Murat Menteş: Türkiye’yi roman okuyan kadınlar kurtaracak

Dublörün Dilemması, Korkma Ben Varım, Ruhi Mücerret isimli romanlarıyla tanıdığımız Murat Menteş ile Türkiye’deki mizah anlayışı, Y kuşağı, siyaset ve yazarlık kimliği hakkında konuştuk.

Murat Mentes

Murat Menteş’in entelektüel kapasitesiyle birleştirdiği ruh inceliği kahkahalarla güldürürken, bir o kadar da düşündürüyor.

Röportaj | Murat Menteş

Bir röportajınızda “Bir başkası mutlu olacak diye ödü kopan herkes bağnazdır, yobazdır. Tek fikir, tek tutum, tek renk, tek önder, tek yol… diyen espri yeteneği sıfır kimselerdir” demişsiniz. Romanlarında mizahı en iyi kullanan yazarlardan biri olarak sizce iyi mizah yapmak önce başkalarını mutlu görme kabiliyetinden mi geçiyor?

Albert Camus, “Tek başına mutlu olmak utanılası bir şeydir” der. Ötekini kontrol etmeyi, giderek yok etmeyi ideolojik, kutsal bir ilke olarak benimsemek ise insanlık dışıdır. Yani “insanlık” denen ortak paydayı hiçe saymaktır. Mizah, ifade etme yeterliğinden öte, anlatım ustalığı gerektirir. Bu ustalığa varan yolda bir bilinç ve terbiye kazanırsınız. Mizah, barışçı tutumun gelişkinliğinin kanıtıdır. Barışçı insanlar gülmeyi, güldürmeyi, birlikte sevinmeyi gözetirler.

Murat Menteş: “Davalarımızı terk etmeliyiz”

Konuk olduğunuz bir televizyon programında “Bir ülkede siyaset çok konuşuluyorsa o ülkede mutluluktan bahsedilemez” demiştiniz. Sizce bu kadar siyaset konuşup bir çıkar yol bulamayışımızın sebebi nedir?

Siyaset, din ve cinsellik. Bu üçü hakkında fazla konuşuyoruz. Herkes, ideolojisine, yani aslında hayatını tıkayan hatalar toplamına bağlı kalmayı “sadakat” sanıyor. Davalarımızı terk etmeliyiz. Benim önerim bu. Boş beleş aidiyetlerden medet umma zilleti bitsin artık. Sorumluluk üstlenelim, dilediğimiz gibi değişelim… Birbirimizi rahat bırakalım artık. Gevezeliğe de bir son verelim. İnsanlık ve yurttaşlık ortak paydasından ötesini zorlamayalım. Öbür türlü, şiddet sürekli artıyor. Korkularla yaşıyor herkes. Gerçekler konuşulamıyor. Güce tapınılıyor. Onurunu korumak imkansız hale geliyor.

Y kuşağı olarak tanımlanan yeni neslin mizah anlayışı ve siyasi olaylara bakışını nasıl değerlendiriyorsunuz?

Bir yazarın çağına hitap etmesi, gençlerle anlaşmasına bağlıdır. Y Kuşağı, haliyle bizim kardeşlerimiz, çocuklarımızdır. Fakat aynı zamanda yeni bir çağın insanları. İletişim ve ulaşımın hız kazandığı bir dünyada doğdular. Onların algı, anlayış, soru, talep, öneri, eleştiri ve dertleri bizimkilerden farklı. Onlarla birlikte gülebilmek ve onları cezp edecek eserler, işler ortaya koyabilmek bizim en büyük kazancımız olacaktır. Hayat, ihtimallerin çokluğu nispetinde canlılık arz eder. İhtimaller, insan yaşlandıkça azalır. Dolayısıyla gençler daima yaşlılardan daha hayat doludur. Yeni nesil, siyasetle dalga geçiyor. Bence haklılar. Siyasetçilerimiz, gençlere karşı da saygısız ve şefkatsizler. Ben artık genç değilim. Gelgelelim gençlerden yanayım. Çocuklarımla aramda bir tartışma çıkarsa, onların kazanmasını tercih ederim. Haklı çıkma çabasının, üstünlük taslamaya varan kötücül bir strateji olduğunu düşünüyorum.

Sizce biz Türk halkı olarak en çok neye gülüyoruz?

Sahiden güldüğümüzden pek emin değilim. Neşeden kaynaklanmayan gülüşler vardır. Freud’un “Korkunun boşa çıkmasından doğan gülüş” dediği gülüşe sık rastlıyorum. Bir de mesela patronun, liderin esprisine gülme; yaltaklanmaya eşlik eden gülüş; kendi benzerine yöneltilen hakarete gülüş… Bunlar, ülkemizde mebzul miktarda mevcut. Şen kahkahalar, sevinç nidaları da var muhakkak. Fakat insanları neşelendiren, sevindiren ve kahkahaya yol açan şeyler neler, bakmak lazım.

Afili Filintalar

“Yazar yazarın dostudur.” Murat Menteş

Yazarlar birbirlerine destek olmak yerine köstek oluyorlar maalesef. Siz bunu Afili Filintalar’la kırdınız, yazar yazarın ancak dostudur dediniz. Aslında biraz da eski zamanlardaki ahilik teşkilatı gibi aynı meslekten insanların dayanışması ve birbirine sahip çıkması gibi…

Haklısınız. Afili Filintalar ekibi olarak birbirimizin eserlerine duyduğumuz ilgiyi ve saygıyı açığa vurduk. Alper Canıgüz, Onur Ünlü, Hakan Bıçakcı, Emrah Serbes, Afşin Kum, Gökhan Özcan, Murat Uyurkulak, Ali Lidar, Tuna Kiremitçi, Selçuk Orhan, Fatih Altınöz, Mahir Ünsal ve daha birçok yazar arasında bir uzlaşı, yakınlık, ahbaplık doğdu. Modern edebiyatımızda barışçı, özgürlükçü ve çoğulcu, yani demokratik bir oluşum.

Murat Menteş ve Dublörün Dilemması

murat menteş dublörün dilemmasıİlk kitabınız Dublörün Dilemması çok sevildi. Sanıyorum senaryoya da uyarlanmış, bu kitabınızın üzerine bir film çekilecek olsa hikayeyi en iyi şekilde anlatacağını düşündüğünüz bir yönetmen var mı?

Roman ile sinema arasında yapısal farklar var. Dublörün Dilemması’nın muhtevasını ve tesirini, birçok yönetmenimiz beyaz perdeye pekala aktarabilir. Filmi kimin çekeceğini, ortaya nasıl bir film çıkacağını ben de merak ediyorum.

Leyla ile Mecnun’un ilk bölümünde Leyla’nın elinde kitabınız “Dublör’ün Dilemması” var. Acaba birçok kişinin kitabınızla tanışmasında bu sahne etkili olmuş olabilir mi? Şahsen benim kitabınızla ve Murat Menteş ile ilk tanışmam bu sahneyle oldu…

Leyla ile Mecnun harika bir diziydi. Çok zeki bir yazar olan Burak Aksak’ın, yenilikçi bir yönetmen olan Onur Ünlü’nün ve son derece yetkin oyuncuların buluştuğu, şahane bir yapım. Hala tekrar bölümlerini izliyoruz. Dizide romanımın görünmesi, bir ruh akrabalığının işareti sayılabilir. Bu da elbette birçok insanın ilgisini çekmiş, kitabı merak etmelerine neden olmuştur.

Şiddet içeren olayları öyle bir mizahla anlatılıyorsunuz ki okuyucuyu ürkütmek şöyle dursun, kahkahalarla güldürüyorsunuz. Kitaplarınızın kapaklarında neden hep tabanca var?

Kurmaca anlatılardaki şiddet ile gerçek hayattaki şiddet aynı şey değildir. Yazı ve yazın, yapı itibariyle barışçıdır. Ararsanız; masallarda, kıssalarda, şarkılarda da şiddet bulursunuz. Quentin Tarantino, geçtiğimiz günlerde Amerikan polisinin uyguladığı şiddetin protesto edildiği bir yürüyüşe katıldı. Kitaplarımın kapaklarında da içinde de tabancalar, tüfekler var. Ateşli silah; suçu, gerilimi, şiddeti temsil etmek bakımından ideal bir araç. Fakat asıl mesele şu: Biz insanlar, varoluşumuzun özündeki trajikomik nitelikten hiçbir zaman tümüyle kurtulamayız. Suç, yalnızca hukuki değil, anı zamanda felsefi bir tartışma için elverişli malzemeleri içerir. Bununla birlikte hikayeye yoğunluk kazandırır ve onun rejimini yükseltir.

Murat Menteş kimdir yazar yazıları

Murat Menteş: “Okuyucu kraldır”

En eksantrik karakterlerle sizin kitaplarınızda karşılaşıyoruz. Tüm zıtlıklar ve çelişkiler karakterleri itici yapmak yerine çekici kılıyor. En ilgi çekici yanı da karakterlerin okuyucuyu veciz sözlerle sürekli şaşırtması. Yazma sürecinizde nasıl bir ruh haline bürünüyorsunuz?

Okuyucu kraldır, fakat yazar soytarı değildir. Bana göre, yazarın sorumluluğu, yetkilerinden katbekat fazla. Okur, bir cümleyi, paragrafı, sayfayı atlayabilir, okumadan geçebilir. Fakat yazar, yazmadan geçemez mesela. Yazarken, metne yansıtmaya çalıştığım neşeden pek nasiplenemiyorum. Aslında daha ziyade, mesuliyet duyuyorum. Karakterlerin çelişkilerine gelince, bu, onları canlı kılıyor. Mutlak iyi ve mutlak kötü karakterlerin iskeleti çürük, eklemleri kireçlenmiş, canlılıktan uzak, odunsu tiplere dönüşmesi kaçınılmaz görünüyor bana. Hata yapan, yanlış yollara sapan, şapşallaşan fakat zeki karakterleri seviyorum.

Romanın toplumsal bir işlevi olduğunu söylüyorsunuz. Ne demek bu?

Roman, 17. yüzyılda, Avrupa’da doğdu. Aslında, Uzakdoğu’da asırlar önce yazılmıştı, ayrı konu. Avrupalı kadınlar, romanı karşıladılar. Klasik romanlar; eğitim, yargı, insan ilişkileri, işadamları, cinsellik, bilim… gibi birçok konuda analizler ve eleştiriler içeriyordu. Ayrıca sembol karakterlerle doluydu. Roman, psikanalizi Freud’dan, sınıf çatışmasını Marx’tan önce gündeme getirdi. Aya yolculuk fikrini, “teknoloji kahini” diye anılan Jules Verne ortaya attı. Kısacası, Avrupa medeniyeti; bana sorarsanız, romanlardan uyarlandı. Bunu fark edersek, romanın, teorik, kuramsal metinlere kıyasla daha etkili olduğunu anlarız. Kaldı ki bir ilke veya hali “anlamak, öğrenmek” için değil, “kavramak” için roman okuruz. Bizde romanın 19. yüzyıl sonunda yazılmaya başlanması ve öneminin ne yazık ki anlaşılmaması; bugün birçok sorunun içinden çıkamayışımızı açıklıyor. Uzatmayayım, Türkiye’yi, roman okuyan kadınların kurtaracağını düşünüyorum.

Neden erkekler değil de kadınlar?

Erkekler daha az roman okuyor da ondan. Bir de kadının durumu, toplumun gelişmişlik düzeyini gösterir. Ayrıca, kadınların toplumu biçimlemede, erkeklerden daha etkili olduğu fikrindeyim. Ataerkil toplum ve “baba” devlet, problemleri aşmada yetersiz.

Ruhi Mücerret ile insani duygular

Ruhi Mücerret’te yüz yaşında bir İstiklal Savaşı gazisinin iç dünyasında yaşadıklarını yine çok ince bir mizah anlayışıyla ele alıyorsunuz. Okurken yer yer gülüyor, bazen de üzülüyoruz. Sizin bu romanınızla asıl vurgulamak istediğiniz şey, yaş ilerlese bile insan duygularının hep aynı kaldığı mı?

25 yaşından sonra insan artık gençleşmez. Gençlik, elden gittikten sonra bilincine vardığımız bir nimet. Bu, evet, klişe, fakat aynı zamanda hepimizi kuşatan bir gerçek. Yaşlılık ile gençlik, aslında bariz farklarına rağmen, birbirinden tümüyle ayrı kategoriler değil. Çünkü mesele saçın ağarması veya dökülmesi, belin bükülmesi, cildin kırışmasından ötededir. Maneviyat bakımından, psikolojik olarak zinde olup olmamak önemlidir. Duygular hep aynı kalır mı? Sanmıyorum. Fakat duygular hep vardır. Duygularımızı yitirdiğimizde biz de kayboluruz.

murat menteş korkma ben varım murat menteş ruhi mücerret

Peki, yazma sürecinde karakterlerinizin isimleri nasıl doğuyor?

Karaktere uygun, akılda kalıcı, güzel isimler bulmaya çalışıyorum. Bir çocuk doğduğunda “Adıyla yaşasın” diye dua edilir. Ben de romanlarımdaki karakterlerin, adıyla yaşamasını gözetiyorum.

Romanlarınızın içinde mizahla birlikte öğretici ve nokta vuruşlar yapan atasözü niteliğinde belli başlı düşüncelere de yer veriyorsunuz. Murat Menteş için insan hayatı aslında bir trajikomik hadise mi?

Sizce öyle değil mi? Dünya, cennete çok benziyor. Fakat bizler ölüyoruz. Şu anda 7 milyar 300 milyon insan hayatta. 110 milyar insan ise ölmüş, toprağın altında. Yapabileceğimiz hiçbir şey yok. Ne ölüleri diriltebiliriz, ne de önümüzdeki 100 yıl içinde hepimizin öleceği gerçeğini değiştirebiliriz.

En sevdiğiniz yazar / yazarlar kimdir?

Farklı özelliklerinden ötürü benimsediğim birçok yazar var. Ahmet Mithat, Abdülhak Şinasi Hisar, Hüseyin Rahmi, Sait Faik, Tanpınar, Sabahattin Ali, Kemal Tahir, Attila İlhan, Oğuz Atay, İhsan Oktay gibi yazarlar, benim nazarımda bir hat teşkil ediyor.

Murat Menteş, romanlarının yanı sıra afilifilintalar.com‘da ve Ot Dergisi’nde köşe yazılarına da devam etmektedir.

İlgili yazılar

Özel Röportaj: Mustafa Ceceli

Aret Vartanyan Söyleşisi

Soru ve Cevaplarla Aşkım Kapışmak

Siyasette Söz Artık Genç Nesillerin Olacak mı?