GDO’lar hakkında yanlış bilinenler ve Monsanto gerçeği

İnsanoğlu bitkilerin, hayvanların hatta yeni nesil GDO üretim yöntemleriyle insan hücrelerinin genetik yapısını neden değiştirme ihtiyacı hissetmiştir? GDO’lar insan sağlığına zarar verip, doğanın dengesini bozduktan sonra dünyanın sonunu mu getirecektir yoksa sanılanın aksine toplumumuza fayda mı sağlayacaktır?

GDO'lar hakkında yanlış bilinenler ve Monsanto gerçeği

Tartışma yaratan Monsanto firması

Genetiği değiştirilmiş organizmalar, kısaltmasıyla GDO’lar hiç şüphesiz son yılların en çok tartışılan konularından biri. Geçtiğimiz günlerde Alman ilaç ve kimya devi Bayer’in Monsanto’yu satın almasıyla genetiği değiştirilmiş (GD’li) ürünler ve olası etkileri meselesi tekrar gündeme gelmiştir. Çünkü Monsanto GD’li ürün endüstrisinde başı çeken firmalardan biridir.

Monsanto 1901 yılında ilk kurulduğunda sakkarin, vanilin gibi gıda katkı maddeleri üreten bir kimya firmasıyken, zamanla endüstriyel kimyasallar, plastik, insektisit pazarında önemli rol üstlenmiş ve daha sonra da genetiği değiştirilmiş bitkisel ürünleri geliştirme çalışmalarına önayak olan gruplardan biri olmuştur. 2000’li yıllardan itibaren biyoteknoloji üzerine yoğunlaşmış ve araştırma geliştirme çalışmalarına ciddi yatırımlar yapmıştır. Yatırımların karşılığını da biyolojik patent uygulamasına geçtikten sonra fazlasıyla almıştır.

Monsanto hakkında birçok hikaye anlatılır. Bunlardan en dehşet verici olanı Vietnam savaşı sırasında güneydoğu asyada büyük ormanlık arazileri kurutmak amacıyla ABD ordusu tarafından kullanılan “Agent orange (turuncu ajan)” isimli herbisiti (yabancı otlarla mücadele için kullanılan ilaç) üretip kullanıma sunan 7 firmadan biri olmasıdır. Zehirli kimyasalın savaş sonrası yıllarda milyonlarca insanın sağlığı üzerinde olumsuz etki yarattığı ve sakat doğumlara sebebiyet verdiği iddiası ise bilimsel kanıt yetersizliği nedeniyle ABD tarafından reddedilmektedir.

GDO konusu diğer birçok konuda olduğu gibi eksik bilgi ve medyanın yönlendirici etkisinden mütevellit yanlış anlaşılmaya açıktır.

Öncelikle önyargılarımızı bir kenara bırakıp, “GDO’lu besin” ifadesinin bütünüyle yanlış olduğu gerçeğiyle yüzleştikten sonra, genetiği değiştirilmiş organizmaların üretim ve kullanımı konusunu değerlendirmeye başlayabiliriz. İnsanoğlu bitkilerin, hayvanların hatta yeni nesil GDO üretim yöntemleriyle insan hücrelerinin genetik yapısını neden değiştirme ihtiyacı hissetmiştir? GDO’lar insan sağlığına zarar verip, doğanın dengesini bozduktan sonra dünyanın sonunu mu getirecektir yoksa sanılanın aksine toplumumuza yararı var mıdır?

gdo genetiği değiştirilmiş organizmalar topluma dünyaya faydaları

Genetiği değiştirilmiş organizma kavramı en çok, direk gıda maddesi olarak kullanılan bitkilerde karşımıza çıkmakla beraber biyofarmasötik ürünlerin üretimi amaçlı hayvanlar için de gündemdedir. 1996 yılından beri genetiği değiştirilmiş bitkilerin ticari ekimi yapılmakta ve dünyada gelişmiş ve gelişmekte olan birçok ülkede gıda amaçlı ve hayvan yemi olarak kullanılmaktadır.

Avrupa Birliği ülkeleri dahil birçok ülkede GDO kaynaklı gıda maddelerinin etiketlenmesi mecburiyeti vardır. GD içeriğinin belli bir sınırı aşması halinde ürünün satışına sınırlama getirilmektedir. Söz konusu eşik değer ülkeden ülkeye değişebilir. Etiketleme konusunda en kafa karıştırıcı kısım ise bazen besin maddesinin içerdiği GD değeri tüketicinin görebileceği şekilde ambalajlarda yer alırken bazen sadece barkod bilgisi olarak kalır. Bu da akıllara “tüketici ne yediğini bilemeyecekse etiketlemenin ne anlamı var?” sorusunu getirir.

Türkiye’de genetiği değiştirilmiş organizmaların üretimi ve insanlar tarafından tüketimi yasaktır.

GDO’ların kullanımı 2010 yılında yürürlüğe giren Biyogüvenlik Kanununa göre düzenlenmektedir. Biyogüvenlik kurulundan izin alınmak şartıyla hayvan yemi olarak ithal edilmesi söz konusudur. Ülkemizde gıda maddesi olarak tüketilmesi yasak olan bu ürünlerin çeşitli yollardan geçerek soframıza ulaşması ya da taşıma sırasında bir şekilde toprağa karışarak yetişmesi kaçınılmaz görünmektedir. Çünkü ne yazık ki bu ürünlerin ülkeye girişi ve kullanımı çok sıkı kontrol edilmemektedir.

Dünya’da  28 ülkenin üretimini gerçekleştirdiği bitkisel ürünlerin bize ne getirisi olduğuna gelecek olursak moleküler biyoloji teknikleri kullanılarak bitkilere böcek, herbisit mikroorganizma ve çeşitli hastalıklara karşı direnç kazandırılmaktadır. Değişen iklim koşullarına uyum sağlayabilecek kuraklık, tuzluluk , asiditeye dayanıklı ve besin değeri artırılmış bitkiler elde edilmektedir. Genetiği değiştirilmiş ifadesi, organizmaya yabancı bir gen aktarımı söz konusu olduğu için kullanılmaktadır. Sonuç  olarak pestisitlere yani tarım ilaçlarına dirençli bitkiler hayatta kalmakta ve ürün miktarı ve kalitesinde artış sağlanmaktadır.

GDO’ya ihtiyaç tezi

GDO yanlısı bilim camiasının ve tohum tekelini elinde tutan uluslararası firmaların GDO’ların gerekliliği konusunda en çok kullandıkları sav artan dünya nüfusudur. FAO (Food and Agricultural Organization of the United Nations)’ nun istatistiklerine göre 2050 yılında 9 milyara ulaşacak dünya nüfusunu besleyebilmek için yiyecek üretiminin %70 artması gerekecektir. Görünen o ki GD’li bitkisel ürünlerin ilk ekiminin gerçekleştiği 1996 yılından beri özellikle mısır, soya, pamuk, kanola ve birçok diğer bitkisel ürün miktarında artış gözlenmiştir. Ancak GDO karşıtı grupların iddaasına göre gelecekte yiyecek miktarının dünya nüfusunu besleyemeyecek olması teorisi doğru değildir. Günümüzde olduğu gibi israf ve varolan kaynakları paylaşmayan zihniyet, bazı toplumları açlıkla savaşmak zorunda bırakacaktır.

Hayvansal organizmalara da çeşitli genler aktarılarak bu hayvanların biyolojik fabrika olarak kullanılmaları söz konusudur. Çiftlik hayvanlarına insanlar tarafından kullanılmak üzere ilaç ürettirilmesi ve ilaç maddesinin hayvanın sütünden eldesi mümkündür. Amerika (FDA) ve Avrupa’dan (EMEA) onaylı keçi ve tavşanlardan elde edilen ilk ilaçlardan sonra 2015 yılının sonunda tavuk yumurtalarından (yumurta beyazından) elde edilen ilaç da onay almıştır.

Peki genetiği değiştirilmiş besinler hiçbir kontrole tabi tutulmadan insanların kullanımına mı sunulmaktadır?

Kamuoyuna rapor edilen şekliyle öyle değil. Doğal ve endüstriyel GD ürünlerin insan sağlığı üzerindeki potansiyel toksik ve allerjik etkileri tanımlanıp risk karakterizasyonu yapılır. İnsanlar tarafından yıllardır kullanılan ve güvenli kabul edilen geleneksel gıdalar referans olarak alınarak GDO’ların besin içerikleri karşılaştırılır. Son olarak hayvan besleme deneylerinin sonuçlarına göre GDO kaynaklı gıdaların marketlerde yer alıp alamayacağına karar verilir.

Türkiye’de GDO’lar konusundaki sıkı mevzuat ve olumsuz önyargılar Türkiye’nin, bu alandaki AR-GE çalışmalarında gelişmiş ülkelerin gerisinde kalmasına sebep olmuştur ve olmaya devam etmektedir. Ülkemizde genetiği değiştirilmiş organizma üretme konusundaki sıkı kontrolün en büyük sebeplerinden biri Türkiye’nin endemik bitki türleri bakımından çok zengin bir coğrafya olmasıdır. Bu çeşitliliğin varlığını tehdit edecek her türlü uygulamadan kaçınmak gerekir.

GDO'ların olası zararları

GDO’ların olası zararları

GDO’ların insan sağlığı ve çevre üzerinde uzun vadede sebep olabileceği olumsuz etkilerin yanısıra tohumda tekelleşme, gıda egemenliğini tehdit eden bir unsurdur. GDO karşıtı bilim insanlarının ve toplumsal örgütlerin şiddetle karşı çıktıkları monokültürün yaygınlaşması genetik çeşitliliğin azalmasına sebep olmaktadır.

GDO’ların insan ve hayvan sağlığı üzerindeki olası olumsuz etkileriyle ilgili çeşitli çalışmalar bulunmaktadır. GD’li besinlerle beslenen model organizmalarda tümör, üreme bozuklukları veya organ defekti geliştiği iddaasını savunan çalışmalar vardır. Tabi burda bilimsel çalışmalarda ne çeşit organizmaların, hangi şartlarda yaşadığı, ne çeşit GDO ile beslendikleri ve bu GDO’ların üretim şekilleri önemli parametrelerdir.

2012 yılında yayımlanan “Seralini çalışması” olarak bilinen bilimsel bir makale 2013 yılında bie şekilde yayından kaldırılmıştır. Bilimsel çalışma, Monsanto’nun ürettiği GD’li mısır ile beslenen ve tümör oluşumu gözlenen fareler ile ilgilidir. Yayından kaldırılma sebebi olarak çalışmanın güvenilir olmayışı ve 2 sene boyunca izlenen 200 denek farenin zaten tümör oluşturmaya yatkın özel türler oluşu gösterilmiştir. Olayın iç yüzü hala aydınlatılamamıştır. Bu ve benzeri çalışmaların varlığına rağmen GDO’ların güvenli olduğu veya güvenli olmadığı konusunda kesin bir kanı yoktur.

GDO’ların uzun dönemde sağlık ve çevre üzerinde oluşturabileceği zararlar tartışmalı bir konudur. Hele bir de endüstride tekel olmaya çalışan uluslararası firma ve siyasi baskıların oynadığı rol düşünülürse bu meselenin çok daha uzun süre konuşulacağını söyleyebiliriz.

Gluten nedir? Glutenin hastlalıklar üzerindeki etkisi ve zararları

Genetik bilgi: Hücre ve genlerin yaşamsal gizemleri

İnsan embriyosunun genlerini değiştirmek için izin alındı

Katil Mısır: Ne yediğinizi biliyor musunuz?

Kanseri ilaç tedavisiyle yenmek ne zaman mümkün olacak?