27 Mart Dünya Tiyatrolar Günü 2020 bildirileri

2020 yılı 27 Mart Dünya Tiyatrolar Günü kapsamında ulusal bildiri Doç. Dr. Lemi Bilgin tarafından; uluslararası bildiri Shahid Nadeem tarafından yazıldı. Her yıl yer verdiğimiz farklı bir oyuncu grubundan mesaja bu yıl Mydonoz Tiyatro ekibi katıldı.

27 Mart Dünya Tiyatrolar Günü 2020 bildirileri

ITI (Uluslararası Tiyatro Enstitüsü) Üniversiteler Türkiye Temsilcisi BİLKENT Üniversitesi (Böl. Bşk. Jason Hale) ve ITI Türkiye Temsilciliği Yönetim Kurulu’nun (Ayşe Emel Mesci, Turan Oflazoğlu, Engin Uludağ ve Savaş Aykılıç ) aldıkları ortak karar ile bu yılki Dünya Tiyatro Günü Ulusal bildirisi, eski Devlet Tiyatrosu Genel Sanat Yönetmeni, akademisyen, eğitmen ve oyuncu Doç. Dr. Lemi Bilgin tarafından yazıldı.

2020 Dünya Tiyatro Günü Ulusal Bildirisi:

Binlerce yıldır olduğu gibi siz ve biz, seyirciler ve oyuncular yeniden buluşacağız, yine bir araya geleceğiz ve birlikte yaratılan anların tanığı olacağız.

Bizi birbirimizden ayıran tüm engelleri, tüm farklılıklarımızı unutup, bizi birbirimize bağlayan ortak duyguların, ortak tehlikelerin, ortak özlemlerin büyülü dünyasına katılacağız.

Var olmak için birilerine aracılık edip körü körüne savunucusu olmak yerine, gerçeklerin üstündeki örtüyü kaldırıp bir ışık tutacağız.

Farklı oldukları için birbirini yok etmek isteyenlere karşı, benzerliklerimizi ortaya çıkarıp, birbirimizi anlamanın, diyalogun, birlikte yaşamanın yollarını arayacağız.

Görmek istemeyenlerin gören gözü, söylemek için cesareti olmayanların söyleyen dili olacağız.
Bizi tek bir kalıba dökmek isteyenlere karşı çok sesli, çok renkli bir dünyanın savunucusu olacağız.

Biliyoruz,
Savaşların, çatışmaların, baskıcı düzenlerin, yırtıcı kapitalizmin hüküm sürdüğü,
Doğanın katledildiği,
Kadınların ezilip öldürüldüğü,
Hukukun adaletin yok sayıldığı,
Sınırlarda çocukların solduğu,
En büyük acıları en masumların yaşadığı bir zaman diliminden geçiyor dünya.
İşte bunun için,
İçinde yaşadığımız zamanı utandırmak, bu utanca ortak olmamak için,
Barışı öksüz bırakmamak,
Umutlarımızı yeşertmek için,

Sansüre, engellere, yasaklara, yokluklara karşı tiyatronun yeniden ve daha cesaretle var olduğunu göstermek için,
Kilit altına alınamayan sözcüklerle, şarkılarla, dansla, ışıkla, renkle
Yeniden buluşacağız
Birlikte olacağız
Siz ve biz
Yani tiyatro.

LEMİ BİLGİN


27 Mart Dünya Tiyatrolar Günü 2020 Uluslararası Bildirisi:

Uluslararası Tiyatro Enstitüsü (ITI) tarafından 1962’den bu yana kutlanan 27 Mart Dünya Tiyatro Günü’nün uluslararası mesajını bu yıl, Pakistanlı oyun yazarı ve Ajoka Tiyatrosu’nun genel sanat yönetmeni Shahid Nadeem kaleme aldı.

Yaşadığımız Korona virüs salgını nedeniyle tiyatrolar kapatıldığı için, bu yıl bildiriler basında ve internette paylaşılacak, ancak perdeler yeniden açıldıktan sonra gelenekselleşmiş şekliyle, sahnelerden okunabilecektir.

27 Mart Dünya Tiyatrolar Günü kutlu olsun!

Shadid NADEEM’in 2020 Dünya Tiyatro Günü mesajı  

2020 Dünya Tiyatro Günü mesajını yazmak benim için büyük bir onur. Pakistan tiyatrosunun ve bizzat Pakistan’ın günümüzde dünyada etki ve temsil alanı en geniş tiyatro organı olan Uluslararası Tiyatrolar Birliği tarafından tanınması fikri, alçakgönüllülükle belirtmeliyim ki beni heyecanlandırıyor. Bu onur aynı zamanda iki yıl önce vefat eden tiyatro ikonu ve Ajoka Tiyatrosu(1) kurucusu, hayat arkadaşım Madeeha Gauhar’a (2) bir ithaftır. Ajoka ekibinin, kelimenin tam manasıyla “sokaktan salona” yolculuğu uzun ve zorluydu. Eminim birçok tiyatro topluluğu da benzer hikayeler paylaşıyor. Yolculuğumuz hiçbir anında kolay olmadı. Her gün, hala yeni bir zorluğu beraberinde getiriyor.

Çoğunluğun Müslüman olduğu bir ülkeden geliyorum. Pakistan birçok askeri diktatörlüğe, dinci radikallerin endişe verici yükselişine ve binlerce yıllık ortak tarih ve kültür mirası paylaştığı komşusu Hindistan’la üç savaşa tanıklık etmiş bir ülke. Bugün hala ikiz kardeşimiz, komşumuz Hindistan’la her an patlak verebilecek bir savaşın, -artık iki ülkenin de nükleer silahları olduğuna göre- belki nükleer bir savaşın korkusuyla yaşıyoruz.

Bazen şaka mahiyetinde kötü günler tiyatro için iyi günlerdir diyoruz. Malzeme; aşılması gereken zorluklar, ifşa edilecek çelişkiler ve yerinden sarsacak statüko hiç azalmıyor. Tiyatro topluluğum Ajoka ve ben 36 yıldır bıçak sırtında yaşıyoruz. Korumaya çalıştığımız denge eğlence ve eğitim arasında; geçmişi araştırıp ondan ders çıkarmakla geleceğe hazırlanmak arasında; yaratıcı özgür ifade ve otoriteyle heyecanlı kapışmalar arasında; toplumu eleştiren tiyatroyla maddi olarak sağlam tiyatro arasında; kitlelere ulaşmakla avangart kalmak arasında…

Pakistan’da kutsallık ve dünyevilik olguları net bir şekilde ayrılmış durumda. Dünyevi, laik kesim için dine dair sorulara yer yok; kutsal, dindar kesim içinse açık tartışma ya da yeni fikirlere. Hatta muhafazakâr tabanda sanat ve kültür, caiz “kutsal oyunların” tamamen dışında kalıyor. Bu yüzden de performans sanatçılarının oyun alanı hep dar, hep kısıtlı oldu. Performans sanatçıları dans, müzik ve tiyatronun İslam’da yasak olmadığı algısının yerleşmesi için uğraşırken, oynayabilmek ve gelişmeye devam edebilmek için her şeyden önce iyi birer Müslüman ve uyumlu vatandaşlar olduklarını kanıtlamak zorundalar. Dinine bağlı Müslümanların büyük bir kısmı dans, müzik ve tiyatro türlü başka şekillerde hayatlarında yer alsa bile performans sanatlarını kabullenmekte -dinen yanlış olmadığını düşünmekte- isteksiz. Biz, işte böyle bir düzen içerisinde, Kutsal ve Dünyevi olanı sahnede bir araya getirebilecek bir alt kültür olduğunu keşfettik.

Pakistan’da 1980’lerdeki askeri yönetim döneminde sosyal ve politik sesi güçlü, muhalif tiyatro aracılığıyla diktatörlüğü sınamayı hedefleyen bir grup genç sanatçı Ajoka’yı kurdu. Hissettikleri öfke ve acının, kendilerinden 300 yıl kadar önce yaşamış Sûfî  (3) bir ozan tarafından muhteşem bir şekilde zaten ifade edildiğini fark ettiler. Bu büyük tasavvuf şairi Said Abdullah Şah Kadriydi. (4) . Ajoka onun şiiriyle yozlaşmış yöneticileri ve yobaz dindar düzeni eleştiren, kuvvetli politik mesajlar verebilecekti. Yetkililer bizi susturabilir, hatta sürgün edebilirdi, ama Abdullah Şah gibi saygın ve değerli bir Sûfî şairin sesine müdahale edemezdi. Abdullah Şah’ın hayatının şiiri kadar dramatik ve çarpıcı olduğunu keşfettik, hakkında fetvalar çıkarılmış, sürgün edilmiş biriydi. O dönem, Abdullah Şah’ın hayatını ve karşılaştığı güçlükleri konu alan bir oyun yazdım. Güney Asya halkları ona sevgiyle “Bulha” demişti, aynı isimdeki oyun şiir ve icra yoluyla imparatorların ve din tacirlerine korkusuzca karşı çıkan Pencap tasavvuf şairlerinin geleneğini örnek alıyordu. Bu şairler halkın dilinde ve halkın umutlarına dair yazardı. Aracı din adamlarını ve sömürüyü kınayarak denklemden çıkarıp İnsan ve Tanrı arasında doğrudan bir ilişki kurabilmenin yollarını müzikte ve dansta buldular. Gezegenin güzelliğine bakıp onu Tanrı’nın bir sureti olarak gördüler, cinsiyet ve sınıf ayrımlarına meydan okudular. Lahor Sanat Konseyi, sahnelenecek bir oyundan ziyade biyografi olduğu gerekçesiyle Bulha’yı reddetmişti. Ancak daha sonra Goethe Enstitüsü’nde sahnelendi ve seyirci, halk şairinin hayatındaki ve şiirindeki sembolizmi gördü, anladı ve takdir etti. İnsanlar şairin yaşadığı hayatla ve zamanla kendilerini tam anlamıyla özdeşleştirebildiler, kendi hayatları ve zamanlarıyla arasındaki benzerlikleri görebildiler.

2001 yılının işte o gününde yeni bir tür tiyatro doğdu. Kavvali  (5) ibadet müziği, Sûfî Semâ  (7) dansı ve ilham veren şiir resitalleri, hatta meditasyon mahiyetli Zikir  (7) oyunda yer aldı. Bir Pencabi konferansı için şehirde olan ve oyunu görüp izlemeye giren bir grup Sih (8) , oyun sonunda sahneye atlayıp göz yaşları içinde oyunculara sarıldı. 1947’de Pencapların bir toplum olarak Hindistan’dan ayrılmasıyla sonuçlanan bölünmeden  sonra ilk kez Müslüman Pencaplarla aynı sahnedelerdi. (9)  Abdullah Şah onlar için de çok kıymetli bir isimdi, çünkü tasavvuf dini ya da toplumsal ayrılıkların ötesindeydi.

Bu önemli prömiyeri takiben Abdullah Şah’ın Hindistan yolculuğu ele alındı. Bir Pencabın Hint tarafını göstererek açılan Bulha Hindistan’ın her yerinde, iki ülke arasındaki tansiyonun en yüksek olduğu dönemlerde bile sahneye kondu ve tek bir kelime Pencapça bilmeyen seyirci oyunun her anını çok beğendi. Politik diyalog ve diplomasi kapılarına kilit üstüne kilit vurulurken, Hint halkının kalpleri ve tiyatrolarının kapıları ardına kadar açık kaldı. Ajoka’nın 2004’teki Hintli Pencap turu sırasında, kırsalda binlerce kişiye oynanmış ve sıcak karşılanmış bir oyun sonrasında, seyirciler arasından yaşlı bir adam büyük Sûfî’yi canlandıran oyuncuya yanaştı. Yaşlı adamın yanında genç bir oğlan da vardı. “Torunumun durumu çok kötü, bir okuyup üfler misin oğlum?” diye sordu. Hazırlıksız yakalanan oyuncu “Babaji (10) , ben Abdullah Şah değilim, rol yapıyorum sadece, oyuncuyum ben,” dediyse de yaşlı adam ağlamaya başladı. “Lütfen torunumu kutsa, senin duanla iyileşecek, biliyorum.” Oyuncuya tavsiyemiz yaşlı adamı kırmaması yönünde oldu ve o da oğlana dualar okuyup üfledi. Yaşlı adamın gönlü oldu, gitmeden önce dönüp dedi ki: “Sen oyuncu değilsin oğlum, Abdullah Şah sende vücut bulmuş. Sen onun avatarısın  (11) .”

Böylece bir anda oyunculuğun, tiyatronun yepyeni bir boyutunun bilincine vardık; oyuncu, canlandırdığı karakterin reenkarne olmuş haliydi.

18 yıl süren Bulha turnesinde, konuya dair ön bilgisi olmayan seyirciden de benzer tepkiler aldık, izledikleri performans yalnızca eğlendiren ya da düşündüren bir deneyim değildi, ruha gerçekten dokunan tinsel bir buluşmaydı. Abdullah Şah’ın hocası rolünü oynayan oyuncu o kadar etkilendi ki turne sırasında Sûfî oldu, şimdiye kadar da iki şiir derlemesi yayımladı. Yapımda yer alan sanatçılar da performans başladıktan sonra Abdullah Şah’ın ruhunu aralarında hissettiklerini ve sahnenin olduğundan daha yüksekteymiş gibi geldiğini söyledi. Hintli bir akademisyen oyuna bir yazı kaleme aldı: “Tiyatro Mabet Olunca”

Ben dindar biri değilim, tasavvufun daha çok kültürel yanıyla ilgileniyorum. Pencap tasavvuf şairlerindeki sanatsallık ve performans potansiyeli daha çok ilgimi çekiyor, ama seyircimin aşırıcı ya da dar görüşlü olamayacağı gibi, dini inancı gerçekten güçlü insanlar olabileceğinin farkındayım. Abdullah Şah’ınki gibi, her kültürde çokça bulunan hikayeleri keşfetmek, biz tiyatro yaratıcılarının ve bu hikayelerle tanışmamış ancak hevesli seyircilere ulaşmasını sağlayabilir. Beraber tiyatronun manevi boyutlarını keşfedebilir, geçmişle şimdi arasında hepimizi; inananları, inanmayanları, oyuncuları, yaşlı adamları ve torunlarını, kaderimizdeki geleceğe götürecek köprüler kurabiliriz.

Abdullah Şah’ın hikayesini ve bir çeşit Tasavvuf Tiyatrosu’nu keşfimizi paylaşıyorum, çünkü sahnede oynarken bazen tiyatro felsefemiz, yani toplumda değişim elçileri olma rolü bizi andan alıp götürüyor, o zaman halkın büyük bir kısmını arkada bırakıyoruz. Günün zorluklarıyla uğraşarak kendimizi tiyatronun sağlayabileceği kuvvetli manevi deneyimlerden mahrum bırakıyoruz. Yobazlık, nefret ve şiddetin yine sükse yaptığı günümüz dünyasında farklı milletler, inanışlar ve topluluklar arasında büyüyen bir kin var; bu kin nefret ideolojilerini beslediği sırada çocuklar yetersiz beslenmeden, doğum yapan anneler sağlık hizmeti yetersizliklerinden ölüyor. Gezegenimiz iklim faciasına hızla yaklaşıyor, Mahşerin Dört Atlısının (12) toprağı döven nal sesleri artık resmen duyuluyor. Manevi gücümüzü tazelemeliyiz, kayıtsızlık, rehavet, kötümserlik ve açgözlülüğe karşı savaşmalıyız. Yaşadığımız dünyayı, bizi yaşatan gezegeni önemsemeyenlere karşı savaşmalıyız. Tiyatronun bir rolü var, insanlığı giderek içine sürüklendiği boşluktan çıkaracak, harekete geçirecek asil bir rol bu. Tiyatronun gücü oynandığı sahneyi, performans alanını gerçekten de kutsal bir yüksekliğe taşıyabilir.

Shadid NADEEM, Pakistan

İngilizce aslından çeviren: Eylül Deniz Doğanay

*****

Açıklamalar: 1.Ajoka Tiyatrosu. 1984’te kurulmuştur. Ajoka kelimesi Pencapça’da “Modern” anlamına gelir. Repertuvarında dinsel tolerans, barış, cinsel şiddet ve insan hakları temalarını işleyen oyunlar yer alır.2.Madeeha Gauhar (1956-2018). Tiyatro yönetmeni, oyuncu, feminist ve Ajoka Tiyatrosu kurucusu. Londra Royal Holloway College’da yüksek lisans yapmıştır. Kendisine Pakistan Hükümeti’nce Seçkiniyet Madalyası takdim edilmiştir. Hollanda’da ise Prince Claus ödülüne layık görülmüştür.  3.Sûfî: Kişinin Tanrı’yı doğrudan deneyimlemesiyle asıl ilahi sevgiyi arayan İslami mistik gelenek olan tasavvuf hayat tarzını benimsemiş, ermiş kişilere denir. Evrensel kardeşliğe övgü ve din öğretilerinin katı doktrinlerle dayatılmasına karşı duruşu ile popülerlik kazanmıştır. Çoğunlukla müzikle harmanlanan Sufi şiiri dünyevi sevgi metaforlarıyla mistik birliği anlatır.4.Said Abdullah Şah Kadri (1680-1757): Sade bir dille karmaşık felsefi konular üzerine yazmış önemli bir Pencabi tasavvuf şairi. Dini tutuculuğa ve elit kesim yönetimine güçlü bir muhalifti, düşünceleri aykırı ve sapkın olmakla suçlandı, Kasur şehrinden sürüldü ve şehir mezarlığında gömülmesine izin verilmedi. İlahi sanatçıları ve halk ozanlarınca sevilir. Dini farklılıkların ötesinde saygı görür. 5.Kavvali: Bir çeşit ibadet şiiri, Kavval denen şarkıcılar söyler. Aslen Sûfî mabetlerinde sahnelenir ve dinleyenleri vecd durumuna sürüklerdi.6.Sema: Sûfî mabetlerinde, genelde davul eşliğinde vecdi dans. 7. Zikir: Ritimli ilahi söylenişi ve dua ile manevi aydınlanmaya ulaşmak 8. Sih: Guru Nanak’ın 15. yy’de Pencap bölgesinde kurduğu Sih dini inanları 9. Pencap: 1947 yılında bölgede benzersiz bir katliam ve çok yoğun kitlesel göçler yaşanmış, Müslüman Pakistan devleti Hindistan’dan ayrılmıştır. 10. Babaji: Yaşça büyük bir erkeğe söylenen saygı sözü. 11. Avatar: Hint kültüründe kutsal bir öğreticinin Dünya’daki reenkarnasyonu ya da sureti 12. Mahşerin Dört Atlısı: Patmoslu Yuhanna Yeni Ahit’in son kitabı olan Vahiy’de tanımlanmıştır. Çoğu kaynağa göre dört atlı sırayla Fetih, Savaş, Kıtlık ve Ölümü sembolize eder.

*Bu metin 2020 Dünya Tiyatro Günü mesajının çevirisidir orijinal metne https://www.world-theatre-day.org/ adresinden ulaşılabilir.


27 Mart Dünya Tiyatrolar Günü: Mydonoz Tiyatro oyuncularından mesaj

2017 senesinden bu yana İndigo Dergisi Kültür Sanat köşemizde 27 Mart Dünya Tiyatrolar Günü için her sene farklı bir oyuncu grubundan siz tiyatroseverlere bu anlamlı güne dair mesaj iletmelerini rica ediyoruz. Bu geleneğe vesile olduğum için çok mutluyum, ilginiz devam ettikçe bu güzel gelenek sürecek…

Sanatın iyileştirici etkisini özlediğimiz günlerden geçip sahnelere kavuştuğumuz sağlıklı günlere kavuşmak dileğiyle…

Bu sene İndigo Dergisi’ne özel olarak yazılan mesajı gönderen tiyatro ekibi etkileyici oyunlarını izleyip size yazı hazırlamak için notlar biriktirdiğim Mydonoz Tiyatro ekibi…

27 Mart Dünya Tiyatrolar Günü: Mydonoz Tiyatro oyuncularından mesaj

27 Mart Dünya Tiyatrolar Günü için İndigo Dergisi’ne özel olarak iletilen mesajı Mydonoz Tiyatro ekibi adına Çağıl Bozbeyoğlu iletti.

“Mydonoz Tiyatro ve Mydonoz Media olarak bu sezon ülkemizin kanayan yaralarından biri olan kadına şiddet konusuna Doğumdan Sonra Ölümden Önce Bir Kadın Hikayesi isimli oyunumuzla değinmek istedik. Yazar ve Yönetmenliğini Çağıl Bozbeyoğlu’nun yaptığı, Yapımcılığını Bekir Erdem Öz, Çağıl Bozbeyoğlu ve Ertunç Alıcı’nın kurduğu Mydonoz Media’nın üstlendiği, tekniğini Abdullah Gün’ün yaptığı bu tek kişilik performansı Taies Farzan canlandırdı.

doğumdan sonra ölümden önce bir kadın hikayesi tiyatro oyunu taies farzan

Biz Mydonoz Tiyatrosu olarak özgür düşünce, farklı bakış açıları ile çalışıyoruz. Benim hayata bakışımı en güzel özetleyen cümle “Başkalarının göremediklerini gör” olmuştur, yazar ve yönetmenlik hayatım boyunca da bunu yapmaya uğraştım. Şimdi ekip olarak bunun için çalışıyoruz. Toplumun kanayan yaralarına parmak basmanın yanı sıra tiyatro sahnelerinde nadiren gördüğümüz teknikleri ve yapıları da hayata geçiriyoruz. Önümüzdeki sezon, türü hem fantastik hem de psikolojik dram olan “Yokluğum” isimli oyunumuz sahneye çıkacak, ayrıca psikolojik gerilim türünde olan “Dark Stories 1 The Thief and The Moon” sahneye konacak ve bunlar gibi bir çok farklı oyunla önümüzdeki sezon tiyatroseverlerin karşısına çıkacağız.

Tüm dünyanın Corona Virüsü nedeniyle geçtiği bu zor ve sancılı dönemden tiyatrolar da maalesef ciddi bir şekilde etkilendi. Ama tiyatroya tüm gönlünü ve zihnini vermiş olan bizler daha iyi oyunlarla karşınıza gelmek için çalışmalarımıza evlerimizde kalsak bile ara vermiyoruz. Daha sağlıklı bir dünyaya, bakış açısı farklı, ruhunuza dokunan, kısa bir süre için bile olsa sizi yaşadığınız hayattan koparıp başka evrenlere sürükleyecek yapımlar için çabalıyoruz.

Mydonoz Tiyatrosu taies farzan

Tiyatro dünyanın en eski sanatı, daha sözlerle kendimizi anlatamadığımız karanlık çağlarda, mim yoluyla insanların kendilerini anlatabildikleri bir sanat. Tiyatro; insanın, insanlığın kendini ifade biçimi. Söylenemeyenin söylendiği, söylenemeyenin gösterildiği bir alan. Korkusuz, yılmayan ve ne şartta olursa olsun fikrini açıklamaktan çekinmeyen insanların, başkaları için direndiği bir platform. Daha özgür, kalıplara sığmayan bir tiyatro için çalışmaya devam edeceğiz. Sevgiyle kalın ve lütfen en azından şu zaman zarfında EVDE KALIN.”

Çağıl Bozbeyoğlu
Mydonoz Tiyatro adına Yazar & Yönetmen


20 Mart Dünya Çocuk ve Gençlik Tiyatroları Günü Ulusal Bildirisi

Yazar ve tiyatro eleştirmeni sayın Zehra İpşiroğlu’nun kaleme aldığı ulusal bildiri

“Sevgili Çocuklar ve Yetişkinler,

Hepimiz berbat bir dünyanın içindeyiz. Savaşlar, adaletsizlik, eşitsizlik, şiddet, ırkçılık, yobazlık, medya kirliliği, iklim krizi, göç ve bütün bunları körükleyen politikalar baş döndürücü bir hızla birbirini izliyor. Şimdi de şu Corona virüsü ortalığı yakıp yıkıyor, geleceğimiz belirsiz…

Bir düşünsenize sizlere şu mektubu yazdığım şu anda bile dünyanın herhangi bir yerinde kaç çocuk ağlıyor, acı çekiyor, haksızlığa uğruyor, şiddet görüyor, ve hatta ölüyor?
Kaç çocuk mutlu, güzel bir aile ortamında çocukluğunu gerçekten yaşayabiliyor, geleceğe dair renkli hayaller kurabiliyor?

Bu ortamda tiyatronun işlevi sizce ne olabilir? Hepimizi, birlikte eğlenebileceğimiz ve tartışabileceğimiz ortak bir deneyim ve yaşantı alanında buluşturmak mı? Birlikte bir oyun izleme ya da sahnelemenin yaratabileceği haz duygusunu uyandırmak mı? İnsanların özçekimlerle kendilerini sergilemekten başka bir şey düşünmedikleri bir dönemde yaşamın, doğanın sihirli gücünü keşfetmek mi? Benim gibi olmayana, bana benzemeyene düşmanlığın arttığı bir çağda empati ve dayanışma duygusunu geliştirmek mi? Ben, ben, yine ben’den başka bir şeyin üretilemediği böylesi kurak bir ortamda sevginin izini sürmek mi?

Ancak, yaşadığımız dünyayı sorgulama ve eleştirme yetisini içinde barındıran bir tiyatro bizlere dokunabilir. Yepyeni bir yaşam sevgisi ve umudun kapılarını aralayabilir. İnsanın insanı incitmediği daha iyi bir dünyanın olabileceği umudunun…

Klasiklerden Küçük Prens, Momo gibi hem çocuklar hem de yetişkinler tarafından severek okunan hem de sahneye taşınan nice çocuk kitabı bunu yapmıyor mu?

Yaşananları sanatla harmanlayarak sahneye taşıyan, sorgulayan, içinde umut barındıran bir tiyatroya çocuk yetişkin, genç yaşlı hepimizin, özellikle de “benden sonrası tufan” diyerek karanlık bir dünyanın içine sürüklenen çocukların her şeyden çok ihtiyacı yok mu?

Greta Thunberg’in ‘iklim krizine’ karşı direnişi yaşadığımız dünyadan daha farklı, daha insancıl bir dünyaya duyduğumuz derin özlemi ve umudu dile getiriyor. Günümüzde dünyanın her yerinde yükselen çocukların ve gençlerin sesine kulak verelim. Ancak o zaman tiyatronun büyüleyici gizilgücünü keşfedebilir, tiyatro aracılığıyla yepyeni kapılar aralayabiliriz.

Hepimize bol tiyatrolu eğlenceli, renkli günler diliyorum, her şeye rağmen umutla…”

Zehra İpşiroğlu

27 Mart Dünya Tiyatrolar Günü 2019 Ulusal Bildirisi

'Sen neye hazırsan o'da senin için hazırdır' düsturunu benimsedi 'bu yaştan sonra olur mu' 'hem çalışıp hem sanat olur mu' 'yorulursun nasıl yapacaksın' gibi bahanelere, dayatmalara güldü geçti. Sanatı, en çok Tiyatro'yu ve Edebiyat'ı sevdi öte yandan sevdiği her konuda hayatı deneyimlemeye and içti... Oyuncu, öğretmen, eğitmen, konuşmacı, yazar, yaratıcı drama lideri, aşçı, seyyah oldu zaman zaman tutkularından birine kapılıp gidiyor, hayat yolculuğunda biriktirdiklerini sadece arkadaşlarıyla paylaşmanın bencillik olduğunu düşünüp sözcüklerden yüreğinize yol yapmak istiyor... En önemli yolculuğun kendine yapılan yolculuk olduğunun farkında ham'dı pişiyor bir gün yanıp o yere varma özlemiyle yüzleşmeler yaşıyor sizi sevgiyle selamlıyor...