İyi bilmelisin ki her şey senin için!

İyi konuşmaya, iyi yazmaya, iyi içmeye, iyi araba kullanmaya, iyi sevişmeye, iyi kavga etmeye, güzel ya da yakışıklı olmaya… Hiçbir şeye ihtiyacın yok.

İyi bilmelisin ki her şey senin için!

Nerede olursan ol, ne kadar kötü ve sevmediğin bir yerde,

Nerede olursan ol ve hangi halde, durumda olursan ol.

Eğer dönebilirsen içine, Orada değilsindir aslında,

İçine dönüp de önce bakıp kendine,

Sonra tekrar bakarsan daha önceki baktıklarına,

Bir anda nasıl da değiştiğini görüverirsin her şeyin. Aynı şeye bakarsın, aynı şeyi görmezsin artık.

Kendi gözlerinle bakabildiğinde, kendini katabildiğinde,

Hele ruhunu…Hele, o güzel ruhunu…

İşte o an, bütün çirkinlikleri nasıl da güzelleşecektir,

Güzelleştireceksindir. İçinden bakabildiğinde!

Çünkü cennet senin içindedir, cehennem de! Senin gözündedir, yüreğindedir. Çıkartabilirsen onu, işte ancak o zaman yaşarsın cenneti. İçinden çıkartmadıkça cennetini, cennette de olsan – cennette değilsindir aslında.

Çıkartırsan içinden, etrafını da yeşillendireceksindir, cennete döndürecek, neşe saçacaksındır etrafına.

Nerede olursan ol, ne olursan ol,

Güzelleştireceksindir, güzelliklerinle…

Güzel kaldığın sürece,

Nefes vermiş olacaksın her şeye.

Dünya sen’n olacaktır, sen dünyanın.

Her şey senin gibi.

Zaten her şey senin değil mi?

Senin olanı ya tekrar bulmuş olacaksın, ya da ilk defa keşfedeceksin bunu. Dünya senin. Eğer görebilirsen, daha doğrusu bakmayı bilirsen,

Buradan bakarsan, burandan bakabilirsen.

iyi bilmelisin ki her şey senin için para güç yakışıklılık gençlik güzellik çirkinlik ihtişam mevki

Eyy kendini bilmez insan, eyy kendini değersiz hisseden insan! Şimdi çık bak, tekrar çevrene. Gör biraz senin olanları. Sen için olanları… Hisset, tadını çıkart.

Doymayasıya kadar. Hiç doyma, hiç…

‘Değen’i değersiz, ‘değmez’i değerli hisseden insan. Ne kadar da yanılırsın, yanılır da hataya düşer, kendine acı çektirirsin, hem de çevrene.

Yanlış yerde arıyorsun hazineni… Ya başkalarında, başka şeylerde, ya da sonradan sana eklenenlerde!

Oysa her şey senin içinde. Eklenenlerde değil, başka yerlerde değil.

Unutma her şey senin için yaratılmadı mı? Her şey ama her şey. On sekiz bin Alem! Her şey sen mutlu olasın diye var değil mi?

Hepsi senin!

Bazıları, birilerinin gibi dursa da unutma onların aslı emanetçi olmaları. Onların olsa onlarla birlikte gitmezler miydi terk-i alem eylerlerken.

Hiçbir şey kimsenin değil, her şey hepimizin.

Senin de, benim de. Bizim…

Birilerinin gibi dursa da o despotluklarından. Sen bilirsen senin de olduğunu, o zaman üstüne oturmasan da içinde olursun zaten. Kullanamazsan da senindir. Uzaktaki sevdiğin gibi, evladın gibidir. Uzakta diye, hatta göremiyorsun diye o başkasının mı olacak?

Bilirsin ki kavuşacaksındır bir vakit sonra mutlaka. Önemli olan senin hissettiğindir. Başkasında dursa da başka başka yerlerde olsa da.

Senin hissettiğin her şey, sen’dir. Sen, hissettiğinsindir.

Sen bilesin diye bütün bunlar. Unuttuğun varlığını hatırlaman için. Unuttuklarını,  Unutturduklarını… Aslına dönmen için, asılla yüzleşmen için.

Kendine dönmen için, dünyayla sevişmen için, dünyanla barış olman için. Senin için.

Var olan her şey senin için yaratıldı, seni mutlu etmek için, sana hizmet için. Senin için.

Hala bilmez misin kendini, kendi değerini?

İnat mı edersin bilmeyip de kendini, hiç olur, hiç hissedersin.

Her şey hissetmek için, bir şeylere mi ihtiyaç hissedersin? Başkaları olmaya çalışırsın. Bir şeylerle, bir şey olacağını sanırsın. Ve böylece de hiçleşirsin.

Hiçbir şeye ihtiyacın yok. Kariyere, paraya, unvana, ünlülüğe, sempatikliğe, komik olmaya, güldürmeye, iyi konuşmaya, iyi yazmaya, iyi içmeye, iyi araba kullanmaya, iyi sevişmeye, iyi kavga etmeye, güzel ya da yakışıklı olmaya…

Bunlarla var değilsin, bunlarla var olmadın, bunlarla var olmayacaksın, bunlarsız da yok olmayacaksın.

Bunlara ihtiyacın yok. İnsan ol yeter. İnsanca ol yeter. O her şeye yeter.

Öylesine özelsin ki senin bir ikincin daha yok. Eğer sen ikinci olmaya uğraşmazsan!

Uyan artık kabusundan! Yalan dünyanın, yalancı kandırıcılıklarından. Bir şey olmak için bir şeyler olmak zorunda değilsin başkaları için. Sen zaten bir şeysin, sen her şeysin.

Sen dünyanın merkezindesin, sen merkezisin dünyanın!

Her şey senin için değil mi?

Korkma! Hiçbir şeyi büyütme gözünde. Altı üstü insan ve onun koyduğu kurallar bunlar. Onlar gibi olmak zorunda değilsin, onlardan olmak zorunda değilsin. Ne var yani çatalı sağda, bıçağı solda yemek yesen!

Utanma bilmiyorum diye.

Kim bilir ki her şeyi zaten. Bilse ne olur, benim için mi biliyor, kendi için mi? Benim için biliyorsa ayıp zaten, onu mu ciddiye alacaksın.

Kendi için yaşamayanı. Var olan zenginliğini, kendi varlığını görmeyip de varlığını böyle ispata kalkanı.

Ya da başka başka yoksunluklarla…

Çekinme! Eksiğim diye, eksik hissetme kendini. Kim tamdır ki zaten? Eksikliklerinle sen, sensin. Eksiklerinin elinde olanlarını tamamlamak için geldin ve böylece dünyanın eksiklerini

En azından eksiltmezsen…

Eksik hissetme kendini! başaramadım diye. Onu elde edemedim diye. Kim başarmış ki, kim kazanmış ki yaşamın bütün sınavlarını.

Kim elde etmiş ki bütün İmgelerini?

Kim çözmüş ki bütün problemlerini.

Üzülme! Onda olan bende yok diye. Sende olan da yok onda.

Dert etme, dertliyim diye. Dertsiz insan mı var ki şu dünya da?

Sende değil mi her şey?

Bilir misin ki sen, evrenin özü olduğunu. Evrenin ve bütün insanların bir çekirdeği olduğunu.

Her şeysin çünkü sende olanlar herkeste var, herkeste olanlar sen de.

Herkeste olan sende de var. Herkeste olanın sende de bir parçası var.

Mozart’ın kulağı.

Mevlana’nın güzellikleri ve yüreği.

Einstein’ın beyni.

Fuzuli’nin hayal gücü

Mecnun, aşk ile yanan yüreğinden bir yürek.

Hem de hiçbir şeysin! Sende olanlar çünkü kimsede yok. Hiçbir şeysin çünkü başlı başına bir dünyasın. Bir şeye benzemezsin, hiçbir şeye.

Bir düşün bunların hepsini yapabilecek öz sende var. Belki daha fazlası, yapılanların. Ya da hiç yapılmamışı yapacak, yapabilecek öz var sende. Onlar yaptıysa…

Hele bir de hiç kimsede olmayanların sende olduğunu hatırlarsan, yapabileceklerini bir düşün.

Düşün ki uyan bu sefilliğinden!

Kimliksizliğinden, güvensizliğinden, hiç olmaktan, hiç hissetmekten.

Uyan artık, bırak artık kendini ispatlamayı. Varlığın en büyük ispat zaten. Zaten öyle karmakarışıksın ki, ispatlanamaz, anlaşılamaz çözülemezsin.

Sefil insanların sefil dünyasında, kendini ispatlamak için ve böylece de değerli hissedebilmek için çırpınıp duruyorsun. Üstelik sefil dünyanın sefil kurallarını benimseyerek. Kurallarında insanlık mı var? İnsanca olana değer mi var?

Senden ispat bekleyenlere ise, dön kıçını. Yaramaz zaten onlar sana. İspatlarsın da gözüne mi girersin. Girersin de ne kazanırsın, girer de neyi kazanırsın?

Ya bir gün o gözüne girdiğin özelliğini ya da başarını kaybedersen ne olacak sonra?

Ünü, zenginliği, kariyeri, iyi meslek sahibi olmayı değer kabul edip sefilce bu doğrultuda diğer insanları köleleştiren zihniyeti. Farkında olmadan ama kendi ellerinle verdiğin özgürlüğünü.

Al geri hadi özgürlüğünü, al geri kendini. Al hadi, al.

Böyle başlamamıştın, böyle çıkmamıştın yolculuğuna. Ne unutturdu sana kahramanlarını, ne unutturdu senin güzelliklerini, neye değiştin kendini. Değer miydi?

Etti mi bir sen değiştiklerin. Seni getirir mi kazandığın dünyaları versen geri.

Hani neydin bir zamanlar?

Sana hırs veren, insan öldürten, hırsızlık yaptıran, bencilleştiren, kalp kırdırtan içindeki kötüyü yok etmedikçe,

Oysa…

Çalarsan, kendi malını çalarsın

Öldürürsen kendini öldürürsün,

Aldatırsan, aldanırsın! (M. Üstün)

Kin güdersen, bu önce seni üzer.

Ve iyi bilmelisin ki bencilliğin aslında beni yok ettiğini, yavaş yavaş.

Güzel bir hayat yaşamak için, mutlu olmak için önce güzelleşmen gerektiğini bilmelisin.

Yüreğin sıkışmış!

Çok bunalmış, nefes alamaz olmuşsun.

Rahatla biraz, gevşe. Aç yüreğini…

Unutma yalan dünyanın telaşesi hiç bitmeyecek. Dert dediklerin hep olacak. Biri bitse, biri başlayacak, biri gitse bini gelecek, hep olacak, eğer sen onu dert görürsen.

Ne geçecek eline düşündükçe. Düşündükçe derdine dert ekledikçe ne geçecek? Sanırsın düşünmen gerek, düşünürsen çözersin, düşünmeyince hata yapacağını sanırsın. Tehlike anındaki tedirginliğin varlığının gerekliliği gibi, düşünmenin de gerekliliği işlemiştir içine. Bunu, düşünmeyi şartmış gibi düşündürten, düşündükçe de daha da zorlaştıran beynimizdir aslında.

Ve aslında dert dediklerinin senin kazançlarının en büyük nedeni olduğunu anlayabilirsin, geriye dönüp yaşamını gözden geçirince.

Ve gelecekte de en büyük kazanımlarının bugünkü dertlerin vesilesi ile olacağını görebilirsin şimdiden.

Rahat bırak artık kendini, çok düşünme dert dediklerini. Çıkar artık mengeneden ruhunu. Akışına bırak elinden bir şey gelmeyenleri hele.

Bir kez daha gelmeyeceksin dünyaya. Bu olmadı sil baştan tekrar yaşayayım diyemeceyeceksin. Bir kere geliyorsun ve o bir şansını en iyi ve en onurlu biçimde kullanmalı ve öylece de yaşamalısın.

Unutma; Her şey ama herşey senin için. Sadece sen için.

Kuşlar, masmavi, sonsuz gökyüzü, masmavi deniz. Sana kendini beğendirebilmek için.

Belki yıldızlar, milyonlarca yıl öncesinden gönderdiler sana ışıklarlarını, sevdiğin yanında iken, onun altında sevdiğine aşkını itiraf etmen, gecenize büyü katmak için. Unutulmaz bir gece yaşatmak için evrenin en değerli varlıklarına.

Her bahar çiçeklenen, gelinliğini giyen ağaçlar senin beğenmen için uçsuz bucaksız ormanlar, en azından soluduğun havayı temizlemek, ciğerlerine gidecek havanın oksijenini artırmak, yeşil kırlar, akan buz gibi sular.

Bir kez içip de, ohh demen için bekliyor belki yüzyıllardır içtiğin bir bardak su.

Yediğin her yiyecek tarlaya tohumu ilk düştüğü andan itibaren, senin için lezzetlenebilmeye çalışır. Ağzını tatlandırabilmektir bütün amacı. Dostlarına ikram edebilmen, belki bebeğine iyi bir mama olabilmek için. Türlü türlü meyveler, sebzeler, bitkiler.

Hatırla; Çiçekler başını döndürebilmek içindi hep kokuları. Renk cümbüşüyle gözlerine bayram ettirebilmek için.

Arılar senin için arı gibi çalışırlar.

Dağlar, yüceliğini görebilmen ve seni sağlam bir yeryüzünde yaşatabilmek içindi yeryüzüne uyguladıkları baskı.

Futbolcular sana hizmet için… Sporcular sen mutlu ol diye, sen gurur duy diye.

Sanatçılar sen beğen diye oradalar. Beğendiğin için yüksekteler. Çıkaranda sensin, indirecek olan yine sen…

Siyasetçiler senin adına, sen seçtiğin için ve sadece sana hizmet için orada değiller mi?

Nasıl olur da sana hizmet için var olanları kendinden daha büyük görürsün, görür de kendini alçaltırsın?

Şarkılar senin için bestelendi, sözleri senin için yazıldı. Kitaplar okuman için, belki bir nebze gülümsetebilmek için seni.

Ya şiirler, senin dile getiremediklerini dillendirmek için değil miydi hep?

Ve bütün dünya düzeni sana hizmet etmiyor mu aslında? İnsanlar kendi çıkarları için çalıştıklarını düşünürken, hep eninde sonunda senin daha rahat yaşaman, daha rahat etmen, bir şekilde senin ihtiyaç ve isteklerinin giderilmesi için çabalamış olmuyorlar mı?

Senin için araçlar yapılıyor, dilediğin yere gidebil diye. İletişim araçları hızla gelişiyor sevdiklerine daha sık ulaş diye. Büyük büyük fabrikalar sana elbise dikiyor, evinde elin acımasın diye bulaşık makineleri üretiyor…

Senin için didinip duruyor her şey. Sense unutmuşsun kendini, kendi değerini, belki de unutturulmuşsun.

Hadi gel artık kendine.

Gülümsemelisin biraz, sık sık gülüyorsun da, galiba biraz unutmuşsun gülümsemeyi. Ağız dolusu gülsen de, kahkahalarla için dışına çıksa da, küçücük bir gülümsemeyi yaşamaz olmuşsun.

Acıyla gülümsemelerini saymazsak…

Her gün somurttuklarına bir gülümseme fırlat. Bak o, nasıl da bumeranglaşacak zamanla….

Samimi bir gülümseme bırak, her gün giderken, döndüğünde alabilmek için.

Samimiyet saç etrafına. Samimiyet bırak, aldatsalar da başta, zaman verecek sana meyvesini.

Her gün şikâyet ettiklerinin güzel yanlarını gör, güzeli de zaten gör.

Kabul et artık, tanrının sana sunduğu armağanları, gelme görmezden.

Hiçbir şey olmaya ihtiyacın yok. İnsanca kalabilmenin dışında. En zor olanı başarır da, kalabilirsen,

Bekle…

Bir gün sana mutlaka verecektir hediyesini, fazlasıyla karşılığını.

Tanrı;


Doğa, insanlar ve

Kendin de…

Ve şimdi çık bak tekrar dünyaya, dünyana…


Ruhsal Coğrafyanıza Yolculuk: Mucize’ye İlk dokunuş