“Eğer sevgisi”: Çocuklar nasıl birey olur?

Her birey, “eğer sevgisi” olmadan yaşadığı toplumun önemli bir parçası olmayı hak eder. Bu konuda geri plana atılma gibi bir durum söz konusu bile olmamalıdır. Çocuklar da toplumun bir parçası ve en önemli halkasıdır. Geleceğimizi oluşturacak bu altın değerlerini gün geçtikçe yanlış uygulamalar ile arka plana atmak ve değersizleştirmek bize yakışmaz.

"Eğer sevgisi": Çocuklar nasıl birey olur?

Günümüzde en çok sevdiğimiz kişiler, çevremizdeki çocuklardır. Ama bir o kadar da küçük görerek değer vermekten kaçındığımız kişiler de çocuklar olmaya başladı. Bunun en büyük sebeplerinden biri de belki eğitim anlayışıdır. Ceza veya ödül ile adam etmeye çalışılan çocukların durumu tam da bu konuyu özetler durumda. Baktığımız zaman evde, okulda, toplumda, eğlence ortamlarında bile “eğer sevgisi” gözümüze çarpmaktadır. Günümüzdeki sevginin temellerini çürüten en büyük zehir de bu sevgi türüdür aslında. Peki, nedir “eğer sevgisi”?

“Eğer sevgisi”, insanların iletişim halindeki diyaloglarında sık sık kullandığı ve “verdiği değere karşılık” beklediğini gösteren sevgi türüdür. Büyük çoğunluk yaptığı davranış biçimlerinde bu sevgiden beslendiğini fark etmez bile. Halbuki her bireyin ağzında bulunan tek bir kelime tüm yaşamı şekille

Çocuklar ve”Eğer”li yaşama bakış

Günlük hayatta neredeyse her ortamda duyarız aslında bu hitabı. Çoğumuz fark etmeden yaşama devam ederiz. Ancak daha dünyayı yeni tanımaya ve öğrenmeye başlamış olan küçük ve değerli insanlarımız, çocuklar, bu sevginin altında ezilerek kendilerini doğru ifade edememeye başlarlar. “Eğer ödevlerini bitirirsen, sana mısır patlatırım” veya “eğer bu sınavdan yüksek not alırsan seninle parka gideriz” gibi cümleler maalesef her ebeveyn aklında sıradan olarak düşünülmeye başlamış ifadeler olmuştur. Örnekleri çoğaltmak da mümkün… Genel olarak kullanılan bu cümlelerde temel olarak kötü bir niyet bulunmamaktadır. Halbuki her çocuğun parka gitme, mısır yeme, oyun oynama hakkı vardır ve bunlar engellenemez. Fakat önüne eğer ifadesi ile bir engel koyulursa çocuklar devamlı olarak karşıdaki bireyden bir şey beklemeyi öğrenir ve karşılıksız sevginin gücünü kaybeder. Bilindiği gibi her birey iyi doğar ve çevre ile gelişir, değişir. Çocuklar da karşılıksız severek doğar ama çevre ile karşılık bekleyen bir birey haline gelirler.

Sadece karşılık beklemek ile değil, aynı zamanda istenen derslerdeki başarının da bu hayatta dik olarak durmanın da zayıflığını yavaş yavaş öğrenirler. Bakıldığı zaman “eğer” çok masum ve sıradan bir kelime gibi görülse de toplumu körelten en büyük zehirlerden biridir. Geleceğimizin tohumlarını, çocukları, yok etmek için yapılabilecek en basit hatadır.

Çocuklar nasıl birey olur ve ne yapılabilir?

İlk olarak çocukları bir birey olarak kabul ederek başlayabiliriz. Sadece çocuk oldukları için bile küçük görevler ile onları değerli göstermeye ve birey olduklarını hissetmelerine izin vermelisiniz. Daha sonrasında ise çocukları sadece kendileri için severek değer vermelisiniz. Eğer kelimesini olduğunca dillerden çıkarmalı ve her zaman ödül veya ceza olarak değil, teşvik ederek çocukların başarıya koşmalarına yardım etmelisiniz. Zaten çocuklar güven duyduğu yerde samimiyeti, başarıyı, azmi ve gerçek dünyayı yakalayabilir.

PAYLAŞ
Önceki yazıProtein tozları ve enerji içecekleri zararlı mı?
Sonraki yazıEnsar Vakfı soruşturmasının reddi ve Bakan’a tebrik kuyruğu
Betül Rumeysa Demirörs, 26 Aralık 1994 tarihinde İstanbul Fatih’te dünyaya geldi. İlkokul sıralarından başarılı bir öğrencilik dönemi geçiren Rumeysa, lise zamanında İngilizce dersine olan ilgisi ve sevgisinden dolayı yabancı dil bölümünde okumaya karar verdi ve 3 yıl yoğun bir dil eğitimi aldı. Bu eğitim yıllarında kompozisyon ve münazara yarışmalarına katılarak önemli başarılara imza attı ve o yıllarda içindeki yazarlık sevgisini yakaladı. Üniversite sıralarında ilk olarak İngilizce Öğretmenliği bölümüne başlangıç yaparak pedagoji, eğitim ve kişisel gelişim merakını keşfetti. Dil eğitimini daha da geliştirmek isteği ile üniversitede bölüm değişikliği yaparak Mütercim Tercümanlık eğitimi almaya başladı. Bunun yanında hukuki bilgilere de hakim olmak isteği ile ikinci üniversite kontenjanı ile adalet bölümünü okumaya da başladı. Bu zaman zarfı içinde sürekli olarak kitap okuma hevesine devam etti ve kitaplığını her geçen gün zenginleştirmeyi aklına koydu. En çok okumaktan zevk aldığı kitap ve yazı türlerini ise eğitim, pedagoji, kişisel gelişim, psikoloji olarak belirtiyor. Bunun yanında eğitim hayatına devam ederken çalışma hayatına da başlangıç yaparak çeşitli etüt merkezlerinde öğretmenliğe başladı. Bu kadar ilgili olduğu bir alan üzerine ihtisas yapmak istediğini de fark eden Rumeysa, artık bir de çocuk gelişimi bölümü öğrencisi. İçindeki yazarlık aşkını daha fazla bastıramadan en son atılımını ise makale yazarlığı serüveni ile devam ettirdi. Bir firmaya bağlı olarak makale yazarlığı yapmaya başladı. Sürekli olarak yazmak, insanlara faydalı olabilmek, denemeleri ile gündemi herkese tekrar hatırlatmak en büyük hobisi. Gelecek yıllardaki hedefleri arasında bir de yazar olmak var. Halen hem çalışma hem de okuma hayatını devam ettiriyor. Eğitim ve kişisel gelişim konusunda sınırların olmadığını belirten Rumeysa Demirörs, imkansız diye bir şey olmadığını savunuyor.