Savaş, terör ve çocuklar: Yusuf, Ümran, Ahed

İsmail Kılıçarslan, “Yusuf, Ümran, Ahed: Savaşın üç çocuğu” başlığıyla yazdığı yazısında, çocukların savaş ve terörün masum kurbanları olduğunun altını çizerken “Sebebi ne olursa olsun herhangi bir çocuğu katledemezsiniz” diyerek çocukların savaş kurbanı edilmesine göz yumulmaması – unutulmaması gereğiyle “Biz niçin dünyanın böyle bir yer olmasına izin verelim?” düşüncesini sorguluyor.

Savaş, terör ve çocuklar: Yusuf, Ümran, Ahed
Savaşın çocukları – Savaş çocukları

İsmail Kılıçarslan’ın Yeni Şafak Gazetesi’ndeki bugün yayınlanan yazısı

Yargımız kesin: Hiçbir din, hiçbir ideoloji, hiçbir düşünce çocuk öldürmenin, çocuk katletmenin gerekçesi de olamaz maskesi de.

İslam fıkhı; savaşta kadınların, çocukların ve yaşlıların haklarının korunması konusunda uzun izahlarla doludur. Kadınlar ve yaşlılarda -size doğrudan silah çekmek gibi- istisnaların olduğu doğrudur. Ancak sebebi ne olursa olsun herhangi bir çocuğu katledemezsiniz.

Durum sadece İslam’da böyle değildir. Hemen her ideolojide, her düşüncede çocukların masumiyeti kesin kuraldır. İlişemez, dokunamaz, katledemezsiniz.

Çocukların asker ya da harp kurbanı olması işi modern savaş teknolojileri ile girdi hayatımıza elbette. Kitle imha silahları insanları yaşlarına göre ayırmadığı için 20. yüzyıl bir bakıma ‘savaşın çocuk kurbanları yüzyılı’dır da aynı zamanda. Diğer yandan özellikle Afrika’da hayatımıza giren ‘çocuk askerler’ sorunu da bir başka sorundur. Bugün Afrika’da savaşan silahlı kuvvetlerin %12’sinin ‘çocuk’, %22’sinin ise ‘ergen’ sınıfına girdiği yönünde istatistikler var elimizde.

Savaşın ya da terörün öldürdüğü çocukların yanı sıra bir de savaş ya da terör ortamının mağdur ettiği çocuklar meselesi var. Sözgelimi Sırpların savaş esnasındaki sistematik tecavüzleriyle Bosna’da ortaya çıkan ‘tecavüz çocukları’ olgusu bugün dahi etkilerini koruyan çok çeşitli sorunlara yol açmış durumdadır.

Savaşın ve terörün geride bıraktığı üç çocuktan bahsetmek isterim size. İsimleri sırasıyla Yusuf, Ümran ve Ahed.

Yusuf’tan başlayalım. Gaziantep’te DAEŞ belasının bir düğünde -yine bir çocuğa – patlattırdığı bomba neticesinde ölen yirmi dokuz çocuğun dördü ile arkadaş Yusuf. Olay anında da oradaymış zaten. Arkadaşlarının cenaze törenlerine katılmış Yusuf. Yaşadıklarını şöyle anlatıyor: ‘Arkadaşlarımın düğününde patlama oldu. Patlamada arkadaşlarımdan Salih İlter, İbrahim Ürtekin, Ahmet Ürtekin ve Sinan Ürtekin patlama gecesi öldüler. Salih İlter’in yanına gittiğimde kafası kanlar içinde ölü olarak yerde yatıyordu. Çok üzgünüm arkadaşlarım için aramızdaki yaş farkları olmasına rağmen beni yanlarından ayırmazdı. Bu yüzden ben de arkadaşlarıma son görevimi yerine getirmek üzere cenaze namazına katıldım.’

‘Ölenler HDP’liydi’, ‘hayır AK Partiliydi’, ‘hayır hayır HÜDA-Par’lıydı’ diyerek anlamsız bir çekişme yürüten büyüklere de bir çift laf etmeliydi bence Yusuf. Demeliydi ki ‘ölenler benim arkadaşımdı. Top oynuyorduk onlarla. Hoşlandığımız kızları anlatıyorduk birbirimize. İzlediğimiz çizgi filmlerden bahsediyorduk. Öldüklerinde bir ideolojileri yoktu benim arkadaşlarımın. Niçin öldüklerini, niçin ölmeleri gerektiğini bilecek yaşta değillerdi. Şimdi çenenizi kapatın ve beni yasımla baş başa bırakın.’

Ümran’la devam edelim. Hani Rus bombardımanı sonrası bindirildiği ambulansta çekilen görüntüleri ile Suriye savaşının sembolü olan Ümran’la. Doğrudan bir savaşın içine doğmuş 5 yaşındaki bir çocukla. Üzüldük değil mi? Yüreğimiz parçalandı. Ümran’ın fotoğrafları altına en acılı, en öfkeli, en sert mesajları yazdık. Sonra ne oldu? Hiç. Suriye’deki yaşıtlarından tek farkı ‘yaşayacak kadar talihli’ olmak olan Ümran’ı tıpkı diğer arkadaşları gibi kaderine terk ettik. Hepimizden bahsediyorum. Evet, senden de. Ümran’ın, Ümranların ölüme mahkûm olduğu bir dünyada yaşayıp gitmeyi kendine yedirebilen herkesten… Bu iğrenç dünyada yaşayabilmek için her gün yeni yalanlar bulan, bir süre sonra bulduğu yalanların hepsine yürekten inanmaya başlayan herkesten. Evet, kendimden de.

Ve Ahed. Fazla büyümüş bir kız çocuğu. İsrailli askerlere kafa tuttuğu görüntülerden hatırlıyoruz onu. Hepimiz cesaretine hayran kalmıştık Ahed’in değil mi? Hepimiz ‘işte Filistin’in yürekli çocukları’ deyip coşmuştuk değil mi? Peki ama sorduk mu hiç kendimize? ‘Çocukların bu kadar cesur, bu kadar yürekli olmak zorunda kaldıkları bir dünya dümdüz kötü bir dünya değil midir? Çocuğu çocuk yapan ana mesele kırılganlığı, naifliği, korunmaya muhtaçlığı değil midir? Niçin bunca erken büyüsün bir çocuk? Niçin almaması gereken sorumlulukları yüklenmek zorunda kalsın sırtına? Biz niçin dünyanın böyle bir yer olmasına izin verelim?’

Savaş, terör ve çocuklar. Her geçen dakika daha da çirkin bir yer haline gelen dünyanın belki de en çirkin yüzü. Yusuf’u, Ümran’ı, Ahed’i sadece ‘kabul edilebilir kayıplar listesine’ yazabilecek kadar çirkinlik. Çok çirkinlik.

Ne diyordu Hemingway: ‘Modern savaşta, hiçbir sebep olmaksızın köpekler gibi öleceksiniz.’

Ümran beş yaşındasın savaşın ortasına doğdun

Çocuklar öldürülüyor ey insanlık!

Susarak yarattığımız canavarlar