Ana Sayfa Deneme Şoför mü şöför mü?

Şoför mü şöför mü?

Günlük dilde sıkça karşılaştığımız sesletim tartışmaları, dilin dinamik yapısı ile kurallar arasındaki ince çizgiyi yeniden gündeme taşıyor. Yerleşik kabul gören kalıplar ile halk ağzındaki kullanım alışkanlıkları çatıştığında şoför mü şöför mü sorusu gibi pek çok örnek zihnimizi kurcalamaya başlıyor. Standart kabul edilen kuralların tutarlılığını sorgularken telaffuzun ardındaki köklü serüveni anlamak, kelimelere bakış açımızı bütünüyle değiştirebiliyor.

Şoför mü şöför mü sorusu ekseninde Türkçenin telaffuz standartları ve fonetik yapısının incelenmesi

Birçoğunuzun başlığı görüp hemen cevap verdiğini duyar gibiyim. Ama ihtiyatlı olun. Okuyacaklarınız zihin açıcı. Bugün kimi telaffuzlarımızın neden beni düşündürdüğünü yazacağım. Farklı farklı boyutları ele alıp kararı size bırakacağım. Haydi serüvene başlayalım.

Doğru Türkçe için çabamız yıllardır mevcut. Hatta on yıllardır mevcut. Türk Dil Kurumu’nun sözlükleri de konuyla ilgili önemli bir kaynak teşkil ediyor. Hem basılı hem de sayısal (dijital) ortamda sözcüklerin telaffuzlarını bulmak mümkün. Peki… Telaffuz konusunda tabu niteliğinde doğru olarak öğretilenler… Ne kadar tutarlı?

Batı dillerinin etkisi

Son 200 yılda Batı dillerinden özellikle de Fransızcadan kesretle kavram girdi dilimize. Bunlardan şoför kelimesinin ayrı bir yeri var. Her daim düzeltiliyor sesletimi. Adeta bir sınıfa aidiyet pasosu :). Büyük ünlü uyumuna uymayacak şekilde sesletilmesi bekleniyor sürekli. Zira Fransızca telaffuzu ‘şoför’ (chauffeur – gırtlak r’sini saymazsak). Peki motorda niye durum aynı değil? Onun da Fransızca telaffuzu ikinci hecede ‘ö’ harfi ile.

Aslına uydurmak için ‘motör’ demek gerekmez miydi? Neden bu tutarsızlık?

Arapça ve Farsça etkisi

Gelelim sayıları 10 binlerce olan Arapça ve Farisi kökenli Türkçe sözcüklere… Türklerin tarihte alfabelerini (birden çok kez değişti) Farisi alfabe ile değiştirdiğini unutmayalım. Bu, Osmanlı döneminde de kullanılan elifba idi. Arap alfabesinin bir türevi idi, ama aynısı değildi. Ancak Farisilerin bir kuralı vardı. Arapçadan bir kelime gelmişse, onun yazımı korunuyordu. Aynı sebepten Arapça kökenli kelimelerin yazımı Osmanlı’da da korundu. Yazımı korununca hangi hece uzun/kısa okunur, hep bilindi. Ama sesletim (İran’da) Farisi’ye uyarlandı. Yani birçok Arapça kelime Farsçalaştırıldı. Türkiye’de Latin alfabesine geçince durum biraz zorlaştı uzun/kısa heceler için. Şapka kullanıldı bazı zamanlar ama şimdilerde insanlar da hep şapka takmıyor.

Günümüzde Arapça kökenli kelimeleri Türkçe sesletime uyarlanmış söylüyoruz aslında. Mesela kitap diyoruz. Ama Arapçası ‘kiteeb’ dir. Yani onu Türkçeleştirdik. Birçok özel isimde uzun/kısa kuralına uyuyoruz ama telaffuzumuz hep aslına göre değil. Mesela bir erkek ismi de olan ‘Cemal’. Arapça söylenişi ‘Cemeel’dir. Yani bir hayli farklı. Cemile derken mesela… ‘İ’ harfi uzamalı… Ancak neredeyse hiç uzatılmaz.

Başında ‘abd’ takısı olan özel isimlere gelmiyorum bile. Onlar başlı başına tez konusu olurlar. Buna karşın aslına çok yakın sesletilen ‘Adil’ ve ‘Adile’ gibi adlar da mevcut… ‘A’ sesinde ‘ayın’ tazyiki olmamasını gözardı edersek.

Spiker telaffuzu

Devlet haber kanallarında kullanılan ‘spiker’ sözcüğü ise başlı başına bir vaka. İngilizcede hiçbir zaman ‘speaker’ spiker anlamında kullanılmadı. Yanlış duymadınız!!! Fransızlar, İngilizcenin hükmünden mütevellit yanlış bir İngilizce kelimeyi ‘alafransez’ yapmışlar. O kelime, geçen yüzyılın ilk yarısında ‘le speaker’ olarak kullanılmış. Biz de yanlış alınmış kavramı havalı mı bulup Türkçe yapmışız. Resmi yayınlarda da ‘spiiker’ diye telaffuz tartışmasız norm. Yoksa yanlış!!!

Yerel ağız zenginliği

Bütün bu çeşninin üstüne bir de yerel ağız çeşitliliği geliyor güzel ülkemde. Örnek vererek somutlaştırayım. Özel bir isim olan ‘Gökhan’ı ele alalım. Bu isim ses uyumuna uymaz. İlk sesli ince, ikincisi kalındır. (Ama kime göre?) Norm telaffuza göre böyle okunur. Peki Adana’da durum nedir?

Adana’da bu ismi çocuğuna koymuş bir anne… İlk heceyi önce ö ile söyleyip, ikinciyi ise sanki Arapçanın ince h sesiyle başlatıp e ile devam ettirir. Türkçe fonetiğe yaklaştırmaya çalışırsam ‘Gökhen’ der. Şimdi siz o annenin çocuğuna seslenirken kullandığı telaffuza yanlış mı diyeceksiniz?

Yapılması gerekenler

Burada yazacaklarım biraz haddimi aşmak olacak biliyorum. Ancak hem hayatının bir kısmını dil öğrenimine adamış bir alaylı (otodidakt) dilbilimci hem de birçok yabancı dille hasbıhal etmiş biri olarak bunları ülkem için yazmak boynumun borcudur.

Öncelikle yapılması gereken şey, okullar ve resmi yayınlar için kullanılacak olan sesletime bir isim konmasıdır. Aynen İngilizcede RP (regular pronunciation) ve Almanca’da Hochdeutsch (yüksek Almanca) kavramlarının bu vesile ile kullanılması gibi. İkincisi, doğru ve yanlış telaffuzun ötesine geçip (kural hatalarını mutlak dizginleyerek) alternatif telaffuz eğilimlerini ortaya çıkarmak ve bunları büyük sözlüklerin telaffuz veri tabanlarına yerleştirmektir.

Uluslararası ölçekte Türkçeye olan ilginin zirve yaptığı dönemde dilimize vereceğimiz önem daha da elzemdir. Bu minvalde, telaffuz konusunda yeni bir dönem başlamalıdır. Bu yıkıcı değil, yapıcı nitelikte olmalıdır. Eğer mana kayması veya uyumsuzluk olmuyorsa, alternatif sesletimler zenginlik olarak görülmelidir. Bütün bunların ötesinde, yüzyıllardan beri binlerce sözcüğün Türkçenin ses ahengine uygun hale geldiğini unutmayalım. %100 olmasa da, bahsettiğim olgu binlercesi için geçerlidir. Ve bu aynı şekilde süregelecektir.

Motör yerine motor diyebiliyorsak, şoför yerine de şöför denilebilmeli örneğin…

🌐 Bunlar da ilginizi çekebilir: