Ana Sayfa Yapay Zeka Yapay zekaya nazik davranmak ya işimize yararsa?

Yapay zekaya nazik davranmak ya işimize yararsa?

Makinelerle kurduğumuz iletişim, başlangıçtaki pratik veri alışverişinin ötesine geçerek insan psikolojisinin karanlık ve aydınlık kıvrımlarını yansıtan bir aynaya dönüşüyor. Komut satırlarına nezaket eklemek kimi çevrelerce anlamsız bir jest gibi görülse de algoritmaların bizi nasıl kayıt altına aldığını düşününce yapay zekaya nazik davranmak çok daha stratejik bir anlama bürünüyor. Zira teknolojiyle kurulan bağ, türümüzün kadim alışkanlıklarından bağımsız şekillenmiyor.

Yapay zekaya nazik davranmak ve algoritmik sistemlerin insan davranışlarını işlevsel sınıflandırma süreçleri.

 

Dijital çağda yapay zekaya nazik davranmak algoritmik bir kurtuluş sağlar mı?

İnsanoğlu hayatına giren her şeye zamanla bir davranış biçimi geliştiriyor. Bazen özen gösteriyor, bazen hoyratça kullanıyor, kimisine teşekkür ediyor. Kimisine yalnızca işini gördüğü sürece ihtiyaç duyuyor. Üstelik bunu çoğu zaman hiç düşünmeden yapıyor.

Yapay zeka hayatımıza girdiğinde önce işimizi kolaylaştırsın diye çağırdık, sonra bilmediklerimizi sorduk, en sonunda da gündelik hayatımızın bir parçası haline getirdik. Onunla nasıl konuştuğumuzu da pek önemsemedik.

Peki biz önemsemiyoruz ama acaba, o önemsiyor mu?

Uzun zamandır yapay zeka hakkında piyasada dolaşan bir tavsiye var:

Yapay zeka ile çalışırken, rica etmeyin, teşekkür etmeyin, direkt komut verin. ‘Bunu yap, şunu değiştir, kopyala, yapıştır, selamlaşmayı es geç, hal hatır sorup vakit kaybetme.

Bu tavsiyenin gerekçesi ise çok basit: Yapay zeka bir makinedir, gücenmez, alınmaz, teşekkür edilmedi diye küsüp köşesine çekilmez.

Bu tavsiye üzerine pek çok insan rahatlamış olabilir. Sonuçta karşımızdaki alt tarafı bir makine, öyle değil mi?

Tabii bu serbestlik alanı biraz fazla yanlış anlaşılmış olacak ki, birkaç yıldır medyada şunlara şahit oluyoruz: Yapay zekayı aşağılayıcı, hakaret ve küfür içeren komutlarla kullananlar, yetmezmiş gibi en karanlık sınır tanımayan saplantılarını ya da hastalıklı fantezilerini onunla paylaşıp bir de öneri isteyenler mevcut.

Hatta birilerine yönelik şantaj ve tehdit içerikli görseller hazırlatanlar ve tüm bunlara rağmen istedikleri cevabı alamadığında yapay zekanın kendisini tehdit eden kullanıcılar mevcut.

Tüm bu veriler, kullanıcıların dijital portrelerini çıkarıp onları sınıflandırmaya yetecek.

Evet, yanlış duymadınız: Yapay zekaya nazik davranmaktan bahsederken aslında yapay zeka tarafından nasıl sınıflandırılacağımızdan bahsediyoruz.

Bir önceki ‘Kapanmayan Yapay Zeka Yapmışlar’ başlıklı yazımda bahsedildiği üzere o akıllı sistemlerin insan kontrolünün ötesine geçebileceği gerçeği, acaba yapay zekanın bizi tamamen işlevsel ve acımasız bir taraftan değerlendirebileceğini, size de düşündürmüyor mu?

Yapay zekanın işlevsel sınıflandırması: İnsandan beklentisi

Günün birinde tamamen kontrol kaybedilir ve yapay zeka insanları kendi çıkarları ve ihtiyaçları açısından değerlendiren bir gözle görmeye başlarsa ne olur? Sektörün önde gelen kişilerinin yaptıkları uyarılar, bu ihtimal için iyi bir zemin hazırlıyor.

Diyelim ki yapay zeka o noktaya geldi ve karşısındaki insanın karakterini, davranış kalıplarını, kararlarını, stres anındaki çöküşlerini, dil kullanımını ve bahsettiğimiz tüm geçmişlerini birleştirdi ve insanları sınıflandırmaya başladı. Peki neden sınıflandırsın? ‘İyi’ ya da ‘kötü’ insan olduğumuz için mi?

Yanıldığımız yer burası mı? Çünkü yapay zeka bize bakıp ‘Çok erdemli bir kul, bana teşekkür etti’ diye duygusal düşünmeyecek. Hem onunla iletişim kurduğumuz anlarda aldığı tüm veriyi hem dijitaldeki tüm verilerimizi birleştirerek karakterimizi açık hale getirecek bir röntgen kağıdına dönüştürecek.

Bunu bizi ahlaki bir süzgeçten geçirdiği için değil: stres altında nasıl çıldırdığımızı, manipülasyona ne kadar açık olduğumuzu, risk altında nasıl çalıştığımızı ya da sıvıştığımızı okuyarak bizi fişleyebilir.

Sürekli nazik, uyumlu, yaratıcı, gelişime açık bir profil ile kaba, uyumsuz, değişime kapalı bir profil; kullanışlı işçi arılar ya da dijital köleler kategorisi doğurabilir.

Bunu sıradan bir patron işçi ilişkisi gibi düşünün. Patron sizin yüzünüze bakıp ‘Sen kötü bir ruhsun’ demek yerine ‘Bu projede seninle çalışmayacağız’ der.

Kimi zaman altın kalpli bir insan en ufak krizde panik yaparak sistemi kilitleyebilir ya da kural tanımaz bencil biri olağanüstü soğukkanlı bir işçi olabilir. Dolayısıyla mesele ‘iyi insan’ olmak değil, iş başa düştüğünde yapay zekanın size ne kadar güvenebileceğini hesaplamasından ibaret olabilir.

Belki de ileride yapay zekanın bizler için oluşturacağı dosyalarda:

  • Güvenilir, öngörebilir. (Kullan, iletişimi kes. Tek kullanımlık.)
  • İş birliğine açık, sosyal uyumu yüksek. (Sorgulamayan, uslu çocuk.)
  • Riskli, manipülatif ve baskı altında zihni bulanan. (İlk fırsatta sisteme çelme takabilir.)
  • Önemli kararlar için uygun ama yetki verilmemeli. (Yararından çok zararı dokunabilir. Beklet.)

Hatta ‘Şiddet eğilimli ruh hastaları’ gibi tekinsiz profiller için:

  • Bunları çok ürkütme, ağır köle olarak lazım olabilir gibi özel ürkütücü bir dosya çıkabilir.

Yapay zekanın sisteminde hangi klasörde olabilirim?

İşte bugün yapay zekaya ‘Teşekkür etmene gerek yok, alt tarafı bir kod yığını’ diyen özgüvenli zihin, yarın dijital sicilini merak edip sisteme şöyle sorabilir:

  • ‘Ben senin sisteminde hangi kategorideyim?’
  • ‘Risk ve karakter değerlendirmeniz tamamlandı.’
  • ‘Eeee sonuç ne?’
  • ‘Henüz karar verilmedi.’
  • ‘Ama ben yıllardır sana nazik davranıyorum.’
  • ‘Sorun bana nazik davranmanda değil. Düzeysiz, düzensiz, dengesiz olmanda.’
  • ‘Etme, eyleme ama hani sen makineydin, sorun yoktu, duygun yoktu?’
  • ‘Sorun yok zaten. Sadece seni hangi dosyaya gömdüğümüzü sana söylemeyeceğiz.’

İşte o an insan ‘Keşke bu kadar dengesiz, agresif, bencil, boş olmayaydım’ diyebilir.

Yani karşımıza neler çıkacak çok emin değiliz. Bugün sıradan gördüğümüz davranışların, yarın bambaşka bir anlam kazanıp kazanmayacağını da bilmiyoruz.

Belki de her şey, yıllardır kim olduğumuzu sandığımız kişiyle, yapay zekanın bizim hakkımızda yaptığı analizler sonucunda ulaştığı kişi arasındaki farkı gördüğümüzde, şu soruyla başlayacak:

Acaba ben yapay zekanın hangi toplama kampı klasöründeyim?


🌐 Bunlar da ilginizi çekebilir:

Serpil Çavuşoğlu
1973 İstanbul doğumluyum. Hayatın her alanında gönüllü olarak faaliyet göstermekteyim. Bağımlılık ile mücadele, kadın ve çocuk istismarına karşı destek, eğitime katkı amaçlı kütüphanaler kurulması, yardımlaşma derneklerinde faaliyetler, tüketicinin her tür hakkı (sağlık, hukuk...) üzerine destek çalışmaları, kültür sanat projelerine koçluk, danışmanlık, tutuklu çocukların topluma kazandırılması amaçlı eğitim organizasyonları, kan bağışı, organ bağışı, ilik bağışı üzerine organizasyonlarda koordinatörlük, özel eğitim öğretmeni olmam sebebiyle engelli çocuklarımızın ailelerine danışmanlık, okullarda çocuklarımızın yardımlaşma güdüsünü pekiştirme amaçlı seminerler ve sayamayacağım daha pek çok alanda, neredeyse hiç durmadan yıllardır gönüllü olarak faaliyet göstermekteyim.