Don Quijote… Her yüzyılda, her akım onu başka bir biçimde gördü… Bugünün insanı kendisiyle ilgili neler söyleyebilir?
Don Quijote edebiyat dünyasının ilk modern romanı kabul edilen başyapıtın, şövalye öykülerinin etkisiyle gerçeklikten kopan idealist kahramanıdır. Yitip giden onurlu erdemleri canlandırma tutkusuyla fantastik serüvenlere atılan, çağları aşarak her dönemin arayışlarına ayna tutmayı başaran derinlikli ve ölümsüz bir simgedir.
Her yüzyılda, her akım onu başka bir biçimde gördü
La Mancha bölgesindeki küçük bir köyde yaşayan orta yaşlı soylu Alonso Quijano şövalye romanlarını öyle çok sevmektedir ki tutkun olduğu kitapları edinebilmek için dönümlerce arazisini gözünü kırpmadan satmaktan bile geri durmamıştır. Bir gün, okuduklarının yüreğinde uyandırdığı derin etkiyle köyünü terk edip bir şövalye olarak serüven peşinde koşmaya karar verir. Kendisini ‘Don Quijote de la Mancha’ – Türkçe çevirisinde ‘Mançalı Don Kişot’ – olarak adlandırır, aile sandığındaki silah ve giysileri giyinip kuşanır, yoksul komşusu Sancho Panza’yı hizmetçi olarak yanına alır, cılız atı Rosinante’ye atlar, idealindeki dünyayı kurma heyecanıyla yola koyulur. O, artık gezgin bir şövalyedir. Amacı; onurunu yüceltmek, ülkesine hizmet etmek, haksızlıklara ve cehalete karşı savaşmak, adaleti sağlamak, yitip giden erdemleri geri getirmek ve ün kazanmaktır.
Görünüş ilk bakışta çok sevimli gözükse de gerçek oldukça can sıkıcıdır aslında. Çünkü, yıllarca şövalye romanlarında okuduğu düellolar, büyüler, savaşlar, yaralar, iltifatlar, aşklar ve işkenceler Alonso Quijano’nun aklını karmakarışık etmiştir. Zihni o denli çarpılmıştır ki meyhaneleri şato, başına giydiği berber tasını sihirli Mambrino’nun Miğferi, koyun sürüsünü düşman ordusu, yel değirmenini dev, köylü kızı Dulcinea’yı prenses, keşişi büyücü olarak algılamakta; sözüm ona cesurca çarpışmalara girmekte ve her fırsatta şövalyeliği onurlandırmaktadır.
Yolculuğunu sürdürdükçe gerçekten daha da uzaklaşıp hayallerin içine iyice gömülürken ‘Beyaz Ay Şövalyesi’ sandığı yakın bir dostuyla yaptığı düelloda yenildikten sonra büyük bir ruhsal çöküntü içerisinde evine döner. Zira, yolculuğu boyunca onlarca insanın alayıyla karşılaşan Alonso Quijano yaptığı yanlışın ayırdına varmıştır. Pişmanlığını dile getirir, eskisi gibi ‘İyi Alonso’ olmaya karar verir. Kısa süre sonra yaşamla vedalaşırken mutludur.

Don Quijote… Edebiyatseverlerin söyleşilerine en çok konu olan karakter
Miguel de Cervantes’in kaleme aldığı ‘Don Quijote‘, bugün ‘modern Avrupa’nın ilk romanı’ veya ‘dünya edebiyatında roman türünün en yetkin ilk örneği’ veya Gabriel Garcia Marquez’in deyimiyle ‘romancıların gelecekte yapmaya çalışacakları her şeyi içeren ilk modern roman’ gibi nitelendirmelerle anılıyorsa, hayal kurma konusunda düşünmeye daldığımda hemen aklıma gelmesini doğal karşılıyorum.
İlk cildi 1605, ikinci cildi 1615 yıllarında yayınlanan yapıtın çocuklar için yapılan çevirisini henüz ilkokuldayken, özgün sürümünü ise yetişkinliğe erişince okumuştum. Ne ilginçtir ki Don Quijote’nin serüvenlerini çocuk aklımla ne denli güldürücü geldiyse, yıllar sonra yetişkin algısıyla okuduğumda o denli düşündürücü bulmuştum. Geçenlerde, ‘Don Quijote’ ile ilgili incelemelere göz attığımda aklıma takılması konusunda kendime hak verdim doğrusu.
18. yüzyıl aydınlanma çağında Don Quijote aklın ve gerçekçiliğin övgüsü olarak beğeni toplarken 19. yüzyılın romantikleri idealizm, yaratıcılık ve özgecil hıristiyanlığını beğenmiş. 20. yüzyıla gelindiğinde ise, varoluşçular akla ve gerçeğe aykırı bir yaşamda benlik arayışına kapılmış ağırbaşlı bir kahraman olarak görmüş bir türlü yola getirilemeyen çılgını. Bunlara ek olarak, belli bir çevre tarafından ütopik sosyalizmin ilk örneklerinden biri olarak değerlendirildiği de dikkatimi çekti.

21. yüzyılın bakış açısıyla Don Quijote için neler söylenebilir?
Bugün, Don Quijote’nin hayal ürünü serüvenlerini kavramaya çalıştığımda, tıpkı yıllar önce romanı okuduğum günlerdeki gibi, gülüp geçilecek birisi olmadığı kanısına varıyorum. Bence, gerçek bir çılgın olduğu kadar tutkulu bir idealist. İçinde soylu bir şövalye olarak parladığı hayali bir dünya kurgulayıp arzuladığı düzeni gerçeğe dönüştürmenin peşine takılmış. Dört bir yanına rest çekmiştir neredeyse; gözüpek ve kararlıdır. Dolayısıyla, bu yönü bende saygı uyandırıyor.
Öte yandan, yolculuğu boyunca o kurgusal dünyasına bu derece sıkı sıkıya sarılmasını tüyler ürpertici buluyorum. Öyle ki; çılgın amacına ulaşma uğrunda yaptıkları yüzünden alaya alınıyor, taşlanıyor, zırhına ve giysilerine el konuluyor, ölüm tehlikesi geçiriyor; başka bir deyişle, başına gelmedik kalmıyor. Ancak, yaşadığı bunca yıkıma karşın hayal dünyasını tutkuyla sahiplenmeyi sürdürerek aklında canlandırdığı saçma kurgudan bir türlü vazgeçmiyor.
Söz gelimi, zavallı atı Rocinante’nin sırtında elindeki derme çatma mızrakla yeldeğirmenine saldırması sonrasında acı içinde yerde kıvranırken bile hatasını kabul etmek yerine, kötü büyücü Freston’un zaferini çalmak için son anda devleri yel değirmenine dönüştürdüğünü öne sürmesi bir hayli şaşırtıcı bir sahnedir. Ne olmuştur da yaşı elliyi aşmış hali vakti yerinde olan bir soylu bu derece hayallere dalarak gerçeğe karşı ısrarla ve ısrarla direnir. Gerçek bu denli kaçılası olabilir mi bir insan için? Yoksa, gerçekçi olmaya özen göstermekle hata yapan ben miyim?
Hayır, gerçekçi olmakla hata yapıyor değilim. Belli ki tanık olduğu ve yüz yüze kaldığı kötülükler nedeniyle büyük bir düş kırıklığına kapılmış Alonso Quijano. Söz gelimi, yardıma gereksinim duyduğunda kimsenin elini uzatmadığını görmüş olabilir. Veya, birisinin sözüne güvenip yola çıktığında yarıda yolda kalmıştır. Ya da, aşık olduğu kadının hiç beklemediği olumsuzluklarına tanık olmuş olabilir.
Doğrusu, yaşamın birbirinden özel sayısız mutluluklarla dolu olmasına karşın yokluktan soykırıma kadar sayısız acı ve yıkım barındırdığını da yadsımak mümkün değil. Dolayısıyla, gerçeğe geri dönmemekte ısrarcı olmasını haksız bulsam da bazen Alonso Quijano’yu anlayışla karşılamaktan kendimi alamıyorum. Üstelik, yaşadığı düş kırıklığı nedeniyle oldum olası onun adına üzülmüşümdür.
Alonso Quijano yitirilen erdemlere özlem duymakta
Alonso Quijano’nun şövalyelerin egemen olduğu dönemdeki toplumsal ve insani değerlere özlem duymasının yanı sıra zayıfları koruma, söze bağlılık, doğruluk, alçakgönüllülük gibi erdemleri yüceltmeye çalışması onun sevecen ve iyi yürekli olduğunu gösteriyor. Bu açıdan baktığımda da, tarihe geçme arzusuyla dışa vurduğu aşırı kibiri ve tüm çılgınlığına karşın Don Quijote bana hep sevimli gelmiştir.
Yanlışa karşı başkaldırmak ve olanaksız savaşımlara girmek erdemli bir davranıştır
Diğer yandan, çok acı koşullar altında bile amacından vazgeçmemesi kurulu düzen ile uyuşmayı geri çevirerek topluma kazanımlar sağlayan insanları aklıma getiriyor. Daha en baştan kazanamayacağını bilerek inandığı değerler uğrunda savaşım verenler kimden esinlenmiş olabilir? Örneğin, günümüzde doğal yaşamın korunması için çabalayan doğaseverler dev şirketlere karşı savaşım verirken içlerinde bir parça Don Quijote ruhu taşımıyorlar mı?
Ve daha da önemlisi, Don Quijote hayallerin gerçekçilik çıtasını böylesine erişilmez bir düzeye yükseltmesi kurgusal beyin fırtınasından hoşlananların önünü açtı bence. Her insan aklında gönül rahatlığıyla kurgu oluşturabiliyor, ‘Don Quijote varken kimse bana deli demez.’ diye düşünerek.
Don Quijote sayesinde hayal kuranlara gülümseniyor
Ben de küçücük dünyamda kendimce hayaller kurarken sınırları kaldırmakta yarar görüyorum; ancak Alonso Quijano gibi şövalye Don Quijote’ye dönüşecek kadar gerçekten kopmamaya özen göstererek elbette. Zaten, kitabın sonuna gelindiğinde yaptıklarından duyduğu pişmanlığı dile getirerek gerçekçiliğin doğruluğunu kabul ediyor hayalsever soylu. Akıl ve mantığı kenara koyanların başına neler gelebileceği konusunda ders verici bir örnek olarak belleğimizde yaşamayı sürdürüyor.
Sonuç olarak, Don Quijote bana hayal kurmayı sevdiren kişidir. Amaçlarımın çoğunun hayal ederek başladığını düşündükçe içimden Don Quijote’ye sarılmak geliyor. Çünkü o varken kimsenin hayallerim yüzünden bana deli demeyeceğine eminim. İyi ki varsın Don Quijote! Çılgınlığın sayesinde sınırsızca hayal kurabiliyorum.
🌐 Bunlar da ilginizi çekebilir:
- Yel değirmenleri ve sahnede Don Kişot
- Don Quijote ile Sancho Panza’nın serüvenleri
- Robin Hood neden bu denli sevilir?
Kaynakça:
- Modern Bireye ve Okura Vurgusu Bağlamında Don Quijote, Mehmet Anık, Folklor/Edebiyat, 2020. Dergi Park
- Don Kişot Kitap Özeti – Edebiyat Hocam






