Dip’lerden zirve’lere gelgitlerinde varmalar hasred ile olurmuş ey Sevgili

Varmalar hasred ile olurmuş ey Sevgili, öyle çağırmasan nasıl gelirim sana. Yoksa kar, ateş vız gelir bana, kim korkar ölümden. Benim bir yanım donmuş, bir yanım Nar’da, ölüm ise benim adım olmuş. Gitmeler sarar her bir yanımı, bu yüzdendir gelemeyişim.

Dip'lerden zirve'lere gelgitlerinde varmalar hasred ile olurmuş ey Sevgili
Titus Tünelleri Antakya/ foto: Kevser Yeşiltaş

Ben derinleri kazarım, zirveler Sen’in olsun.
Dipler Ben’im mekanım, yüceler Sen’in olsun,
Gün yüzü görmem hiç, aydınlık Sen’in olsun.
Ben’im ışığım gönül narım, tüm ışıklar Sen’in olsun.
Hayal kurmam bundan gayrı, tüm gönüller Sen’i hayal etsin.
Düşleri bıraktım gecenin koynuna, tüm alem düşünde Sen’i görsün.
Ben diplerin savaşçısı, zirveler Sen’in olsun…
Hiç olmadığım kadar “Güzel” iken,
O’na ulaşmak ma’nası zahiridir.
Ya O’ndasındır ya Kendinde.
Tüm varlığın ile Ene, hiçliğin ile Hüve,
Hiçbir şeye ait değil iken nasıl derim Ben,
İşte diyorum her şey Sen.

Karanlıklar benim adım, yıldızlar Sen’in olsun

“Kendin’e çekti mahv etti, kendin’i çekti ser hoş eyledi, dipsiz kuyu derinliğinden, dağların zirvelerine gelgitte, Sen’in çöllerinde yorgun ve bitap, engin denizinde dinlenmekte.” Gönül ışığım tek rehberim, diplerin karanlığında, nefsin körlüğünde ve tüm ışıklar söndüğünde. Karanlıklar benim adım, yıldızlar Sen’in olsun.

Bilgi hazineleri derindedir. En ulaşılmaz olan karanlıkların içine zerk olmuştur. Herkes korkar o karanlıktan, çünkü gönül ışıkları henüz yanmamıştır, aydınlatmaz yollarını. O yolda yürümek için yürek gerekir, karanlığa meydan okumak gerekir cesurca. Savaşı “gölgeler” ile “görünen” olmayanlardır onlar, gönül narının ateşi ile yol alırlar adım adım.

Onlar “Erdem Sükunetinin Er”leridir. Gölge âlemde yok olmuş, Hak Hakikatinde varolmuşlardır. Hakikatini daima hatırlayan bilendir onlar.

Görünen putdur cesed, Can ile buldu nefes, canı canan’a verince gönlü, Hakk gönle mihman eyledi, Nasıl vazgeçsin! Ey yar beni benden eyledi.

Samandağ / Foto: Kevser Yeşiltaş

Hakikat “dipsiz karanlıkta” Hakk olarak açığa çıkandır. Ancak dipsiz karanlıktan yansıyan nurunda, âlemler, hayal ve gölge olarak belirirler. Hiçbir şey kopuk, ayrı değildir. Işk (aşk) ile beliren âlemler birer hayaldir, gölgedir. Hakk, “Hakikatin Karanlığında” varolandır.

Bilge Savaşçı, içsel yolculuğu ve yalnızlığın yalnızlığına, dipsiz karanlığa doğru yaptığı yolculukta anlayışına erdiği, idrakine vardığı bilgi şudur:

“İnsan O’nun sırrı, O insanın sırrıdır”.

İnsan ile Hakk arasında bir gavs vardır, bu iki yay uzunluğu ve daha da az bir mesafedir. İşte O gavs menziline ulaşan, o menzilin Hakikatine eren kişi erdem insanıdır. Ermek değildir gaye, erimektir. Bilge kişi eriyendir. Orada, “An’da Mülk Kimindir?” sorusunun cevabı vardır. Ve bilge, işte bu sorularının cevabına ulaşmış kişidir. Tüm kainat aslında bir hayalden, bir nefesten ibarettir. Hakikatine ulaşanlar, bunu gönül gözü ile görebilendir. Derin Sükut hâlinde olan “An’da Mülk sadece ve sadece ben‘im” idrakine eren ve ben hakikatinde eriyendir.

Gönlünü kaplamış ise elHakk, Hak‘ca söylenmiş bir BEN, kainatları titretecek kuvve’dedir.

Dünyayı devirip alt üst edeceğim. Karanlıklarda savaşıp dipleri kazacağım, daha derinlere, kimsenin cesaret edemediği yüreklilik ile. Çöllerin sıcağında kavrulup, denizleri içeceğim. Sonra gelip başımı yaslayacağım. Yorgun bedenim, Sen’in göğüsünde dinlenecek, aşk ile sessizlikte…

İnsanın Kendini Tanıması ve Tasavvuf