yeni başlık  |  kontrol paneli  |  profil  |  üye olun  |  indigo dergisi   İndigo Dergisi Blog » eğitim

Çocuklar ve Sanat

Jun 11, 2008 @ 09:34 pm by ahmetnuray

Türk asıllı heykeltıraş Ahmet Nuray ABD’de eğitim gördü. Pedagoji uzmanlığıyla, iletişim üzerine araştırmalar yaptı. Sanat alanında, özellikle hayvanları işlediği çalışmalarda belli bir üne ulaşınca, kendi arzusuyla çocuklara eğitim vermek için kendine izin verebildi. Yaudois yöresinin çocukları bundan yararlandı ve Genevois’li küçükler, Nuray’ın stajlarından gelecekte faydalanacaklar.

- Eğitimin en büyük sorunu iletişim midir?

- Evet, ya da daha çok iletişimin kurulması. Tıpkı bir elektrik devresindeki gibi, aradaki temasın gerçekleşmesi gerekir. Çelişkili olarak video, telefaks çağında bu teması yaratmak üzere şekillenmiş değiliz. Sanatın bir iletişim aracı olabileceğini düşünüyorum. Sanat dediğim zaman geniş kapsamlıdır. Giyinmek, makyaj yapmak, bir yemek hazırlamak da sanatın biçimleridir.

- Yazar Georges Haldas, tam tamına “kalp mutfağı”ndan bahseder…

- Evet öyle, başkalarıyla konuşan mutfak, sevgi ve anlayış mesajı ileten. Heykel benim alanımda aynı rolde; bir cismin yaratılması arasında çocukla iletişim kurmak hedefi var.

- Size göre, okulda her zaman var olamayan bir temas.

- Genellemeyelim, fakat nadiren öğretmenler eğitimlerini zorla kabul ettiriyorlar ve öğrenciler “zorla” öğreniyorlar. Bu şekilde alınan bilgiler “geçici” bir hafızaya dolduruluyor. Aksine eğer öğretmen çocukların anlayışına kendisini verebilirse, onları rahatlatmayı bilirse, o zaman çocuğun bilincine doğru yol açılır. Tam bir konsantrasyon bunu izler ve alınan eğitim kalıcı hafızaya hitap edebilir.

- Öğrenciyle yakınlaşma nasıl olur?

- Kişinin nasıl bir karakter yapısında olduğu bilinmelidir. Bunun için her biriyle biraz konuşmak gereklidir. Çocuğun rahatladığı hemen hissedilir ve sunulan konu üzerine konsantre olmaya hazırdır. Lozan Zooloji Müzesi atölyesi çerçevesinde, 500 Vaudoisli öğrencinin katıdığı (her sınıfa yarım gün) çocuklar, seramik çamurundan şekillendirmek üzere bir hayvan seçiyorlardı. Kendilerini bu işe öylesine verdiler ki, terk etmek istemiyorlardı. Bunu bir matematik ya da coğrafya dersinde de elde etmek mümkün olabilirdi. Her şey başlangıçtaki harekete geçirici ortamı yaratmaktan ibarettir.

- Konsantrasyon dışında, sizin eğitim hedefleriniz nelerdir?

- Katılanlar bir araştırma yürütmeyi öneriyorlar. (hayvanın şekli, orantıları, hareketi vs.) bir projeyi somutlaştırmayı ve birbirlerine yardım etmeyi öğreniyorlar. Aslında büyüklerle küçükleri, özürlülerle sağlıklıları ve hatta yaşlı kişilerle genç öğrencileri karıştırmayı amaçlıyorum.

- Şimdi tecrübelerinize dayanarak bir kitap yayınlıyorsunuz. Hangi yaklaşımları vurguluyorsunuz?

- Tüm eğitici teşebbüslere girişmeden, çocuklarla nasıl iletişim kurulabileceğini ve onları başarıya ne şekilde ulaştırmak gerektiğini açıklıyorum. (Çünkü onların öğrenme kapasitesinin yolu bulunursa tüm çocuklar başarabilir) aynı zamanda tüm bir bölümü; bugün oluşturmakta olduğumuz yarının nesli üzerine geliştirdim. Ne ağır bir sorumluluk!

Kitap, eğitimciler kadar, aynı zamanda ailelere de seslenecek ve umarım onların aktif pedagoji yöntemleri olan okullar açılması için toplum hizmetlerine baskı yapmalarını teşvik eder.

- Gelecek eyleminiz nedir?

- Lozan’daki tecrübeyi Cenevre’nin doğa tarihi müzesinde tekrarlamayı diliyorum. Yetkililerden yeşil ışık bekliyorum. Derslerin organizasyonu okulların organizasyonu için zorluklar taşıyor. Ama çocukların gelişmeleri ve bilhassa psikolojik blokajı olanlar, idari çabalara layıktırlar.Saygılarımla www.ahmetnuray.com

Üniversite Kontenjanları Artıyor

May 10, 2008 @ 09:03 pm by Mehmet Karaarslan

Yükseköğretim Kurulu, gelecek akademik yıl için üniversitelerin kontenjanlarını artırmak üzere yeni bir düzenlemeye gitmeye hazırlanıyor. Bu düzenlemeyle, üniversitelerin kontenjanlarında yüzde 25’in üzerinde artış olması planlanıyor.

Kontenjan artırma konusundaki formülü açıklayan YÖK Başkanı Prof. Dr. Yusuf Ziya Özcan, “Öğretim üyesi sayısını ve öğretim üyesi sayısındaki değişikliği baz aldık. Kontenjanlar o bazda artacaksa artıyor. Bundan sonra biz burada olmasak da üniversiteler bizim formülümüzü kullanarak kendileri ne kadar isteyeceklerini bulabilecekler, yani o kadar şeffaf bir şey bu. Hem öğrenci ve öğretim üyesi sayısını dengelemek için hem de artışları belirli bir seviyede tutabilmek için, kafadan yapmamak için bunları… Şimdi siz bize sorarsınız; ‘Niye bu bölüm bu kadar az da bu bölüm bu kadar arttı?’ Artık hiçbir şey sormayacaksınız. Artık bir formül var. O formülde diyor ki; mesela, öğretim üyesi 5’ten azsa, artışı yapma. Eğer 5’in üzerinde 1 arttıysa… Mesela geçen sene 5’miş de bu sene 1 öğretim üyesi almışlar. Diyor ki o zaman kontenjanı 10 arttır. Yani 1 öğretim üyesine 10 çocuk arttır. 5’in üzerinde 2 hoca gelmiş bölüme, diyor ki 20 arttır. İşte böyle giden bir şey, hoş bir şey.”

Formülün geliştirilme gerekçesine ilişkin Özcan, şunları söyledi: “İnsanlar, niye şunu şu kadar arttırdınız? Buna 50 arttırdın da buna 10 arttırdın dediklerinde ne cevap vereceğiz? ‘Bir formül üretelim’ dedik. Daha bu sene bilgimiz yok. Bir daha ki sene sınıf sayıları, sınıfların kapasiteleri, okulun bütçesi hepsini dikkate alacağız. Bu sene sadece 2-3 tane parametre kullandık. Bilgi yoktu çünkü…”

Yükseköğretim Kurulu gibi Türkiye’nin üniversitelerinde yönetim sahibi olan bir kurumun üniversiteler hakkında veri bilgisi olmaması da hayret edilecek bir durum.


 

indigo dergisi blog-logo