Kadim Uygarlıklar Serisi: Kayıp Kıta Mu (2)

Atlantis’teki din Mu’nun tek tanrılı dininden başka bir şey değildir. Mu dininin esası, Tanrı’nın tek oluşuna ve ruhsal gelişim için sürekli olarak tekrar doğmak inanışına dayanıyordu. Mu dininin öğretimini Naakaller adı verilen rahipler üstlenmişlerdi ve sembolizme dayalı bir öğretimleri vardı.

kayıp kıta mu uygarlığı

 

“Ra” sözcüğü güneş anlamına gelirdi ki, daire ile ifade edilen güneş sembolü, bir ad ve sıfat vermek istemedikleri, “O” diye hitap ettikleri Tek Tanrı’yı simgelemede kullanılırdı; Mu imparatoru da “Mu’nun güneşi” anlamında Ra-Mu adıyla ifade edilirdi. Ra sözcüğü sonradan diğer kıtalara ve Atlantis yoluyla Mısır’a da taşınmıştır.

maddesel mu kıta atlantis tapınak

Dört ırktan oluşan Mu’lularda yazı dilleri farklı olmakla birlikte, konuşma dilleri ortaktı. Mu’lular günümüz uygarlığına kıyasla manevi alanlarda çok daha ileriydiler. Telepati, durugörü, çift bedenlenme, astral seyahat gibi, uygarlığımızda ancak kimi medyumlarda ve mistiklerde görülebilen olağanüstü yetenekler Mu’lularda olağan yetenekler olarak mevcuttu.

Mu uygarlığının en önemli çöküş nedeni, teşevvüş adı verilen, bir aşamadan diğerine geçilirken yaşanan kargaşa dönemini atlatamamasıdır.(B. Ruhselman’a göre).

Genelde bu iddiaların herhangi birini destekleyecek arkeolojik veya antropolojik bulgu bulunmamaktadır. Mu dinine, kolonilerine (örneğin Uygur İmparatorluğu kolonisi fikri) ve Mu kıtasının nasıl battığına ilişkin iddialar Mu varsayımını savunanlar arasında da genel geçer kabul görmemiştir ve farklı düşünceler mevcuttur.

maddesel mu kıta atlantis tapınak

Bütün dinlerin ana kaynağının Mu olduğunu iddia eden araştırmacı James Churcward, Mu da dinin belli aşamalarla öğretildiğini ayrıca Naakal adı verilen rahiplerin diğer kolonilere ve uluslara gidip buralarda okullar kurduklarını belirtmektedir. Bu okullarda yetiştirilen rahipler, halka eğitim vermeyi sürdürmektedir. Babil’de Kaldi denilen bu okullarla ilgili kadim bir yazıt bulunmuştur. Yazıtta : “İster prens isterse köle olsun, kapı herkese açıktı.  Doğrudan mabede geçerlerdi, eşittiler, çünkü Göksel Baba’nın, hepsinin babasının huzurundaydılar ve burada gerçekten kardeştiler. Hiçbir ücret alınmazdı; her şey karşılıksızdı.”

maddesel mu kıta atlantis tapınakKoloni ve Koloni İmparatorluklarının hepsinde bu öğretiler, Kutsal Sırlar adı altında toplanmıştı ki, bu bugünde aynı şekilde kullanılmaktadır. Doğuda bunlar ayrıca Altın Çağ’ın kitapları diye anılıyordu. Daha sonra elde edilen Mısır ve Maya metinlerinde, kutsal sırların sadece en üst kademeye ulaşmış olan ve bilgiye layık görülen varislere emanet edildiği anlaşılmaktadır.

İskenderiyeli Clement şöyle yazmıştır; “Kutsal sırlar yalnızca yüksek mertebelere erişen rahiplere ve yükseleceği belli olan varislerine teslim edilirdi.” Buna rağmen bunun istisnaları da görülmüştür, Mısır’a giden ve aralarında Solon, Eflatun, Pisagor ve Thales gibi isimlerin de bulunduğu pek çok Yunan filozofu da bu bilgileri öğrenmişti.

Din, insanlık tarihinin çok erken bir döneminde, insanın üstü kapalı hiçbir şeyi anlayamayacağı sırada başlamasından dolayı bazı kavramların açıklaması için sözcüklerin işe yaramadığı yerlerde görsellikten yardım alınarak nesnelerin, yani sembollerin kullanılması gerekli görülmüştür. En erken dönem sembolleri sade bir karakterde, düz çizgiler ve basit geometrik şekillerden ibaret olduğuna tanık oluyoruz. Daha sonrasında ise, var olan sembolleri bugün bilim adamlarımızın bile içerisinden çıkamadığı çizimler ve tablolarda uzmanlaşacak kadar ileri gitmişlerdi.

Maddesel beden

maddesel mu kıta atlantis tapınak

Açıkça görülebildiği gibi, din orijinal halinde belli aşamalarla öğretiliyordu.

Birinci: İnsana önce sonsuz, her şeye Kadir ve Yüce bir Varlığın olduğu öğretiliyordu. Ve O’nun aşağıda ve yukarıdaki her şeyin Yaratıcısı olduğunu… Ve insanın bu Kadir Varlık tarafından yaratıldığı ve O’nun tarafından yaratıldığı için onun oğlu olduğu ve aynı şekilde bu Varlık’ın insanın Semavi Babası olduğu…

İkinci: İnsan yaratıldığı zaman yaratıcı, insanın bedenine asla ölmeyen ve ebediyen var olan bir ruh yerleştirmişti.

Üçüncü: İnsan yaratıldığı zaman, maddesel bedeninin, geldiği yer olan toprağa geri dönmesi takdir olunmuştu. Bu maddesel beden öldüğü zaman ruh serbest kalıyor ve öte aleme giderek bir başka maddesel bedeni işgal etmek üzere yeni bir çağrı alana dek orada bekliyordu.

Şurası bellidir ki, ilkel zihni bu verileri kavrar kavramaz, ruhuna belli bir vazifenin verildiği öğretilmişti. Bu vazife, maddi arzulara galip gelmek suretiyle ruhun maddesel bedene hükmetmesiydi. Bunu başardığı zaman Yüce Kaynağa geri çağrılacak ve artık sonsuza kadar kusursuz bir uyum, iç ferahlığı ve mutluluk içinde yaşayacaktı.

Yalnızca tek bir maddesel yaşamın tüm maddi arzuların üstesinden gelmeye yetmeyecek kadar kısa olduğu, buna bağlı olarak bu vazifeyi tamamlayana kadar ruhunun birçok maddesel bedenle birleşerek birçok kez gelmesinin takdir olunduğu öğretiliyordu; bu enkarnasyonlar ruhun kurtuluşuydu.

Dördüncü: Semavi Baba’nın Yüce Sevgi olduğu ve bu Yüce Sevgi’nin tüm Evren’i yönettiği ve asla ölmediği, bireyin zihnine iyice işleniyordu. Semavi Baba’nın sevgisinin, Semavi Baba’nın bir yansıması olan dünyadaki babasının sevgisinden çok daha büyük olduğu öğretiliyordu. Dolayısıyla her zaman Semavi Babasına korku veya endişe duymadan, tam bir güven ve sevgiyle yaklaşmalı, O’nun kendisine sevgiyle kucak açacağını bilebilmeliydi.

Beşinci: Tüm insanların aynı Semavi Baba tarafından yaratıldığı işleniyordu; bu nedenle bütün insanlar kardeşti ve birbirleriyle ilişkilerinde bu gerçek esas alınmalıydı.

Altıncı: Son olarak dünyadaki görevleri, öte tarafa çağrıldığı zaman en elverişli geçişi yapabilmek için nasıl yaşaması ve kendisini nasıl hazırlaması gerektiği öğretiliyordu. Özellikle de Doğruluk, Sevgi, Yardımseverlik, Safiyet ve Göksel babasına tam bir sevgi, güven ve teslimiyet yolunu izlemesi gerektiği anımsatılıyordu.

Kabaca anlatılan bu maddeler, insanların ilk dininin genel prensipleridir. Bu prensiplerin temeli Tanrı Sevgisi ve İnsanlığın Kardeşliği’ne dayanmaktadır.

maddesel mu kıta atlantis tapınak

Eğitimleri boyunca erken dönem insanlarına, ne kadar kutsal olursa olsun hiçbir sembolün herhangi bir şekilde putlaştıramayacağı sürekli anlatılıyordu. Sembollerin asıl kullanılma nedeni, zihnini yalnızca Tanrı’ya veya tefekkür ettiği konu üzerine yoğunlaşmasına imkan sağlamasıydı. Gözlerini sembolden ayırmamak suretiyle, diğer nesneler görüş alanının dışında kalmış oluyordu. Sembollerin günümüz dinlerinde de kullanıldığı tartışılmazdır.

maddesel mu kıta atlantis tapınak

Mu dininin teolojisi ya da dogmaları yoktu. Her şey, eğitimsiz zihnin bile kavrayabileceği, basit ve anlaşılır bir dille öğretiliyordu. Teolojiler ve dogmalar dine, Anavatan’ın batışından sonra sızmışlardır. Dinde çelişkiler başlamıştı, bu yansımaların günümüze kadar sürdüğünü araştırmacılar iddia etmektedirler. Günümüzdeki dinlerin durumundan bunun yerinde bir tespit olduğu söylenebilir.

İlgili yazılar

Kadim Uygarlıklar Serisi: Kayıp Kıta Mu (1)


Kadim Uygarlıklar Serisi: Kayıp Kıta Mu (3)

Uygarlığımızın Vicdanında Yargılanmak!