Silivri’deki adaşım Deniz Yücel’e mektup

Bugün tek başıma kahve içmeye gittiğim pastanede Die Welt gazetesini okudum. Gazetecileri hapiste olan Türkiye’deki gazeteler gibi, senin gazeten de senin için her gün için çetele tutuyor ve senin bizlerden mektup beklediğini söylüyor. Sevgili Deniz Yücel; umarım mektubum eline ulaşır…

Bir insan tanımadığı birinden mektup alınca sevinir mi? Bilmiyorum. Ama sizleri ziyaret edenlerin ve senin gazetenin söylediği; bu mektupların sizler için önemli olduğu ve sizlere moral verdiği.

Die Welt’in senin Silivri’deki adresini verdiği o notunu okuyunca ben de sana mektup yazmaya karar verdim. Sonra da bu mektubu dergime de göndermeyi, hatta bu yazıyı İngilizce’ye de çevirmeyi planladım (İndigo Dergisi’nin İngilizce sayfası da var) ki Türkçe bilenin de, bilmeyenin de aklına mektup yazmak düşsün.

Ben hayatımda hiçbir mahpusa mektup göndermedim, hatta çok uzun zamandır kimseye mektup göndermedim. Ama bugün okuduğum o kısa gazete notu, sana yazacağım mektubun çok anlamlı olacağını hissettirdi bana. Hemen akabinde tesadüfen okuduğum, Bavul Dergisi’nin Aralık 2016 sayısındaki Ayşen Aksakal’ın yazdığı ve kendi üzerime alındığım bir mektup (Tamam mı devam mı?) da beni çok etkiledi. Ben de Ayşen’i hiç tanımıyordum ama mektubu kendime yazılmış gibi hissettim ve duygulandım.

İsmimin hem gerçek hem sembolik anlamını çok sevip içselleştirdiğim için, aynı isimli insanları hep kendime yakın bulmuşumdur. Üstelik sonradan öğrendiğime göre annelerimizin isimleri de aynıymış. Aynı ülkede yaşıyor olmamız, aynı iş ile uğraşıyor olmamız da etken olabilir ama sanırım yakınlığımın en büyük sebebi, aynı zamanda 4,5 yıldır samimi olduğum insanlarda aradığım ilk özellik; senin de Gezi Ruhu’nu taşıdığını düşünüyor olmam.

Bazıları senin için “terörist” diyor

İsmi Deniz olan birisi kötü olabilir mi hiç? (İstisnalar kaideyi bozmaz.) Türkiye’de bugün bir grubun siyah dediğine, öteki grup otomatikman beyaz diyor. Artık muhakeme ve empati yapmak pek popüler kavramlar değil maalesef. Para, kariyer, iktidar gibi değerler daha revaçta. Böyle bir sıfat ile anılacağın sanırım alının ucuna gelmemiştir daha önce. Ya da sen orada hücreden koğuşa çıktım diye sevinirken, sıcak evinde oturan başka birinin yüzüğünün pırlantası küçük olmuş diye üzüleceğini hiç düşünmemiştin belki de. Ama sanırım sen de benim gibi artık hiçbir şeye şaşırmıyorsun.

Edward Snowden’i bilirsin

Hani şu Amerikan İstihbarat Servisi’nin Dünya’daki tüm iletişimi izleyebildiğini ispatlayan çalışanı. Türkiye’nin Snowden’i sayabileceğimiz Can Dündar, Fethullah Gülen’in arkasında kırmızı bültenle aranan ikinci terörist, düşünebiliyor musun? Bu arada, bu ay Almanya Can Dündar’a Whistleblower Ödülünü verdi. Bazılarına göre Dündar, devlet sırrını açığa çıkardığı için vatan haini, bazıları için ise zamanımızın en büyük terör örgütüne giden ve milyonlarca insanı yok etmek için yola çıkmış silahları ortaya çıkardığı için kahraman. İşte bu kadar siyah ve beyaz artık dünyamız.

Sadece bizim ülkemizde değil, tüm Dünya’da çok acımasız ve garip şeyler oluyor.

Hakim güçlerle aynı fikirde olmayan milyonlarca insan olmasına rağmen, sadece sen ve diğer birkaç yüz kişi bedel ödüyor. Diğerleri yaşamaya devam ediyor; geziyor, eğleniyor, evleniyor, çocuk sahibi oluyor. Çünkü insanoğlu böyle bir varlık; normali hep muhafaza etmek, hatta bazen hiçbir şey olmamış gibi davranmak istiyor. Anlayacağın Kapitalizm’e kendimizi iyice teslim ettik: Emek vermeden kazanmak, üretmeden tüketmek ve bilmeden fikir sahibi olmak istiyoruz. Çünkü hayat böyle daha kolay.

Ama inan; aslında dışarıda hiçbirimiz iyi değiliz; durup dururken gözlerimiz yaşarıyor, hatta hıçkırıklarla ağlamaya başlıyoruz. En mutlu anımızda hevesimiz kursağımızda kalıyor, sık sık bunalıma giriyoruz.

Gelişen sosyal ve politik olaylar insanları çok değiştirdi; çok tuhaf seçimler yapıyor, enteresan kararlar veriyorlar. Sen içeriden ne kadar takip edebiliyorsun bilemiyorum, ama sana birkaç ilginç örnek vereyim: İstikrar abidesi  Almanya’da aylardır hükümet kurulamıyor. Hitler hayranı Alman Partisi son seçimde yüzde 12 oy aldı. Avusturyalılar 32 yaşındaki bir adamı Başbakan seçti. Melih Gökçek istifa etti. Ha bir de koca Amerika’yı daha önce hiç politika yapmamış eski bir emlak kralı yönetiyor. Ama sanırım bu sonuncuyu zaten biliyorsun. Trump seçildiği zaman sen özgür bir gazeteciydin çünkü.

Dün Snowden filmini seyrettim

Oliver Stone 2016 yılında çekmiş. Orada Snowden’in CIA’deki şefi şöyle diyordu: “Amarikalılar özgürlük değil, güvenlik istiyorlar.” Ben buradaki “güvenlik” kelimesini “konfor alanı” olarak anlıyorum. Sadece Amerika’da değil, Türkiye’de de, sevsek de sevmesek de mevcut hayatımızı muhafaza etmeye çalışıyoruz. Beğenmediğimiz düzeni değiştirmeye çalışırken daha kötüsünü getirme kaygımız da cesaretimize ket vuruyor.

Ha, böyle düşünenler haklı olabilirler mi? Olabilirler. Bu ihtimalin hikayesini de geçen hafta seyrettiğim başka bir filmde hatırladım. İran Devrimi’ni ve sonrasını anlatan bir Fransız filmiydi: Üçümüz Bir Arada (Nous trois ou rien). Kheiron isimli İran asıllı Fransız bir oyuncu/yönetmen kendi hayat hikayesini anlatmış. 2015 yapımı, yeni bir film. Çıkınca bu iki filmi de seyretmelisin. Sinema çok güzel bir şey.

Ama ben gene de bizim sonumuzun ne Amerikalılar’a ne de İranlılar’a benzeyeceğini düşünüyorum. Milyonlarca insanımızın Gezi Ruhu’nu taşıdığını biliyorum ve bu coğrafyanın ve kültürün bize, bir şekilde, bir güç ve dirayet verdiğine inanıyorum. Aksi taktirde Semih, Nuriye ve Era’nın hala ayakta olmasını nasıl açıklayabiliriz? Evet üçü de hala açlık grevindeler çünkü işlerine geri atanmadılar.

Mektubumu yazarken kelimelerimi çok dikkatli seçtim. Ama gene de hapisanedeki kontrolleri geçip sana ulaşacağından emin değilim. Açıkçası çok merak ediyorum, tam olarak neyi kontrol edip, ne gibi tedbirler aldıklarını. Sorunlu kelimenin üzerini mi karalıyorlar? Yoksa oturup zararsız cümlelerimden yeni bir mektup mu yazıyorlar? Onların da işi zor. Neyse, sana bir de dergi göndereceğim. Umarım ikisi de eline ulaşır.

Bu arada ben 2018 yılının her şeyin bir şekilde sonuca ulaşacağı, emeklerin karşılığını bulacağı, hak edenlerin mutluluğu tadacağı ve hapishanelere sadece cezayı hak edenlerin gönderileceği bir yıl olacağını hissediyorum. En azından umut ediyorum. Sen de umudunu yitirme. Kendine iyi bak. Silivri’ye selam.

İlker Deniz Yücel adres: 9 Numaralı Kapalı Ceza İnfaz Kurumu A 11-81 Silivri / İstanbul

English: Dear Deniz Yücel

Önceki yazıElon Musk telefon numarasını yanlışlıkla Twitter’da paylaştı
Sonraki yazıDear Deniz Yücel
1974 Ankara doğumlu ama 2 yaşından beri Istanbullu. Çocukluk ve gençliği cimnastik ve dans çalışmalarıyla geçti. 2000 yılından beri yoga yapıyor. 2002 yılında evlenip yurtdışına yerleşti ama bir ayağı hep Istanbul'da oldu. Çocuklardan sonra, Norveç'te hayalindeki işin eğitimini alma fırsatı geçti eline. Trondheim Üniversitesi'nde Medya Bilimi ve Görsel Kültür dalında lisans ve yüksek lisans okudu. İki yıl Zürih, 10 yıl Trondheim'da yaşadıktan sonra 2014 yazında eşinin memleketi Almanya'ya yerleşti. Şİmdi iki oğlu ve eşi ile sakin bir hayat sürmekte, ve Türkiye'nin Gezi Gençleri'nce yönetileceği çağdaş bir ülke olduğu hayalini kurmakta. // ENGLISH: Born in Ankara in 1974, moved to Istanbul at age 2. Spent lots of time with gymnastic and contemporary dance at early ages but last 15 years practices rather yoga. Married to an German man in 2002 and move to Zurich. Later lived 10 years in Norway/Trondheim and eventually settled down in Germany. Studied Media Science in Trondheim and finished master degree in 2012. Has two sons. Looking forward the days that Turkey is eventually leaded democratically by the Gezi youth.