Orhan Pamuk’un aynı adlı eserinden uyarlanan Netflix dizisi, sadece romanı okuyanları değil büyük bir izleyici kitlesini ekran başına çekti. Dizinin başladığı günden itibaren (bu yazı dizinin yayınlanmasından bir ay sonra yazılmıştır) Türkiye top 10 sıralamasında olmasıyla beraber son dönemdeki roman satışlarından ve Masumiyet Müzesi’ni ziyaret eden insanların sayısından da bunu anlayabiliyoruz.
Masumiyet Müzesi, Zeynep Günay’ın yönetmenliğinde Kemal ve Füsun’un Çukurcuma’da geçen saplantılı aşk hikayesini ekranlara taşıyor. Yazarın senaryoya doğrudan katkı sağladığı dizi, eşyalar üzerinden aşkı nesneleştirirken, gelenek ve modernite çatışmasını etkileyici bir sinematografiyle sunuyor.
⚠️ Dikkat: Bu yazı Orhan Pamuk’un Masumiyet Müzesi Romanı ile aynı adlı Netflix Dizisi hakkında Spoiler içerir.
Dizinin, romanın aslına büyük oranda bağlı kalması, Orhan Pamuk’un deyimiyle senaryonun “kolundan bacağından” çekiştirilmesiyle mümkün oldu. Görünüşe göre, yazarın senaryodaki dokunuşları, izleyenlere eserin aslına uygun dizi seyretme zevki yaşatmıştır. Benzerlerini Gabriel Garcia Marquez’in Yüzyıllık Yalnızlık sinema uyarlamasında görebileceğimiz bu uyarlama başarısının altında, yönetmen koltuğundaki Zeynep Günay’ın ve oyuncu kadrosunun performasında ve özellikle Kemal Basmacı karakterini oynayan Selahattin Paşalı’nın Dostoyevski karakterlerini aratmayan derinlikli oyunculuğunda yatıyor.
“Çok sevdiğiniz birinin eşyalarından teselli bulmaktan mutlu olmaz mısınız?”
Kemal, sosyetenin de ona yakıştırdığı Sibel ile evlilik arifesindedir. Ancak, ona “Jenny Colon” marka çanta almak için bir dükkana girdiğinde uzak ve fakir akrabası Füsun ile karşılaşır. Bu karşılaşma hayatının tamamına yayılan aşkı başlatacaktır.
Kemal nişanına kadar Füsun ile ilişkisini sürdürür. Bu arada Sibel ile olan evlilik hazırlıkları devam etmektedir. Nişanına ise Füsun da gelmiştir.
Füsun’un ağzından dökülen, eşyalardan teselli bulma retoriği okuyucu/izleyiciyi bundan sonra olacaklara hazırlıyor adeta. Gerçekten de Kemal, Füsun’a olan saplantılı aşkında önceleri onu göremediği için daha sonra ise görüp de yakınlaşamadığı için ona ait eşyaları titiz bir koleksiyoncu disiplini ile toplayacaktır.
Gelenek ve modernite çatışması: Osman ile Kemal’in zıtlığı
Mümtaz Bey ve Vecihe Hanım’ın iki oğlundan biri Kahramanımız Kemal diğeri ise Osman’dır. Babaları gibi tekstil işi yaparlar fakat farklı doğrultuda ilerlerler. Kemal’e göre daha gelenekselci olan Osman’ın fikirlerini farklı fırsatlarda öğreniyoruz. Öncelikle Füsun’u nişanda fazla “açık” bulması ve Turgay Bey ile olan çarşaf ihalesinde Osman’ın gelenekselliğini görebiliyoruz.
Aslında bu iki kardeş üzerinden yürütülen modernleşme ve gelenekselcilik çatışması, ülke tarihinden çok uzak değildir. Yalnız, dizide romanın aksine Osman’ın eşi olan Berrin’in silikleştiğine de şahit oluyoruz. Halbuki, Berrin Kemal’in duygularını en iyi anlayabilecek kişi olarak kurgulanmıştır bana kalırsa.
Nişandan sonra uzun bir süre Kemal, Füsun ile buluşamaz. Ancak ısrarı veya Füsun’un planı sonuç verir ve Kemal kendini Füsunların evinde bulur. Ancak, Füsun bir sinema senaristi ile evlenmiştir ve Kemal’den başrolünde Füsun’un oynayacağı bir sanat filmi için destek beklemektedirler.
Orhan Pamuk’un övgüsüne mazhar olan ayna sahnesi ve Kemal’in gel git düşünceleri onu bir Dostoyevski karakterine dönüştürür. Fikirleri salınmaktadır ve mutluluk (Füsun’u bulması) ve mutsuzluk (Füsun’un evlenmesi) arasında bocalar. Sadece, bu konuda değil mutluluğu ve mutsuzluğu, kararları ve kararsızlığı arasında da büyük fikir değişiklikleri yaşamaktadır. Yönetmen Zeynep Günay, Füsun’un çektiği acıları gösterip olaylara kadın bakış açısı kazandırsa da, anlatıcı olan Kemal’in duyguları başat rol oynamaktadır.
Aşkı objeleştirmek: Masumiyet Müzesi’nin eşyaları ne anlatıyor?
Kemal’in topladığı ve daha sonra kuracağı “Masumiyet Müzesi” ne koyacağı eşyalar, sadece bir anı olmaktan çok aşkı ele avuca getiren hatırlatıcılarıdır. Buna Kemal’in aşkını objeleştirdiği de söyleyebiliriz. Çünkü Kemal’in söylediği gibi mutlu olmak, mutluluk nesnesine sahip olmaktan ziyade; onun hayatında bulunabilmektir.
Kemal bu düşünceyle yaklaşık 8 yıl boyunca Füsun’u Çukurcuma’daki evinde ziyaret edip (daha sonra burası Masumiyet Müzesi olacaktır) onun etkileşimde bulunduğu eşyaları toplamaya başlar. Peki, onun yokluğun acısını hafifleten bu eşyalar varlığını daha yoğun hissetmesini sağlamıyorlar mıydı? Artık her anı Füsun ile geçen Kemal için bu sorunun cevabının “evet” olduğunu düşünüyoruz. Belki de Füsun’un kendisinin bile tatmin edemeyeceğini aşkı, objelerle kendini yeniden üretiyordu. Çünkü, Füsun’un varlığı tam olarak eşyaları toplamasına engel teşkil etmiyordu.
“Kadın ile Erkeğin özgür olmadığı bir yerde aşk…”
Kemal’in annesi Vecihe Hanım’ın söylediği bu sözler aslında kitabın ve dizinin bir özetini veriyor bizlere. Damıtılmış bu bilgide, kadın ile erkek özgürce görüşmezse aşkın olmayacağı fikri savunuluyor. Kadının obje haline getirildiği yerlerde aşkın olmayacağı; bekaretin kutsandığı toplumlarda ilişkinin bir alışverişinden öteye gidemeyeceği söyleniyor. Peki nedir aşk? “Aç kurtlar gibi saldırılmadığı” bir görüşmeler bütünüdür Vecihi Hanım’a göre.
Kafesteki kanarya: Füsun’un hayal kırıklıkları ve özgürlük arayışı
Feridun’un çektiği filmin başrol oyuncusu Papatya ile gitmesi, Füsun’u yeniden “tercih edilmeyen kişi” konumuna dönüştürmüştür. Artık, hayalini çokça kurduğu film yıldızı olamayacağının farkına varmıştır. Kemal ile konuşur ve şartlarını söyler.
“Mutluluk…”
Roman hayatımın en mutlu anıymış diye başlıyordu. Şimdi Kemal’in Füsun ile evlenebilecek olmasının ona mutluluk veremeyeceğini düşünür buluyoruz kendimiz ister istemez. Ama bunun nedeninin Füsun’un içinde taşıdığı duygudan mı yoksa başka bir sebepten olduğunu henüz anlayamıyoruz. Çünkü Kemal’in annesinin de söylediği gibi Füsun’un içinde olan duygu “haset mi öfke mi neyse işte” onlara mutluluk getirmeyecekti.
Çıkılacak Avrupa turu için son hazırlıklar yapılırken Kemal, Füsun’a ısrar eder, sonradan pişman olacağı bu ısrar Füsun’un içindeki duyguları da ortaya çıkarır.
Füsun öfkelidir, öncelikle Sibel ile olan ilişkisini sürdürmesine daha sonra film yıldızı olma hayallerine Feridun’la birlikte engel olmasına. Çünkü demiştir Füsun kanaryası Limon’un resmini yaparken, “Onu özgür çizmek istiyorum kafesin içinde değil”. Kendisini Kemal tarafından köşelenmiş olduğunu başka türlü anlatamazdı.
Kemal’in saplantı derecesinde ilgisi onu müzenin içinde diğer objeler gibi bir objeye dönüştürmüştür.
Dizinin sonunda Füsun’un, tıpkı Kemal ile Merhamet Apartmanı’nda buluşurken ölen ve sosyetede adı kötüye çıkmış Belkıs gibi bir trafik kazasında öldüğüne şahit oluyoruz. Benzer üne sahip iki kadının birbirinin benzeri sonlarına yazar tarafından hazırlanmıştık adeta.
“Herkes bilsin, çok mutlu bir hayat yaşadım”
Kemal Basmacı, romanın bu sözle bitmesini istiyor. Mutluluğun ne olduğunu ise Berrin’den dinliyoruz “ Aile, çocuklar, kalabalık, mutlu olmasan bile hatta en kötü gününde bile mutluymuş gibi yaşıyorsun. Bütün sıkıntılar bu aile havası içinde eriyip, dağılıp gidiyor…”













