Fatih ne ise Atatürk de o olmalıdır

Fatih Sultan Mehmet’in İstanbul’un fethinin 563. yıl dönümü ve Yenikapı’da kutlama var. Kutlamada 4 bin 500 metrekarelik dev sahne; sahnede 540 metrekarelik LED ekran, kutlamanın yapılması için bin 200 kişilik ekip, iki büyük çadır hastane, 70 adet ambulans, 600 sağlık personeli, 6 adet mescit… Ama ne kutlama be?!..

istanbulun fethi 563. yıl kutlamaları Fatih ne ise Atatürk de o olmalıdır

İstanbul mu yoksa AlistanBingilanD mı?

Byzantion

Vizenduvar


Augusta Antonina

Çakduryan

Aylana

Nova Roma

Konstantinopolis

İslambol

Bu isimler ne mi? Eminim, birçok kişi bu isimlerin birçoğunu ilk defa görüyor. Bu isimler bugün Türkiye’nin metropol şehri İstanbul’un eski adları…

İstanbul’un, tarihte birçok adı olmuş, birçok adla anılmış birçok medeniyete beşiklik yapmış ve uğruna birçok padişah kelle almış, kelle vermiştir…

İstanbul’u fetheden ya da edecek komutan, İslam peygamberi Hz. Muhammed’in lütfuna mazhar olmuştur…

İstanbul, 1453 yılında fethedildiğinde Osmanlı’nın komutanı o gün Fatih Sultan Mehmet’ti. Osmanlı’nın büyümesinde büyük pay sahibi olmuştur…

Bırakalım tarih dersi vermeyi de geçelim esas konuya…

29 Mayıs 1453, İstanbul’un Fethi…

Bu tarihten 563 yıl sonraki Yenikapı’daki kutlamalara bakın siz şimdi!

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan orada…

Başbakan Binali Yıldırım orada…

Bakanlar, milletvekilleri, İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı orada; AKP teşkilatlarını saymıyorum bile!..

Çalın davulları!..

Bu kutlamalar için fethin 563 yılına özel 563 kişilik Mehteran Birliği Konseri…

4 bin 500 metrekarelik dev sahne…

Sahnede 540 metrekarelik LED ekran…

Kutlamanın yapılması için bin 200 kişilik ekip…

İki büyük çadır hastane…

70 adet ambulans…


600 sağlık personeli…

6 adet mescit…

Hakikaten helal olsun adamlara; sanki tekrar fethe çıkıyoruz, sanki tekrar Konstantinopolis’i Romalılardan geri alıyoruz!..

Adı bir çeşit olan bu Konstantinopolis’ten bahsetmişken, Osmanlı’da bu isim Cumhuriyet’e kadar kullanılmıştır; İstanbul ismi de kullanılmıştır tabi; ancak İstanbul’un ismi, tam olarak Atatürk’le başlamıştır…

Eeeee…?

Ee’si tabi kutlayalım bu olayı, analım büyük komutan Fatih’i; analım, analım da neden Atatürk’ü, Cumhuriyet’i anmıyoruz?!

Anmıyor muyuz?

Anmıyoruz tabi!

23 Nisan, şehitlerimiz öne sürülerek kutlanmadı; 19 Mayıs yine aynı nedenlerden dolayı iptal edildi… 29 Ekim, 30 Ağustos…

Hem, sen neyi kutluyorsun?!

Doğu, PKK’ya teslim edilmişken gidip 563 yıl önceki Fatih’in fethini kutlayacaksın! Sen git, önce Doğu’yu kurtar; IŞİD’in roketine maruz kalan, hayatlarını kaybeden Kilis halkının feryadına kulak ver!..

Sanki, bugün şehitlerimiz yokmuş gibi beyler, çıkmış İstanbul’un fethini kutluyorlar…

Eyvallah kutla; ancak Atatürk’ün zaferlerine de kulak ver, onu da an!..

Büyük Önder Mustafa Kemal Atatürk’ün ne hikmetse ismi bir bir silinmeye çalışılıyor. Statlardan, kongre merkezlerinden, kültür merkezlerinden…

Atatürk’ün ileri görüşlülüğü, bağımsız Türkiye arzusu olmasaydı acaba İstanbul, İstanbul olarak kalır mıydı; yoksa “Türkiye’nin tarihi 19 Mayıs’tan önce başladı” denerek yok sayılmaya çalışılan “Samsun’a çıkış” olmasaydı, İstanbul ismi acaba hangi ‘manda’ya ait olacaktı?

ABD’ye mi yoksa İngiltere’ye mi?

19 Mayıs olmasaydı bugüne kadar çeşitli isimler almış İstanbul’un adı acaba AlistanBingilanD olabilir miydi?

Neden olmasın ki, olamaz mıydı yani?..

O yüzden İstanbul’un fethine ne kadar önem veriliyorsa Çanakkale’ye, Sakarya’ya, İnönü’ye, 19 Mayıs‘a da aynı önem verilmeli, aynı şekilde kutlanmalı!

Evet, Fatih olmasaydı belki Osmanlı o kadar büyümez, toprakları genişlemezdi; ancak Atatürk de olmasaydı bugün, Türk diye de bir millet kalır mıydı, ya da hangi milletin çatısı altında yaşamak zorunda kalırdı o da soru işareti?!..

Yani sözün kısası, Fatih ne ise Atatürk de o olmalıdır…

Cumhurbaşkanı Erdoğan: Tarihimiz 1919’dan başlamadı

Bahanesi yok 23 Nisan ve diğer milli günlerimizin!


Tarihe Meydan Okuyan Şehir İstanbul


Erdal Kişioğlu
Kişioğlu, zıt düşüncelere sahip kişilerle tartışmayı seven ve her olaya bilimsel olarak yaklaşıp, olaylara septik yaklaşmaktan kaçınmayan biridir. Olayları derinlemesine incelemeyi ve yanlışın ortaya çıkarılıp doğruya nasıl ulaşılacağı konusunda fikir üretilip bunun üzerinden felsefe yapılmasını arzulayan biridir. Etik, ahlaki ve hukuki sınırları aşmadan herkesin, her ortamda eleştirilmesi taraftarıdır. Dogmatik düşüncelerden uzak; sormayı, sorgulamayı kendisine görev edinmiş ve bunun çabası içerisindedir… Her türlü bilgi alışverişine açık; farklı görüşlerin çarpıştıkça büyüyebileceğine ve kolektif düşünsel ürünlerin ikamesinin de olabileceğine inanmakta; halk için, halk yararına olan her şeyin de yanındadır…