Sosyal medyada ne kadar kendiniz gibisiniz?

Sosyal medyanın hayatımız üzerindeki baskın gücü her geçen gün artarken, ondan uzaklaşmakta aynı oranda imkansızlaşıyor. Sosyal medyada paylaşım yapmadığımız, içeriklerden uzak kalmadığımız, birbirimizi “stalklamadığımız” tıksız bir anımız geçmiyor. Bu durum da önemli bir gerçeği beraberinde getiriyor; İçine düştüğümüz bu sosyal medya çukurunu hala kontrol edebiliyor muyuz; yoksa bu çukur çoktan hayatımıza, kişiliğimize ve hatta yargılarımıza yön vermeye başladı mı? İnsanın mükemmeliyetçilik arzusu, kendisini olmadığı birinin “sosyal kimliğine” bürünmeye mi zorluyor?

Sosyal medyada ne kadar kendiniz gibisiniz?
Sosyal medyada ne kadar kendiniz gibisiniz?

Ne yapmanız gerektiğine karar veren bir topluluk

Sosyal medya kullanıcılarının her biri birbiri üzerinde büyük bir etkileyici gücüne sahip. Bu güç, şu günlerden bir anda moda olan bir saç tacını sahip olmak veya hiç bir niteliği olmayan video serilerine katılmak olarak kendini gösterse de aslında hiç bu kadar masum değil.

Sosyal medyanın kitleleri bir arada tutma, örgütleme, yönlendirme ve en önemlisi yönetme gibi büyük resmi gördüğünüzde oldukça tehlikeli olduğunu fark edeceğiniz yönleri de var. Bu da sosyal medya kullanıcılarını fazlasıyla önyargılı ve agresif bireyler olmaya zorluyor.

Günün sonunda, bu önyargılı ve agresif kimseler aslında inanmadığı görüşleri savunan, olmadığı gibi görünen kişiliğinden tamamen uzak bireyler haline gelip bu medya mecraları dolduruyor. Olmadıkları bir hale bürünmeleri yetmezmiş gibi, kendileri gibi bu batağa düşmeyenleri de yeni tabiriyle “linç etmekten” geri kalmıyorlar.

Böylece, her sosyal medya kullanışınızda, fotoğraflarınızın hangi açıdan çekileceğinden, hangi marka ve model ayakkabı giyeceğinize kadar her adımınıza karar veren, aşırı öfkeli, agresif ve yargılayıcı insanlardan oluşmuş bir topluluğun karşısına çıkıyorsunuz.

Hal böyle olunca, sosyal medyada (aslında herhangi bir toplulukta) var olabilme arzusu güden her insan, bu değer yargılarına ve kalıplara uymayı kendine görev ediniyor. Böylece etrafta “fabrikasyon tipi” insanlar görüyoruz. Aynı giyim tarzına sahip, aynı mekanlarda vaktini geçiren, aynı şeylerden zevk alan  yani neredeyse birbirinin aynı insanlar etrafta gezinmeye başlıyor.

Ondan uzak durmak imkansızlaşıyor

Diğer sosyal medya kullanıcıları ve resmi hesaplar bizler üzerinde öyle bir manipülatif güce sahip ki her geçen gün kendimizi bir “akımın” içinde buluyoruz. Şöyle bir düşünün, sadece şu bir kaç ay içerisinde kaç akıma şahit oldunuz? Dahası bu akımlara kapılıp gitmediğimizi iddia etsek dahi, her sayfayı yenilediğimizde, belleğimizde bir yerlerde bu akımlar yerini buluyor. Anlayacağınız, bilmem ne “challenge” yapmasanız bile zihniniz bu bilmem ne challenge’ını yapmamak için ayrı bir challenge yapıyor…

Şimdi kendinizin akımların hiç birine kulak asmadığını, sosyal medyanın sizin üzerinizde hiç etkisi olmadığını söylüyor olabilirsiniz. O zaman soruyorum; Hiç Kardashian poposu istemediniz mi? Ya da spora ne zaman başladınız? Sixpackleriniz çıkmaya başladı mı kontrol ediyor musunuz? Hiç estetik yaptırma ihtiyacı duydunuz mu? Hadi daha masum olsun… Sağlıklı yaşam, glütensiz beslenme, alkali diyetler, pilates… Aslında hep aklınızda olan şeyler değil mi? Belki yemek yemeye “beslenmek” demeye başlamış olabilirsiniz bile…Belki Balenciaga giymiyorsunuz ama üzgünüm bu etkilenmediğiniz anlamına gelmiyor…

Olmak zorundaymışsınız gibi hissettiriyor

Özellikle 90’ların sonundan itibaren hayatımıza iyiden iyiye giren sosyal medya ile güzellik algımızın, toplum yaşantımızın, aile ilişkilerimizin, dostluklarımızın ve daha nicesinin  nasıl değiştiğini bir düşünün. Daha doğrusu nasıl değişmeye zorlandığını…

Toplum içinde bir birey olmaya çalışmak artık sosyal medyanın kurallarına uymaktan geçiyor. Bu kurallarında bazılarının konulmasına yardım ederken bazılarının ise uyulmasına yardımcı oluyoruz. Her ne kadar yapmıyorum desek de insanları yargılıyor bazen kendimiz, bazense herkes gibi olmaya zorluyoruz.

Kendimizin “iyi ve kabul edilebilir” olduğunu diğer insanlara kanıtlamayı o kadar çok arzuluyoruz ki, karşılarına en güzel görüntümüzle, en kabul görecek görüşlerimizle çıkıyoruz. Sonunda ise, her geçen dakika değişen sosyal medya modalarına ayak uyduramayan bedenimiz ve zihnimiz kendini dışlanmış ve yalnız hissediyor. Fakat ona bunu hissettiren sosyal medyaya da bir o kadar bağımlı hale geliyor…

Artık büyük göğüslü, küçük burunlu ve zayıf hatlara sahip kadınların daha güzel görüldüğü, akraba ziyaretlerin “formalite” olmaya başladığı, özel günler için bildirim yayınlamazsak insanların nasıl haberdar olup kutlama mesajlarını DM’lerimize göndereceği, düğün ve doğum kliplerinin evlenmenin ve çocuk sahibi olmanın olmazsa olmazları olduğu bu yeni dünyanın insanı ileriye mi yoksa yozlaşmaya mı götürdüğünü düşünmeyi size bırakıyorum…

Gelecekte daha tehlikeli olacak

Sosyal medya gelecek ile ilgili büyük tehlikeleri ve soru işaretlerini beraberinde getiriyor. Günümüzde her doğan bebeğin sosyal medyanın etkisiyle gelecekte potansiyel bir küfürbaz, bir kültür tahribatçısı, olduğunu bilmek size rahatsızlık vermiyor mu?

Bana kalırsa çocuklarınıza özel fotoğraflarınızı albümler yerine Instagram üzerinden, yakın arkadaşlarınızla buluşmalarınızı mekanlar yerine Facebook’tan, anı ve düşüncelerinizi de günlük yerine Twitter’dan göstereceğiniz zamanlar gümbür gümbür geliyor. Peki neden bizim için bir zamanlar çok özel olan fotoğraf albümlerini, yakın arkadaşlarımızı ve anıları tüm dünyanın erişebileceği platformlarda paylaşma ihtiyacı duyuyoruz? Mantıklı bir açıklamanız varsa benimle paylaşın lütfen…

Bana kalırsa bunun tek açıklaması, içine düştüğümüz sosyal medya çukurunu  yeni evimiz veya yeni dostumuz olarak görecek kadar berbat bir şekilde hayatımızın merkezine koymuş olmamız…

Vakit geç olmadan sosyal medyanın bu denli hayatınızı ve düşüncelerinizi yönlendirmesinden kurtulun! Zira milyarlarca insanın bulunduğu bir dünyada herkesin istediği gibi olabilmek mümkün değildir. Zaten buna hiiç gerekte yoktur…

Türkiye sosyal medya kullanımı: Facebook, Twitter, Instagram, Snapchat