Demokrasi: Halkın egemenliği mi yoksa egemenliğin halkı mı?

Yargının tarafsızlığını ve bağımsızlığını koruyabilmesi, Türkiye’nin önündeki sorunları aşabilmesi açısından çok önemli. Türkiye, üniter yapısını koruyarak Türkiye çatısı altında birleşmiş olduğunun vurgusuyla milli birliği harekete geçirmeli. Nedir üniter yapımız? Türkiye Devleti, ülkesi ve milletiyle bölünmez bir bütündür.

demokrasi-demokratik-halk-hak

Demokrasimizde yaşanan sorunlar üzerinde acil çalışmalar başlatılmalı; yargı, özgür düşünce, sendikaların güçsüzleşmesi, basın özgürlüğü ve düşünce özgürlüğünde yaşanan sıkıntılar giderilmeli.

Demokraside tüm bunların içinin gerçek manada dolması gerekir. Yoksa biz demokratik bir ülkeyiz demek ne işe yarar?


Neymiş Demokrasi hatırlayalım

Demokrasi; Vatandaşların rol aldığı hükümet şeklidir. Vatandaşlar doğrudan ya da temsilciler vasıtasıyla hükumette yer alabilirler. Demokrasi toplumdaki siyasi, ekonomik, dini, kültürel, etnik, yasal eşitlik konularında öne çıkan bir anlayıştır. Yasal eşitlik, özgürlük ve hukukun üstünlüğü demokrasinin en önemli unsurlarıdır.

Yunan kökenli olan demokrasi kavramı, bünyesinde halk anlamına gelen “demos” ile, iktidar – egemenlik anlamına gelen “cratos” terimlerini barındırır. Halkın egemenliği de denilen demokrasiyle anlatılmak istenen; tarih boyunca gücü elinde bulunduran bir kesimin iktidarının sınırlandırılması ve aynı toprak parçası üzerinde yaşayan yurttaşların eşit haklara sahip olup, bu egemenliği eşitçe kullanmalarıdır. Demokrasinin çıkışı sayılabilecek tarihsel olaylara bakıldığında da hep bu güç – iktidar sınırlandırılması ve paylaştırılması olgusu göze çarpmaktadır.1215 yılında imzalanan ve kralın yetkilerini sınırlandırarak, egemenliğin, tek elden çıkıp halka doğru yelken açmasını sağlayan en önemli belge niteliğine sahip Magna Carta Libertatum’da (Büyük Özgürlük Fermanı) da bu özellik dikkat çekmektedir. Yine 1628 yılında İngiltere’ de yayınlanan Haklar Dilekçesi’nde ( Petition of Rights) dikkati çeken nokta, halkın hak talepleri ve gücün sınırlandırılmasıdır. Demokrasinin gelişimine katkıda bulunan daha nice tarihsel olayın temelinde ( 1679 Habeas Corpus Act, 1689 Haklar Bildirgesi gibi) iktidarın elinde bulundurduğu gücün ve hakkın sınırlandırılması ve halkla paylaşılması görülmektedir. Bu bağlamda da demokrasi kelimesinin içinde barındırdığı halk ve egemenlik kavramları son derece önemlidir.

Gerçek bir demokrasiden söz edilmesi için eşit seçimler düzenlenmelidir. Bunun için de siyaset özgürlüğü, düşünce özgürlüğü, ifade özgürlüğü, basın özgürlüğü en önemli etkenlerdir.

Gerçek demokratik bir ülkede;

  1. Parlamento
  2. Siyasi Partiler
  3. Anayasa
  4. Sivil Toplum Örgütleri
  5. Kolluk Kuvvetleri

Bu demokratik araçlar mutlaka kullanılmalı ve aktif rol oynamalı. Eğer bu araçlar tam manasıyla çalışamıyorsa sebepleri aranmalı, üzerinde çalışılmalı ve işler hale getirilmelidir. Aksi takdirde gerçek bir demokrasiden söz edilemez.

İnsanımızın bilmesi mutlaka zorunlu olan demokrasi araçları

Demokrasinin Araçları

  1. Parlamento

Ülkeden ülkeye nitelik ve nicelik bakımından farklılıklar gösteren parlamentolar, halkın temsilcilerinden oluşan meclisleri ifade etmektedir.

Genel olarak tek meclisli, iki meclisli ve başkanlık sistemi olarak 3’’e ayrılabilir. Güçler ayrılığı ilkesinden gelen yasama görevini icra eden parlamento, işlev olarak da temsil görevini üstlenir. Nedir bu güçler ayrılığı? Güçler ayrılığı veya Kuvvetler ayrılığı ilkesi; devlet organları olan yasama, yürütme ve yargı güçlerinin birbirinden ayrılmış oldukları bir devlet yönetim modelidir. Devletin her biri birbirinden ayrı ve bağımsız güçlerdeki kol ve sorumluluk alanlarına ayrıldığı ve böylece her bir güç ve kolun bir diğeri ile güç ve sorumluluk alanları bakımından bir çatışma yaşamadıkları modeldir. Kuvvetler ayrılığı sistemi; yasama, yürütme ve yargı olarak tanımlanan kuvvetlerin değişik yollardan göreve gelen ve aralarında fren ve denge mekanizması bulunan farklı organlara verilmesidir.

  1. Siyasi Partiler

Vatandaşı temsil işlevinin sağlıklı şekilde yürütülmesi açısından siyasi partiler mecliste yer alır. Bireyler, siyasi parti çatıları altında bağımsız şekilde siyaset yapabilirler. Ülke durumuna bağlı olarak, iki ya da çok partili rejimler görülebilmektedir.

Parti sayısının fazla olması, temsil edilen farklı düşüncelerin varlığını göstermektedir. İki parti üzerinde ağırlıklı olarak dağılan ülkelerde, her düşünce temsil edilmez. Ortada kalan halk da sayıca artmış olur. Kısaca, çok partili sistemlerin temsil gücü daha sağlıklı ve daha doğrudan bir şekilde işlerken, iki partili sistemler bu durumu zora sokmaktadırlar.


  1. Anayasa

Devletlerin temel kurumlarının nasıl işleyeceğini belirleyen temel yasalar bütünü, anayasa kavramını açıklamaktadır. Buna ek olarak, kişi hak ve özgürlüklerinin belirtildiği anayasa, iktidarı da bu anlamda sınırlandıran bir güce sahiptir. Filozoflarca, çoğunluğun baskısı ve tiranlığını engelleyecek bir yapı olarak nitelendirilmektedir.

  1. Sivil Toplum Örgütleri

Vatandaşların belirli bir amaç uğruna, bir araya gelerek oluşturdukları sosyal yapılara, sivil toplum kuruluşları denilmektedir. Her ne kadar sivil toplum örgütleri, demokrasi ile birlikte doğan yapılardan olmasa da demokrasi ile oldukça önem kazanan bir kavram haline gelmiştir. Demokrasinin katılımcılık ilkesi, sivil toplum örgütlerince gerçekleştirilmektedir. Sivil toplum örgütlerinin bir başka önemi ise sınıf farkı gözetmeksizin, aynı istekleri olan insanları bir çatı altında toplayabilecek güce sahip olmasıdır. Böylece, hem toplulukların sesi daha gür ve net çıkmakta, hem de kendilerini yöneten halk temsilcilerini bu örgütler yolu ile denetleme imkanına sahip olmaktadırlar.

Sivil toplum örgütleri, çoğulcu bir yapı özelliğini göstermektedir. Katılımcı, aktivist ve çoğulcu sivil toplum örgütleri, yaşadıkları ülkenin iktidarına daha doğrudan ve etkili bir yol ile ulaşabilmektedirler.

  1. Kolluk Kuvvetleri

Kolluk kuvvetleri kapsamında değerlendirilen asker ve polis güçleri, demokrasi adına faydaları ve zararları her zaman tartışılmış ve tartışılacak olan iki önemli unsurdur.

İç güvenliğin sağlanması adına polisin, dış güvenlik için de askerin silahlara ve stratejik güçlere sahip olması avantaj olarak görülürken bu güçlerin yanlış kullanılması sonucu demokrasinin ve halk temsilinin sekteye uğrama ihtimali de kolluk kuvvetlerinin varlığının dezavantajlarından biridir.

Gelişmiş demokratik sistemlerde yer alan sivil siyasetçiler, her koşulda kolluk kuvvetlerinden daha üstte yer almaktadır. Gerek siyasi statüko, gerekse sosyal açıdan bu durum korunarak devam etmektedir. Bilhassa Soğuk Savaş sonrası, sivil idarecilerin ordular ve polis teşkilatları üzerindeki gücü ve kudreti hızla artmıştır. Gelişmiş ülkelerde siyasi kararların alınmasında çok az bir etkisi olan kolluk kuvvetlerinin, az gelişmiş ve gelişmemiş ülkelerde, siyasi anlamda çok faal olması ise bilinen ancak yanlış olan bir durumdur. Bu tip ülkelerde, ordunun daha teknolojik ve her anlamda sivil siyaset kurumlarına göre çok daha ileri durumda olduğu düşünüldüğünde, sivil yönetimin sık sık darbelerle kesintiye uğraması da kaçınılmazdır.

Bu çağda demokratik bir ülkeyiz demek ancak tüm araçlarının gerçek anlamda işlevde olabilmesiyle mümkündür. Aksi yaşanan bir Türkiye, hem yönetilemez hem de ülkesel bütünlüğünü ve toplumsal barışını muhafaza edemez.

Ülkemizde yönetim biçimi tercihi Cumhuriyet, yani parlamentodur. Bu yönüyle parlamento demokrasinin hayat bulması için bir araçtır. Zira halkın seçtiği temsilciler bu araçla yine halk adına karar almakta ve halkı etkileyecek tercihlerde bulunmaktadır.

Ülkemizde ve dünyada artık, özgürlük, eşitlik, temel haklar, yönetime katılım, kendi kaderini belirleme gibi temel kavramlar demokrasi kavramı ile ilişkilendirilmekte ve adeta demokrasiyle çözüme kavuşturulmak istenmektedir. Çünkü demokrasi aynı zamanda eşitliği de özgürlüğü de içinde barındırmaktadır. Dolayısıyla bunca hayati özellikleri içinde barındıran bu kavramın anlaşılması ve yaşayışımıza tatbik edilmesi son derece önemlidir.
Fakat demokratik bir toplumda, ülkede yaşadığımızı iddia ederken toplum olarak yaşadığımız sıkıntılar acaba neyin eksikliği? Gerçekten demokrasi ile yönetiliyor muyuz? Ne kadar demokratız? Böyle bir iddiamız var mı? Gerçekten halkın egemenliği hakim mi? Güç halkın mı elinde yoksa belli bir kesimin mi? Ülke gündemlerine bir birey olarak ne kadar dahil olabiliyoruz? Bizi etkileyecek kararlarda ne kadar söz sahibiyiz? Bizim adımıza karar verecek temsilciyi gerçekten biz mi seçiyoruz? Seçilen temsilci gerçekten bizim adımıza mı karar veriyor? Tüm bunların farkında mıyız ve farkındaysak ne yapabiliyoruz? Farkında değilsek umurumuzda değil mi? Neden halk olarak bizi ilgilendiren gündemlere – konulara müdahil olmuyoruz – olamıyoruz? Peki sizce bizde yaşanan; halkın egemenliği mi yoksa egemenliğin halkı mı?
Dileğimiz ve isteğimiz; Tüm kurum ve kuruluşlarıyla işleyen çoğulcu – katılımcı demokrasinin yeniden inşaası yönünde acil önlemler ve çalışmaların başlatılmasıdır. Ancak bu şekilde birlik ve beraberliğimizin temellerini tekrar sağlamlaştırmış oluruz. Ve Türk Halkı bunu mutlaka görecek, halkın egemenliğinin yaşandığı bir demokraside birlik – beraberlik çağrısına cevap verecektir.

İlgili yazılar

Ülkemizde Birlik ve Kurtuluş Savaşı mücadelesi

Önce bir düşman yarat; Sonra o düşmanı yen


Bir gün mesele Suriye olursa bilin ki hedef Türkiye’dir


Hale Karaarslan
İndigo Dergisi’nde Yazı İşleri Müdürü ve Yayıncı olarak görev yapıyor. İndigo Dergisi’ni kendisi ve yazarlar için bir okul olarak görüyor. Yaşama ve insana dair pek çok şey öğrenerek, yürekleri sonsuz güzellikle çarpan bir sevgi ailesinin içinde her gün biraz daha maskelerinden arınarak, özünü, kendi olanı buluyor. İki harika çocuğunun öğretmenliğinde ve eşinin her konuda kendisini destekleyen sevgisi eşliğinde öğrenmeye devam ediyor. İstanbul ve Marmaris'te yaşıyor.