerkürenin tam üst ve alt kısımları olarak tanımlanır. Bu yüzden de gözle görünür şekildedir. Çıplak gözümüzle göremediğimiz ancak, pusulaların gösterdiği, dünyanın her yerinde de manyetik etkisinin mevcut olduğu manyetik kutuplar vardır. Coğrafi kutuplarla, manyetik kutuplar aynı yerde değillerdir. Coğrafi kutuplar sabit, manyetik kutuplar ise bulunduğu bölgede hareketlidir. Manyetik etki dünyanın her yerindedir. Dünyadaki her şey manyetik alan etkisindedir. Kuzey manyetik kutbunda, yukarı doğru yeryüzünden çıkan (+) manyetik etki çizgisi, güney manyetik kutbunda tekrar yeryüzüne döner. Manyetik kutupların sabit olmaması, sınırlı alan içinde hareket halinde olması ve manyetik kutuplardan çıkan manyetik etki çizgilerinin bahsettiğimiz hareketi, manyetik kutupların döngüsüdür. Yani secdesidir. Manyetik kutupların hareketi belirli sınırlar içerisindedir. Bu belirli sınırların dışına çıktığı takdirde manyetik kutuplarda kayma meydana gelir.

        Bilimsel araştırmalar, dünyanın en son manyetik kutupların kaymasının 780 bin yıl önce yaşanmış olduğunu göstermektedir. Dünyanın eski zamanlarında, manyetik kutupların kaymasını her yüz ya da bin senede bir olduğu düşünülüyor. Fakat dünya üzerinde insanlar var olduktan sonra manyetik kutupların yer değiştirmesi, hiç yaşanmamıştır. (Nuh Tufanı hariç) Çünkü dünyanın üzerindeki sistemler oluşuncaya kadar manyetik kutuplar yer değiştirmiştir. Daha doğrusu insanoğlunun dünya üzerinde yaşaması için gerekli ortamlar hazırlanmıştır. Manyetik kutupların yer değiştirmesi çok tehlikeli sonuçlar ortaya çıkarabilir. Son zamanlarda manyetik kutuplar yer değiştirmeye başlamıştır. Manyetik alanların kaymakta olduğunu ve bu kez ölçümlenen 200 km’lik kaymanın giderek arttığını, senede 40 km hızla doğuya doğru kaydığını bilim adamları tespit etmiştir.

        Bizim amacımız, bütün insanlığa dinin, evrenin çalışma sistemi olduğunu, bu sistemin devamlılığının sağlanması için bütün insanlığın, Allah(c.c.)’ın emirlerini ve ibadetlerini yerine getirmesi gerektiğini, dinin bilim ve akıl yolu olduğunu anlatmaktır. Evren sisteminin adı İslâm’dır.

        Tekrar secde ve tesbih konumuza dönelim.

        *Manyetik kutuplarda, kuzey manyetik kutup, artı (+), güney manyetik kutbu eksi (-)’dir. Kuzey manyetik kutbundan güney manyetik kutbuna devamlı manyetik akım, dairesel helezon şeklinde, zaman içersinde yol kat ederek tespih şeklinde akmaktadır.

        Coğrafi kutuplarda buzullar, dönüşüm içerisinde okyanusların tuzluluk oranına göre erirler veya buzullaşırlar. Bu döngü dairesel helezon, tesbih şeklindedir. Ancak, bu döngü son zamanlarda yok olmaya, buzullar bu döngü sisteminden çıkmaya başlamıştır. Bunun nedeni, dünyanın manyetik alanından etkilenmesidir.

        Bizim o yerküreye gelip onu uçlarından (coğrafi kutuplardan) biraz eksilttiğimizi görmediler mi? Allah hükmeder; O’nun hükmünü denetleyecek de yoktur. Hesabı çok çabuk görür O. Ra’d suresi. Ayet 41

        Gerçek şu ki, biz onları ve atalarını, ömür kendilerine uzun gelecek kadar nimetlenirdik. Hâlâ görmüyorlar mı ki, biz yerküreye geliyor, onu uçlarından eksiltiyoruz galip gelenler onlar mı? Enbiya suresi. Ayet 44

        *Atomların da kendi içindeki hareketleri de, zaman içersinde, oldukları yerde yaptıkları döngü, secdedir.

        Secde ve tesbihin ne anlama geldiğini pekiştirmek için yazacağımız ayeti daha iyi anlayacağınızdan eminiz.

        Şu bir gerçek ki, göklerin ve yerin yaratılışında, gece ile gündüzün birbiri ardınca gelişinde, insanların yararı için denizde yüzüp giden gemilerde, Allah’ın gökten suyu indirip onunla, ölümden sonra toprağı dirilterek üzerine tüm canlılardan yaymasında, rüzgârların bir düzen içinde yönden yöne çevrilmesinde, gök ve yer arasında bir hizmete memur edilen bulutlarda, aklını işleten bir topluluk için sayısız izler, işaretler, ibretler vardır. Bakara suresi. Ayet 164

        Ayet, her sistemin bir döngü içerisinde gerçekleştiğini açıkça anlatmaktadır. İşte bu döngülerin temel noktası ise secde ve tesbihtir.

        Şimdi ise bedenimizdeki döngülerden ve bu döngüleri ömrümüz boyunca irademiz dışında olan organlarımızın, irademiz içinde olan fiillerin döngülerinden birkaç örnek verelim:

        *Nefes alıp verdiğimizde, nefesimizin zaman içersinde bir yol kat etmeden, olduğu yerde attığı döngü secdedir.

        *Kalbimizin zaman içersinde, olduğu yerde çalışması secdedir.

        *Vücudumuzdaki, kan dolaşımı, kanın zaman içersinde attığı tur secdedir.

        *Vücudumuzdaki bütün organlarımızın kasılıp gevşeyerek zaman içersinde yaptıkları işlevler secdedir.

        *Vücudumuzdaki, hücreler kasılma-gevşeme yaparak, zaman içersinde, oldukları yerde yol kat etmeden, secde şeklinde canlılıklarını devam ettirirler.

        İslâm dininde, Allah(c.c.)’ın emirleri olarak yapılan ibadetlerin, secde ve tesbih durumlarını açıklayalım.

        *Tavaf: Hac ibadetini yerine getirirken, Kâbe’nin etrafında, olduğun yerde, soldan sağa doğru 7 kere dönmek, zaman içersinde, yol kat ederek yapılan döngü secdedir.

        *Safa ile Merve: Safa ile Merve tepeleri arasında 7 kere zaman içinde olduğunuz yerde, yol kat ederek gidip gelmek secdedir.

        *Namaz: Zaman içersinde, yol kat etmeden, olduğumuz yerde, döngü içinde yapılan ibadet secdedir.

        *Namaz: Dünyanın her yerinde, her an, her dakika ve aynı anda bütün vakit namazlarının, zamanlar içinde, yol kat ederek saat farklılıklarına göre döngüsel olarak kılınması Tesbihtir.

        *Oruç: Seneden seneye, ay takvimine göre, (güneş takviminden 11 gün kısadır), her sene ramazan ayının, zaman içersinde, yol kat etmeden, olduğu aya gelmesi secde, 33 senede bütün ayları, zaman içersinde, yol kat ederek attığa tur, Tesbihtir.

        *Bir kişinin, oruç tutma ibadetlerini yerine getirirken, 29 veya 30 gün, her günü(imsak ile iftar arası) zaman içersinde, yol kat etmeden yaptığı oruç ibadeti, secde, oruç tutma ibadetini yerine getirirken, 29–30 gün arka arkaya tuttuğu oruçlar zaman içersinde, yol kat ederek, yaptığı ibadet, Tesbihtir.

        *Ramazan ayında, 29–30 gün süresince dünyanın her yerinde, bir gün içersinde sabah namazının (imsak) başlangıcından, akşam namazına kadar geçen süre, oruç tutulur. Dünyanın zaman farklılığına göre, oruç tutanlar 29–30 gün devamlı hiç durmadan zaman içinde, yol kat ederek, dünya üzerinde bir döngü olarak iftar etmesi, dairesel helezon şeklinde, tesbihtir.

        En büyük döngü Allah(c.c.)’adır. Âdemoğlunun en büyük ve en önemli döngüsü; dünyaya gelmesi, yaşaması ve ölmesi, tesbihlerin en önemli ve en büyüğüdür. Ayrıca bir kişinin dünyaya gelmesi secde, tüm insanların nesiller boyu aktarımı ise Tesbihtir. Dünyaya gelmemizin amacı, öğrenmek ve ne öğrendiysek ona göre Allah(c.c.)’ın huzurunda yerimizi almaktır.

        Biz, evet biz hayat veriyoruz, biz öldürüyoruz. Ve dönüş yalnız bizedir. Kaf suresi. Ayet 43

        O, hayat verir, O öldürür. O’na döndürüleceksiniz. Yunus suresi. Ayet 56

        Allah yaratışa başlar, sonra onu varlık alanından çekip tekrar yaratır. En sonunda O’na döndürülürsünüz. Rum suresi. Ayet 11

        Doğru olan, dinin emrettiği yol, sistem içerisinde görevimizi iyi anlayıp, layıkıyla yerine getirmektir. Getiremediğimiz takdirde evren sisteminin döngüsü bozulacaktır. Aşağıdaki ayet konuya açıklık getirmektedir:

        O zalimler ki, Allah’ın yolundan alıkoyar, o yolu yamultmak isterler. Onlar, âhireti de inkâr ederler. Hûd suresi. Ayet 19

        Demek ki tesbih, secde ve hamd, evren sisteminin çalışma düzenini anlatmaktadır, parmaklarımız arasında isim saydırma aracı değildir. Bunu, inanan insanların artık anlaması elzemdir. Bu kavramlar ile Kur’an, asırladır bütün insanlığın gözü önünde, sistemin nasıl çalıştığını anlatmıştır. Bilimden uzak kalınması sonucunda Allah(c.c.)’ın bizlere anlatmak istedikleri, kişisel kurtuluş ve sevap kazanma müessesesine dönüşmüştür. Din akla hitap eder, duygulara değil. Allah(c.c.)’ın emrettiği ibadetler ki bunları ancak yaratanın kendisi emirleyebilir, yalnız kişisel değildir, evrenin tümüne hitap eder. Allah(c.c.)’ın emrettiği ibadetlerin dışında, insanların kendilerinin buldukları, ayin türü bazı uygulamaların dinle hiçbir alâkası olmadığı gibi, kişisel, dünyasal ve evrensel hiçbir şeye faydası da yoktur. Elde boncuklardan oluşan sayma aracı, ne de Allah(c.c.)’ın emridir, ne de peygamberimiz Hz. Muhammed(s.a.v.) sünnetidir. Din rivayet(söylenti), hikâye değil, ilimdir.

        De ki: “Ey kitap ehli! Dininizde haksız yere aşırılığa dalmayın. Bundan önce sapıtmış, birçoklarının da saptırmış ve doğru yoldan sapmış bir toplumun arzularının peşinden gitmeyin.”55

        Evrende yaratılanlar canlı – cansız bütün varlıkların görevi, önce kendi varlığının bütünlüğünü korumaya çalışmaktır. Bu çalışmaya bir nevi secde diyebiliriz, ikinci olarak bağlı bulunduğu sisteme hizmet eder ki, bu hizmet de tesbihtir. Dünya hayatında aşırıya kaçmak ne kadar yanlışsa, Allah(c.c.)’ın emrinin dışında ibadet yapması da o kadar yanlıştır. Kendi bütünlüğünü koruyamayan varlık, bağlı bulunduğu sisteme fayda değil aksine zarar verir. Onun için tesbih ve secdenin orta yolda olmalıdır, demek ki din sistemi orta yol olmalıdır. Güneş sistemimizde olsun, dünyada olsun, insanlar arasında olsun aynı yasa geçerlidir. Peki, bu sistemi veya sistemleri bozan durum nasıl meydana gelir? Sistemin içindeki en küçük birimlerde başlayan düzensizlik, , sistemin tümünü etkiler.

        Aklınızda bir şüpheye yer vermemek açısından. Tesbih ve secde konusu biraz uzun yazdım. Çok kısa şekilde aklınızdaki dini değil, gerçek dini bu kadar kısa anlatmakta başarıdır. Din, ibadet konularını biraz kısa tanımlarla geçeceğim. Namaz konusunu biraz açarak yazmak zorundayım, daha sonra neden bu bilgileri verdiğime geleceğiz. Konunu özü burada. O zaman bu konuyu yazdığımı anlayacak cihadın nasıl yapılacağını daha iyi anlamış olacağız, konuyu tam anladığınız zaman İSLÂMIN gerçek cihadı başlamış olacak. Gerçek İSLÂMI bütün dünyaya yaymak cihadın gerçeği olduğunu, yabancı dil bilenler bu yazıyı değişik dillere çevirerek insanlığa büyük bir hizmet ettiğinin şuuru içersinde hep beraber savaşacağız. Amacımız İSLÂM DÜNYASINI BİLİÇLENDİRMEK, BİLMEYENLERE IŞIK TUTMAKTIR. HER ŞEY EVRENİN, GALAKSİMİZİN, DÜNYANIN VE İNSANLIĞIN KURTULUŞU İÇİN.

        DİN

        Allah(c.c.), insanoğluna peygamberler göndermeseydi, Allah(c.c.)’ın olduğunu, evreni yarattığını ve insanların da Allah(c.c.)’ın kulu olduğunu bilemezdik. Amacımızı ve vazifelerimizi bilemez, amaçsız bir yaşantı içinde olurduk.

        İşte böylece sana da bir ruh vahyettik. Sen, kitap nedir, iman nedir bilmezdin. Şura suresi. Ayet 52

        Din, evrenin ve evrendeki yaratılanların vazifelerini yerine getirmesi ile sistemin çalışmasıdır. Evrende her yaratılanın vazifeleri farklıdır. Her şey, din kapsamı içinde ister istemez vazifelerini yerine getirirler. Nasıl ki evrende her yaratılanın, sistem içersinde bir görevi var ise insanların da görevleri vardır ve bu görevler çok önemlidir. Çünkü evreni, Allah(c.c.), akıllı varlıklar için yaratmıştır. Ancak bizim konumuz insanlardır. Peygamber ve kitap, yalnız akıllı varlıklara iner. Herhangi bir atoma veya gezegene inmez. Akıllı varlıkların dışındaki yaratılanların kaderi fizik kanunlarıdır. Akıllı varlıkların dışında yaratılanlar, sisteme ister istemez uymak zorundadırlar. Sistem

        Allah(c.c.)’ın insanlara emrettiği ibadetlerle çalışır. Bizler ibadet ederiz, Allah(c.c.) verir. Evren ve dünya, Allah(c.c.)’ın vermiş olduğu rızıklarla ayakta kalır. Evrenin var oluşundan kıyamete kadar olan süre din günüdür. Evrenin ölçülerinin bozulmaması veya bozulması bizlerin elindedir.

        Din, “yaratılmanın şükrü ve minneti olarak Allah(c.c.)’ın emirlerine uymak” gibi algılanır. Allah, ibadetleri peygamberlere bildirmiştir. Bu emirler vahiy yoluyla olmuştur. Bu vahyin nasıl tatbik edileceği peygamberler tarafından gösterilmiştir. Tek olan Yaratanın vahiy yoluyla gönderdiği din de tektir. Bu sebeple, Hz Âdem (a.s.)’den peygamberimiz Hz. Muhammed (SAV)’e kadar ibadetler de aynıdır. Yani, tüm peygamberler Namaz, Oruç gibi Kuran’da zikrolunan ibadetleri insanlığa öğretmişlerdir.

        Allah(c.c.)’ın emri olmayan, insanlar tarafından bulunan, insanların kendi iç huzuru için yaptıkları, ayinlerdir. Hiçbir şekilde dünya ve evren sistemini etkilemez. Bilimsellikten uzaktır. Din evrenseldir, her şeyi içine alan Allah(c.c.)’ın emirleri, yasakları ve ibadetleridir. Her toplumun kendine göre örf adetleri vardır, farklı inançlara sahip olsalar da hiçbir toplum kötülüğü övmez veya teşvik etmez. Söz konusu Allah(c.c.)’ın insanlara emretmiş olduğu ibadetlerdir, Allah(c.c.)’ın emirleri olan ibadetler kesinlikle ritüel değil, evren sistemini çalıştıran, bizlerin en büyük ve en önemli vazifeleridir. İyi bir insan olabilirsiniz, kendi bedeninize dikkat eden, etrafınıza iyilik yapan, insan olmanın bütün vasıflarına sahip olabilirsiniz. Din sadece bu kadar dar bir alan değil, evrenin tümünü kaplayan en küçük yapıdan, en büyük yapılara, kişisellikten, tüm evreni içine alan tek sistemdir. Allah(c.c.)’ın emretmiş olduğu Din tektir.

        Onlar kendi dinlerini eğlence haline getirdiler, iğreti hayat onları aldattı. Onlar bugüne kavuşacaklarını unutmuşlardı. Ayetlerimize karşı direniyorlardı. Bugün de biz onları unutuyoruz. A’raf suresi. Ayet 51

        Dinlerini oyun ve eğlence edinen ve dünya hayatının kendilerini aldattığı kimseleri bırak! Bu vesile ile şunu da ihtar et ki: Bir kimse yaptıkları yüzünden azabın pençesine düşmeye görsün, o zaman Allah’ın yüce huzurunda O’ndan başka ne bir koruyucu, ne de bir şefaatçi bulunur. Her türlü fidyeyi denkleştirse bile kabul edilmez. Onlar azabın pençesine düşmüş kimselerdir. Nankörlük ettiklerinden dolayı onlara kaynar sudan bir içecek ve gayet acı bir azap vardır. En’am suresi. Ayet 70

        Yukarıda ayetlerde belirtildiği üzere, din insanların duygularına hitap eden, eğlence amaçlı bir yol değildir. Hiçbir insanın tasarrufunda da değildir. Bu ifadeleri bizlere söyleyen Kur’an-ı Kerim’dir. Allah(c.c.)’tan başka dinin temsilcisi ve aracısı yoktur. Din ciddi bir konudur.

        Dinin tarifini yapacak olursak:

        Evrenin ve içinde yaratıla, insanların, akıllı varlıkların, şuurluların evrenin içinde bilinen – bilinmeyen her şeyin, en küçük âlem olan atomlardan, en büyük âlem gezegenlere, yıldızlara, galaksilere kadar bütün maddi ve manevi evrenin, Allah(c.c.)’ın emirlerine, yasaklarına ve kanunlarına uyarak yaşamasına, çalışmasına DİN denir.

        Din evrenseldir. Sadece bir grubu veya toplumu kapsamaz. Evrende her şey din kapsamının içindedir. Peygamberlerin dışında hiçbir kul dinin temsilcisi olamaz. Din bütün insanlara indirilmiştir, hiçbir topluluk Allah(c.c.) ile kulları arasında aracı olamazlar.

        Allah(c.c.)’ın bizlere peygamber ve kitap göndermesi, iki amaca hizmet eder. Birinci amacı, Allah(c.c.)’ın varlığından haberdar olmamız, evrende ne için yaratıldığımızı bilmemiz, vazifelerimizin ne olduğunun bizlere tebliğ edilmesidir. İkinci amacı, Allah(c.c.)’ın bildirdiği emir, yasak ve ibadetleri, insanların terk edip kendilerine göre inançlar ortaya çıkarmaları sonucunda, unutulan emaneti bizlere hatırlatarak evren sistemin çalışmasının devamlılığını sağlamaktır.

        Göklerde ve yerde ne varsa hepsi O’nundur. Din de devamlı O’na aittir. Öyle iken siz, Allah’tan başkasından mı korkuyorsunuz? Nahl suresi. Ayet 52

        Ayetten anlaşıldığı üzere, dinin kaynağı tektir ve başka başka dinler yoktur. İnsanlığa tebliğ edilen din tektir. Çünkü dinin kaynağı da tektir. İnsanoğluna dinin tebliği, her dönemde sahip olduğu bilgi ve teknoloji seviyesine uygun bir anlatım ile yapılmıştır.

        Her kim de İslâm’dan başka bir din ararsa, ondan asla kabul edilmez ve ahirette o, zarara uğrayanlardan olur. Ali İmran suresi. Ayet 85

        Peygamberler zamanın bilgi düzeyine göre, insanlığı bilgilendiriyorlardı. Bizlere Allah(c.c.)’ın emirleri ve kuralları peygamberler vasıtası ile gelmiştir. Kur’an, insan eliyle değiştirilmeden, günümüze kadar gelmiştir. Kıyamete kadar korunarak muhafaza edilecek olan tek yüce bir kitaptır.

        Hiç şüphe yok ki, Kur’ân’ı biz indirdik, elbette onu yine biz koruyacağız. Hicr Suresi. Ayet 9

        İBADET

        İbadet: Evreni ve bizleri, Allah(c.c.)’ın yarattığının bilincinde olmak. Allah(c.c.)’ın bu evrende kulu ve halifesi olmanın sorumluluğunu taşımak, evreni bizler için yarattığını ve emanet ettiğini bilmek. Allah(c.c.)’a tevekkül ederek, içinde en küçük şüphe olmadan, itaat etmek. Halifesi olmanın sorumluluğu içerisinde evren ve dünyada Allah(c.c.)’ın yarattığı ölçüleri korumak, evrendeki her şeye gereken rızık enerjilerini Allah(c.c.)’tan istemek için bize emrettiği vazifelere ibadet denir.

        Evreni Allah(c.c.) yaratmıştır. Devamlılığını ise halifesi olarak Âdemoğlu’na emanet etmiştir. Yaratmanın ardından, devamlılığını akıllı kullarına vermesiyle ile birlikte, emaneti üzerine alanların kulluk görevi başlamış olmaktadır. Allah(c.c.)’a olan kulluğu yerine getirmemek felaketlere kapı aralamış olacaktır. Çünkü sistemin devamlılığını sürdürme ölçüsü, verilen kulluk görevine bağlanmıştır. Allah(c.c.) hiçbir kulun veya kulların sorumluluğunu üstüne almaz, herkes kendinden sorumludur, hesabını da her kul kendi verir. İbadetlerle Allah(c.c.)’tan isteriz ve Yaratan da bizlere, ibadetimizin derecesine göre evrene, gereken enerjileri verir. Allah(c.c.)’a olan kulluğumuzu göstermek, ibadetlerimiz sayesinde rahmet, rızık, nimet ve evrene gereken enerjileri vermesi içindir.

        Bir kere daha tekrarlayalım. Emirler, yasaklar ve ibadetler, Allah(c.c.)’ın emrettiği, bütün insanların yapmakla yükümlü olduğu vazifelerdir. Allah(c.c.)’ın dünyaya bu kadar peygamber göndermesinin en önemli sebebi, insanlık tarafından unutulan ya da değiştirilen ibadetlerin, emir ve yasakların devamlı hatırlatılması veya öğretilmesi içindir. İslâm din’i bütün insanlara binlerce yıl anlatılmış ve öğretilmiştir. Hiçbir toplumun veya kavmin Allah(c.c.)’ın varlığından haberdar olmaması mümkün değildir. Günümüze bakarak yanılgıya düşebilirsiniz. Dünyanın en ücra köşesindeki bütün ümmetlere, kabilelere kadar tek hak dini tebliğ edilmiştir. Tüm insanlık tarihi boyunca, her kavime Allah(c.c.)’ın var olduğu, evreni ve bizleri yaratanın emirleri, yasakları ve ibadetleri anlatılmıştır.

        İbadetler, yalnız Allah(c.c.)’ın bizlere emretmiş olduğu ibadetlerdir. Günlük hayatımızda vazgeçemeyeceğimiz Allah(c.c.)’ın emirleridir. Yaşamak için nefes almaya, karnımızı doyurmaya, dinlenmek için uykuya nasıl ihtiyacımız varsa, evren ve dünya sistemlerinin de çalışmasına ihtiyacımız vardır. Aksi takdirde yaşam olmazdı zaten. Bizlerin günlük namaz ibadetini, beş vakit veya üç vakit yerine getirmeye de ihtiyacımız vardır. İbadetler yapılmadığı zaman, uyku veya açlık hissi uyandırmazlar. İşte bu, bizlerin iradesine bırakılması demektir. İmtihan demektir, sorumluluğu kabullenme veya kabullenmeme demektir. Akıl, irade ve nefsin birbirine olan mücadelesi demektir. Kendiniz için günlük zaruri ihtiyaçlarınızı karşılamak için çalışırsınız. Fakat ibadeti zaruri olarak düşünmezsiniz. Nasıl olsa dünya dönüyor ve her şey yolunda gidiyor görürsünüz. İşin aslı öyle değil artık! Sistem çöküyor! Bu sistemin devamlılığından ilk yaratılan insandan, en son yaratılacak insana kadar, her kul sorumludur. Evren ve dünya sisteminin oluşması bizlere göre, milyar yıllar içersinde olmuştur. Fakat sistemin bozulması çok çabuk olacaktır. Bir sistemin kurulması bizlere göre zor ve zahmetli olur, fakat yıkılması çok kolaydır. Bir binayı yapmak çok zordur, yıkması ise çok kolaydır. İşte evren sistemini Allah(c.c.) yıkmaz. Peki, kim yıkar? Bizler… Neden? Çünkü evren ve dünya bizlerin emrine verilmiştir. Neden verilmiştir? Çünkü bizler evrende Allah(c.c.)’ın halifeleriyiz. Devamlı Allah(c.c.)’ın halifesi olduğumuzu tekrarlıyoruz, tekrarlamamızın nedeni anlamamız, idrak ve müdrik olmamız içindir.

        NAMAZ

        Namazın çok önemli bir ibadet olduğunu Kur’an ilminin ışığı altında anlatmaya çalışan bilgilere sahiptir.

        Namaz: Her gün beş vakit bedenimizle Allah(c.c.)’ın belirlediği şekilde yüzümüzü Kâ’be ‘ye dönerek yapılan, Allah(c.c.)’ın emri olan ibadete namaz denir.

        Allah(c.c.) evreni bizler için yaratmıştır. Nasıl çalışacağını Allah(c.c.) bilir. İbadetleri bizlere tebliğ eden O’dur. Biz Allah(c.c.)’a kulları olarak saygı içinde itaat ederiz. O’nun halifesi olarak bizlere emrettiği şekilde evrenin, galaksimizin, dünyanın ve insanların rızık enerjilerini almak için namaz kılarız.

        Namaz, müminler üzerine vakti belirlenmiş bir farz olmuştur.

        İslâm’da namaz dua demektir. Allah(c.c.)’tan istemek namaz ile olur. Namaz kılan, kendi kıldığı namazından sorumludur. Namaz ibadetini yerine getirildikten sonra, namazının kabul edilmesi için Allah(c.c.)’a dilekte bulunulur. Şöyle ki. “Allah(c.c.)’ım, senin huzurunda kulun olarak namaz ibadetini yerine getirdim. Kıldığım namaz huzurunda kabul gördü ise ve senin huzurunda kabul gören namazımın sayesinde evrene, dünyaya, hastalara, yolda kalmışlara ve bütün insanlığa infak ettim.” Diye, Allah(c.c.)’a dua edilir. Namaz esnasında namaz kılan kişinin iradesi dışında Allah(c.c.) rızık enerjilerini gönderir. İslâm’da namaz başlı başına duadır. Namaz ibadeti sırasında bedenimizle yaptığımız hareketler Allah(c.c.)’ın huzurunda çok önemlidir. Çünkü bizler evrenden ayrı varlıklar değiliz. Evrenin bir parçasıyız, evrene rızık enerjileri bizler tarafından sağlanır. Namazda kıyam, rükû ve secde olarak yaptığımız ibadetle evrenle bütünleşir, Allah(c.c.)’ın huzuruna çıkarız. Ayrıca namaz ibadeti esnasında elektromanyetik, hamd, secde ile namaz kılanın Kâ’be’ye ve oradan Arş’a nötr ilahi hortumla bütünleşip evren sistemine dahil olmamızı sağlar.

        Namaz, her gün beş vakit veya üç vakit yerine getirilen ibadettir. Neden beş vakit veya üç vakit yazdım. Çünkü Kur’an’da üç vakit namaz vardır. Fakat günde beş vakit namazın dünya sisteminin işleyişinde önemi çok büyüktür. Sabah namazı hariç, diğer namazları birbirleri ile birleştirerekte namaz ibadetini yerine getirebilirsiniz. Elbette ki her şeyden önce, bizlerin Allah(c.c.)’a kulluk vazifesidir. Allah(c.c.)’ın yaratmış olduğu evrenin ve dünyanın çalışma sistemini ibadetlere bağlamış olması da bizlerin imtihanıdır. Bizler kendimizden sorumlu olduğumuz kadar, yaratılan her şeyden sorumlu kullarız.

        Namaza başlamadan önce abdest alarak belenenimizi ve aklımızı nötrleştirdikten sonra yönümüzü Kâ’be ’ye çevirerek namaz ibadetini yerine getiririz.

        Dünyanın neresinde olursanız olun, Namaz ibadetini yerine getireceğiniz zaman, yönünüzü Kâbe’ye doğru dönersiniz. Allah(c.c.)’a inananların namaz ibadetini yerine getirirken, neden-niçin diye aklına bir soru takılmaz. Ancak, bu konuda bir sebep arayan kişiler de olabilir. Kâ’be ile bulunduğumuz yerlerin arasında uzun mesafeler vardır, dünyanın neresinde olursanız olun, Kâbe’yi görürsünüz. Kâbe’den Beyt-i Mamur’a kadar uzanan nötr hortum “Tur”, sizinle Kâ’be arasında bağ kurar.

        İlk peygamberden peygamberimize kadar bütün peygamberler aynı dinin ve birbirlerinin taktikçisidirler. Bütün peygamberler insanların namaz kılmasını tebliğ etmiştir. Şimdi namaz ibadet hakkında açıklayıcı konulara değinebiliriz.

        Namazımızı kılacağımız zaman Kâ’be ’ye döneriz ve namaz ibadet emrini yerine getiririz. Sabah namazını bulunduğumuz şehirde kıldığınız zaman, o yöredeki kılınan namazların toplamı zaman içersinde döngü olduğu için secdedir. (tesbih ve secdenin ne olduğunu hatırlamak için ilgili konuya tekrar dönüp bakın) Bulunduğunuz yerde kıldığınız namaz, saat farkı ile başka bir yerde de kılınacaktır.

        Böylelikle kıldığınız namaz, dünyayı dolaşarak ikinci gün yine sizin bulunduğunuz yere gelecektir. 5 vakit namaz dünyanın her yerinde faklı zaman dilimlerinde her an kılındığı için zaman içinde, dünya üzerinde yol kat ettiğinden, tesbih şeklinde durmaksızın, bir motorun pervaneleri gibi devamlı dünyanın üzerinde dolaşacaktır.

        Bu adeta bir elektrik motorunun merkezinizdeki milin etrafında dönüşü gibidir, ortadaki mil nötrdür, insanlar da namaz kılarken Kâ’be ‘ye dönerler, Kâ’be de nötrdür.

        Bizlerden önceki bütün insanlara farz olan namaz, bize kadar nasıl devam ederek gelmişse, bizden sonra gelecek insanlara bu ibadetleri öğretmek de bizim görev ve sorumluluğumuzdadır. Dinimizle ilgili bize bizden önceki insanlar tarafından naklen gelen ibadetler ve bilgiler zamanla çeşitli eklemeler ve yanlışlarla doldurulmuştur. Bu dinin özünden ayrılmış demektir. Din nakli değil aklidir. .Kur’an’ın ilk cümlesi, ilk emir “Oku”dur. Okuyan ve ilim yapan insanların günümüzde okuyarak artık dinimizi doğru olarak anlaması gerekmektedir. Bu sorumluluk aileden başlar.

        NAMAZIN ÖNEMİ

        Namaz kılmak için Kâ’be’ye yüzümüzü döneriz. Ayakta dik durarak niyet ettikten sonra, erkekler iki elini kulak hizasına, bayanlar ise her iki elini omuz hizasına getirerek, ellerimizin avuç içi Kâ’be’yi görecek şekilde parmaklarımız açık olarak namazın kılma açılışını yaparız. Hiçbir insanın parmak izi birbirine benzemez. Parmak izleri ve avuç içi Allah(c.c.)’ın huzurunda bizlerin kimliğidir, bir başka değişle barkottur. İnsanların kimlik bilgilerini tanıyan ekranlı cihazlar vardır. Allah(c.c.)’ın ekranı her yerdedir. Namaz kılanın kim olduğunu teyit için daha sonraki hayatımıza kayıt olarak geçer. Namaz kılanla Kâ’be arasında bir bağ kurulur demiştik.

        Namazı dosdoğru kılın ve zekât verin. Kendiniz için önden her ne iyilik gönderirseniz Allah yanında bulursunuz. Şüphesiz Allah, bütün yaptıklarınızı görmektedir. Bakara suresi. Ayet 110

        Yukarıdaki ayet şunları teyit etmektedir: “Namazı dosdoğru kılın” yani dünyasal, kişisel hiçbir şey düşünmeyin, nötr olun ve namazınızı kılın. İnen rızık enerjilerini zekât olarak verin. Kıldığınız namaz bu dünyada yaptığınız ibadet, yani önden gönderdiğinizdir. Yapılan ibadetlerin Allah(c.c.)’ın huzurunda kayıt edildiğini, ayrıca Allah(c.c.)’ ın her an herşeyi gördüğünü, bildiğini bizlere bildirmektedir.

        Almadan vermek Allah(c.c.)’a aittir. Bizler Allah(c.c.)’a kulluğumuzu ibadetle gösteririz. Namaz kıldığımız yerle, Kâ’be ve Beyt-i Ma’mur arasında bir bağ oluştururuz. Allah(c.c.) kendi takdirine göre, bizlere rahmet, rızık, nimet verir. Namaz kılarken dünyevi hiçbir şey düşünülmez. Namazı Allah(c.c.)’tan başka hiçbir şey düşünmeden kılmak lâzımdır. Sağ ve sol tarafımıza selâm verip namazı bitirdikten sonra, kıldığımız namazın sayesinde, Allah(c.c.)’ın takdirine göre inen rahmet, rızık ve nimetleri evrene, dünyaya ve insanlara, kendi rızamızla, samimiyetimizle, ağzımızla söyleyerek dağıtılmasını dilememiz infaktır. Zekât ise kıldığımız namaz sayesinde evrene, dünyaya, Allah(c.c.)’ın takdirine göre inen rahmet, rızık ve nimetlerdir.

        İnanan kullarıma söyle; namazı kılsınlar, kendilerine verdiğimiz rızıklardan dostluğun olmadığı o gün gelmeden önce, gizli ve açık infak etsinler. İbrahim suresi. Ayet 31

        Ki onlar, gayba inanırlar, namazı kılanlardır. Ve kendilerine rızık olarak verdiklerimizden, başkalarına pay çıkaranlardır. Bakara suresi. Ayet 3

        Namaz kılma ibadeti çok önemli ve bizlerin açısından vazgeçmeyeceğimiz ibadettir. Günlük hayatımızda kişisel ihtiyaçlarımız ne kadar önemli ise namaz da bizler ve evren için o kadar çok önemlidir. Namaz, öneminin, kişinin kendisinden başladığı ve tüm evreni içine aldığı bir ibadettir. Evren bizim için yaratılmıştır. Bizim için yaratılan evrenin devamlılığı da bizlere verilmiştir. Namaz konusunu toparlayacak olursak, Namaz kılma emrini yerine getirmek için abdest aldığımızda, başımızı fiziki olarak nötrlediğimiz gibi düşüncelerimizi de nötrleriz. Düşüncelerimiz nötrlendiğinde kalbimiz de nötrlenir. Abdest anında kendimizi fiziki ve düşünce olarak nötrlediğimizde kişisellikten uzaklaşır, evrenin bir parçası durumuna gireriz. Namaza başladığımız anda ise üç eylemi gerçekleştirmiş oluruz. Düşüncelerimiz ve kalbimiz abdest anında nötrleşmiş durumdadır, namaza başladığımız anda ise bedenimiz de ibadete dâhil olur. Namaz, İslâm’da duanın düşünce ve fiziki olarak gerçekleştirildiği ibadettir. Sadece ve sadece Allah(c.c.)’tan evrene ve dünyaya rızık enerjilerini istemek namazla olur. Başka bir yöntemi yoktur. Namazdan sonra, Allah(c.c.) namazı kabul etti ise kılınan namazın sayesinde inen rızkları dağıttığımızı, yani infak ettiğimizi söylemekle yükümlüyüz. Çünkü ibadetler ben değil bizlerdir, evrenin tümüdür. Özellikle namaz ibadeti tüm evreni etkiler. Buradan çıkaracağımız anlam şudur. Dualar sadece ağızdan




  11.  
    Dr. Monist

    Sevgili Ahmet Turk’ un yorumuna istinaden; evren diye isaret ettiginiz yapi sonsuz bir potansiyele sahip. Sizin soyleminizin aksine, din adi altindaki ibadet calismalari, bireysel ruhun, olum sonrasi kendini bulacagi boyutta sikinti cekmemesi icindir. Siz ibadet ederek ona enerji kazandirmiyorsunuz yani.. İnsanin sahip oldugu elektromanyetik alan ile evrenin sahip oldugu elektromanyetik alan ayni. Fakat, bizi evrenin sonsuz enerjisinden koparan toprak enerjisi. Bunun da nedeni denge olmasi icin. Kozmik enerjinin 20 VG( Bai Hui) noktasindan kullandigimiz bedene girerken pineal bezin yonetiminde ki hipotalamo-hipofizar sistemi yoneterek korteks tarafindan bilinc/beyin elektriklenmeleri gosterir ki bu da dalga fonksiyonunu dogurur noron hucrelerinin. Diger yandan Hara cakrasindan da toprak enerjinin girmesi gerekir ki gogus bolgemiz de ki enerji depomuzu besleyebilsin. Yoksa isik bedenimiz, kullandigimiz su biolojik yapiyi besliyemezdi. Yani biz yiyerek icerek cinsel birlesmelerimizle hem bedeni hemde ruh dedigimiz elektromanyetik bandimizi besliyoruz, evreni degil. Evren bize, her zaman kozmik enerjisini zaten veriyor. Sevgiler.




  12.  

    Sayın Dr. Monist. İnsanın ruhu bedeninde değildir. Yaşayan insanın Allah(c.c.) çamurdan yaratması, elementler, minareller, enerji ve ısı bu dünyada yaşadığı zaman mevcut olan 4 bedenin sembolleridir. Ruh bizim bedenimizde değildir. Ayrıca ibadetler Allah(c.c.)’ın emri olan namaz, oruç(ramazan ayında) ve hac ibadetleri evren sistemini ayakta tutan emirlerdir. İnsanların buldukları ibadet değildir, kişilerin duygularına hitap eden parapskolojik rahatlama aracından öteye gitmeyen uygulamalardır. Namazı anlatacak olursak; dünyamızın corafi kutupları olduğu gibi manyetik kutuplarıda vardır. kuzey manyetik kutbundan güney manyetik kutbuna karaların olduğu yerden en kısa yol kâ’be’nin üzerinden gecer. Başka bir sağlamasıda şöyledir. dünyadaki bütün kıtaların tam ortası Kâ’be’dir. dünya kıtalarının olduğu bir haritada bile kıtaların ucundan gelişi güzel olsada çapraz bir çizgi çektiğinizde Kâ’be’de çakışacağını görürsünüz, ayrıca dünyamız tam küre olmadığınıda göz önünde bulundurursanız Kâ’benin dünyanın veya kıtaların tam ortası olduuğunu görürsünüz. Kâ’be manyetik kutupların tam ortasında nötr bir noktadır, Kuzey manyetik kutbu (+), güney manyetik kutbu(-) dir Kâ’be tam ortada nötür noktadır. Bütün İslâm dininde olanlar Kâ’be’ye dönerek namaz kılarlar, kıtaların tam ortası olduğu için Kâ’be’nin etrafında bir elektirik motoru gibi asırlardır günde 5 vakit namaz kılarak dünyanın manyetik alanlarını sabit tutmak için, van allen radyasyon kuşağının yani, dünyamızı güneşin zararlı ışınlarındani alevinde ve göktaşlarının yününü değiştirmesi için koruyıcu kalkan van allen radyasyon kuşağının kaymaması için. Kâ’be’den uzanan ve adı TUR olan ARŞ’a tek açık yer olan Beyt-i Ma’mura bağlı olan kapının kapanmaması, bütün evrene gereken enerjilerin buradan girdiği için namaz sayesinde enerjinin evrene inmesi için yapılan ibadettir. Namaz esnasında iki elimizi kulak seviyesine getirerek namaza başlanmasıiki elimizin avuçları Kâ’be’yi görecek şekilde tekbir getirmekse şu anlama gelir. Hiç bir insanın parmak izi birbirine benzemez ve avuç içi insanın kimliğidir ve Allah(c.c.)’ın Lavhi Mavuz ekranı her yerdedir Kâ’be’ye kimliğimizi göstererek namaza başlanır, daha sonra yapılan ayakta, eğilerek ve daha sonra yerde oturarak secde hali bedenimizin enerji merkezlerinin yerle teması sağlanarak ve anlımızı yere koyarak Kâ’be ile bağ kurularak eneji almak ve namaz sayesinde Kâ’be’den bütün evrene enerji almak içindir. Dünyamızı korumak, evrendeki bütün yaratılanlara bizim sayemizde enerji almaktır. Namaz esnasında Kâ’be’nin frekansı olan 7,23 e eş değerde olmak, Kâ’be ile Arş’ın frekansı Ze,Za frekansına girerek Allah(c.c.)’ın ARş’ının frekansıyla birlenmektir. Kur’an ilim kitabıdır, insanların ruhlarına rahatlık ve psikolojik olarak rahatlatma kitabı değildir. Yüce Kur’anı anlamak için sembolleri bilmek ve mecaz anlamları anlamakla olur. Yüce Allah(c.c.) Kur’an’da şöyle söyler, benim yarattıklarım bana tesbih, secde ve hamd ederler, ayette diyor. Açıklaması şöyle: bir kişinin namaz kılması secdedir, dünyanın her yerinde vakite göre sıra ile namaz kılmak tesbihtir. secde tarifini kısaca yapalım; olduğun yerde yol kat etmeden bir döngü içersinde yapılan işleme secde denir. Tesbih ise; yol kat ederek, zaman içersinde yapılan döngüye tesbih denir. Örnek verecek olursak; dünyanınkendi ekseninde dönmesi, secdedir. Güneşin etrafında kendi ekseninde dönerek güneşin etrafını turlaması tesbihtir. Atomların dögüsü sadece secdedir olduğu yerde elektronun dönmesidir. gece ve gündüz bir kişiye göre bir yerde olması secde, dünyanı her herinde olması tesbihtir. Kısaca aklınıza ne geliyorsa secde ve tesbih yapar, mevsimler, sıcak soğuk, rüzgâr, evrendeki bütün sistemler, evrenin kendisi, melekler, insanın vücudundaki bütün uzuv ve organlar, hüzreler insanların günlük yaşantısı vb.. gibi herşey secde ve tesbih yapar. Hamd ise evrende yaratılan herşeyin kendi yapısına göre çıkardığı ses veya manyetik ferekanstır. Ayrıca Kâ’be’nin etrafında 7 kere dönere tavaf etmek secdedir ve Kâ’be ile Arş’a açık tek kapı olan Beyt-i Ma’murun arasında insanın anne rahmindeki gibi göbek bağı olan ilahi hortumun açık kalması için yapılan ibadettir. İbadetlere ALLAH(C.C.)’ın ihtiyacı yoktur. Bu evren bizlere emanettir. Evrende aklınıza gelen herşey bizim sorumluluğumuzddadır, çünkü bizler be evrende Allah(c.c.)’ın halifesiyiz. evreni Allah(c.c.) yaratır, devamlılığı bizlerin imtihanıdır. Din veya inanç adını ne söylerseniz söyleyin İslâm dışındakiler insanların mükemmelleşmesi ve ruhlarının yücelmesi için kişisel uygulamaladır, insanın tarifi şudur; Af edici, yardım sever, hoş görülü, vijdalı, güler yüzlü paylaşımcı bunlar insanlığın zaten yapması olan vazifelerdir, bunun için çaba saf etmek beyhudedir. bizim özümüzde olan vasıflardır, İslâm dini evrende tek din ve evrenin çalışmasının adıdır, sistem içinde sistem olmaz. Allah(c.c.)’ın vermiş olduğu rahmet, rızık ve nimet enerjilerini evrenden beklemez sizce ne kadar doğrudur. Bizlerin bilmediği milyonlarca enerjiyi Arş’tan Allah(c.c.) Arz dediğimiz evrene verir , bizler istediğimiz sürece. Daha yazılacak çok konu var fakat bu kadar yazmam gerekirdi kısa yazssaydım pek anlaşılmazı. Son olarak şu kadarınıda hatırlatayım. Günümüzde dünya üzerinde 7 milyar 360 milyon kişi var. bu nüfusun 1,5 milyarı İslâm, !,5 milyar islâmın 500 milyonu namaz kıldığını düşünürsek çok vahim bir durumdayız demektir, çünkü dünyanın frekansı(hamdı) 7,3 ten 12 hertze yükselmiş, dünyanın manyetik kutupları kaymaya başlamıi, van allen radyasyon kuşağı zayıflamaya başlamış, corafi kutuplardaki buzlar erimiş, okyanustaki sıcak ve soğuk akıntılar secde ve tesbihleri bozulamaya başalmıştır, insanların psikolojik yapıları çökmüş, ekonomi rızık az aldığımız için kıtlığa doru gitmektedir. Bu konuyu bu siteye yazmak istemedim, çünkü ne yazarsam yazayım insanlara gerçeği gösterselerde bildiğinden şaşmaz, Şu kadarsını söyleyeyim ister inanın ister inanmayın, gerçek bu. Galaksimiz ve dünya sistemi çöküyor değil, ÇÖKTÜ. Ben insanlığa olan vazifemi yaptığıma inanıyorum. Sizlere karşı bilmeyerek bir hata yaptı isem özür dilerim. Bütün insanlığın kurtuluşu sizin ellerinizde. SAYGILARIMLA. xp




  13.  
    Özgül SÜSLER

    Sayın Ahmet Türk
    İslam dini kendisinden önce dünya insanına yol göstermiş tüm dinlere, tüm kutsal kitaplara ve tüm peygamberlere iman etmeyi emretmez mi? Tüm dinlerin özü şu değil midir?
    ” Yaratan bizdedir, biz yaratanda” Neden ötelediniz insanoğlunu yaratandan öteye bu kadar?
    Tüm dinlerin özü birlik inancı değil mi? İslam dinine inananlar için namaz-oruç vb ibadetler tabiki öze- yaratana-bize- bire yaklaştırır bizi. Ama bu yolları değil de meditasyon-ayin yada sadece iç sesini dinleyerek onunla bir olmaya çalışanların yöntemlerini doğru bulmamak doğru mu?
    Sevgiler




  14.  

    Sayın Özgül SÜSLER. Hz.Âdem(a.s.)’dan ittibaren 3 vakit namaz, ramazanda oruç ve hac ibadeti ALLLAH(C.C.) tarafından, Cebrail(a.s.) tarafından gösterilmiş ve tatbik ettirilmiştir. Dünyaya gelen bütün peygamberler namaz, oruç ve hac ibadetlerini yerine getiren elçilerdir. Dünyada ne zaman namaz, oruç ve hac ibadetinden insanların terk ettikleri ve kendi kafalarına göre ibadet şekli icat ettiklerinde peygamberler gelmiştir. Hiç bir peygamber kendiniden önce gelen peygamberlerin tastikçisi ve aynı dini tebliğ eden elçilerdir. Allah(c.c.) evrene ve dünyaya ayrı ayrı dinler göndermemiş insanlar kendi düşüncelerine göre ortaya çıkarmışlardır. Abdest almayı vaftiz haline getirilmiş, namaz meditasyon veya yoga olarak değiştirilmiştir. Allah(c.c.)’ın emirleri tektir namaz ve oruş, hac insanların bulduğu kafasına göre yaptığı ibadet değildir. Allah(c.c.)’ın emirlerinin dışında yapılan ritüeller kişinin psikolojik olarak rahatlatan seanslardır, evrene dünyaya ve insanlığa hiçbir faydası ve katkısı asla yoktur. Allah(c.c.) heryerde değildir, her hissettiğiniz, gördüğünüz, duyduğunuz aklınıza gelen herşey Allah(c.c.)’ın ta kendisidir. Akıl Allah(c.c.)’ın ta kendisidir. Allah(c.c.)’ın milyonlarca sıfat vardır, akıl, can, bilinç, evrenin kendisi ve içidekiler, Arş herşey, herşey Allah(c.c.) ta kendisidir. Bizler evrende Allah(c.c.)’ın halifesiyiz. yani Allah(c.c.) bizlerde ahmet.metmet ayşe fatma olarak yaşar. Dini tam olarak bilmek için (ikra) okumak gerekir burada yazılan kısacık yazılarla pek anlaşılmaz. Evrenin bizler parçasıyız ve bu evreni devamlılığı bizlere everilmiştir onun için ibadetler evcreni yaşatan emirlerdir. Saygılarımla. Xp




    •  
      Özgül SÜSLER

      Sayın Ahmet TÜRK
      Allah’la olan derin muhabbeti sadece islam dini mensuplarına layık görmeniz ve yol tektir demeniz kabul edilebilir değil bana göre. O zaman başka yol tercih edenler de kendi yollarının tek doğru olduğunu savunurlar haklı olarak. Ve herkes bir taraftan çekiştirse kutuplaşmalar artar. Adil ve insan iradesine saygılı, saf niyete endeksli islam dinini böyle katılaştırırsanız ve diğerlerini ötelerseniz birlik inancından uzaklaşmış olmazmısınız ki BİR aynı zamnda islamın temeli değil mi? Bence bu kadar keskin hatlar çizmemeliyiz! !!
      Namazla ve oruçla Allah’a ulaşmaya çalışanlar olduğu gibi, sizin anlayacağınız manada namaz kılmayıp, her an namaz halinde hissedip ona ulaşmaya çalışan insanlar da var. Küçümsemek, yok saymak insana yakışmaz bence… Takdir yartanındır.
      Saygılar




      •  
        lale

        Özgül hanım özellikle şu satırlarınızı tüm yorum yapanlara tekrarlamak istedim çünkü dini tam olarak bilmeyenlerinde BİR in yarattığı varlıklar olarak belkide çeşitli sıfatlarla yeryüzünde gezenler olarak düşünüyorum ben sonuçta o BİR sağlıklı düşünenlere ”akıl” da vermiş. Din adına kimsenin kimseye zarar vermemesi inançlarına saygı göstermesi gerekir. Akıl sağlığı olmayan insanlarda var onları ne yapacağız, bunu düşününce zaten içinden çıkarız hiç insanlar arasında o dinden bu dinden diye ayırım yapılır mı bırakalım herkes kendi dinini yaşasın veya ben dinsizim desin ama sussun kimselere dayatmaya kalkmasın. İnsan vardır dini a dini, insan vardır dini b dini. Bence asıl olan yine insana mahsus olan kötü kötü mizaçlara sahip kulların yaydığı negatif enerjilere karşı durabilmektir.
        ”Ve herkes bir taraftan çekiştirse kutuplaşmalar artar. Adil ve insan iradesine saygılı, saf niyete endeksli islam dinini böyle katılaştırırsanız ve diğerlerini ötelerseniz birlik inancından uzaklaşmış olmazmısınız ki BİR aynı zamnda islamın temeli değil mi? Bence bu kadar keskin hatlar çizmemeliyiz! !!

        Özgül SÜSLER 23 Temmuz 2012 at 16:42

        Teşekkür ederim size.

        Sayın Ahmet TÜRK
        Allah’la olan derin muhabbeti sadece islam dini mensuplarına layık görmeniz ve yol tektir demeniz kabul edilebilir değil bana göre. O zaman başka yol tercih edenler de kendi yollarının tek doğru olduğunu savunurlar haklı olarak. Ve herkes bir taraftan çekiştirse kutuplaşmalar artar. Adil ve insan iradesine saygılı, saf niyete endeksli islam dinini böyle katılaştırırsanız ve diğerlerini ötelerseniz birlik inancından uzaklaşmış olmazmısınız ki BİR aynı zamnda islamın temeli değil mi? Bence bu kadar keskin hatlar çizmemeliyiz! !!
        Namazla ve oruçla Allah’a ulaşmaya çalışanlar olduğu gibi, sizin anlayacağınız manada namaz kılmayıp, her an namaz halinde hissedip ona ulaşmaya çalışan insanlar da var. Küçümsemek, yok saymak insana yakışmaz bence… Takdir yartanındır.
        Saygılar




        •  

          Sayın Lale ve Özgül hanım.
          Allah(c.c.)’la olan “derin muhabbet” Sadece İslâm dininden olmayan, diğer inançlarda olan bir olgudur. İslâm olarak daha biz oraya kadar gelemedik. Allah(c.c.) ile derin muhabbet karşılıklı konuşma veya telapatik olarak mı oluyor, çok merak ettim, bu konu hakkında bilgi verirseniz çok memnun olurum.
          İslâm’da din şöyledir, sizler Allah(c.c.) ile sohbet durumunua kadar gelmiş kişiler olarak, bizlerin ne için bu evrende yaratıldığını az da olsa izah etmek ihtiyacı hissettim. Bu konuları aşmış olsanızda, biz kulların bu evrende yaratılmamızın amacını kısa olarak açıklama getireyim.
          Din. Allah(c.c.)’ın yaratmış olduğu evreni( en küçükten en büyük yaratılan her şey) Devamlılığı için bizlere emanet etmesidir. Allah(c.c.)’ın bu evrende halifesiyiz, yani temsilcileriyiz.
          Biz emaneti göklere, yere, dağlara teklif ettik de onlar yüklenmekten kaçındılar, ondan ürktüler, insan ise çok zalim ve çok cahil olduğu halde onu yüklendi. (Azhab sur. Ayet. 72)
          O, hanginizin daha güzel davranacağını imtihan etmek için gökleri ve yeri altı günde yarattı; Arş’ı ise su üstünde idi. Böyle iken Allah bilir onlara ” Siz öldükten sonra diriltileceksiniz” demiş olsan, kesinlikle ” Bu apaçık bir aldatmadan başka bir şey değildir” derler. ( Hud. Suresi. 7. Ayet )
          Her canlı, ölümü tadacaktır. Bir imtihan olarak sizi şer ile de hayır ilede deniyoruz. Sonunda bize döndürüleceksiniz. (Enbiya sur. Ayet 35)

          Allah’ın göklerde ve yerde bulunanları sizin emrinize verdiğini, üzerinize gizli ve açık nimetlerini yağdırdığını görmediniz mi? Bununla beraber insanların içinde kimisi de var ki, ne bir ilme, ne bir rehbere, ne de aydınlatıcı bir kitaba dayanmaksızın Allah hakkında tartışıp duruyor. ( Lokman. suresi. 20. Ayet )

          Allah(c.c.)’ın yarattığı evrenin her yerinde ve herşeyinde bir ölçü ve ahenk vardır. İşte Bizlerin görevi Allah(c.c.)’ın evrende her şeye koyduğu ölçüleri ve yasaları korumaktır.
          Allah(c.c.) Evrenin yaşaması için yani devamlılığı için Allah(c.c.)’ın emirleri olan Namaz, oruç(ramazan ayında) ve hac ibadetine bağlamıştır. İbadetler Evrende akılınız gelen veya gelmeyen herşeye Allah(c.c.)’ın ızık nimet ve rahmet enerjilerini istemek için yapılan görevimizdir.

          Onlar kendi dinlerini eğlence haline getirdiler, iğreti hayat onları aldattı. Onlar bugüne kavuşacaklarını unutmuşlardı. Ayetlerimize karşı direniyorlardı. Bugün de biz onları unutuyoruz. (ayet A’raf sur. ayet. 51

          İbadetler Allah(c.c.)’a şirinlik yapmak için veya Allah(c.c.)’la derin muhabbet etmek için veya konuşmak için yapılan ayinler değildir. İslâm’da kişisel bir şey istemek yoktur. Evrende yaratılan her şey Allah(c.c.)’ın kuludur ve Allah(c.c.)’a muhtaçtır.
          İnanan kullara söyle; namazı kılsınlar, kendilerine verdiğimiz rızıklardan dostluğun olmadığı o gün gelmeden önce, gizli ve açık infak(dağıtmak) etsinler. (İbrahim sur. Ayet31)
          Ki onlar, gayba inanırlar, namaz kılanlardır. Ve kendilerine rızık olarak verdiklerimizden, başkalarına pay çıkaranlardır. (Bakara sur. Ayet 3)

          Evren bizlere göre Yaratılan en büyük canlı organizmadır. Biz akıllı ve bu evrende Allah(c.c.)’ın halifesi ve kulu olarak yaratılmamızın amacı Allah(c.c.^)’ın yarattığı evreni ve evrende yaratılan herşeye Allah(c.c.)’ın rızık enerjilerini almak için Hz. Âdem(s.a.v.)’den ittibaren Yüce peygamberimiz Hz. Muhammed(s.a.v.) dahil olmak üzere bütün peygamberlere Gerçek dini terk etmiş veya kendine göre ayin icat etmiş kullara Allah(c.c.)’ın emirlerini hatırlatmak veya öğretmek için gönderilmiştir. Dünyaya gelen 124 bin nebi ve peygamberlerin hepsi, namaz, oruç ve hac ibadetini yerine getiren İslâm peygamberleriydi. Bir kere tekrarlamakta fayda görüyorum; Allah(c.c.)’ın bizlere emretmiş olduğu namaz, oruç(ramazan ayında ve hac ibadetleri evreni yaşatmak, rahmet, rızık ve nimet enerjilerini Allah(c.c.)’tan istemek içindir. Evreni Yaratmak Allah(c.c.)’tan, yaşamak, ölçüleri korumak bizlere verilmiştir.
          Hiçbir şey yok ki, hazineleri bizim yanımızda olmasın. Ama biz onu ancak belirli bir ölçüde indiririz. (ayet Hicr sur. ayet21)
          Azgınlık etmeyin ölçü ve tartıda, saptırmayın mizanı.(Rahman sur. Ayet 8)
          Haberiniz olsun ki biz, her şeyi belli bir ölçü ile yaratmışızdır. (ayet Kamer sur. Ayet 49)

          Kıyameti Allah(c.c.) koparmaz ve üstüne mesuliyet almaz. Kıyameti, yaratmış olduğu akıllı kulları vazifelerini yerine gerirmzse olur. Sadece sevgiylede evren yaşatmıyor, Evrenin ölçülerini bozduğumuz zaman kıyamet meydana gelir. Din tektir ve İslâmdır. Din duygusal asla değil. bilimseldir, akıldandır. Duygular şeytanın silahıdır. Akıl Allah(c.c.)’tandır. Evren din sistemi ile yaşar, evrende tek din sistemi vardır, adı İSLÂM’DIR. BÜTÜN İNSANLIĞIN GERÇEĞİ GÖRMESİ DİLEĞİ İLE. XP




    •  
      deren öziş

      Sitenizi inceledim gerçekten kim olduğunuz bile belli değil.Kitap yazacak kadar bilgi hakimi bir alimseniz bu bilgileri edindiğiniz kaynakları bizimle paylaşın.Birşeyi söyleyip geçmek vebalinizi artırır.İslam alimi yada düşünürü kitlelere açıkladığı bilgileri korku salarak ve kendini saklayarak yapmaz.Adınızı girince internetin bize vediği kişi adaşınızmı yoksa ne siz kimsiniz?Web sayfanız da yeterince açık değil.Verdiğiniz bilgilere gelince tartışmaya çok açık.




  15.  
    mert

    foton kuşağına olan inancınızın temeli neye dayanmaktadır, bu konu hakkında bilimsel bir veri olmamasının yanında çoğu insan tarafından hurafe olarak nitelendirilebilecek niteliksiz bilgi bile yok denecek kadar azken????? bu konuyla ilgili edinebildiğim bilgilerin çoğu nerdeyse aynı ve çok kısıtlı, bu kadar kesin konuşabilmenize sizi inandıran bilgiyi bizimle paylaşırsanız sevinirim.




    •  
      Özgül SÜSLER

      Sevgili mert bey;
      Yazımda öngörülerin neye dayandığını anlattım. Görünenin ardında gerçekleşen, gerçekleşmesi muhtemel olaylar için somut kanıtlar istiyorsunuz. O zaman 2012 aralık 21 sonrası gelişmeleri bekleyelim ve görelim. Tabi bu kadar somut bakarsak meseleye dünyanın bir anda değişeceğini iddia ettiğimizi düşünüyor olmalısınız. Hayır. Yazıyı tekrar okumanızı tavsiye ediyorum… Ben diyorum ki SEVELİM- ŞÜKREDELİM- AFFEDELİM ve bekleyelim. Sorunuzu siz kendi özünüze sorun. Cevap ne ise doğrudur.
      Ben size elmaları yüksekten attım düştü. “Yerçekimi kanunu vardır” gibi ispatlayamam bunu…
      saygılar




      •  
        Mert

        Samimiyetle söylemek isterim ki, ben her ne kadar inanmasamda (inanmak için doğada varlığını sürdürmeye çalışan her insan gibi bilinç ve inanç kalıplarına ihtiyaç duyarım) foton kuşağı yada adı ne olursa olsun böyle radikal ve zorunlu bir değişimin vuku bulması en büyük arzumdur. şahsi isteğimin dışında objektif bi gözle insanlığa baktığımda insanlığın ihtiyacı olanda budur. herkese hatırlatmak isterim deprem zamanlarını, enkaz yağmalayan bir kaç istisna dışında nasılda bir olmuştu insanlar, birbirlerinin dertleriyle ne kadar ilgilenir olmuşlardı. malesef yaratılışımız böyle elimizdekinin kıymetini kaybetme sınırına gelmeden anlayamıyoruz. ve bu sınıra geldiğimizde de elimizdeki kaybetmemenin sevaşını veriyor fakat çoğunlukla bu savaşı kaybediyoruz… peki bu savaş ileriye dönük bir bilinç açılımına sebep oluyor mu ? diye sorucak olursanız, fazlaca kötümser olduğumun farkındayım fakat OLMUYOR dur cevabım.
        İşte bu yüzdendir ki, görmek istiyorum DOĞAnın gökdelenleri malup edişini.
        Fakat foton kuşağı olarak adlandırılan olgu hakkında sizinde yazınız dahil olmak üzere, çıkan yazılar incelendiğinde hepsi birbirine çok yakın aynı denebilicek, ve en önemliside çok köklü ve çok ani değişimlerden bahsetmekte. BU KADAR KESİN BİR TARİH VEREBİLİYORSANIZ, BU KADAR KESİN AN BE AN OLACAKLARI TARİF EDEBİLİYORSANIZ. terbiyesizlik etmek istemem ama ya DELİSİNİZ yada ÇOK BÜYÜK BİR BİLGE. (yada bilim adamısınız diyemeyeceğim kadar az, neden sonuç ilişkisine dayalı bilimsel bilgi vermişsiniz.) :)
        Bu yorumları yazma sebebim yine söylüyorum herne kadar inanmasamda belki inanmamı sağlayabilecek bilgileri sizden edinebilecek olmamdır. Merakla cevabınızı bekliyorum




      •  
        ayşe

        Özgül Hanımdı sanırım…Bu yazdıklarınıza gereçkten ianıyor musnuz çok merak ediyoru…Eğer inanıyorsanız bilimsel arasştırmalarınızı tamamladınız mı? Geniş kapsamlıya gerek yok maya takvimi 21 aralıkla ilgili olan bilim adamlarının we arkeologların açıklamaları war hali hazırda we inanılmaz ama türkçe !!! bunları okuma fırsatı bulabildiniz mi??? Dünyanın daha iyi olabileceğine inanmanız çok güzel duyuların 5 ten 10 a çıkacağı düşünceside insanı rahatlatan mutlu eden bir şey ama hayal kırıklığı çok kötü….Bu tip seyleri yazmadan lütfen biraz araştırma yapı …saygılar




  16.  
    kaan ateş

    Yorumlardaki, yerleşik felsefe (inanç kalıpları) ile kendini ifade eden arkadaşlar;
    Farkındamısınız ki bildiğinizi değil, öğretildiğinizi (ezber edildiğinizi) savunuyorsunuz :)
    Elbetteki semavi dinler ve içerisinden çıkan bilenler doğru söylüyor ve güzele klavuzluyor.
    Lakin klavuzlarken o günün kabül edebileceği algı seviyesine göre klavuzlayabiliyor.
    Muhammed peygamberin, miraç a hareketinde tayışıcı olan burak atı..
    Anlatılan burak atı gibi bir cismani varlık tahayül edebiliyormusunuz ??
    Yada.. çok kıymetli büyüğümüzün yaşadığı durumu çevresindeki insanlara aktarabilmesinde ifade gereği kullandığı tarifi. Yakalayabildinizmi durumu Hz. ret çiler.

    Peygamberin ifade ettiği burak atı, o günün bilincinin kavramı dışında bir kavram.
    Bugünün bilinci, önyargısız – korkusuz – etki altında kalmadan ve vicdan yolunda konuyu araştırırsa kavrayabilecek düzeyde.
    Peygamberi taşıyan burak atı, Mer-Ka-Ba aracı olabilirmi??
    Mer- Ka-Ba canlı beden aracı konusunu bir araştırmak gerek.

    Başlık ile merkaba nın alakası yok/var, nitekim ifade etmek istediğim
    ihtiyaç olunan ANLATILANDA DEĞİL, ANLATILMAYANDA..

    (Anlatılanın peşinde yürümek, sorumluluk almakdan korkmakdır. Daha önceki keşif üzerinden yürümektirdirki;
    ‘Babalarımızıda aynı iz üzerinde bulmuştuk’ diyen bilince Kur-An ın ifadesi nettir.)

    Sevgi Selamlar




    •  
      Atlas

      1) Kısır döngü

      – Tanrı vardır, biliyorum.
      – Nerden biliyorsun?
      – Çünkü kutsal kitaplarda öyle yazıyor.
      – Peki o kitaplarda yazılanların doğru olduğunu nerden biliyorsun?
      – Çünkü kutsal kitaplar Tanrı’nın sözüdür.
      – İşte şimdi kısır döngüye girdin.
      – Nedenmiş o?
      – A’yı kanıtlamak için B’yi kullanıyorsun, B’yi kanıtlamak için A’yı kullanıyorsun.
      – Öylemi yapıyorum?
      – Evet. Kanıtlamaya çalıştığın şeyi, daha en başından kanıtlanmış kabul ediyorsun, onu söylüyorum.
      – Hmm.

      2) İlk neden

      – Bence, yalnızca “neden” kavramı kullanılarak Tanrı’nın varlığı pek de güzel kanıtlanabilir.
      – Hadi bakalım.
      – Her şeyin bir nedeni yok mu?
      – Var.
      – Evrenin de bir nedeni olması gerekmez mi?
      – Evrendeki her şeyin bir nedeni olduğunu kabul etsek bile, bir bütün olarak evrenin de bir nedeni olup olmadığını bilemeyiz, ama, öyle olduğunu kabul edelim.
      – Güzel. İşte bu neden Tanrı’dır. Tanrı ilk nedendir. Hepsi bu kadar.
      – Peki, mademki her şeyin bir nedeni var, söyle bakalım Tanrı’nın da bir nedeni var mı?
      – Hayır efendim, yok. Tanrı kendi kendisinin nedenidir. Tanrı nedensiz nedendir.
      – Diyorsun.
      – Evet.
      – Yani bu nedenler soruşturmasına bir noktada son veriyorsun.
      – Evet.
      – İyi ama, neden evren kendi kendisinin nedenidir demiyorsun?
      – Hiç öyle şey olur mu?
      – Neden olmasın? Evreni açıklamak için çok daha anlaşılmaz bir kavramı, Tanrı’yı işin içine sokuyorsun ve de sorgulamamı orada kesmemi istiyorsun. Bence akıl yürütürken “Occam’ın usturası” nı kullanmalısın.
      – Ne usturası?
      – Occam’ın usturası. Bu terim mantıksal bir ilkeyi ifade eder ve adını ortaçağ düşünürü Occam’lı William’dan alır. Bu ilke, bir şeyi açıklamaya çalışan iki kuram varsa ve bunlardan biri basit /yalın bir kuram iken, diğeri gereksiz varsayımlarla dolu ise, basit olanı seçmemizi öğütler.
      – Seçmezsem ne olur?
      – Bak bir örnek vereyim. Bir Hint efsanesine göre, dünya bir filin sırtında durmakta, bu fil de bir kaplumbağanın üzerinde bulunmaktadır.
      – Amma da saçma. Peki, kaplumbağa neyin üzerindeymiş? Kurbağanın mı?
      – Hayır, başka kaplumbağaların. Neyse, burada vurgulamak istediğim, Hintliler dünyanın uzayda nasıl “durduğunu” anlamak istemişler ve böyle naif bir çözüm bulmuşlar.
      – Eee?
      – Başka bir izahat da şöyle olabilirdi: Dünyanın kendisini uzayda tutacak hiçbir şeye ihtiyacı yoktur, ne file ne de kaplumbağalara. İşte bu ikinci açıklama daha basit açıklamadır ve Occam’ın usturası uyarınca bu açıklama seçilmelidir. İlk açıklamadaki gereksiz öğeler – fil ve kaplumbağalar – bu usturayla kesilip atılmalıdır.
      – Yani sen evreni açıklamak için, evrenin ötesindeki bazı şeylere müracaat etmemizin bu ilkeyle çeliştiğini söylüyorsun.
      – Evet. Kuramlarımız yalın olmalı, gereksiz ve anlaşılmaz varsayımlar içermemelidir.
      – Ben gene de daha karmaşık açıklamayı yeğliyorum. Böylesi bana daha tatminkar geliyor.
      – Sen bilirsin.
      – Tamam, evren konusunda uzlaşamadık, ama şimdi tartışmamızı daraltalım, dünyaya bakalım.
      – Bakalım.
      – Dünyadaki yaşama bakalım.
      – Tamam.
      – Sen ve senin düşüncende olanlar tüm bunları Darwin kuramının açıkladığını iddia ediyorsunuz.
      – Evet.
      – Evrim tartışmasına girmek istemiyorum, sadece şunu tartışmak istiyorum: Evrimin de bir nedeni olamaz mı? Neden bütün bunların nedenini merak etmiyorsunuz?
      – Neymiş o neden?
      – Ne olacak, Tanrı. Evrimi kabul etsek bile, bütün bu evrim sürecinin arkasında onun planlayıcısı olarak Tanrı vardır.
      – Akıllı tasarımcılar gibi konuştun.
      – Kim onlar?
      – Tam da senin söylediklerini söyleyen bir grup. Yaratılışçılığın sofistike bir versiyonunu savunuyorlar.
      – Evet, neyse. Sen soruma cevap ver lütfen.
      – Gene aynı yere geldik. İlla ki dünyayı bir filin sırtına yüklemek istiyorsun. Ne diyebilirim ki?

      3) Antropik ilke

      – Peki, şu soruya cevap ver bakalım; neden dünyanın güneşe uzaklığı tam olması gerektiği gibi?
      – Anlamadım.
      – Anlamazsın tabii, işine gelmedi çünkü. Şunu söylüyorum: Dünya güneşe biraz daha yakın veya biraz daha uzak olsaydı, dünyada yaşam olmayacağını biliyoruz. Bundan ne sonuç çıkarıyorsun?
      – Ne sonucu çıkaracağım ki? Cevap sorunun içinde; dünya şimdiki yörüngesinde olmasaydı yaşam ortaya çıkamazdı.
      – Derin düşünmüyorsun, bu işte bir hikmet yok mu?
      – Anlaşıldı, sözü antropik ilkeye (insan merkezli ilkeye) getirmek istiyorsun.
      – Evet.
      – Şimdi bir kere şunu kabul etmek gerek; yalnızca dünyanın güneşe uzaklığı değil, pek çok fiziksel sabit sahip oldukları değerlerden, birazcık daha farklı değerlere sahip olsalardı evren öylesine farklı olurdu ki, bizler burada olamazdık yani bilinçli yaşam ortaya çıkamazdı. Buraya kadar doğru. Ama, bunun bir adım daha ötesine gitmek yanlış.
      – Yanlış olan ne?
      – Yani, tüm bu fiziksel sabitlerin biz ortaya çıkalım diye özellikle “ayarlanmış” olduğu düşüncesi yanlış.
      – Neden yanlış olsun?
      – Neden doğru olsun?
      – Neden bu işte bir hikmet olabileceğini düşünmüyorsun, anlamıyorum.
      – Bence bu iddia, Kopernik devrimiyle tahtından indirilmiş insanlığın, tahta yeniden kurulmak istemesinden kaynaklanıyor. Ben antropik ilkeyi “bu işte bir iş var” yanılsaması olarak yorumluyorum.
      – Hiç bu açıdan bakmamıştım.
      – Antropik ilke, sanki Leibniz’in o ünlü sorusuna verilmiş bir cevap gibidir.
      – Soru nedir? Cevap nedir?
      – Soru: “Hiçlik yerine neden bir şeyler var?”
      Cevap: “Var olalım diye bütün bunlar.”
      – Soru güzel, cevap ondan da güzel.
      – Soru güzel de, cevap konusunda aynı fikirde değilim.
      – Neden? Bu cevap doğru olamaz mı?
      – Bu cevapla tatmin olmayanların karşı argümanı ise şöyledir: Evren biz burada olalım diye böyle değildir, evren böyle olduğu için biz buradayız. Ve bu bana daha yalın, daha basit , daha anlaşılır, daha mantıklı geliyor.
      – Ben gene de aynı soruyu sormadan duramıyorum: Evren neden böyle?
      – Ne bileyim? Belki de evrenimiz farklı yasa ve sabitleri olan pek çok evrenden yalnızca birisidir. Bu evrenlerin bazısında hiç yaşam yoktur, bazısında bizimkinden çok daha farklı yaşam türleri olabilir. Bizler de bu evrenlerin birinde, böylesi bir yaşam formu olarak gelişmiş olabiliriz. Olamaz mı?
      – Bunu nasıl ispat edebilirsin?
      – Şimdilik ispatlayamam belki, ama sen de kendi iddianı ispatlayamazsın.
      – Olsun, böyle düşünmek bana daha anlamlı geliyor.
      – Anlamdan ne anladığına göre değişir.

      4) inanmak ya da inanmamak :

      – Anladım, sen bir ateistsin.
      – Değilim.
      – Ama teist de değilsin.
      – Değilim.
      – Ne teist ne de ateistsin, peki sen nesin?
      – Agnostiğim.
      – Yani?
      – Bak şöyle anlatayım. Genelde şöyle düşünülür; Tanrı’ya ya inanırsın ya da inanmazsın. Agnostik bu tür bir seçimi kabullenmez. Yani seçmemeyi seçer, sorunu askıda bırakır.
      – Eee, sen neye inanıyorsun?
      – Önce bu inanç kavramını açalım. İnanç, bilgi değildir. Hiç kimse Tanrı’nın var olduğuna veya var olmadığına ilişkin bir bilgiye sahip değildir. İşte agnostik bu türden bir bilgimiz yokken, inanırsın ya da inanmazsın ikilemine karşıdır.
      – Kimsenin Tanrı’nın varlığına veya yokluğuna ilişkin bir bilgisi olmadığına göre, en uygun tutum bu mudur?
      – Evet.
      – Seni bilmem ama, Tanrı inancı beni rahatlatıyor, hayatıma anlam katıyor.
      – Seni rahatlatıyor ve hayatına anlam katıyor olması, Tanrı’nın varlığını kanıtlamaz.
      – Ama ne derler, bilirsin: “Tanrı olmazsa her şey mübah olur.”
      – Hiç de değil. Laik ahlak diye bir şey var. Tanrı ve ahlak farklı konulardır. Ayrıca her şey mübah olmasın diye Tanrı’ya inanmak hesapçı bir yaklaşımdır.
      – O senin düşüncen.
      – Kanımca, tüm dinsel ya da laik ahlak öğretilerinin temelinde aynı ilke ya da kural yatar: Altın Kural. Ve bu kural herkese yeter, fazlasıyla yeter.
      – Altın Kural mı?
      – Evet. Bir başka ifadeyle “sana yapılmasını istemediğin şeyi sen de başkalarına yapma!”
      – Doğru, hepimizin dilinde olan ama umurumuzda olmayan kural.
      – Belki de bütün mesele “ihtiyaç” meselesidir.
      – Ne ihtiyacı?
      – “Efendi” ihtiyacı. Kant, “İnsan, bir efendiye ihtiyaç duyan bir hayvandır” demiştir.
      – Daha neler.
      – Kant ve Freud bu noktada uzlaşıyor gibidir. Freud’a göre insan, yaşı ne olursa olsun, her zaman ne yapması gerektiğini kendisine söyleyen, bunlara uyunca kendisini koruyup kollayan, fakat uymayınca da cezalandıran bir “baba”ya ihtiyaç duymaktadır. Ona göre Tanrı kavramı yüceltilmiş baba kavramıdır ve böylesi bir babaya duyulan ihtiyaç da tüm dinlerin kökenidir. Dinler, insanın dünya karşısındaki çocukça çaresizliğine karşı geliştirilmiş bir savunmadır.Dolayısıyla bir efendi arayan onu bulacaktır. O varolduğu için değil, ona ihtiyaç duyduğu için.
      – Tamam, tamam. Bir agnostik olarak teizme karşı tutumunu anladım. Peki ateistler için ne düşünüyorsun?
      – Körü körüne teizme ne kadar karşıysam , körü körüne ateizme de karşıyım. Ancak, ateizm için Zizek şöyle bir tanım verir: “Ateizm, Tanrı’ya özlem duyan ama onu bulamayanların acıklı bir duruşudur.” Bu hayal kırıklığını bir şekilde tecrübe ettiğim için, bir arayış içindeki ateistleri, dogmatik teistlere kıyasla kendime daha yakın bulduğumu söylemek isterim.
      – Ta başından söylemiştim işte, sen bir ateistsin.
      – Öff.

      5) İnanma isteği

      – Peki, sence insanlar neden bir Tanrı’ya inanıyor?
      – Bence pek çok insan “inanmak” ile “inanma isteğini” birbirine karıştırıyor.
      – Anlamadım.
      – Yani, pek çoğumuz inanmak istediğimiz için inanıyoruz.
      – Neden inanmak istiyoruz?
      – Çünkü ölümden korkuyoruz.
      – Kim korkmaz ki?
      – Çünkü bir şekilde ölümsüzlük arıyoruz.
      – Kim aramaz ki?
      – Çünkü yaşamın bir anlamı olsun istiyoruz.
      – Kim istemez ki?
      – Bu tür istekler gayet insancadır. Hepimiz varoluşsal sorunlarla boğuşuyoruz; hepimiz ölümle, yalnızlıkla, anlamsızlıkla boğuşuyoruz. Kimse bu sorunları yadsıyamaz. Fakat gene de bu tür istekler inancımızı meşru kılamaz.
      – Bal gibi de meşru kılar.
      – Hah, işte bu sözünle William James’in felsefesinin özünü ifade etmiş oldun.
      – Kim bu James?
      – Pragmatizmin kurucularından olan James, ABD’de pragmatizmin yaygın olarak kabul edilmesini sağlayan başlıca felsefecidir. James ayrıca pragmatizmi dini inanca bir delil sağlamak için kullanmıştır.
      – Nasıl yani?
      – James inanmaya olan ihtiyacımızı tatmin edebilecek bir felsefe oluşturmak istemiştir.
      – Ne güzel işte.
      – James’in felsefesinin temelinde “inanma isteği” kavramı yatar. Ona göre bizler inanca ihtiyaç duyarız ve bu nedenle inanmak isteriz. İnanmak istediğimiz şeye inanmak için nedenler bulmaya çalışırız. Hatta böyle davranmak bizim hakkımızdır.
      – Pragmatizm neresinde bunun?
      – James’e göre sahip olduğumuz herhangi bir düşünce, faydalı olduğu kadar doğrudur, gidebildiği yere kadar doğrudur. Nesnel gerçeklik (hakikat) diye bir şey yoktur. Hakikat, insan hakikatidir.
      – Nesi kötü bunun?
      – Sorun, James’in “doğru” ve “faydalı” kelimelerini neredeyse eş anlamlı kullanmasındadır. Dolayısıyla ona göre kimi yalanlar, yıkıcı olabilecek doğrulardan daha iyidir. Doğrular bizi mutsuz edecekse, yanlış inançlar tarafından kandırılmak daha evladır.
      – Hmm.
      – James’in felsefesinin zaafı “nesnel” ölçütlere dayanmıyor oluşudur. “Doğru” nun bireyin ötesinde olduğunu kabul etmez. Ona göre doğru fikirler, bizim benimsediğimiz (kabullendiğimiz) fikirlerdir. Halbuki, gerçekliğin bizim inancımızla bir ilgisi yoktur. İnsanların yüzyıllarca dünyanın düz olduğuna inandıklarını veya yüzyıllarca dünyanın evrenin merkezinde hareketsiz durduğuna inandıklarını unutmayalım. Biz ister inanalım ister inanmayalım, gerçek kendini eninde sonunda dayatacaktır.
      – Anlıyorum.
      – Pragmatizmin adını bile duymamış çoğu insanın, dini aidiyeti ne olursa olsun, dinsel inanç konusundaki düşüncelerinin James’in yaklaşımına benzer olduğunu düşünüyorum. Ayrıca, özellikle ABD’de pragmatik yaklaşım yalnızca dini inanç konusunda değil hemen her konuda kendini gösterir. ABD yönetimi tüm dünyaya pragmatik/çıkarcı bir gözlükle bakar ve tüm siyasetini buna göre düzenler. Bu siyasetin dünyayı bir kaosa sürüklediğini de kimse yadsıyamaz sanırım.
      – Haklısın galiba.
      – Konumuza dönersek, son olarak bir de “pragmacı açmaz” dan bahsetmek istiyorum.
      – Nasıl bir açmaz?
      – Tanrı inancının kendisini daha mutlu kılacağını düşünen birisinin Tanrı’ya inanmam gerek dediğini düşünelim. Ancak, bu kişi Tanrı’ya, Tanrı inancı işine yarayacağı için inandığını fark ederse bu inancın samimiyeti ortadan kalkar. Dolayısıyla, bu kişi Tanrı’ya ancak “işine öyle geldiği için” inandığını göz ardı edebilirse inanabilir ki bence bu çoğu kişi için imkansızdır.
      – Yani pragmatik yaklaşım Tanrı’yı bir amaç için araç konumuna düşürüyor.
      – Evet, güzel ifade ettin. İşte açmaz burada ortaya çıkıyor.
      – Fakat bu açmaz James’i hiç ilgilendirmemiş görünüyor.
      – Evet, o da kendi felsefesi için bu açmazı göz ardı etmiş. Bu açmazı kimi düşünürler “hamak sorunu” olarak adlandırır.
      – Hamak mı? Hamak da nereden çıktı?
      – Hamakta uyumak için, hamağın sürekli sallanması gerekir. Hamağın sallanması durunca, çoğu insan dalmakta olduğu uykudan uyanır.
      – Eee?
      – Nasıl ki hamakta uyumak isteyen birisi, hamağı sürekli sallamak zorundaysa, James’in takipçileri de inançlarını koruyabilmek için sürekli neden inandıklarını göz ardı etmek zorundadırlar.
      – Anladım.

      6) Kötülük problemi

      – Sence teistlere yöneltilen en yıkıcı argüman nedir?
      – Kesinlikle kötülük (veya acı) problemidir.
      – Nedir o?
      – Şöyle özetlenebilir: İnsanların bu dünyada acı çektikleri tartışılmaz bir olgudur. Eğer Tanrı, her şeyi bilen bir varlık ise bunu bilmesi gerekir. Eğer her şeye gücü yeten ise, bunu önleyebilmesi gerekir. Eğer iyiliksever ise, bunu önlemeyi istemesi gerekir. Dolayısıyla , ya Tanrı acıyı/kötülüğü ortadan kaldırmak ister, ama bunu yapamaz, o halde her şeye muktedir değildir; ya da bunu yapabilir, ama istemez, o halde sandığımız kadar iyi değildir.
      – Çarpıcı doğrusu.
      – Teist düşünürler bu suçlama karşısında Tanrı’yı “savunmak” adına pek çok argüman geliştirmiştir. Düşünce tarihinde bu çabalar “teodise” yani Tanrı savunusu adıyla bilinir. Ancak, bu çabalar tatminkar olamamıştır.
      – Bu savunmalara birkaç örnek verir misin?
      – Bunlardan en iyi bilineni “özgür irade” kavramına dayanır. Tanrı insanlara özgür irade bahşetmiştir, kimileri bunu iyilik adına kullanabilir, kimileri de kötülük adına. Dolayısıyla kötülük, özgür irade adına katlanılması gereken bir durumdur.
      – Makul gibi.
      – Bence değil. Bu ne özgür iradeymiş ki, insanlar binlerce yıldır bedelini ödeyememişler. Bu mu makul?
      – Bilemiyorum, düşünmem lazım. Ama bu özgür irade savunması yalnızca insanların yaptığı kötülüklerle ilgili. Ayrıca büyük yıkım ve acıya sebep olan doğal felaketler de var; depremler, su baskınları, kasırgalar filan.
      – Gayet tabii. Bunlar karşısında da korunup kollanmak tüm teistlerin hakkı olsa gerek.
      – Peki, başka ne tür savunmalar yapılmış?
      – Özetlersek, diyorlar ki, kötülük olmadan iyilik anlaşılmazmış veya “resmin bütününe” bakmalıymışız; kötü denilen şeylerin de bu büyük resimde önemli roller oynadığını görebilirmişiz. Hak etmediğimizi düşündüğümüz acılar, aslında zorunlu acılarmış.
      – Bunlar pek inandırıcı değil.
      – Kesinlikle. Aslında, incelersek görürüz ki, çoğu Tanrı savunması en sonunda “O’nun hikmetinden sual olunmaz” diye özetlenebilecek bir savunma hattına çekilir.
      – Böyle savunma olur mu?
      – Kanımca hiçbir şey, doğal felaketlerde, savaşlarda, soykırımlarda yaşanan korkunç acıları haklı çıkaramaz. Sonunda o ünlü ikileme geliriz: Ya Tanrı bu haksız acıları engellemek gücüne sahip değildir ya da bunları engellemek diye bir tasası yoktur. Birinci durumda Tanrı her şeye kadir olamaz, ikinci durumda ise bizim iyi ve merhametli Tanrı imgemizle uyuşmaz.
      – Sanki Tanrı bizi yapayalnız bırakmış, terk etmiş gibi.
      – Ancak, kimi düşünürler, Tanrı’nın “deizm” bağlamında daha iyi savunulabileceğini ileri sürmüştür.
      – Nasıl yani?
      – Deistlerin Tanrı’sı evreni var eden, ona gerekli yasaları veren fakat daha sonra olan bitene hiç karışmayan bir Tanrıdır. En ünlü deist Newton’dur.
      – Böylesi bir Tanrı, doğrusu benim Tanrı imgeme hiç uymuyor.
      – Bu yüzden teizm ve deizm ayrımı yapılmış zaten.
      – Peki, Tanrı’nın bir mazereti olamaz mı?
      – Stendhal bu soruya şöyle cevap vermiştir: “Tanrı’nın tek mazereti, var olmamasıdır.”
      – Dili de pek keskinmiş doğrusu.
      – Ustura kadar keskin, Occam’ın usturası kadar. Yanlış hatırlamıyorsam, Nietzsche bunun en kıskandığı aforizma olduğunu söylemiş.
      – Tam Nietzsche’lik doğrusu.
      – Teodise tartışmaları her zaman insanlığın gündemindedir. Ve bu konulara kafa yoran pek çok insan, dünyada yaşanan bunca felaketten, savaştan, hele hele Auschwitz ve Hiroşimalardan sonra, cehennemin başka bir yerde değil, bu dünyada olduğunu artık anlamıştır.




      •  
        Ahmet TÜRK

        Akıl cahil olunca, fikir ukalâ olur.




      •  
        ahmet TÜRK

        Akıl cahil olunca, fikir ukalâ olurmuş.




        •  
          ahmet TÜRK

          Yukarıdaki yazıyı biraz espiri mahiyetinde yazdım. Çünkü sadece din değil, herhangi bir konu tek taraflı araştırılmaz. çok yönlü araştırılır ve bir insanın yıllarını alır. Tabi ki sizinde düşüncelerinize saygı duymak gerekir. Size nacizane tavsiyem, yazdığınız konuyu birde başka yönlerden araştırmanızı önersem sizi kırmamış olurum. Her insanın yaşadığı yer, bu gibi konuların yönlenmesinde etken oluyor. En güzel ilim her yönüyle birşey araştırmaktır. Umarım espirime kırılmazssınız. xp




      •  
        Ahmet Suban

        Bu yazıdaki ‘inançlı olup hep köşeye sıkışan’ kişi; gerçekte varolmayıp sadece yazarın kafasında çözüm bulamadığı soruların sembolik bir karakteri. Yazar tanrıya inanan kişilerin böyle düşündüğünü zannediyor. Kendince de cevaplar veriyor.
        Maalesef bu hep böyle oluyor. Dindarlar ateistleri aptal, ateistler de dindarları saf-salak zannediyor. Aslında ne inanan ne de inançsız kişilerin hiç biri de o kadar basit ve düz kişiler değil. Bu yazıda olduğu gibi yüzeysel ve basit değil kimse. Herkesin kendince derin bir dünyası var.




      •  
        onur cubukcu

        Tanrı’nın varlığı ya da yokluğu kesin bir bilgi değilken, bu ikisi arasında seçim yapmayı reddedendir “agnostik”… Aklın tüm köşelerini kapmış, her köşeye bir tuzak (bilgisiz ya da az bilgili kimseleri yönlendirme, ikna gücü yüksek; entelektüel cümleler) koymuş, kendini bu şekilde haklı çıkarma gayesi içindeki kimselere ne denir peki?

        Tanrı vardır veya yoktur, bunu anlamak zordur, belki de imkasız. Neden mi? Çünkü, Tanrı fikrini doğuran her düşüncenin karşısında muhakkak bir agnostik vardır. Bu belki bir filozof, belki bir entelektüel, belki de arasıra düşünen biri…

        Benim anlam veremediğim şey, insanların Tanrı’yı reddetmekle, Allah’ı reddettiğini sanması; yani anlamadığı halde anladığına kendini inandırmış olmasıdır. Bu da bir seçimdir ve “bağnazca” bir seçimdir. Çünkü henüz reddettiği ya da reddetmeye çekindiği şeyin ne olduğunu dahi bilmeden; anayolun binlerce kilometre uzağında durup, yoldan geçen arabaların dış görünüşlerini tarif etmeye benzer bir halleri vardır bu kimselerin. Ben buna, “abesle iştigal” diyorum, takdir sizin…

        Elbette ki muazzam tezlere karşılık muazzam anti-tezler üretilecektir. Tez, Tanrı ihtiyacından doğarsa; anti-tez de, aynı ihtiyaçtan doğar. Ve “inananlar-inanmayanlar” şeklinde bir kavga hayata hakim olur ki, bunun da asla bir galip geleni, bir mağlup olanı yoktur! iki kere ikinin dört etmediğini ıspatlamak için koca koca bilim adamlarının ömürlerini verdiği bir dönemde, hangi doğrudan ya da hangi yanlıştan bahsediyorsunuz?

        Tanrı var mıdır, yok mudur; bu benim hiç umrumda değil. Benim bildiğim bir gerçek var ki, o da “Allah” gerçeğidir. Bunu savunurken de, ne Dünya’nın eğimini kullanırım ne de gözün biyolojik yapısını…

        Kur’an-ı Kerim’de; “insanoğlu zarardadır, ancak Allah’ın hidayete erdirdikleri müstesna.” denilmiyor mu? Şimdi kim, neye inanacaksa inansın; kim, neyi reddedecese reddetsin. Eğer tek gerçek Allah ise, zaten kimsenin tercihine bakılmayacak, O’nun tercihi yerine gelecektir.

        Ayrıca, inanma isteği, inanma zorunluluğu…vs gibi cümleler de, ateist ve agnostiklerin çok fazla başvurduğu cümleler. Belki yukardan bir Tanrı’nın tükürüğü düşmez kimsenin kafasına ama; düşündüğü kimseyi karşısında bulduğu çok olmuştur çoğumuzun.

        Saygılarımla…




      •  

        Atlas rumuzlu kişinin yazdıklarını dikkatlice okudum gerçekten inanç konusunda zayıf ve bunun ötesinde bilgisiz birini etkileyebilecek hatta şüpheye düşürüp, inançsız hale getirecek bir yazı, tebrikler.

        Ancak iyi bir yazar olmak doğru bir tespit yapmayı gerektiren veya oluşturan bir meziyet değildir.

        Şimdi Tanrı, inanç, din, evrim ve benzeri kavramlarla veya okuduğum yazıda adı anılan düşünürler, yazarla gibi şahıslarla bu kadar sözü dolandırmaya aslında pek gerek yok. Son din olan islamiyeti gerçekten biraz incelemiş olan biri Allah’ın varlığı ile ilgili zerre kadar şüphe duyamaz çünkü.

        Siz biraz dünden, biraz bu günden dem vurarak kendinizi ifade etmeye çabalıyorsunuz. Fakat bizlerin Allah’ın kelamı olarak inandığımız ve rehber edindiğimiz Kuran-ı Kerim bu gün kendini överek ortaya çıkan bilim dünyasını bundan yaklaşık 1500 yıl önce ters köşeye atmıştı zaten.

        Mesela 16. yüzyılda ortaya atılan su döngüsü 1500 yıl önce ortaya çıkan Kuran da defalarca kez anlatılmıştır. Hintlileri bilmem ama Kuran okuyan müslümanlar ta o yıllarda dünyanın yumurta benzeri bir yapıda olduğunu, güneşin ve tüm gezegenlerin hareket halinde olduğunu, dünyanın güneş etrafında tur attığını, birbirinden farklı suların yanyana durduğu halde birbirlerine karışmadıklarını ve bilimin yakın tarihlerde ortaya attığı sayısız buluş ve keşfin bundan 1500 yıl önce Kuranda yazılı olduğunu biliyorlardı. Şimdi bunca şeyi ta o zaman Hz. Muhammet (S.A.V.)’in tahmin etmekte olduğunu söyleyecek iseniz eğer, o zaman bu kadar şeyi bilen birinin Allah birdir derken yanılamayacağına inanmak gerekiyor. Yok bunları bir insan ortaya atamaz diyorsanız (ki doğrusu da bu) o zaman hala Allah’ı inkar etmek bana komik geliyor. Ama elbette insan inanmak istediğine inanır, diyecek söz yok, umarım bir gün uyanırsınız. Biraz araştırmalısınız bence hatta ben işinizi kolaylaştırayım:

        http://www.youtube.com/watch?v=qQLwmGYGKPw&feature=related

        http://www.youtube.com/watch?v=Z5695oiEjd0

        http://www.youtube.com/watch?v=LbioFs0YnJI

        http://www.youtube.com/watch?v=CzbY-7i9t6w

        http://www.youtube.com/watch?v=CzbY-7i9t6w

        http://www.youtube.com/watch?v=YX3nemcaOAE

        http://www.youtube.com/watch?v=hY3esPhIQoA

        http://www.youtube.com/watch?v=0RBQjLgrxIk




        •  
          sarp mustafa

          Gayet güzel örnekler vermişsiniz ama Kur’an da 1500 yıl önce belirtilen olgular, olaylar, yasalar, astronomik olaylar, güneş mars derin uzay vs. vs. bir sürü bilgi, MÖ 4000 – MÖ 2000 yılları arasında yaşayan sümerler tarafından bilinen anlatılan uygulanan şeylerdi. Kur’an ı kötülemek için söylemiyorum ama sizde biraz okursanız görürsünüz ki Kur’an 1500 yıl önce anlattıysa, sümerler 4000-6000 yıl önce biliyordu bunları zaten. Senin gösterdiğin kanıtlarla sümerleri karşılaştırırsak Kur’an Sümerlerin bilgilerini almış kullanmış diyebilirim bende. Amacım, Haşa Kur’an a çalıntı bilgi kullanmış yaftası vurmak değil. Verdiğin kanıtın geçerliliği sorgulanır diyorum.




      •  
        Methylmercury

        Atlas, yazını çok beğendim. Teşekkürler!




  17.  

    Bir konu araştırılır ve daha sonra ortaya bir bilgi çıkar. Söylenen veya yazılan bir konu kafalarda oluşan hayali bir olguya dayanarak ortaya atılmaz. Benim yazdıklarım, bir kanıtı olan ve dayanağı olan bilimseldir. Kesinlikle kendi düşüncelerim değil. Benim kanıtımın dayanağı KUR’AN’dır. İster kabul edersiniz, ister etmzssiniz. Bu kabul etme veya etmeme size kalmıştır. Benim bu konulara olan araştırmalarım, bilgilerimi sizlere veya her insana sunmam insanlık görevimdir. Sizlerin kabul etmemesi, veya etmesi beni hiç ilgilendirmez. Çünkü ilim ALLAH’ındır, bildiğim bilgileri paylaşmak ALLAH’a olan kulluk borcumdur. Ben burada veya her yerde gerçek olan bilgileri insanlığa sunarım. Bu web sitesinde yazdıklarımın tümünü okursanız bu bilgilerin hepsinin Yüce kitapta yazdığını ve bu bilgileri insanlara anlattığımı ilim sahipleri anlayacaklardır. Bir daha tekrar yazayım, Bu bilgiler kesinlikle benim düşüncelerim değildir. Zaten insanlar inanç olarak bölünmüş ve parçalanmış, benim burada yazdıklarımla insanlar kutuplaşacaksa kutuplaşamaya gerek yok binlerce yıldır zaten var.
    Kendinizi şöyle bir sorgulayın, bildiklerim veya yazdıklarımı acaba kendime karşı samimiyim?, acaba doğrumu?, bu bilgileri ben nereden aldım? hangi kitapta yazıyor? bilimsel olarak bir dayanağı var mı? her insan, topluluk kendi kafasına göre ALLAH’a yaklaşmak için ibadet şekli icat edebilir mi? İbadetler ALLAH’a yaklaşmak için mi veya başka bir amacı mı var? İbadet yapmayı Yaratan ALLAH ‘mı bizlere öğretir mi? İbadetleri ne için yapıyoruz? ibadetler ALLAH’a şirin gözükmek için mi yapıyoruz veya bir vazifemiz varda mı bizlere emretmiş? İbadet ALLAH’a tapınmak mı veya başka bir görev için mi? ALLAH Bizleri ne için yarattı? ve bunun gibi birçok soruları kendinize samimi olarak hiç sordunuz veya araştırdınız mı? Buraya yazdıklarınız yorumlar sizlerin kendi düşüncelerinizin iz düşümü, Bilimsellik okumayla olur, nedir bu okuma? gerçek bilgiler olan kitaplardır, hiçbir bilimsel veriye dayanmayan kitaplarından bahsetmiyorum. Bir kere gerçek olan şudur! Din insanların duygularına asla ve kesinlikle hitap etmez! din bilimseldir ve akıldandır. Bilimsel olarak ispatı ve gerçek dayanakları olan bir sistemdir. Din ALLAH’a olan derin muhabbet hiç ama hiç değildir, namaz, oruç ve haç ALLAH’a ulaşmak için kesinlikle yapılmaz bu konuda hiçbirşey bilmiyorsunuz. İbadetlerin ne olduğunu anlamanız için araştırın ve burada yazdıklarımı okursanız azda olsa bir bilginiz olacaktır. ALLAH’a yaklaşmak, ruhun mükemmeleşmesi veya diğer tarafta sıkıntı çekmemesi gibi dayanağı olmayan bilgiler din kesinlikle değildir. İlk önce Ruh’un ne olduğunu bilmek yanlıştır, onun dışında ruhtan bahseden bilgiler dayanaksız ve gerçek bilgiler değildir. Çünkü ALLAH Ruh ilminden insanlığa tam olarak bilgi vermemiştir. Biliyorum diyen de kesinlikle yanılgı içersindedir. Bu yazdıklarıma karşılık yorum yazmamanızı rica edeceğim. Yorum yazarsanız lütfen gerçek bilime dayalı bilgiler yazarsanız memnun olurum. süslü laflar ile ne inanç olur nede din.
    SAYGILARIMLA. xp
    SİZLERİ KIRDIYSAM KUSURA BAKMAYIN.




  18.  
    kıyas

    bu siteyi daha önce nasıl olurda görmedim..kendime kızdım..Ahmet Türk’ün yazıları beni etkiledi..teşekkür ederim..




  19.  
    nil

    merhaba Özgül Hanım;
    yukarıda yazdığınız 8 maddelik durumu yaşayanlar şanslı yaşamayanlar şanssızmı oluyor ? yaşamayanlar neden yaşamıyor, ya da uyumlandığı içinmi yaşamıyor…yoksa farkındamı değiller.. yaşayanlarımız ise , nedenlerini öğrenip yollarına devam edicekler.. aydınlatırsanız çok sevinirim…




    •  
      Özgül SÜSLER

      Herkes az ya da çok bu belirtileri yaşıyor. Hissediyor ya da hissetmiyor. Çünkü hepimiz uyumlanmaya çalışıyoruz. Kaplarımızdaki öfke, nefret ve korkuyu ne kadar boşalttıysak o kadar saf sevgiyle dolduruluruz. Ve hak ettiğimiz sonuçla karşılaşırız. Kimimiz de çok keskin belirtilerle yaşar bu durumu ama yolu da kestirme olur. Allah kimseye kaldıramayacağı yükü yüklemez.
      Sevgiler




  20.  
    Doğukan Alay

    Umarım gerçekleşir :)




  21.  
    anexi

    GOD KNOWS…




  22.  
    Dogukan Alay

    22 Aralık 2012’de uyandığımızda yeni bir dünya ile karşılaşmak muhteşem olurdu.




  23.  
    Sema

    2012 yılında ne olacak acaba dediğimde yıl 2009 un başıydı. O gün bugündür öğrendiğim ve uyguladığım takdir ve şükranla sevmek. Herkezde her olayda bunu uygulamak.. Öncelikle kendimi affetmek.. Şükretmek. Hayat bunlarla anlamlı.. Bugün mutlu bir insanınım.. Buda bu yaşamda keyif almam için bana yetiyor.. Hergün yeni bir oyuna uyanıyorum. . Kalemize sağlık Özgül Hanım




    •  
      Dogukan Alay

      Şu sorunlardan sadece seyirme olmuştu bütün vücudumda bir kaç ay önce :)
      ( Gerçi hoşuma gitmişti,sorunda denemez pek,haz duymaya başlamıştım :D )




  24.  
    hikmet

    22 Aralık 2012 tarihinde buraya ne yazacaksınız ? Çok merak ediyorum.




    •  
      Atakan

      Dediler dediler inanmadık bak ne oldu şimdi yazabilrim. Bence kıyamet olmayacak sadece değişik bir hayatımız olacak diye düşünüyordum ve bu yazıları bulan kişi hani şu Dünya ile Ay arasından geçecek olan kuyruklu yıldız var ya, onu bulan kişi. Yani bence gerçek olabilir. Veya bünyemiz kaldırmayıp saniyede patlayabiliriz. Hangisi ise.

      Dipnot: Bence gelecek hayat çok sıkıcı olacak çünkü yapamayacağımız az şey olacak.




    •  
      Burak

      O kadar yorum arasında en çok dikkatimi çekendi. Helal olsun :)




  25.  

    Öncelikle yazısı ve cesaretinden dolayı sayın ÖZGÜL SÜSLER’i kutluyorum. Kendisi şu şartlar altında gayet güzel derlenmiş ve hazırlanmış ve cesur bir yazı yazmış. Ancak bu konu hakkında bilgi sahibi olan biri olarak kendisine sormak istediğim bir soru var ; öncelikle çok kesin bilgiler kullanılmış foton kuşağına giriş ile ilgili özellikle (21 aralık 2012 saat 11:11 gibi) bu bilgileri hangi kaynaktan aldı acaba ?

    İslam inancına göre böyle birşey ters diyen arkadaşlar için ; Kur’an-ı Kerim’e göre “kıyamet” bazı alametler sonucunda oluşacak. Bunlardan en büyük alamet ve en sonuncusu “güneşin batıdan doğması”. Böyle bir durum ancak dünyanın manyetik alan değişimi sonrasında meydana gelebilir. Manyetik alan değişimi de 21 Aralık 2012’de olabileceği düşünülen olasılıklardan bir tanesi




  26.  
    ALİ ER

    Zamanı biz insanlar oluşturduk. Evrende tüm hareketlerin zamana ihtiyacı yok.Dünya güneşle ilişkisi bir döngü, zamanla ilişkili değil. 21.12.2012 diye bir zaman yok onu biz ürettik. Evrendeki döngülerin peryodikliğini tahmin edebiliriz fakat bunların getirisi götürüsü ile evrenin davranış biçimi hakkında yorum yapma bilgeliğine henüz dünyalı olan bizler gelmedik. Şimdiye kadar dünyanın sonu ile tarih veren yüzlerce düşünür bilim adamı oldu ama gerçekleşmedi.Biz hala petrol için savaşan bir topluluğuz….




  27.  
    kurama02

    ya yorumları okudumda kafam şişti be o yüzden bende kafa şişirim dedim :) gerçekten foton kuşağı olacakmı açıkcası olmasını yürekten istiyorum ama muhteşem fantastik bir film gibi geliyor yani inanılmamasının tek nedeni bilimsel açıklama olmaması onun dışında herşey tas tamam bunun kitabi vardı galaktik insan okudum 1 sene önce yani gerçekten mantığa tam uydurulmuş yada benim mantığım zayıf, özgül abla diğer yazılanlardan biraz daha farklı ve güzel olmuş yazınız ,şimdik diğer insanların inanıp inanmaması umrumda değil inananlara inanmayın veya inanmıyanlarada inanın demicem(nan nan nan :D ) neyse bide inanılmamasının sebebi bügüne kadar çok teori atılmış ve gerçekleşmemişti bunu gören insanlarda büyükler küçükleri belki inancaklar ama inanmamalarını sağlıyorlar en azından bende öle (inanmıyorum yada inanıyorum demiyorum kararsızım) evet neyse sonuçta göreceğiz olacakmı olmayacakmı bide zombi olayına bundan daha fazla inanılıyor ve yine karşımıza bilim çıkıyor:)




  28.  
    kurama02

    eemm bide özgül süsler hakkında yazılan yazınız çok güzel özgül abla yani kendime çevirmeye çalıştım ama olmadı orda kız var anne var yazar var öff :D:D:D




  29.  
    Onur

    Yazar şizotipal ve paranoid kişilik özelliklerine sahip. Yazdıkları da bu kişilik yapısının ürünü. Gerçekte yok böyle şeyler, saçma sapan iddialardan medet ummayın. Dünya herzaman gelişiyor, değişiyor ve bu devam edecek. 21 Aralık tarihinin hiçbir önemi yok.




  30.  
    derya85

    Olaya aşağıdaki arkadaşın maktığı gözle bakarsak peygamberler de şizofren olur,Allah inancı taşıyan kişilerde.Çünkü psikiyatr bilimi böyle söyler.Yalnız unutmayalım ki dünya ve insanoğlu maddeden ve doğa yasalarından ibaret değildir, bakınız:ruh




  31.  
    derya85

    Şu 2012 aydınlanma süreciyle ilgili de şunu söylemek istiyorum, mayaların hesabı o gün için doğru olabilir fakat bugün bu tarihi biz yaşıyoruz ve henüz böyle bir idrak sıçramasının henüz zamanı olduğunu kolayca görebiliriz.Bu tıpkı kıyamet tarihi gibi, bunu peygamberimiz bile bilemeyeceğini söylemişti çünkü bu tarih sabit bir tarih değil dünya insanlarının dibe vurma süreciyle ilgili olduğunu düşünüyorum.Henüz dibe vurmuş değiliz, mesela doğa katliamları yaşanırken bir yandan da doğaya bir dönüş var bu dünyayı dengede tutuyor.Yakın tarihte bir aydınlanmanın yaşanacağını ben de düşünüyorum ama bunun 1 günde olacağını zannetmek komik olur en azından dünya gerçekleriyle örtüşmez.İslamdaki 12. imam olan mehdininde aslında bu aydınlanma sürecini temsil ettiğini düşünüyorum.Çünkü buna çok ihtiyacımız var hala peygamberin sakal-ı şerifini gördüğü zaman ağlayan ama o sırada birbirleriyle itişen kakışan insanlar var ne yazık ki ya da hacca gitmek için can atan ama kendini bir gram değiştirmeyen orada bile kavga gürültü küçümseme davranışlarında bulunan insanlar var.Bu demek oluyor ki hala putperest bir din anlayışımız var ismi islam olsada.Bunu değiştirecekler bizleriz o yüzden okumaya öğrenmeye ve en önemlisi kalıp anlayışları yıkmaya ihtiyacımız var.Sevgiyle…




    •  
      osman

      Tebrikler derya hanım, tespitlerinize katılmamak elde değil..sahte dindarlıktan, ikiyüzlülükten ne zaman kurtulursak ve de düşünme sorgulama anlama anladığını hayata geçirme zahmetine katlanabildiğimiz gün aydınlanmışız demektir..




  32.  
    Burak KIZIK

    Belirlenebilen bir tarih ve o tarihte olacakların listesi… başarılı , bir falcıya da uğrayın faydalı olacaktır.




  33.  
    Burak KIZIK

    Belirlenebilen bir tarih ve o tarihte olacakların listesi… Başarılı , bir falcıya uğrayın ondan da biraz fikir alın. Düşündükleriniz doğru olsa bile bunu insan uydurması olan “tarih” kavramına keskin bir şekilde oturtmak bütün bunları “safsata” olmaktan öteye götüremiyor.




  34.  
    belkıs

    hayat bizim için bir geçit… din insanların hikayesi, namaz oruc hac gibi kalıplar da insan şekillendirmesidir…. gözlerimiz gerceklere kapalı; nedenmi sorgulamadan ahmet türk gibi arkadaslara inandığımız onların sözünü doğru zannettiğimiz için . Oysa sorgulamayı becerebilseydik karanlıkların birer birer aydınlandıgını kalp gözümüzün acılıp neyin dogru olabileceğini alenen görecektik… dünya üzerinde dini kullanıp da ona inanmayan o kadar insan varki….uyanın ey insanlar ,, her insanın dini vicdanıdir, vicdan sevgidir sevmektir.. sende vicdan yok ise dindarlıkla beni kandırma ..




    •  

      Özgül hanım önce sizden özürdileyek sitenize yazmak ihtiyacı doğduğundan yazıyorum. İndigo web sitesine bir yoson hakkındaki yazıyı okumak için girmiştim, fakat birde sizin sayfanıza girip bir göz atmak istedim. “Ahmet TÜRK” gibi?.. kişilerin diye bir ibare ile karşılaştım. Şimdiye kadar benim şahsımda kimse böyle bir hitapta bulunmamışlardır ki, hanım efendi benim kim olduğumu bilmeden belki öyle bir hitapta bulunmasını ne yapayım normal karşılamaya çalıştım. Bu yazıyı yazan, ismine bakacak olursak bayan olarak düşünüyorum. Onun için vijdanım gereği ve insanları çok sevdiğim için ve kültürümün gereği elimden geldiği kadar nazik olarak yazmaya çalışacağım. Bizlerin amacı insanları kaybetmek değil kazanmaktır. Hanım efendinin biraz daha nazik bir hitapta bulunmasın arzu ederdim.
      Benim amacım kimsenin inancını etkilemek veya benim dinim doğrudur diye bir iddam yoktur. Başkalarının inancı başkalarına, benim dinim bana. Fakat yıllarca yapmış olduğum araştırmaların sonucunu insanlara anlatmaya çalıştım. Bu gibi konular bilimseldir, kişnin veya kişilerin vijdanlı olması, sevip sevmemesi kişinin kendi karekterine bağlı insan olma sıfatı ile ilgildir, dinle uzaktan ve yakından hiç ilgisi yoktur. Bir atasözü vardır “Bir insan 7 sinde ne ise 70’de de aynıdır” dünyada hiç bir insan kolay kolay huyundan ve sıfatlarından daha sonra vaz geçmesi çok zor bir olaydır. Zaten insanın tarifini yapacak olursak; hoş görülü, af edici, yardım sever, saygılı, güler yüzlü, hanım efendi söylediği gibi vijdanlı, insanlar, hayvanları, bitkileri ve evrende herşeyi sevene insan denir. Bu insanın tanımı uzaktan ve yakından dinle hiç âlâkası yoktur. Dini tarif edecek olursak: evrende en küçük birimden, en büyük yapılara kadar evrende hahil olmak üzere yaratılan varlıkların çalışma sistemine din denir. Bu tarif dini bilmeyenler için garip gelebilir. Evrende yaratılan bütün akıllı varlıkların görevi içinde Âdemoğlu’da olmak üzere evrenin tümüne rahmet, rızık nimet ve bizlerin dahi bilemeyeceği bütün enerjileri Allah(c.c.)’tan namaz ile isteyerek evrenin yaşamasını sağlamaktır. Her akıllı varlık kendi sistemiyle sorumludur. Bu evren bütün akıllı varlıklara emannettir, emeneti korumak bizlerin imtihanıdır. İşte bizlerin bu evrende olmamızın gayesi, amacı budur, çünkü evreni Allah(c.c.)’yaratır, bizler ise bu evrende Allah(c.c.)’ı temsil eden kullarız, yani bizler bu evrende Allah(c.c.)’ın vekilleriyiz. Evren bizlere göre en büyük canlı organizmadır. Allah(c.c.) almadan veren ve Arş’ta devamlı enerji veren veya yayan ve bu vermiş olduğu enerjileri hiç bir kulun almasına bile ihtiyaç hissetmeden veren Allah(c.c.) o kadar yüce bir yaratandır ki faydalansın diye evrenler yaratarak kullarına verdiği enerjileri kullanmasına izin veren yüce gönüllü bir yaratandır, bizler veya herşeyi yaratmak mecburunda da değildir. Yaratılmanın ve yaşamanın, bir kişilik olmanın şükranın ne kadar Allah(c.c.)’ yapsakta azdır. İşte bu evreni yaratan Allah(c.c.) evrenin nasıl yaşacağını bizler anlatma ve öğretmek için peygamberler yollamış ve ilk peygamberden son peygambere kadar tek din ve sistemi ve bu sistemin çalıması için yapılacak vazifeleri bizlere anlatmışlardır, Namaz insanlara ve dünyanın üzerindeki bütün yaratılanlara ve dünyanın kendisine Allah(c.c.)’ın rızıkların almak için yapılan vazifedir. Ramazanda oruç, bizlere göre her 354 günde Allah(c.c.)’a göre bir günde evrenin enerjisi tükenmekte ve bizleri oruç tutması evreni enerjisini az kullanarak evrenin zor duruma girmemesi içindir, her yıl kadir gecesi Allah(c.c.) evrene bir yıllık enerji vererek devamı sağlanır. Çünkü evrende yaratılan hiç bir şey kendisi enerji üretemez, Allah(c.c.)’tan aldığı enerjiyle yaşantısını devam ettirir. Bu konuda bu kadar bilgi vereyim. Ayrıca din insanların duygularına hitap etmez, Din bilimin ta kendisidir. İnsanların içi huzuru için yaratanla konuşmak gibi olgular psikolojiktir. Evrene ve yaratılan hiçbir şeye faydası asla yoktur. Ben, yani ego şeytanın en büyük silahıdır, Dinde ben yoktur bizler vardır, paylaşmak vardır. Namaz, oruç ve hac ibadetleri ben değil evrende yaratılan herşeyle paylaşmaktır. Allah(c.c.)’ın ibadetleri rahatlamak, iç huzuru duymak ve ruhun yücelmesi için yapılmaz. Biz akıllı varlıklar Allah(c.c.)’tan aldığımız rızık enerjilerinden sorumlu değil bu rızık enerjilerini nasıl kullandığımızdan sorumluyuz. Yani, aldığımızdan değil verdiğimizden sorumluyuz. Niyetim asla kimsayi kırmak değil, çünkü hepimiz birbirimizden sorumluyuz. SAYGILARIMLA xp.




  35.  
    serkan

    yok / VAR(atom ve yokluğa yakın parçacık)..araştırmalarım sonucunda olabilme ihtimalinin yüksek olma ihtimali de yüksek .ana rahmine daha önceden var olduğumuz dünyadan (iç içe geçmiş sarmal karmaşık boyutlu)UNUTTURULARAK IŞINLANDIK Kİ tekamülümüzü gerçekleştirmek için bunu bu şekilde söylememe neden olan olay isa peygamberin bebek iken konuşma hadisesidir.isa peygamber hatırlıyor biz hatırlamıyoruz.bütünsellik kavramı içinde düşündüğümüzde onun sonzuz bir ilime sahip olduğunu görebiliyoruz .saygılar




  36.  
    Özgül SÜSLER

    Görüyorum ki yazımın altında iki ayrı cephe açılmış. Yorumları okurken gülümsedim. Gülmedim. Gülümsedim. Çünkü taraflar gerçekten yazdıklarında samimilerse özde aynı şeyleri savunup birbirlerinin karşısındaymış gibi görünüyorlar. Bazıları psikolojik rahatsızlıklarım olduğuna kanaat edip, teşhis bile koymuşlar. Falcılarla ve kahinlerle işbirliği yapmamı tavsiye edenler de olmuş. Sağ olsunlar. Benim doğru bulmadığım, karşısında duracağım tek şey kendi doğrunuzu savunurken başka bir fikri, görüşü hatta insanı aşağılayıp, etiketlemektir. Tarafın nedir diye sorarsanız BİRLİKTEN, SAĞDUYUDAN, HOŞGÖRÜDEN tarafım. Fikrin nedir diye sorarsanız: Bana elektronik posta yoluyla ulaşan bir okurun sorusuna verdiğim cevabın bir kısmını sizinle paylaşayım. Buyurun:




    •  
      Özgül SÜSLER

      Sayın …..;
      Gizli saklı olacak bir şey yok. Her şey açık ve ortada. Ben de sizin gibi biriyim. Birin bir parçasıyım. Yaradanın sizden yada benden ayrı gayrı olmadığına, şah damarımızdan yakın bizde olduğuna, her birimizin ayrı ayrı onun özel bir parçasını taşıdığımıza ama o olmadığımıza iman edenlerdenim.

      21 aralık 2012 astrolojik olarak güneş sitemindeki gezegenlerin tek sıra halinde dizileceği ve sıra dışı bir enerjiyi dünyaya yansıtacağı günümüz medyasında da çok söylenen şeyler. Adına foton kuşağı deyin yada başka bir şey …

      Dünyada insanların bir tekamül sürecinden geçtiğine inanıyorum. Her birimiz birbirimize o kadar bağlıyız ki. Her düşüncemiz ve davranışımız önce bizi sonra yakın çevremizi etkiliyor. Ve bu da dünyamızı doğal olarak. Boşuna bu dünyada değiliz her birimiz ayrı ayrı birlik inancına uyanana kadar sınavdayız.

      Gelelim yazıya, ben yazıda özellikle bir iddiada bulunmaktan kaçındım. Farkındaysanız öngörüler şeklinde anlattım her şeyi, 21 aralık 2012 hakkında birçok öngörü var biliyorsunuz yıllardır söylenen. Fakat nedense insanlar” kıyamet kopacak” diye bir iddiada bulunduğumu algıladılar. EĞER BEKLENEN KIYAMET BUYSA cümlesiyle başlayan bir anlatım nasıl olur da bir kıyamet kopacak iddiası olarak algılanır ? Ben dünyanın bir enerjisi olduğuna ve bu enerjinin dünya varolduğundan beri değiştiğine inanıyorum. Yazımda bunların detaylarından bahsettim kendi fikrimce tabi. Ne olacağı bir sırdır. Sadece Allah’ın takdirinde bir sır. Ama iyiliğin cenneti kötülüğün cehennemi olacağı bir işaret. O kadar geniş kapsamlı ve soyut bir konu ki doğru kelimeleri seçmekte zorlanıyorum açıkcası. Somut olarak yazdığım sadece fiziksel değişiklikler ve işaretler ( bizzat yaşadığım, hissettiğim ve ortak deneyimleri yaşayan insanlar olduğunu bildiğim değişiklikler) size safsata gelebilir bunlar. bu da bir tercihtir. Özgür iradenin yansımasıdır.

      Tekamül yolculuğunda dünyada nefes alan insan sayısınca yol vardır. Siz almaya niyetli olduktan sonra sıradan bir söz, iki satır yazı ya da annenizin her zaman söylediği bir kulağınızdan girip diğerinden çıkan nasihatları sizde bilinç patlamalarına sebep olabilir.

      Ben özel olduğum iddiasında değilim aman. Özellikle imtina ederim böyle anlaşılmaktan. Ya hepimiz özeliz (parmak izinize bir bakın size özel, ya ses tonunuz dünyada başka kimsede yok aynısından) ya da her birimiz en az diğerimiz kadar sıradanız. Bir puzzle ın nadide parçlarıyız. Kim ortada kim kenarda ne fark eder. Birimiz olmazsak bütün olmaz, tamam olmaz.. Cevap bende değil sizde. Sadece benim cevabım bende. Sezgilerinize güvenin. Benim yazımda bu kaynaklar içinde devede kulak kadar yer tutar belki. Bilinciniz hepsini özümseyebilir, bir kısmını mantıklı bulabilir ya da hepsini reddedebilir. Ama yine kendini doğrunuza doğru bir açılım yapabilir. Bazen bir aşamada doğru olduğuna kanaat ettiğiniz bir bilgiden, birkaç aşama sonra kuşku duymaya başlayabilirsiniz. Ve belki birkaç aşama sonra da tamamen reddedebilirsiniz. YADA SÜREÇ TAM TERSİNE İŞLEYEBİLİR. Ama hiçbir şey boşuna değildir. Her aşamanın bir anlamı vardır.

      Ben bir misyoner değilim. Farklı bir din yaymaya çalışan insanların kafasını karıştırmaya çalışan, bununla eğlenen bir insan hiç değilim. Bütünün bir parçasıyım ve kendim olmaya çalışarak birliğe hizmet etmeye çalışıyorum.

      Tüm bunlar size safsata gibi de gelebilir. Denemeye değer de bulabilirsiniz. Tercih sizindir her zaman ve her şeyde olduğu gibi.

      Umarım faydalı bir yazışma olmuştur.
      Saygılar
      Özgül SÜSLER




      •  

        Özgül hanım biz sizin kalbinizin ve ruhunuzun güzelliğini çok iyi biliyoruz. İnsanların söylediği karalamalar kendi kalplerinin çirkinliğinden başka bir şey değil. O yüzden siz dert etmeyin. Güneş balçıkla sıvanmaz. Olumsuz eleştiri veya olumlu eleştiri, yapıcı olduğu sürece bizim için bir sorun yok. Ama amacı aşağılamak olan veya karalamalar yapan insanları gerçekten anlayamıyorum. Siz o kadar birlikten bahsederken, bunun idrakine varamayanlar için de üzülüyorum açıkçası… Umarım bir gün ne yaptıklarını fark ederler.

        Varlığınız için teşekkür ediyorum size, iyi ki varsınız =)

        Bu sırada insanların ne kadar çok söyleyecek şeyi varmış bu konuda, ne kadar önemli bir noktaya parmak basmışsınız aslında =))




  37.  
    furkan

    Tüm bu anlatılanlar (Foton kuşağı ile ilgili) diyelim ki hayal ürünü.

    Yaklaşık 7-8 yıldan beri bu konu hakkında bir şeyler anlatılıp duruyor. Mesela insan DNA’sının değişeceği ve hastalıksız insanlar gelecek deniyor’du.

    İnanmadık ama son günlerde İngiltere’de, 3 DNA’lı bebek (insan) tartışmaları başladı. Hastalığı yok etmek için başka birinden mitokondriye ilave yapılacak olması, “Tasarım Bebeklerini’nin” önünü açacağını ve iyi olmayacağını, kamuoyu ve bilim dünyası tartışma yapıyorlar.

    Bu neyin nesi’dir?.




  38.  
    Kamil

    sevgili yazar ben azerbaycandan yaziyorum yazinizi cok begendim. turkceyi cok iyi bilmedigimden yazimdaki kusurlara gore onceden ozur dilerim.kroniki hastalik ariyordum sizin siteye rast geldim.onceleri geceleri 3de aniden uykudan kalkiyordum bu 1-2 hafta boyle oldu ayni saatlerde uyaniyordum simdide kroniki hastaligim yeniden basladi basim agriyor doktorlar sebebini bilmiyor rentgen cekdirdim hic bir sey olamadigi soylendi yani doktorlara gore tam saglikliyim.umarim o gun gercekten gelir hastalar iylesir insanlar artik farkli degil ayni olduklarini anlarlar




  39.  
    ziyaretçi

    hiç bir bilimsel kanıt var mı veya kurandan kesin bilgiler vs. sadece maya takvimine dayandırmak biraz saçma oluyor.foton kuşağı dediğiniz bildiğimiz fotonlardan başka olmalı heralde yoksa o kadar enerjiye ne dna’mız dayanır ne bedenimiz.merak ettim saat neden 11:11?

    Bir de kuran’da insanın en güzel şekli ile yaratıldığı yazmıyor mu o zaman en güzel şekilden daha iyi olan bir şekle geçmiş olacaz ki bu da çelişiyor?




  40.  
    M

    1983 , Haziran bir cuma günü doğdum . 5 Yaşıma geldiğimde bu dünyaya düştüğüm ve daha önce farklı bir gezegende yaşadığıma dair bilinç kalıntıları barındırıyordum. 6 Yaşımda dünyada varoluş sebebim bana bildirildi , şuan 30. yaşına girmek üzereyim. Hayatım boyunca bugünleri bekledim pek çok ilim öğrendim , dünya büyük bir değişim sürecindedir dostlarım … Büyük Yaratıcı , tüm gezegenlerinde değişim yapacaktır, kötü ve iyi olanları belirginleştirip savruşturacaktır. Kalan kötülerlede savaşı insan oğluna nasip kılacaktır, bu savaş inançlılarla inançsızlar arasında olacağı gibi , kötülüğü benimsemiş inananlar ve iyiliği benimsemiş inananlar arasındada olacaktır. Aşağıdaki yorumları bende tıpkı yazar gibi okudum sabır ile , yazdıklarınızın çoğusu çocukça. Ruhani tekammülünüz henüz olgun karşılama seviyesine erişememiş ama sorun değil , yaşanacak değişimden sonra birçoğumuz zihnen ve fikren eşitleneceğiz. Saldırıda bulunmayın kimseye, kötü düşünüp mağlub olmayın şeytani fikirlere. Şuan her insanın sırtına binmiş iblisler , taşıdığınız en büyük yük onların size dayattıkları günahlar ve baskılardır ama çok yakında Yaratıcı ve onun Resulleri ( hz. Mehdi (a.s.) , hz.İSA peygamber ) ve pekçok meleği dünyamıza zuhur edip bizleri onurlandıracaklardır. Zaman ve Vakit artık dağılmanın ve ayrışmanın değil, birlik ve bütün olmanın , sorunları aşmanın , affetmenin ve hoşgörü bilincini kendimize aşılamanın zamanıdır. Yazarın tarif etmek ve anlatmak istediği budur ama pek çoğunuz konuyu farklı noktalara çekmeye çalışmışsınız. Çevremdeki insanlardada son 2-3 senedir gözlemlediğim pekçok değişiklik mevcuttur. Tabi ki tekammül basamağının son katında olmalısınız ki insanlardaki ruhani veya indigo denilen değişiklikleri algılayabilesiniz , bu da gelip gitmek ve ruhunuzun evrim geçirmesi ile alâkalı bir durum. Size önerim , kendinizi durmadan geliştirip ufkunuzu büyültün. Müzikle uğraşın ,edebiyatla uğraşın, grafik yapın resim yapın heykel yapın hiç olmadı yemek yapın kendinize herzaman yaratıcı misyonlar yükleyecek işler seçin ve durmadan zihninizi gelişim halinde tutun , çok değil günde iki saatinizi pozitif ve birşeyer öğrenerek / çalışarak geçirirseniz inanın 1 – 2 senede öyle çok gelişeceksiniz ki bugün yazdıklarınız sizlere saçma gelecek. Yaşamımız , dünyadan önce başlamış ve dünyada devam eden ve dünyadan sonra nereye gideceğimizi bilmediğimiz kocaman bir maraton. Bizler yaşam sahnesine her çıkışımızda değişik roller üstlenmek zorunda kalsakta ruhumuz ve auramız tüm deneyimlerimizi sonsuz bir bilgi pınarına kaydediyor … Bunlara ulaşmamızın yolu ise, kendi zihin ve yeteneklerimizi keşfetmemizden geçer. Ben , kendimle ilgili yaptığım araştırmalarımda , tüm İslam hocaları olsun , Spiritüalistler olsun , Aura uzmanları olsun aldığım tek sonuç Auramda ASA taşıdığımdır ve bir görevim olduğudur. Sizde kendinizi araştırın belki sizdede benzer şeyler çıkacaktır . Ben ASA nın anlamını ne yazık ki bilgi olarak öğrenemedim , bir çok kaynaksa yalan yanlış hurafeler barındırdığı içinde ciddiye almadım.
    Zaman içinde kendimi ve yeteneklerimi geliştirmeyi seçtim ve halen öğrenmeye devam ediyorum.

    Kendinizi geliştirin arkadaşlar, değişim zamanımız çok yakındır.

    21 Aralık demiyorum ama 6 yaşımdayken bana bildirilen zaman 30 yaşımdan gün aldığım zamandı . Şu son günlerdeyse iyice çivisi çıktı dünyanın. Bunların kıyamet olmasada bir değişime sinyal veren alametler olduğunu düşünüyorum. İnşallah , Yaratıcımız bize en doğru ve güzel olanı kendi bildiği gibi sunar , bizler herzaman tüm idrakımızı ve yaptıklarımızı
    ona adıyoruz , ondan aldığımız enerji ve güç ile yaratabiliyoruz . Onun ilmiyle nefes buluyoruz. Umarım herşey hepinizin dilediği gibi olur, kendinize iyi bakın ….




    •  
      hibset

      m isimli kardes elif hece öztürkün yazilarini tavsiye ederim astrolojistik.com sitesinden yazilari okuyabilirsiniz




  41.  
    Kelimelerle Yaşama

    insanın ruh hali sürekli degisir 5 dakkan 5 dakkanı tutmaz foton kusagı söylenti bunun gibi çok söylenti çıktı çıkıyoda yok marduk gezegeni yok yörüngeler yok ufolar yok tuhaf tuhaf ruh halleri insansın ya üzülebilrsin aglayabilrsin her duygunu bi günde yasayabilrsin bu tüm insanlık tarihi boyunca vardı . ben dindar biri degilim yalnız su ortaya atılan saçmalıklar benim gerçekten inancımı arttırdı öncelikle AHMET TÜRK e tesekkür ederim senin sayende birazda olsa kutsal kitaptan bilgiler edindim kimse bu tür yazılardan bisiler çıkarmasın gidin bi KURAN-I KERİM-İ okuyun evet evet eteizmin nedeninide açıklayayım yapılan tüm günahlar karsısında kendini savunabilcegin tek sey ateizmdir son dayanaktır nede olsa öteki dünya yok düsüncesidir ona sebepten ortaya bi ton suçlu insanlar çıktı suandada devam ediyor sizin evrimle savundugunuz fransızlar ahlaktan uzak bi millet sizi ufolarla kandıran amerika bir çok ülkede huzursuzluk çıkarıyo ne kadar kanıcaksınız ortalık nelerle dolu hergün yeni bi kızın porno videosu çıkıyo bu teknolojiyle geldi arttı evet cinayetler çogaldı cinnetler ayrılıklar insanoglu geriliyo ilerlemiyo kafalar bir odun misali olucak neden ilk insanları savunursunuz neden dinleri huzursuz edici bi alet olarak görürsünüz madem öyleydi insanlar neden mutsuz oloucaksa senn o inandıgın ataların mutsuz olacaksa böyle bir sey ortaya attıda dini çıkardı tüm inanmayanlara soruyorum

    hepiniz geçmisiniz de içinden çıkamadgınız birçok günah islediniz degilmi ???

    iste inanmamanızın tek nedenide budur ….




    •  
      sarp mustafa

      Konuşmaların çok boş. Özellikle Ahmet Türk’ün yazılarını doğru bulduysan bu da boşluğunun kanıtı oluyor. Bu dünya da ateistlerin işlediği günahlardan çok günah işleyenler Aşırı dinci müslümanlardır. Bunu görmek için kendini kasmana da gerek yok. İnterneti açıp her türlü bilgiyi bulabilirsin. Asıl müslümanlar işledikleri günahların görmezden gelinmesi için dini kullanıp kendi lehlerine çeviriyorlar. Ben eminim ki senden daha ahlaklı atesitlerin olduğundan. Ben Elhamdülillah müslümanım ama ateistlere yapıştırdığınız bu yafta sizin müslümanlığınızın sorgulanması gerektiğini gösterir.




  42.  
    adem tavan

    nerden başlasam bilmiyorum ki…allah o kadar güzellikler yaşatıyor ki insana tarif edilemez…o muhteşem enerjiyi ,allahın her daim içimizde(bir ben vardır bende benden içeru)olduğunu hissetmek,aşk-ı ilahiyi yaşamak…artık bütün perdeler kalkıyor,bütün sırlar açılıyor…ahmet maranki doğru söylüyordu,maalesef insanların çoğu hak edemedi bunu,günahı işlemekten bıkmamışlardı çünkü… yaşanacaklar onlara kıyamet gibi görünecek…ama artık her şey değişiyor,çok çok az kaldı…irtibat kurmak istiyorum,mail atın istiyorsanız…




  43.  

    Herşeyin Aurası olduğu gibi adına Foton dediğimiz enerji kütlesinin de Aurası vardır. 1962 yılında Auranın birinci katmanına, 1987 yılında da ise ikinci katmanına girilmiştir. Şimdi ise (21 Aralık 2012) üçüncü ana katmana girilecektir. Değişiklikleri hep beraber gördük, göreceğiz inşaallah. Bu değişikliklerin daha çok içsel olarak yaşanacağı öngörülmektedir. Yazar kardeşimiz bence bu değişiklikleri çok güzel açıklamış, böylece muhteşem bir yazı ortaya çıkarmıştır. Yazıyı baştan sona okudum. Yazarın bu yazıyı kaleme alması onu dininden etmez. Kaldı ki, Kuran’da da buna yönelik birçok ayetler (Nuh tufanı, Bazı toplumların helakı gibi) bulunmaktadır. Kendi adıma Özgül hanımı tebrik ediyor, başarılarının devamını diliyorum. Sevgilerimle.




  44.  
    Ercix

    bu bahsedilen şeylerin çoğunu bende hissediyorum lakin yaşadığım bu şeylerin çoğu güncel yaşamın üzerimdeki baskısından kaynaklandığını zannediyorum.neticede insanın varlığından bu yana yaşanılan hislerdir.Ama bu foton kuşağına veya etkilerine inanmıyorum anlamına gelmesin.Tarih olarak kesin olabilir diyemem ama ömrümüz yeter mi görmeye ya da yaşamaya onu da bilmiyorum.inanmamdaki tek sebep Edmund halley’in bu kuşağı keşfetmesi.Dikkat ettiğim noktası ise bu bilim adamı d. 8 Kasım 1656 – ö. 14 Ocak 1742 yıllarında yaşamış ve ölmüştür.keşfettiği halley kuyruklu yıldız ise 1999 yılında geçişini yapmıştır.Bunu ciddi bi şekilde irdeleyerek düşünürsek foton kuşağını bi yerinden uydurmuş olamaz.O yüzden böyle bir enerji kuşağının içinden geçeceğimiz kuvvetle muhtemeldir ama olumlu mu olur olumsuz mu işte onu da yaşayıp görmemiz gerekir.




  45.  
    Ali

    Sevgili Özgül Hanım

    Birlik konusunda size tamamen katılıyorum. Ancak birlik var, birlik var. Mutlak varlık olan Allah’ın birliği özünde HAKİKAT’tır. Ancak yeni moda olan maya ve benzeri uygarlıkların ortaya attıkları koşulsuz sevgi, 21 Aralık 2012, foton kuşağı gibi birlikler özünde ŞİRK’tir.

    Foton kuşağı olmayacak mı? Elbette olacak. Ancak deccalin cennetine girenler için olacak. Öyle ya, yüce kitap Kuran-ı Kerim’de deccal hakkında uyarılar var. Hz. Muhammed aleyhisselam aracılığı ile hadislerde de birçok uyarı var. Hatta “Nuh’tan sonra hiçbir peygamber yoktur ki ümmetini deccal fitnesine karşı uyarmasın.” hadis-i şerifi de açıklıyor ki, bu deccal gerçekten önem verilmesi ve korunması gereken bir fitne.

    Bu deccal kimdir? Deccal kelimesinin anlamı, her şeyi zıt gösteren gibi bir anlam taşır. Bu yüzden yukarıda “deccal cenneti” yazdım. Deccalin insanlığa sunduğu cennet, hakikatte cehennemdir çünkü.

    Tabii buna başta inanmayabilirsiniz. Sizi anlayabiliyorum. Çünkü sizin düşüncelerinizden geçtim. Her şeyin sağlamasını görüyor, kendinize her an bu gerçeği kanıtlıyorsunuz. Dünyanın ve deccalin cenneti olan cehennemi beklemeye, ona hazırlanmaya ve uyumlanmaya devam ettiğiniz müddet, bir rüya deryasında yüzmeye de devam edeceksiniz ve ne yazık ki rüyadan uyandığınızda umduğunuzu bulamayınca çok şaşıracaksınız.

    Muhammed Mustafa aleyhisselam efendimizden 1400 yıl önce gelen uyarıya kulak verin ve deccal fitnesine karşı kendinizi ve sevdiklerinizi koruyun. Varsın deccalin cehennemine girelim. O da hakikatinde Allah’ın cennetidir.

    Saygılarımla.




  46.  

    İlim ilim bilmektir
    İlim kendin bilmektir
    Sen kendini bilmezsin
    Ya nice okumaktır

    Okumaktan murat ne
    Kişi Hak’kı bilmektir
    Çün okudun bilmezsin
    Ha bir kuru ekmektir

    Okudum bildim deme
    Çok taat kıldım deme
    Eğer Hak bilmez isen
    Abes yere gelmektir

    Dört kitabın mânâsı
    Bellidir bir elifte
    Sen elifi bilmezsin
    Bu nice okumaktır

    Yiğirmi dokuz hece
    Okursun uçtan uca
    Sen elif dersin hoca
    Mânâsı ne demektir

    Yunus Emre der hoca
    Gerekse bin var hacca
    Hepisinden iyice
    Bir gönüle girmektir

    YUNUS EMRE




  47.  
    Ali

    Güzel bir şiir olduğu gibi konuyla hiçbir alakası yok. Üstelik o elifin manasını bildiğinizi de hiç zannetmiyorum ,)




    •  
      Özgül SÜSLER

      Şiirde sizin gördüğünüz size, benim gördüğüm bana. Ne sizin gördüğünüz beni benim gördüğümden eder, ne benim gördüğüm sizi gördüğünüzden. O zaman herkes gördüğünün tadını çıkartsın. Sen niye öyle gördün? deyip yargılamasın. Zira Allah’ın avukata ihtiyacı yoktur…




  48.  
    dost

    Özgül hanım, sizin bu yazdıklarınızı ben bundan 6-7 yıl önce yaşadım ve 2009 yılında sona erdi. Şimdi hiç birini yaşamıyorum. O halde ben sizinle aynı evrende yaşamıyorum demektir. Foton kuşağı beni etkilemediğine göre?

    Allah her birimiz için ayrı bir evren algısı yaratmıştır. O sebeple evrendeki varlıklar sayısınca evren vardır aslında… Kim evren hakkında veya olan biten hakkında konuşuyorsa, aslında kendi algısı hakkında konuşuyor, kendinden söz ediyordur.

    Sizin dünyanızdaki ben ile benim dünyamdaki siz orijinal mi değil mi asla bilemezsiniz. Çünkü herkesin dekoderi orijinal yayını alıp kendi algısına göre tercüme ediyor. O sebeple normalde mana olarak birbirimizin dünyasında yansımalarımız olsa da asla orijinal olarak yer almıyoruz. Herkes kendi evreninde yalnız diyebiliriz. Tıpkı koza içindeki bir yapı gibi.. Ana rahmindeki cenin gibi… O sebeple bu tür yorumların da biraz kişiye özel olduğunu düşünüyorum. Örneğin siz öldüğünüz gün sizin için büyük kıyamet kopmuştur. Her şey biter, dünya çöker, hayat durur ve kıyamet o gündür. Ondan sonra bir kıyamet yoktur sizin için… Size biri kabrinize gelip dünyada kıyamet kopacak dese, bana ne dersiniz. Benim kıyametim koptu çoktan, ne dünyası, ne kıyameti? Tıpkı ölüm gibi her şey ama her şey kişiye özeldir. Belki de sizin aleminizdeki foton kuşağı sizi bu gerçekle yüzleştirir ve bu tip tüm yorumların aslında son derece kişisel olduğunu anlarsınız.




  49.  
    Ali

    dost adlı arkadaşa sonuna kadar katılıyorum. Felsefede de olduğu gibi, her şeyin ölçüsü insandır. Kesinlikle herkes kendi evreninde yaşıyor. Şöyle bir gerçek de var ki, hepimizi etkileyen kollektif bir bilinç var. Örnek vermek gerekirse bir deprem olur ve o topraklardaki herkesi etkiler değil mi? O topraklarda yaşayıp da herhangi bir etki etmemesi gibi bir durum söz konusu değildir. Ancak dost adlı arkadaşın verdiği örnekteki gibi, herkes kendi evreninde bu depremi yaşar. Kendi dünyasında bu deprem olmuştur. Kimi sevdiklerini kaybetmiştir bu depremde. Kimi de ev fiyatlarının düşmesini fırsat bilip kenarda biriktirdikleriyle evler satın alıp paraya para dememiştir. Görüyoruz ya, hepimize etki eden olay 1’dir. Ancak hepimizde bıraktığı etki farklıdır. Nasıl ki 2 insanın parmak izi aynı değil, o şekilde 2 insanın yaşadığı, anlamlandırdığı evreni, dünyası, kıyameti de farklıdır. Bu yüzden bu gelecek olan kuşağa iyi hazırlanmak lazım. Söylendiği gibi uçar mıyız, kaçar mıyız, 3 gün karanlıkta kalıp 5. boyuta atlayıp telepati ile iletişime geçebilir miyiz bilemem ama her ne olacaksa, tüm insanlık için en büyük sınavlardan biri olacağı kesin. Bu sınava iyi hazırlanmak gerekiyor. Zira her an olduğumuz sınavın en önemli kısımlarından biri olsa gerek ki tüm insanlık buna konsantre olmuş durumda. Allah herkesin yar ve yardımcısı olsun.




  50.  
    mesut

    bunu yazan ne içti. İnanan da depresyon hastası kapatmalık bir sürü insan var. Ne enerjisi ya. Köprü altında tiner çekenler sizden akıllı vallahi. Yazık dinden uzaklaşan bu ülkem insanlarına…




    •  

      Sevgili Mesut
      Öncelikle yorumundaki tarzından dolayı seni gerçekten takdir ediyorum. Öz düşüncelerini bu kadar net ortaya koyman beni gururlandırdı. Neden biliyor musun? aşağıda bu yazı hakkında yazılmış 90 yorum var fakat içinde özgüveni en tavan yorum senin. Bu yorumu yaparken sen bir şey içmiş olabilir misin? Tiner çekenlerin bizden akıllı olması fikrine de katılıyorum, onlar akılla değil yönetimle ve iyi idare edilemeyen aile kuralları yüzünden bu hale geliyorlar. Yoksa içlerinde bilim insanı olacak, sanatçı olacak bir sürü insan var. Belki de onların bir çoğu ortalıkta biliyorum diye ahkam kesen binlerde insandan çok fazla artıları vardır ne dersiniz? Bu arada yazıda nasıl bir açı yakalayıp dinden uzaklaştığı fikrine eriştiniz onu da çözemedim gerçekten. Burada olasılıklar belirtiliyor, belki de kıyamet alametlerinin gerçekleşmesi için gerekli altyapılar oluşturuluyor olabilir bu konuda yeterince araştırma yaptınız mı? Güneş tutulmasını lanet olarak algılayan toplumlardan geldiğimiz aşamaya bakarsak elde ettiğimiz farkındalıkların tek nedeninin bu tarz yazılar ve bunları dile getiren insanlar olduğunu anlayacaksınız. Hz Muhammed (sav) bile kendi yaşadığı arap toplumunu düzeltmek için neler yaptı, okduğunuz hadislerin, ayetlerin içinde bulduğunuz doğruların bir çoğu bu yazının içinde var aslında. Bence bütünsel olarak tekrar okuyup karşılığına bakıp yorumu sadece ben bu yazıyı beğenmedim diye sonuçlandırabilirsiniz. Teşekkür ederim .




  51.  
    ginobilly

    Okurken çok eğlendin çok güldüm..
    Bunu yazarken hangi uyuşturucuyu kullandıysa yazar, aynısından istiyorum.

    Özellikle 5 nci boyuta taşınma hususunda, gülmekten gözümden yaşlar geldi ve derin bir küfür süzüldü dudaklarımın arasından.

    Bir sonraki jargonlu doğaçlamanızı sabırsızlıkla bekliyoruz..

    Saygılar.




    •  

      Sevgili Ginobilly,
      Okurken çok gülüp eğlendiğinizi yazmışsınız yazının sizi mutlu ettiğine çok sevindim ? Gerçekten eğlenceli bulduğunuz bölüm neresi idi ?

      Sizce yazmak, araştırma yapmak ve bunu dile getirmek için gerçekten içmek mi gerekiyor? Sizi böyle düşünmeye iten gerçeklik nedir?

      Bilim sürekli gelişiyor düne kadar atomdan habersiz olan insanlar bugün atomaltı parçacığı buldular sizce 5. boyut ilerde karşınıza çıkarsa ne düşünürsünüz? Sizce gerçekten komik mi bu tanımlar? Hiç bilimsel makale okudunuz mu?

      Yazının jargonlu bir doğaçlama olduğunu belirtmişsiniz? Bu konuda yani yazıda var olan önermeler, fikirler, yönergeler ile ilgili kendinizde yaşadığınız bir deneyim oldu mu? Sizce yarın için ortaya atılan fikirler gerçekten akla mantığa uymuyor mu? Eğer uymuyorsa buna yapılacak eleştiri şekli sizin ki gibi mi olmalı? Yoksa bu fikirleri benimsemiyorum, bana gerçekçi gelmiyor gibi bir yaklaşım ile mi ifade etmek gerekiyordu ?

      Ne dersiniz?




  52.  
    Vildan ÇAĞIR

    Evet uzun zamandır yankılarını duyduğum ve ne olduğunu tam olarak merak ettiğim foton kuşağı konusunda beni tatmin eden bir yazı olmuş. Elinize sağlık. Merak ediyorum; acaba benim 2007 yılında başlayan hastalığımın bu geçiş süreci ve sancılarıyla alakası yüzde kaç oranında olabilir? Evet herzaman psikolojiye, metafiziğe, felsefeye, dine ve parapsikolojiye yatkın ve meraklı bir karakterim oldu. Astroloji ile başladı bu yolculuğum. Gitgide gelişti. Şimdi dünyada sanki herşeyin bir kaos, bir çıkmaza doğru giittiğine dair olaylar; arka arkaya yaşanırken; bunların aslında iyi bir şeye hizmet etmek için yani dünyanın ve İNSANIN , insanlığın tekamül sürecine hizmet için meydana geldiğini öğrenince; kafamdaki pek çok soru işareti de cevabını buldu diyebilirim. Bende son birkaç yıldır hayatımda çıkmazlar yaşadığım bir döneme girdim. Ve sağlık problemleri başta olmak üzere hiçbir konuda iyi durumda değildim. Sebebini şimdi anlıyorum. Hep dünyanın sonunun geleceğine dair, kıyametin kopacağına dair yapılan yorumlara katılmadım hiçbir zaman. Çünkü kanımca insanlık için daha yaşanılacak, öğrenilecek çok şey ve gidilecek çok yol vardı. Birşeylerin sonu değil başlangıcı olmalıydı bu dönem. Ki öyle gibi de görünüyor. İnsanlık daha küçük bir çocuk ve İlahi kaynaktan ve evrenden çok şey öğrenip olgunlaşması gerekiyor. Sanırım öyle de olacak. Teşekkürler. Ankara’ dan. :)




  53.  
    ışık üyesi

    ruh hastası bir sürü adamın yorumu sizi bir araya kim topladı sizlere şu kapak yorumu yazıcam foton kuşağına inanmayanlar lan yarım akıllılar madem inanmıyosunuz burda işiniz ne sonunu kadar niye okuyosunuz da sonra yorum yapıyosunuz diğerlerine gelirsek inananlara bende inannıyorum destekliyorum ve olmasını şiddetle istiyorum yoksa bu teknoloji dünyasında en son insanlar patlar hiç bi şey adaletli değildir kılıç kalkan dönemini görmek istiyoruz gavurları bileğimizin hakkıyla susturmak gücümüzü dünyaya yeniden tanıtmak istiyorum ölümden korkmuyorum yaşamaktan korkuyorum yaşarken sürekli her şeyden korkarsınız ama ölünce korkucak bi şeyiniz kalmaz FOTON KUŞAĞINI FARK EDİP TE KENDİNİ BİZDEN ÜSTÜN GÖSTERMEYE ÇALIŞANLAR VAR ATEİSLER BUNU AÇIKLAYIN HADİ!….JAPON PRENSESİ FOTON KUŞAĞININ OLACAĞINI BİLİYO SÜPER ARAŞTIRMALAR YAPMIŞ BİRİSİ Kİ ONUN İÇİN YOK UZAYLILARLA KONUŞUYOM YOK ŞU KADAR YIL YAŞADIM DİYO NİYE ÇÜNKÜ 21 ARALIKTA NE OLACAĞINI BİLİYO KENDİNİ BİZLERDEN ÜSTÜN GÖSTERİYO AMA BU FOTON KUŞAĞINI BİLEN ONUN SARAY SOYTARISI OLDUĞUNU ANLAR :) AZ GÖZÜNÜZÜ AÇIN ARKADAŞLAR İNANMIYO OLABİLİRSİNİZ AMA ŞUNUDA ANLAMIYOSANIZ KUSURA BAKMAYIN GERİZEKALISINIZ FOTON KUŞAĞININ ETKİLERİNİ ANLAMIYOSANIZ BU ANLAMAK DEĞİL HİSSETMEKTİR
    sakın paniklemeyin sakin olun ve her şeyin size bağlı olduğunu bilin fotondan sonra karanlık savaşçılar veya su savaşçılarını duyarsanız şaşırmayın bunlar şimdiden teşkilatlanmış küçük ordular ama yenmesi zordurlar.)




  54.  
    star113

    Varlığın sırları saklı senden, benden;
    Bir düğüm ki ne sen çözebilirsin, ne ben.
    Bizimki perde arkasında dedikodu:
    Bir indi mi perde, ne sen kalırsın, ne ben




  55.  
    Ali

    İnsanlar yanlış anlıyor.

    Herkesin merak ettiği soru şu: “Foton kuşağı gerçekten olacak mı?” Elbette en doğrusunu Allah bilir. Ancak etkileri görebilene delildir.

    Peki ya olursa hayırlı mı olur yoksa şer mi? Onu da Allah bilir. Ancak bir tarafı hayır, bir tarafı da şer olacağı görebilene aşikar.

    Bu yazı, üzülerek söylüyorum ki hayırlı olan kısmından bahsetmiyor. “Dünya anasına sarılacak” cümlesinden zaten kaybediyor. Şu geçici, aldatıcı, tuzağa düşürücü olan dünyayı burada pek de yüceltmişler!

    Herkes için en hayırlısı olacağı, inananı için kesindir. Allah hepimizin yar ve yardımcısı olsun.




  56.  
    Mert Maden

    Boy boy laflar ettiniz, yine sizinle benzer düşüncede olan insanlara nazaran daha temkinli yazılarınız, bu konuyla ilgili daha önce ortaya çıkan; DNA mız değişecek, yok elektrikler gidecek gibi extrem kehanetlere yazınızda yervermeyişinizi, 12 aralık ın yakın bir tarih olmasına ve tükürdüğünüzü yalamak istemeyişinize veriyorum.
    Bununla birlikte, 12 aralıktan sonrasındada milyarların farkedemediği değişimleri en başta sizin fark edicek ve yine bu site üzerinden “etrafımızı saran enerjiyi farketmiyormusunuz arkadaşlar” gibi söylemlerde bulunacağınıza eminim. Burda çizmeye çalıştığınız modern, avrupayi ve batılı, yeni çağ dervişi imajını görüyor ve merak ediyorum ki bu yalanı gerçekten yaşıyor musunuz? yoksa kendinizde bu yalana inanmıyor ama insanlardan olumlu yada olumsuz tepkiler almanın ego nuza verdiği var olma duygusunun keyfini bilinçli bir şekilde mi çıkarıyorsunuz?

    daha öncede bu yazıya yorumda bulunmuştum, yazdıklarımın hala arkasındayım, çok materyalist bir insan olmama rağmen, bu menfaat üzerine kurulu yaşamın dengelerini bozacak her türlü radical değişikliğe umutla bakıyor ve olmasını arzuluyorum…

    bir aydan az bir zaman kaldı bu güne kadar gelmiş geçmiş en büyük kişisel gelişim olayına, bu dedikodu sayesinde ne çok dernek ne çok yaşam koçu ne çok falcı nemalandı.

    Çok merak ediyorum ki 12 aralıktan sonra hangi kavimin takvimi biticek, hangi kuşaklardan geçeceğiz :)

    Herkese tavsiye galaktik insan okuyun okutun :)

    Size ve sizin giblere önyargılı bir ateist olduğumu düşünmeyin lütfen, avama dahil bir müslüman olduğuma inanıyor, ve bu gördüğümüz dokunduğumuz gerçek sandığımız dünyanın ötesinde bişeylerin varlığına inanıyor ve hissetmeyi çok arzuluyorum. ama biraz akıl biraz da mantık lütfen… (çok fazla değil biraz) :)




  57.  
    Güray

    Şimdi buraya böyle olumsuz yorum yapanlar varya siz işte foton kuşağına girdiğimizde yuvaya dönmek isteyen ve o gün ölenler arasında olacaksınız ona göre ayağınızı denk alın bak :D . olur da karşılaşırsanız bu durumlarla bu yazı gelsin aklınıza isyan etmeyin kendinizi bırakın fotonlara ;) fotonlar sizi ne yapması gerektiğini bilir zaten :))




  58.  
    gul_ben

    bu olayların gerçekleşmesi ne kadar kesin ? ve bu olayların olacağı nereden biliniyor? cevap yazarsanız sevinirim.




  59.  
    sera

    yahu insanlar 3. 5. boyutlari yasayabilmek icin omurleri boyunca calisip didiniyorlar ..yunus emre gibi :))… yok oyle beles foton gelicekmisde boyutlara sicrayip bilinclerimiz ayilcakmis…

    benden size mujde oyleyse …ben foton kusagina gireli cok oldu..o surecte epey onceden basladi…hadi bakalim




  60.  
    meltem81

    yazınız için teşekkürler öncelikle…
    güzel saptamalar. .
    bizimde bikaç yıldır takip ettiğimiz bir süreç.
    umarım çok sancılı olmayacak.aslında kötü bişeyler yaklaşıyomuş gibi görünsede herşeyin olması gereken olumlu bir sürece yakalaştığını düşünüyorum.bazı kötü gidişlere dur deme zamanı yüce el tarafından.bence artık haksızlıklar sona erecek.altın çağa doğru ilerliyoruz, bu geçiş dönemlerinin yaşanması gerekiyor.inşallah herşey iyiler için güzel olacak.kalbimizi temizleyelim yeter…




  61.  
    Aktar

    Burdaki yorumlar çok hoş lan arada sıkılınca girip okuyorum neşeleniyorum




  62.  

    keşke bunun herkes farkında olsa….teşekkürlerrrr….




  63.  
    Onur

    Tebrik edıyorum yorumlarınız ve yazılarınız için saygılar sunarım




  64.  
    Dignity Constantine

    Sizlere tek birşey soracağım ve görüyorum ki bunu kimse sormamış… İlk defa foton kuşağına gireceğiz., sizlerin deyimiyle… Peki madem ilk defa giriyoruz arkadaş siz nasıl oluyor da foton kuşağına girince şişmiş gibi hissedeceğimizi,iki kaşımızın arasında 3. göz kısmında kaşıntı olacağını,vücudumuzun değişeceğini,telekinezi,telepati olacağını biliyorsunuz ? Daha önce başımıza gelmemiş foton kuşağının 3. aşamasının etkilerini nerden biliyorsunuz ? Foton kuşağının 26000 yılda bir oldugunu söylüyorsunuz ve etkilerini biliyorsanız demekki düz mantıkla şu ortaya cıkıyor 26000 yıl önce yaşamış ve hala yaşayan ölümsüz insan ile irtibata geçtiniz o da size anlattı… yahu arkadaş 26000 yıl önce bi foton kuşğı oldu sorma.. kaslarımın arası kasınıp durdu 3. göz cıktı yok kendimi şişmiş gibi hissettim bizim arkadaşların vücutları değişti… şimdi o dediğim işin şakası elbette öyle bir insan yok… 26000 yıl önce yaşanan olayları anlatan bir tarihi kitap da yok… madem yok siz nerden biliyorsunuz foton kuşağından sonra 12 sarmallı dna olacagını ? belki 15 sarmallı belki 3 sarmallı belki 12 sarmallı olacak… 3. göz belki kaşların arasından cıkmıcak kafamızın arkasından cıkacak… nerden biliyorsunuz da bu kadar garanti açıklama yapıyorsunuz… ben demiyorum foton kuşagı olmayacak ancak işin komik tarafı foton kuşagını hiçbirimiz yaşamamışız ama birileri cıkıp foton kuşağında neler yaşayacagımızı sanki önceden yaşamış gibi anlatıyor… Ben bir bilim insanıyım ismimi vermek de istemiyorum ama bunu bir düşünün… Foton kuşağını yaşamış bir insan 26000 yaşından büyük olacak ve foton kuşağında neler yaşadığını anlatacak ancak o zaman deriz böyle böyle olacak diye… öyle bir insan olmadıgına göre nasıl oluyor da siz biliyorsunuz… ? insanlara boş umutlar vermeyin… bizler sadece insanız… ölümsüz olmayacak kendi kendimizi telekinezi ile iyileştirmeyecek ve telepati ile iletişime geçmeyeceğiz…. AKLINIZI KULLANIN O ZAMAN GERÇEĞİ GÖRÜRSÜNÜZ… ama şunu da unutmayın bu evrende yalnız DEĞİLİZ….




    •  
      adzl

      Dignity Constantine; Teşekkürler…

      Bu kadar işte !!!..




    •  
      metkara

      hakklılık payı olan bir yazı karşısında insanların içsel olarak doğrulamayı seçtiği duygusunun gerçekliği eğer ki 26000 yıla tekabül ediyorsa evet sonsuz bir enerjiyle 26000 yıldır içimizde yaşayanlar var ve aktarım yoluyla bir sonrası kuşağı yaşayarak hayat formlarını değiştirerek içimizde hatta içinizde var olmaya devam ediyorlar. verilen bilgileri de gerçekliğini şuan yaşadığımız gezegende 5-10 yıldır yaşayan kişilerin vermiş olduğu yaşamsal enerjilerden kaynaklı bir bilgi aktarımı olduğunu da bilinmesinin de faydalı olacağını düşünerek, artık insan bazlı yaratılan manevi duyguların yöneliminden ziyade ,bir bütünün duyguların çıkışlarına tanık olacağımız yeni dönemlere merhaba……..;




    •  
      sarp mustafa

      Sayın arkadaşım bence kendine bilim insanı dememelisin. Çünkü bir bilgiye sahip olmak için onu yaşamak gerekemez. Gerektiğini düşünmek de cehalettir. Şuanda insanların DNA örneklerine bakıp hangi hastalıktan ölebileceklerinin ihtimalleri % lerle açıklanabiliyor. Bi insanın hangi hastalıktan ölebileceğini bilmek için o insanın daha önce ölmüş olması gerek yani senin deyiminle :). Ya da 16. yy ın sonlarında halley kuyruklu yıldızının 2000 li yıllara doğru dünyaya yakın geçeceğini bilmek için sayın Halley’in 2000 li yıllarda yaşayıp 1600 lere geri dönmesi gereki ya da halley kuyruklu yıldızının daha önce dünyaya yakından geçişini gözlemlemiş olması gerek :) bak sen şu halleyin yaptığına…




  65.  
    DESİRE

    öncelikle belirtmek isterimki,manevi yönü ağır basan biriyim.ayrıca çok hassas ve duygusalımda.takdir edersinizki;böyle her kafadan bir ses çoktığı durumlarda tırsıyorum:) ne olur ne olmaz bilemem ama cipralexin dozunu sırf bu sebeple arttırdım,eğer birileri bizi bu şekilde boşyere korkutuyorsa,benim gibi sıkıntı yaşayan tüm insanların günahları onların boynuna olsun işşallah:)




  66.  
    zeynep

    Herşey rutininde ve normalken(Mekan sabit, tansiyon vb..normalken)İleri geri sallandığımı hissediyorum.Kimbilir..




  67.  
    Foton kusakli kiz

    Merhabalar ,büyük güne az kaldı .bu degisimleri ilk,2008/2009 da hissetmeye başladım.ilk önce,sorgulamaya başladım herseyi,bildigim yolda ilerlerken karşıma,sürekli birbirinin kopyası ve beni üzen insanlar çıktı.daha sonra yüzünü hiç görmediğim,bir sekilde yolumun sanal alemde kesiştiği bir insanla yazışmaya başladım. Bana mevlana’yi,rumi’yi,tasavvufu,Louis’e hay, kuantum,paylaşmak,sevgi ,nefes egzersizi ve yasama dair herseyi uzun uzun yazdı .tek sorunun”korkmak”dedi..korkuları yensen kendini asacaksın ,zincirleri kıracaksın dedi,hep düşündüm,o kimdi ve nerden girmişti hayatıma?bir sır gibide çıkmıştı,o zan beni neye hazırlamak istediğini anlamamıştım ama şimdi galiba anlıyorum…..




  68.  
    Yağmur

    Ya buna inanıyor musunuz? Saçmalamayın lütfen ya. NASA bile açıklama yaptı yani. Hem gerçek olsa da bir şey olmaz, sadece karanlık olacak. Yiyeceklerinizi depolayın o zaman, ne diyeyim.




  69.  
    emre

    Arkadaşlar ilk defa bu kadar faydalı bir yazı okudum çok teşekkürler herkese.
    İNŞALLAH hayırlısıyla foton kuşağına gireriz arkadaşlar hayırlısı olsun.Ben çok merak ediyorum açıkçası foton kuşağını.




  70.  
    Pınar Darcan

    Merhaba.Ben bu yazıdaki öngörülere karşı tarafsız kalmayı tercih ediyorum.Tam olarak ne olacağını bilemeyiz.Ve endişeye kapılırsak bundan faydalanacak insanlar ve oluşumlar olabilir.O yüzden mümkün olduğunca sakin kalmakta fayda var.Gireceğimiz foton kuşağının yaratacağı değişimlerin tüm dünya sakinleri için hayırlı olması dileğiyle..sevgiyle kalın..<3




  71.  
    kefallica

    korku çekicidir, cezbedicidir, merak uyandırıcıdır ve arkasından sürükleyicidir:) .. hepiniz 21 aralık sabahı kalkıp ocağa çay koyup omlet yiyip işe okula gidecek ve akşama tüm senaryoların geyiklerini yapacaksınız. üzülmeyin, malesef böyle olacak. o yüzden tanımladığım korkuyu duymanıza gerek yok. selamlar, saygılar.




  72.  

    21. Aralık oldu ve hatta geçiyor. Şimdi çok merak ediyorum. Nasıl bir yalan kıvıracaksınız.




  73.  
    Özgül SÜSLER

    Evet Ahmet bey ben de bu soruyu ve bu seviyesiz uslubu bekliyordum. KIYAMET KOPACAK denmiş gibi algılayan ve nefsinizi bu yönde tatmin eden yorumlar yapan sizdiniz. Sizin için birşey değişmedi evet ama bir çok insan için dünya için çok şeyin değişim kapıları açıldı şükürler olsun. Sizi sözüm ona zafer naralarınızla başbaşa bırakıyorum ve yazıyı bir kez daha okumanızı diliyorum. Belki bu sefer verilmek istenen birlik mesajlarını ucundan yakalarsınız. Daha önce yazdığım bir yorumu tekrar hatırlatmak isterim.

    Aşağıdaki yorum bugün yazılmadı. Yorumlardan geri doğru giderseniz tarihine ulaşabilirsiniz. Hatırlatmak için kopyaladım sadece
    Görüyorum ki yazımın altında iki ayrı cephe açılmış. Yorumları okurken gülümsedim. Gülmedim. Gülümsedim. Çünkü taraflar gerçekten yazdıklarında samimilerse özde aynı şeyleri savunup birbirlerinin karşısındaymış gibi görünüyorlar. Bazıları psikolojik rahatsızlıklarım olduğuna kanaat edip, teşhis bile koymuşlar. Falcılarla ve kahinlerle işbirliği yapmamı tavsiye edenler de olmuş. Sağ olsunlar. Benim doğru bulmadığım, karşısında duracağım tek şey kendi doğrunuzu savunurken başka bir fikri, görüşü hatta insanı aşağılayıp, etiketlemektir. Tarafın nedir diye sorarsanız BİRLİKTEN, SAĞDUYUDAN, HOŞGÖRÜDEN tarafım. Fikrin nedir diye sorarsanız: Bana elektronik posta yoluyla ulaşan bir okurun sorusuna verdiğim cevabın bir kısmını sizinle paylaşayım. Buyurun:

    Sayın …..;
    Gizli saklı olacak bir şey yok. Her şey açık ve ortada. Ben de sizin gibi biriyim. Birin bir parçasıyım. Yaradanın sizden yada benden ayrı gayrı olmadığına, şah damarımızdan yakın bizde olduğuna, her birimizin ayrı ayrı onun özel bir parçasını taşıdığımıza ama o olmadığımıza iman edenlerdenim.

    21 aralık 2012 astrolojik olarak güneş sitemindeki gezegenlerin tek sıra halinde dizileceği ve sıra dışı bir enerjiyi dünyaya yansıtacağı günümüz medyasında da çok söylenen şeyler. Adına foton kuşağı deyin yada başka bir şey …

    Dünyada insanların bir tekamül sürecinden geçtiğine inanıyorum. Her birimiz birbirimize o kadar bağlıyız ki. Her düşüncemiz ve davranışımız önce bizi sonra yakın çevremizi etkiliyor. Ve bu da dünyamızı doğal olarak. Boşuna bu dünyada değiliz her birimiz ayrı ayrı birlik inancına uyanana kadar sınavdayız.

    Gelelim yazıya, ben yazıda özellikle bir iddiada bulunmaktan kaçındım. Farkındaysanız öngörüler şeklinde anlattım her şeyi, 21 aralık 2012 hakkında birçok öngörü var biliyorsunuz yıllardır söylenen. Fakat nedense insanlar” kıyamet kopacak” diye bir iddiada bulunduğumu algıladılar. EĞER BEKLENEN KIYAMET BUYSA cümlesiyle başlayan bir anlatım nasıl olur da bir kıyamet kopacak iddiası olarak algılanır ? Ben dünyanın bir enerjisi olduğuna ve bu enerjinin dünya varolduğundan beri değiştiğine inanıyorum. Yazımda bunların detaylarından bahsettim kendi fikrimce tabi. Ne olacağı bir sırdır. Sadece Allah’ın takdirinde bir sır. Ama iyiliğin cenneti kötülüğün cehennemi olacağı bir işaret. O kadar geniş kapsamlı ve soyut bir konu ki doğru kelimeleri seçmekte zorlanıyorum açıkcası. Somut olarak yazdığım sadece fiziksel değişiklikler ve işaretler ( bizzat yaşadığım, hissettiğim ve ortak deneyimleri yaşayan insanlar olduğunu bildiğim değişiklikler) size safsata gelebilir bunlar. bu da bir tercihtir. Özgür iradenin yansımasıdır.

    Tekamül yolculuğunda dünyada nefes alan insan sayısınca yol vardır. Siz almaya niyetli olduktan sonra sıradan bir söz, iki satır yazı ya da annenizin her zaman söylediği bir kulağınızdan girip diğerinden çıkan nasihatları sizde bilinç patlamalarına sebep olabilir.

    Ben özel olduğum iddiasında değilim aman. Özellikle imtina ederim böyle anlaşılmaktan. Ya hepimiz özeliz (parmak izinize bir bakın size özel, ya ses tonunuz dünyada başka kimsede yok aynısından) ya da her birimiz en az diğerimiz kadar sıradanız. Bir puzzle ın nadide parçlarıyız. Kim ortada kim kenarda ne fark eder. Birimiz olmazsak bütün olmaz, tamam olmaz.. Cevap bende değil sizde. Sadece benim cevabım bende. Sezgilerinize güvenin. Benim yazımda bu kaynaklar içinde devede kulak kadar yer tutar belki. Bilinciniz hepsini özümseyebilir, bir kısmını mantıklı bulabilir ya da hepsini reddedebilir. Ama yine kendini doğrunuza doğru bir açılım yapabilir. Bazen bir aşamada doğru olduğuna kanaat ettiğiniz bir bilgiden, birkaç aşama sonra kuşku duymaya başlayabilirsiniz. Ve belki birkaç aşama sonra da tamamen reddedebilirsiniz. YADA SÜREÇ TAM TERSİNE İŞLEYEBİLİR. Ama hiçbir şey boşuna değildir. Her aşamanın bir anlamı vardır.

    Ben bir misyoner değilim. Farklı bir din yaymaya çalışan insanların kafasını karıştırmaya çalışan, bununla eğlenen bir insan hiç değilim. Bütünün bir parçasıyım ve kendim olmaya çalışarak birliğe hizmet etmeye çalışıyorum.

    Tüm bunlar size safsata gibi de gelebilir. Denemeye değer de bulabilirsiniz. Tercih sizindir her zaman ve her şeyde olduğu gibi.

    Umarım faydalı bir yazışma olmuştur.
    Saygılar
    Özgül SÜSLER




    •  

      Evet özgül hanım, bu soruyu ve seviyesiz uslûb dediğiniz konuyu, verdiğiniz tarihten sonra tahmin etmek ve katlanmak zorundaydınız. Sizin deyiminizle seviyesiz uslûbu ben değil bir başkasıda yazabilirdi. Satırlar dolusu yazı yazmak istemiyorum. Fakat burada şunu özellikle açıklama ihtiyacı hissediyorum. Sizin ve benim düşüncelerim farklı olabilir ve öyledir, burada sizi amacım kesinlikle üzmek veya “bak bilemedin” diye yazdığınız bilgileri çürütmek amacı değildi. Sizinde insanlara bir şeyler vermek amacı güdüyordu, Bu durumu göremiyecek kadar dar kafalı birisi değilm. Esasında benim böyle bir tarzım yoktur. Beni tanımadığınız için peşin hükümlü olmanız gayet normaldir. Sizi üzdüysem özür dilerim.
      Sizin köşenizde yazdığım konuları hepsini okursanız, gerçekleri göreceğinizi umuyorum. benim dinim ve senin inancın diye dünyada böyle bir şey yoktur. Dünyada bütün insanlık birdir, sadece kuru bir sevgiyle insanlık düzelmemiş ve asırlardır sevgi hep egoda kalmıştır. Sadece sevgiyle olmadığını, Allah(c.c.)’ın bizleri yaratmasının amacını ve görevlerimizin ne olduğunu bilmeden yaşamak ve bilenlerinde insanlığa söylemesi bir görevdir. Benim amacım insanlığa bu görevleri anlatmak veya hatırlatmaktır. Geleceği(gaybı) sadece Allah(c.c.) bilir.
      bizler 3 üncü katta yaratılan fakat başka boyutlara geçmeyecek varlıklarız. İmtihanımız ve bize verilen emanetler bu kattadır. İnsanlık gerçekten uyanacak fakat bu başka bir boyuta geçmek anlamını taşımaz. “Hakkınızı helâl edin” SAYGILARIMLA. XP
      Not: SİZDE İNSANLARA BİRŞEYLER VERMEK ÇABASINDA OLAN DEĞERLİ BİR İNSANSINIZ. HER İNSAN SİZİN VE BENİM GİBİ BİR ŞEYLERİN ÇABASINDA OLSA, DÜNYA O ZAMAN SEVGİ VE GÜZELLİKLERLE DOLAR. BİLGİNİN İYİSİ, KÖTÜSÜ OLMAZ. ALMASINI BİLMEK ÖNEMLİDİR. ALLAH(C.C.) BİLGİNİZE BİLGİ KATSIN, KALEMİNİZ GÜÇLÜ OLSUN.
      KIYAM ET! Kitabı yazarı AHMET TÜRK. XP




    •  
      dada

      Siz herşey değişecek diyorsunuz, herşey güzel olacak diyorsunuz ama daha ilk yorumunuzda sinir ve öfke saçıyorsunuz. Tezat bir durum. Ya da sorgulayın kendinizi demekki değişememişsiniz. Demekki siz bahsettiğiniz o farkında olanlar veya seçilmişlerden değilsiniz galiba. Lütfen argo tabiri mazur görün ama kıvırmayın. Hani kimsenin öldüğü falan yok, kimsede ışık olmadı? Eğri oturun doğru konuşun ve kabul edip söyleyin ya da susun. Gaybı Allah(C.C.) bilir.




  74.  
    satanist fare

    ben geçtim foton kuşağına cok memnunum . Hanımın bütün içinden ettiği küfürleri telepati yöntemiyle duyuyorum artık . sonra da bi güzel dövüyorum . işime yaradı yani benim bu foton kuşağı size de tavsiye ederim .

    yok şaka bi yana gerçekten herşeyi anladım da nası yani psikolojik rahatsızlığı olup ister istemez sürekli negatif düşünen rahatsız kafalar . yada hep bu hayat boyunca acı ceken negatif yaşamak zorunda kalan insanlar ölücek mi diyosunuz ? yok ya ne kadar iyiymiş lan hem acı cek hem öl .mk . Ama elin zengini yada hep mutlu pozitif yaşayan jew ları yada türbanlı dostlarımız telepati yeteneği kazanıcak öyle mi ? cok adil bence tam bu evrenin yapabileceği bi güzellik.




  75.  
    m.s.y

    hani foton kuşağınız nerde ?

    üzgünüz ama uydurduğunuz şeyler tutmadı mayada…




  76.  

    22 Aralık yazım :)) Hale Karaarslan sevgiler…

    Yaşam, insana, hayvana, doğaya değer duyan, canlı cansız her şeye özen gösteren, paylaşımcı bir tarzdaydı. Tüm kurumlar, yaşamın güzelliği için çalışan merkezlerden oluşuyordu. Çocuklar henüz küçücükken yetenekleri doğrultusunda eğitiliyor, herkesin yaşamı devletin sağladığı sosyal olanaklarla güvence altına alınıyordu. Binalar ve evler yeşillikler arasında planlanmıştı…

    http://indigodergisi.com/2012/12/peki-o-yasam-nerede/




  77.  

    Bu arada bir yazı bu kadar yorum alabilir :)) kutlarım Özgül’cüm,…




  78.  

    Merhaba sanırım stres kökenli bir basagrisi 7 saat çektim foton kuşağından olabilirmi diye düşündüm kınandım tabii yine etraf tarafından inanıyorsun böyle seylere etkileniyorsun dediler,tüm dünyada günlerdir konuşuluyor sankide ben uydurmuşum gibi bide tepki alıyorsun ben birşeylerin değişeceğine inanıyorum ama sadece seçilmişler hissedecek bu degisimi önce kendi bedenlerinde artık kötülüğe cahilliğe yer yok sapkınlığa istismarciliga insana hayvana doğaya daha saygılı bir dünya olacak




    •  
      m.s.y

      psikolojiniz dışında inanın değişen hiçbir şey yok.




      •  
        Mert Maden

        Olur mu canım, siz bu kadar değişimi far edemediniz mi? etrafa saçılan enerji… atladığımız yeni bilinç boyutunu göremediniz mi? bakın 3 sayfaya artık kimse kimseye tecavüz etmiyor… uzaylılar bizi erdirdi…




        •  
          Mert Maden

          Bu arada Özgül hanımın sessizliğini çok iyi anlıyorum. uzun süreler aslında kavrayamadığı bilgilere inandırılmış olmanın kendi üzerinde oluşturduğu baskının etkisinde hala, yakında napıyorum lan ben diyecektir… tabi bunu dediğini asla bizimle paylaşmayacak o ayrı :D




  79.  
    metkara

    iste ! bütününde gözükenin ne olduğunu anlamaya başladığımız bir dönem. ne mayaların takviminden nede dinsel doktrinlerin anlattıklarından biçare duruma düşmüş ve insan olarak farkındalığına kavuşamamış bizlerin ulaştığı sonuç, şimdi ne mi olacak sorgulayacağız neyi kendimizi neyi insanlığımızı neyi inançlarımızı içimizden gelen bir ses buna sebep olacak ve süregelen bir biçimde değil ve bizlerin inanma dürtüsüyle yapmış olduğumuz kolaycılıkla da değil. bu sefer binlerce yıldır süregelen tanrıya olan inanma iç güdüsüyle ve niçin diyeceğiz korkusuzca sorgulayacağız, gerçekte evreni yaratan gücün etkisiyle ve o ses içimizden seslenecek binlerce yıldır kurulmuş olan sistem bir insan oluşturması inanç sistemi mi acaba diye ve anlıyacağız o zaman fotonun etkisinin ne olduğunu .inanç sistemimizdeki olanların gayet normal şartlarda gelişmiş insan bireylerinin yönetici sistemin bir parçasıyla oluşturulmuş insan beyninin tutsaklığından başka bir şey olmadığının ve binlerce yıldır neden bir arpa boyu yol alamadığımızı ve beynimizin yarısını inançla nasıl oyalandığını ve evreni yaratan gücün yaratmış olduğunu bu kadar gereksiz bir oyalamaya tabi tutmayacağını.neymiş kıyamet kopacakmış, neymiş mehdi gelecekmiş, neymiş ibadet ve tanrıya tapmakla her şey düzelecekmiş, neymiş gerisini siz doldurun…. foton kuşağı ve yeni dönemi kendinizi gerçekte görerek yaşarken vermiş olduğumuz kararların neden ve sonuçlarıyla karşılaşarak yaşayacağız ama öldükten sonra yaşarken ki oluşturduğumuz enerjinin karşılaşmasını yaşayacağız yeni dönem herkese kutlu olsun!!!!!!!!




  80.  
    mert.galaxy

    yazıyı okudum yorumların cogunu okudum. O yan etkiler sankı bana oluyor. cok sakin biriydım son 3 yıldır sinirli biriyim. hep yanlız kalmak istiyorum. bazen yataga uyumak üzere yattıgımda beynımde patlama olmus gıbı bır ses oluyor o an kulaklarım sesın şiddetinden çınlıyor. ve ürkek bir şekilde tr kafamı yastıga koyuyorum arkadaslar bu durum haftada 3 4 kez oluyor. ve agrılar hıssedıyorum, işimin verdigi yorgunluktan sanıyordum ama 1 hafta izin hakkımı kullandımdıgımda da aynu seyler oldu. insanları bazen cok sevıyorum bazen de nefret edıyorum hatta yasama istegim kalmıyor ölmek istiyorum.
    Bir süredir kalbıme veya beynıme doğanlar gercek oluyor. misal amcamla uzun sure konusmaya bırıyım hıc ummadıgım an aklıma dustu . 3 gun sonra babam aradı nasılsın felan. babam demeden ben sordum ölen kalan varmı. amcanı kaybettık oglum dedı. o gun uyudum ertesı gunu aynı sey dedem aklıma düştü . ogunu babam aradı deden vefat ettı dedı. ya korkuyorum artık aklıma düşen isim hayattan gidyor yada gideceklerı bana malum oluyor. sonra 1 ay gectı sevdıgım kıza karşı bır sogukluk hıssettım ve 1 ay akadarda umrusamaz davrandım ona karsı ve ayrıldık. bana ne oluyor bılmıyorum. bazen kulaklarımda sesler yankılanıyor ama anlayamadıgım dıllerde. acaba dıyorum bu foton etkısıne gırdıysek benım 6 ıncı duyummu kuvvetlenıyor.




    •  
      kayra

      Ayni seyleri ben ve etrafimdaki bir cok insanda yasiyor ilk zamanlar korku ve cildirmak geliyor insanin icinden ,arastirip okuyunca yanliz olmadiginizi anliyorsunuz ve dahada iyisi nasil davranmaniz gerektigini ögreniyorsunuz sanirim bunlari asicaz ve daha da bu konuda derinlesicez tavsiyem arastirmaya ve okumaya devam edin baska türlü üstesinden gelemesiniz gelinmiyorda zaten




  81.  
    Long-johnson

    Yazılanları okudum hiç Bukadar antika bir düşünce tarzı görmedim, ne diyor:-)
    dua ve meditasyon yapın diyor dua yapılır da meditasyon çakra aura 21 aralık kuranda yazmıyor, hem o ne ki?
    5. boyuta girip 3. göz açilması daha çok gülme krizine neden oldu
    ha unutmadan, bu ışte sanki Sanskritlerin parmağı var gibi sitar melodileri eşliğinde birde garip garip şarkı söyleyen hintli bir bayan sesi kulağımı Tırmalar gibi IYYY,
    CMYLMZ’İN DEDİĞİ GİBİ
    MUTLULUK İCİMİZDE
    KDV DAHIL.




  82.  

    Bilim ile sözde bilim iç içe geçirilmiş.




  83.  
    okaka

    2 yıl geçmiş aradan hani nerde değişim herşey daha kötüye gidiyor





Yorum Bırakın

(required)