Türkiye’de kaos ortamı neden hiç bitmiyor?

Türkiye’de insanların günlük kaygıları haline gelen cinayetler, önüne geçilemeyen terör olayları, sürekli kaos ortamı, kutuplaşmalar, uluslararası savaşın eşiğine gelen kriz artık halk üzerinde sadece duyarsızlık etkisi yaratmaya başlamıştır. Kendini ancak sosyal medyada ifade edebilen fenomenler ise bugünlerde fişlenme korkusundan arka bahçeye saklanmıştır.

Türkiye'de kaos ortamı neden hiç bitmiyor?

Tarih gerçekten tekerrürden ibaret midir?

Gazete ve dergilerde yer alan haberler ise ölmüşlerin ruhuna okunan dualar ile bitirmek zorunda kaldığımız infaz listesi haline dönmüştür. Listenin malum olmasına rağmen tedbirsizliğin faturası ise faili meçhul cinayetlerin yerini toplu katliama bırakmasıdır.

Kıraathanede oturan ekabir takımının yaptığı siyaset kültürü gibi bunu kuliste konuşulan dedikodu kazanından çıkartıp örnekler ile derinleştirerek inceleyebiliriz.

Atıfta bulunduğum konu, Eski MİT Kontrterör Dairesi Başkanı Mehmet Eymür‘ün, Ankara 1. Ağır Ceza Mahkemesi’nde görülen davada tanık olarak dinlenmesidir. Yazıma konu olma sebebi ise 1990’lı yıllarda işlenen faili meçhul cinayetlere ilişkin açılan davada, MİT ajanı Tarık Ümit‘in Mehmet Eymür’e verdiği “öldürülecek Kürt iş adamları listesini” ilk kez açıklamasıdır.

Bahsi geçen her ismin bir insandan ibaret olduğunu gözden kaçırmamanızı rica ederek yazıma devam etmek istiyorum… Kim bilir bu isimlerin öldürülmesi ile kaç can kurtulmuştur ve kim bilir o cana bağlı olan kaç kalbin üstüne su serpilmiştir. Değer yargılarını bir tarafa bırakarak devam edersem işlenen bu cinayetlerdeki isimlerin ne iş yaptıkları hatta öldürülme sebepleri hem MİT tarafından hem emri verenler tarafından ayan beyan ortada, yani bilinmektedir.

Tarık Ümit’in vermiş olduğu bu listedeki isimler her geçen gün sayısını artırmış fakat öncelikleri PKK uyuşturucu hattını kontrol altında tutan çoğu Güneydoğulu bağlantıların olmasıdır.

Kafalarda soru işareti oluşturan konu ise listedeki isimlerin ölümü gerçekleşmesine rağmen Türkiye’de uyuşturucu kullanımın yaygınlaşması giderek artmıştır.

Ortadoğu’da kaos ortamı

Ortadoğu’da kaos ortamına dış kuvvetler tarafından müdahale edilerek kontrol altına alınma çabalarına kadar Afganistan kaynaklı uyuşturucunun Türkiye kanalı ile Avrupa ülkelerine ulaştığı dünya tarafından kabul edilmiş bir gerçektir. İnfaz listesindeki insanların hayatta olmadığı dönemlerden bu zamanlara kadar uyuşturucu kaçaklığının artarak devam etmesi ise kaçınılmaz bir soru daha sorulmasını gerektirmektedir.

İnfazı gerçekleşmiş kişilerin çıkarları ile ölüm emri verenlerin hangi çıkarları tezat düşmüştür ki gerçek sebebin önüne geçen PKK finansörlüğü perde arkasına sığınarak o insanların hayatına son verilmiştir?

Listeyi veren Tarık Ümit ise bir süre sonra ortadan kaybolmuş ve emniyet için rahatsızlık olması sebebiyle öldürüldüğü iddia edilmektedir.

Peki göz yumanlar kimlerdir?

Benzer konuya dem vurarak bu sorunun asıl kaynaklığına inmeye çalışacağım…

1960-1980 yılları arasında Türkiye’de altın kaçakçılığı, Uzak Doğu ülkelerinden Avrupa ülkelerine ulaştırılması için bir köprü oluşturmuştur.

Başta Banker Kastelli lakaplı Cevher Özden, altın kaçakçılığını 1980’de Maliye Bakanı olan İsmet Sezgin ve Başbakan Süleyman Demirel’in onayıyla başlattıklarını açıklamıştır. Sebep ise; yurt dışından resmi yollarla döviz getirmek için uygulanan yasa dışı işlem için, Süleyman Demirel’in başbakanlığı döneminde Maliye Bakanı İsmet Sezgin’den yazılı onay aldığını söylemiştir. Onaylı olan bu mektubun Hazine kayıtlarına girdiğini söyleyen Kastelli, bu yazı sebebiyle hakkında soruşturma başlatılmadığını açıklayabilmektedir.

Süleyman Demirel döneminde “Bırakınız altın kaçırılsın, bırakınız döviz getirilsin” anlayışı, 1984 Özal döneminden sonra ise altın kaçaklığı illegal yollarla devam etmiştır. Birçok isim devam ettirdiği altın kaçaklığına rağmen gizli bir el tarafından korunarak gün yüzüne çıkarılması engellenmiş hatta korunmuştur. Kendisi kadar şanslı hatta temkinli olmayan Yapı Kredi ve Akbank yöneticileri başta olmak üzere birçok banka üst düzey yöneticisinin kayıtsız para kaynağını açıklayamama sebebinden dolayı yargılanmıştır.

Gerek ülke içinde terörle mücadele, gerek ülke dışında tehdit olan küresel sorunlar, gerekse ekonomiyi derinden etkileyen dalgalanmalar karşında halkımızın duyarsızlığı sonucu fakirleşen bir toplum haline geldik. Fakirleşen vatandaşın orta gelirli kesimi ise doğrudan ve dolaylı vergilerle en fazla vergi ödeyen grubu oluşturmaktadır. Ne olursa olsun, karnı tok olan bir toplumun düşünecek enerjisi daha çok olur. “Ay sonu nasıl gelecek?” demeyen bir toplumun araştırmak için daha çok vakti olur.

Fransızların ünlü sözü ise bize ders olur: “Ekmek bulamıyorlarsa pasta yesinler!”

İlgili yazılar

Türkiye’de lüks, ekonomik statü sembolü!


Uluslararası Af Örgütü 2015-2016 Türkiye Raporu

Türkiye’deki HDP ve Kürt realitesi

Oktay Sinanoğlu: Hedef Türkiye