Bir Caz Müziği Gibi Geçecekti Hüzün

Kendi başına kalan insana, hiçbir şey bilinebilir değildir. Kendini tek başına sanan insanlarda zihin, kendi aldatmacasını yaratır. Kendileriyle ilgili olmayan soruları, hiç sormamış olan ruhlar yalnızdırlar. Gerçeğin yakınına bile gelemeyenler, görmemekte ısrar edenler için bir bağlantı, bilinebilir bir gerçeklik vardır: Düşsel aşk ve yol!

caz müziği hüzün tango dans seks yarı uyku yari uyku hali

Kurgusal gerçeklik

Anılarımızı kurgulayarak, yeniden yaratarak yeni bir gerçekliğe inanırız değil mi? Söylenmiş olanı veya şu an söyleneni gerçekten geçmiş olan o zaman mı duymuştuk? Herhangi bir konuda söylediklerimizi anımsayabiliyor muyuz? Başkasına söylenen cümlelerin, kendimize söylendiğini mi sanıyoruz yoksa? Oldu dediğimiz hangi olay/eylem gerçekten oldu? Hafızamızda tüm ayrıntıları ile canlı duran ‘An’ bir anımsama, bir karşılaştırma, üstüne bir şeyler yazılıp durmadan silinen bir karalama defteri ya da binbir türlü başka anıların, başka yaşanmışlıkların başka bir potada, aklımızın ateşinde eriyik hale getirilerek kurgulanması gerçeklik kazandıracak mıdır?

Hayat ne sanıldığı kadar kötüydü, ne de sanıldığı kadar iyi. Hayatımızın dökümü ve toplamı olan, yıllarca süren ve temposu hiç değişmeyen bir akış hali. Bu birilerimiz için avuntu olabilir, ama kaçamayacağımız tek bir gerçeğin, yani düşlerinin peşinden koşanlar için yolda olmak ne anlama gelir?

Bezginlik ve kayıtsızlık saatlerinden kaçış mıdır yoksa bu yarı uyku halinde kalma?

Ne sanıldığı gibi iyi, ne sanıldığı gibi kötü olan yolda olma durumu; bir dizi şu ya da bu gibi şeyleri içerip, kapsayan yarı uyku hali midir yoksa? Felaketlerin insan üzerine çöktüğü, korku uçurumun ucunda dururken, kötü haber yetiştirilip, tuzak aniden kapandığında bile devam edebilen yarı uyku halinin gerçek olması kimin umurunda ki? Onulmaz bir kaybın insan düzenini sarsması sonucunda düşülen bezginlik ve kayıtsızlık saatlerinden kaçış mıdır yoksa bu yarı uyku halinde kalma?

Kumral kızıl bir düş

O kumral, kızıla çalan saçları ve siyah kazağı ile gerçekliğinden kuşku duymadığım kız değil miydi bu yarı uyku hallerinde yanıma gelen? Salacak düşlerinde, sade kahvesini elleri arasında soğutması, Kız Kulesi yalnızlığı gibi kesinlikle gerçekti. “Hayır, böyle olup olmadığını bilme yeteneğini henüz edinemedik” itirazlarını duyar gibiyim. Hayalimde canlanan bu görüntü, başımın altında duran ve yüzlerce kez okuduğum romandan bir alıntı da olabilir; ama gerçekliğini teslim edip, inanmamam için ne olabilir ki? O kızın kızıla çalan kumral saçlarının rüzgarda savrulması ve kahvesinin buharları en az bakışları kadar gerçekti.

hüzün caz yarı uyku yari uyku haliO gün beni harekete geçiren de umutsuzluktan doğan bir öfke veya kaygı olmalıydı. Seninle ilgili yazdığım tüm müsveddelerin üstünü karalayarak yüzüme baktın. “Bak bir tanem onun ne olduğunu biliyorsun” evet öfkeydi bu. “Kimsenin bizi yoldan döndürmek istemediğini bilmelisin. Birkaç kişi bize karşı çok öfkelenmek için ellerinde geçerli nedenleri olduğunu düşündü ve öfkeden tepeleri attı. Kim bilir belki de haklıydılar ya da yazının yol demek olduğunu anlamadıkları için kafaları karışmıştı.”

İçinde bulunduğu ruh halinin kozasını yırtıp içinden çıkacak yürek gücüne sahip olan ne kadar az kişi vardı. Yaşam deneyimi açısından birçok şeyle ilk kez karşılaşıyor olacak kadar geç kalınmıştı. Bazılarımızın fark ettiği eksikliğin yanı sıra, kendi içimizde kabaran tiksinti dalgalarının etkisi ve gene bir çöküşle birlikte uçsuz bucaksız bir yalnızlık ima eden sezgilerin yarattığı o sakatlanmışlık duygusu yıldırım çarpmışa döndürürdü. Hangimizin doğası bunlarla başa çıkmaya yetecek kadar güçlüydü?

Bir düş kurmak

Bir düş kurmanı istiyorum. İkimizin de kendini bulabileceği bir düş. Zamanı gelince, seni alıp uzaklara götürebileceğimin düşünü. Dünyanın ve zamanın öbür ucuna. Ta ki, sen geri dönebilecek kadar güçleninceye ve ülkene geri dönüp orada yaşayacağın uzun bir hayata başlaman için ne kadar zaman gerekiyorsa o kadar uzun süre boyunca kalacağımızın düşünü. Bütün bunları salt sen artık hiçbir şey hissedemez duruma gelesin; bu kaos ve insan kalabalıkları ve izlenimler ve ani değişimler ve yorgunlukla afallayıp kalasın diye yapacağım. Büyük bir yolculuklar sarmalında sürükleneceksin.

Tehlike istiyorsan, istediğini elde edeceksin; eğer yapmak istediğin kadınların genelde yapmadıkları şeyleri yapmaksa, bunu yapmanın bir yolunu bulduracağım sana. Eğer istediğin, zevksizce kotarılmış şeyler değil de biz ölüp gittikten çok sonra bile insanları hala hayretten hayrete düşürüp var olmayı sürdüren gerçek sanatsa, bunu sana öğreteceğim. Zamanın diğer ucunda, senin gibi kadınlar için ne yapılabilirse, senin için yapılacaktır. Ve de tüm bunlar senin gözünde toz-toprak, ateş ve kül ve koskoca bir boşluktur yalnızca!..

yarı uyku yari uyku hali gramafonlu kızBütün bunlar seni ilgilendirmeyecek; olanlardan hoşlanmayacaksın. Hatta çok mutsuz olacaksın bile diyebilirim. Senin için yoracağım zamanı. Senin gençliğin, o sonsuz merakın, hayata tırnaklarını geçirişindeki doğallıkta var var. Fazla zorlanmayacaksın. Sonunda da bir gün hala senin olana geri dönmeye hazır olacak ve bu yolculuktan örselenmeden çıkacaksın.

Uzun yıllar öğrendiğim gerçekse; kadınlara asıl desteği veren şey, herkesin bir kadının kalkıp bir erkekle yatağa girmesini inanılmayacak kadar büyük bir olay olarak görmesidir. İnsanlar buna inanmıyor. Bu konuda başlarını belaya sokanlar, özgür aşk uğruna tehlikeyi göze alan birkaç cesur yürekti.

Yolun ışık ve sevgi olsun her daim…

“…düşündüm ve sana, hiç kimseye haksızlık etmek istemem tüm zamanlarda. Kalbimin gerçeğini dilimle söylemeye niyet ettim nefesim yettiğince. Yürekten teşekkür ederim bütün o güzellikler için, onure ettin. İlham perin olmak muhteşem. İtiraf ederim ki; Kürk Mantolu Madonna tadıyla şimdi fark ediyorum. Şaire ben de katılıyorum:

Bir adam çok sevdiği kadına şiirler yazıyordu. Sonra o kadın ansızın şairi terk etti. Şair, kadının ardından şiirler yazmaya devam etti. Yıllar sonra, kadının yaşadığı kente gitti ve büyük bir şiir dinletisi sundu. Dinleti bittiğinde, uğruna acılar çekilip, sayısız şiirler yazılan yanına geldi ve şaire “merhaba” dedi. Şair, kadına sıradan bir dinleyiciye veya okura bakar gibi ilgi gösterdi.

Kadın: “Beni tanımadın mı?” dedi.
Şair: ” Hayır tanımadım” dedi.
“Nasıl tanımazsın, uğruna şiirler yazdığın kadınım ben; senin ilham perin.”
Şair, kadının gözlerine baktı ve şöyle dedi:
“Keramet sen de olsaydı, o koluna taktığın adam da şair olurdu…”

caz yarı uyku yari uyku haliBu öyküdeki gibi; duyguların sana ait, sorumluluğu da. Görüşmeyi doğru bulmuyorum. Yolun ışık ve sevgi olsun her daim…” Kozadan çıkabilmenin yolu yeni bir kurgu oluşturmaktı, zihin bu terk edilmeyi kabullenemiyordu; sakatlanmışlık duygusu tam da bu nokta da başlıyordu işte. Kabuslar görüp, hayra yorduğun düşleri gerçek sanarak.

Benim öyküm

İki insan arasında her zaman o kadar çok şey vardır ki, aşkın bir ucu bir kez ortaya çıkınca, her şeyin ortaya çıkacağı hiç akla gelmez. Kendimizin her şeyi bildiğini ve insanların ne bildiklerinin ya da neler söylediklerinin bizlere vız geleceğini sanırız. Zaten bu durumda bilmek nedir ki? İnsan olağanüstü bir budalalık ya da aldırmazlık sergilememiş ya da tümüyle şansızlığa kurban gitmemişse, böyle şeyler hiçbir zaman kesin değildir. İtiraf etmekten kaçınırsınız, olur biter. İnsanın takındığı tavır yeterince iyiyse, kurtuluş olabilir.

Bu anlattığım sonu gelmiş bir öyküye benzeyebilir. Başlangıcı hiç olmadı. Değiştirilemez olan bir geçmişte, öylece donup kalacak bir öykü. Dokunulamaz, tamamlanmamış, sanki mühürlenmiş bir cam sandıkta, suyun dibine batırılmışa benzeyen bir öykü. Benim için hiçbir zaman yeni bir öykü olmadı bu. Her ikinci el anlatı daha önceden anlatılmayan bir ilke dokunacaktı sadece. Her parçayı tamamlayacak bir başka parça çıkacaktı ortaya; “şu cümle” anımsanan bir bakışın anahtarı olacak; “bu önemsiz yalan” daha önce söylenen başka bir önemsiz yalanı maskeleyecekti. Hangi anılar, o diğer kişinin anılarıydı? Hangi anılar, benim kendi anılarım? Başkalarının deneyimleriyle kirlenmemiş hiçbir zaman parçası anımsamıyorum. Onun için bir bakıma bu benim kendi gerçek öyküm.

* Yazı başlığı, Edip Cansever şiirinden.

İlgili yazılar

Epik hikayelerin başrol oyuncusu: Aşk

Aykırı Aşkların Kadınları: Padişahlar ve Cariyeler

Aşk, Mutluluk ve Acı: Aç Kalpler