Ana Sayfa Beslenme Eğitimden yapay zekaya geleceğin diyetisyenliği nasıl şekillenecek? | Prof. Dr. Nevin Şanlıer

Eğitimden yapay zekaya geleceğin diyetisyenliği nasıl şekillenecek? | Prof. Dr. Nevin Şanlıer

Türkiye’nin beslenme ve diyetetik alanındaki öncü bilim insanlarından Prof. Dr. Nevin Şanlıer, İndigo Dergisi özel dosyasının ikinci bölümünde üniversitelere, akademisyenlere ve genç diyetisyenlere sesleniyor. Profesör Şanlıer; eğitimde kalite güvencesinden sürekli mesleki gelişime, sosyal medyadaki bilgi kirliliğinden yapay zekâ destekli beslenmeye kadar mesleğin bilimsel geleceğini belirleyecek temel başlıkları bütüncül bir yaklaşımla değerlendiriyor.


Geleceğin diyetisyenliği, kanıta dayalı tıp ilkeleri, yapay zekâ destekli analizler, kişiselleştirilmiş beslenme ve etik standartlar çerçevesinde biçimlenen; akademi, mevzuat ve sürekli mesleki gelişimle toplum sağlığını korumayı hedefleyen multidisipliner bir uzmanlık ve kurumsal yapılanma sürecini ifade eder.


ÖZEL RÖPORTAJ | BÖLÜM 2 | Bilim, eğitim ve geleceğin diyetisyenliği

Röportajı gerçekleştiren: Uzm. Dyt. Nurettin Şahinli
Röportaj konuğu: Prof. Dr. Nevin Şanlıer

Prof. Dr. Nevin Şanlıer, Türkiye’de beslenme biliminin geleceğini ve yeni kuşak diyetisyenleri bekleyen tarihî sorumluluğu anlattı.

Genç diyetisyenler bu kurumsallaşmanın mimarları olabilir

Özel dosyanın birinci bölümünde Diyetisyenlik meselesini toplum sağlığı, yetkisiz uygulamalar, unvan koruması, meslek kanunu, Anıtkabir buluşması ve koruyucu sağlık politikaları üzerinden ele aldık. Ancak toplumun güvenilir ve nitelikli beslenme hizmetine ulaşabilmesi yalnızca hukuki düzenlemelere bağlı değil. Eğitim programlarının niteliği, akademik kadroların gücü, uygulama altyapısı, mesleki yeterlilik sistemi, sürekli eğitim, bilimsel araştırma kapasitesi ve etik sorumluluk da bu yapının ayrılmaz parçalarını oluşturuyor. Beslenme bilimi hızla değişiyor. Yapay zekâ destekli değerlendirmeler, kişiselleştirilmiş beslenme, nutrigenetik, nutrigenomik, mikrobiyota araştırmaları ve sürdürülebilir beslenme sistemleri yeni bir dönemin kapısını açıyor.

Türkiye bu bilimsel dönüşüme ne kadar hazır? Üniversiteler ve akademisyenler nasıl bir sorumluluk üstlenmeli? Genç diyetisyenler mesleğin geleceğinde nerede durmalı? Akademinin sorumluluğu sınıfta başlıyor, toplum sağlığına uzanıyor.


Üniversitelerin ve akademisyenlerin mesleki yapılanma ve mevzuat geliştirme sürecindeki sorumlulukları nelerdir?

Genel çerçevede üniversiteler ve akademisyenler, diyetisyenlik mesleğinin bilimsel temellerini güçlendirmek ve mesleki standartlarını geliştirmek açısından çok yönlü sorumluluklar üstlenmektedir. Uluslararası deneyimler, akreditasyonun mesleğe girişte kanıta dayalı ve belirli standartları karşılayan bir eğitimin güvence altına alınmasına katkı sağladığını göstermektedir. Müfredatın kapsamı, temel bilim derslerinin ağırlığı, staj ve uygulama süreleri gibi unsurların bilimsel içeriğinin belirlenmesinde akademik kadrolar önemli rol üstlenmektedir. Dolayısıyla üniversiteler, akreditasyon sisteminin hem değerlendirilen hem de bilimsel standartlarına katkı sunan tarafıdır. Beslenme ve diyetetik alanında araştırmalar yürüterek kanıta dayalı uygulamaların gelişmesine zemin hazırlamak akademinin temel sorumluluklarından biridir. Güncel müfredat, uygulamalı eğitim modelleri, mesleki yeterlilikler ve etik değerlerle donanmış mezunlar yetiştirerek mesleğin insan kaynağı kalitesini güvence altına almak gerekir. Meslek kanunları, yönetmelikler ve uygulama standartlarının hazırlanması sürecinde bilimsel görüş ve uzman desteği sunulmalıdır. Kamu kurumları, meslek kuruluşları, dernekler ve sağlık otoriteleriyle ortak çalışmalar yürütülerek mesleki gelişim çok paydaşlı bir zeminde ilerletilmelidir. Toplum sağlığını geliştirecek beslenme politikalarının oluşturulmasına bilimsel veri ve teknik danışmanlık sağlanmalıdır. Eğitim programları, bilimsel etkinlikler ve nitelikli sertifika programları aracılığıyla meslektaşların bilgi ve becerilerinin güncel tutulmasına katkı sunulmalıdır. Farklı ülkelerde beslenme ve diyetetik alanındaki akademik yapıların mesleki standartların geliştirilmesine, gönüllü yeterlilik sistemlerinin kurulmasına ve daha sonra yasal düzenlemelerin şekillenmesine katkı sunduğu görülmektedir. Bu örnekler, akademinin yalnızca eğitim vermekle sınırlı olmadığını; mesleğin devlet nezdindeki yasal ve kurumsal statüsünün geliştirilmesine de bilimsel katkı sağlayabileceğini göstermektedir.

Akademinin sorumluluğu yalnızca eğitim vermekle sınırlı değildir; mesleğin yasal ve kurumsal statüsünün geliştirilmesine bilimsel katkı sunmayı da kapsar.

Özet olarak üniversiteler ve akademisyenler; eğitim, araştırma, bilimsel danışmanlık ve politika geliştirme işlevleri aracılığıyla diyetisyenlik mesleğinin kurumsallaşmasına, meslek mevzuatının güçlendirilmesine ve toplum sağlığının geliştirilmesine katkı sağlamaktadır. Bu sorumluluk alanları birbirinden bağımsız değildir. Eğitim içeriğinin şekillendirilmesi, bilimsel birikimin mevzuat ve politika süreçlerine aktarılması, meslek örgütleriyle iş birliği yapılması ve bütün bu döngünün sürekli mesleki gelişim mekanizmalarıyla güncel tutulması, birbirini tamamlayan bir bütün olarak değerlendirilmelidir.

“Bugün öğrenci veya yeni mezun olan sizler, gelecekte bu kurumsallaşmanın mimarları olabilirsiniz.”

Eğitimde nicelik değil, nitelik belirleyici olmalı

Türkiye’de Beslenme ve Diyetetik eğitiminin niteliğini güçlendirmek için hangi başlıklar öncelikle ele alınmalıdır?

Tüm üniversitelerde asgari bilgi, beceri ve yetkinlikleri sağlayacak ortak eğitim standartları oluşturulmalıdır. Kanıta dayalı beslenme, hassas beslenme, yapay zekâ, dijital sağlık, sürdürülebilir beslenme, nutrigenomik ve bağırsak mikrobiyotası gibi güncel konular müfredata entegre edilmelidir. Klinik beslenme, toplum sağlığı, enteral-parenteral beslenme, yoğun bakım, onkoloji ve pediatri gibi alanlarda uygulama saatleri ve vaka temelli eğitim artırılmalıdır. Nitelikli öğretim üyesi sayısı artırılmalı; laboratuvar, simülasyon ve araştırma altyapısı güçlendirilmelidir. Programların ulusal ve uluslararası akreditasyon süreçlerine katılımı teşvik edilmeli ve sürekli kalite iyileştirme sistemleri uygulanmalıdır. Lisans öğrencilerinin bilimsel araştırma, proje geliştirme, veri analizi ve bilimsel yayın süreçlerine aktif katılımı desteklenmelidir. Tıp, eczacılık, psikoloji ve diğer sağlık disiplinleriyle ortak eğitim ve ekip çalışması geliştirilmelidir. Etik ilkeler, hasta ve danışan iletişimi, kültürel duyarlılık ve etkili iletişim becerileri eğitim sürecinde güçlendirilmelidir. Öğrenci ve öğretim elemanı değişim programları artırılmalı; uluslararası standartlar ve iyi uygulama örnekleri eğitim programlarına dâhil edilmelidir. Mezunların yetkinlikleri düzenli olarak değerlendirilmeli, mezun izleme sistemleri kurulmalı ve yaşam boyu öğrenme yaklaşımı desteklenmelidir.

Özetle Beslenme ve Diyetetik eğitiminin geleceği; standartlaştırılmış ve akredite eğitim, güçlü uygulama altyapısı, araştırma odaklı yaklaşım, dijital ve yenilikçi teknolojilerin entegrasyonu, disiplinler arası iş birliği ve uluslararası kalite standartlarının benimsenmesiyle güçlendirilebilir.

Diploma bir başlangıçtır

Mezuniyet sonrası sürekli mesleki gelişim ve uzmanlaşma nasıl bir sistem içinde yürütülmelidir?

Beslenme ve Diyetetik alanındaki bilgi ve uygulamalar sürekli geliştiğinden, mezuniyet sonrası mesleki gelişim de yaşam boyu öğrenme anlayışıyla sürdürülmelidir.

Bu süreç; bilimsel standartları belirlenmiş sürekli eğitim programları, güncel kanıtlara dayalı eğitim içerikleri ve uygulama deneyimini destekleyen bir sistem içinde yürütülmelidir. Üniversiteler, ilgili meslek kuruluşları ve kamu kurumları arasındaki iş birliği, bu sürecin etkili ve sürdürülebilir olmasına önemli katkı sağlayacaktır. Belirli dönemlerde asgari sürekli eğitim puanı toplanmasını esas alan, kredi tabanlı ve izlenebilir bir sistem oluşturulmalıdır. Bağlayıcı bir sistem kurulacaksa bunun açık bir yasal zemine dayanması gerekir. Yalnızca yetkili ve bilimsel ölçütleri karşılayan kurumlar tarafından akredite edilen eğitim, kurs ve sertifikalar sistem kapsamında değerlendirilmelidir. Uygulamalı alanlarda çevrim içi eğitimlerin yanı sıra yüz yüze staj, uygulama ve mentorluk süreçleri bulunmalıdır. Klinik beslenme, sporcu beslenmesi, pediatri, onkoloji, nefroloji ve halk sağlığı gibi alanlarda yetkinlik standartları, sınav ve gözetimli uygulamaya dayalı ulusal uzmanlık veya yeterlilik sistemi geliştirilmelidir. Yüksek lisans ve doktora programları akademik uzmanlaşmayı desteklemeli; akademisyenler sürekli mesleki gelişim içeriklerinin hazırlanması, güncellenmesi ve bilimsel kalite güvencesinde aktif rol almalıdır. Sistemin başarısı; meslek kuruluşu, üniversiteler ve kamu otoritesinin iş birliğiyle sağlanmalıdır. Meslek kuruluşu uygulama ve mesleki kayıt süreçlerinde, üniversiteler bilimsel içerik ve yeterliliklerin geliştirilmesinde, kamu otoritesi ise mevzuat ve denetimde görev üstlenmelidir. Teorik eğitimler çevrim içi yürütülebilir; ancak klinik beceri gerektiren eğitimlerde yüz yüze uygulama, staj ve mentorluk zorunlu olmalıdır. Özetle Türkiye’de diyetisyenlerin mezuniyet sonrası gelişimi; sürekli mesleki gelişim, akredite eğitimler, ulusal uzmanlık ve yeterlilik sistemi, güçlü akademik katkı, etkili yönetişim ve hibrit eğitim modeli üzerine yapılandırılmalıdır. Bu yapı hem mesleki güncelliği güvence altına alacak hem de “Her sertifika programı mesleki yeterlilik sağlar” algısının önüne geçerek mesleğin toplumsal güvenilirliğini koruyacaktır.

Her sertifika programı mesleki yeterlilik sağlamaz.

Bilgi kirliliğine karşı bilimsel iletişim

Bilgi kirliliği, popüler diyetler ve sosyal medyada yayılan bilim dışı iddialar karşısında diyetisyenlerin ve akademisyenlerin sorumluluğu nedir?

Bilgi kirliliği ve sosyal medyada yayılan bilim dışı beslenme iddiaları karşısında diyetisyenler ile akademisyenlerin temel sorumlulukları Güncel bilimsel kanıtlara dayanan güvenilir ve doğru beslenme bilgilerini topluma aktarmak. Bilimsel temeli olmayan diyetler, besin takviyeleri ve sağlık iddiaları hakkında toplumu doğru biçimde bilgilendirmek. Karmaşık bilimsel bilgileri herkesin anlayabileceği açık ve doğru bir dille paylaşmak. Ticari kaygılar yerine toplum sağlığını ön planda tutarak etik ve tarafsız bir yaklaşım benimsemek. Bireylerin güvenilir bilgi kaynaklarını ayırt edebilmesine katkı sağlamak ve eleştirel düşünmeyi teşvik etmek. Sosyal medya ve diğer iletişim kanallarını sorumlu kullanarak güvenilir, dengeli ve kanıta dayalı içerikler üretmek.

Özetle diyetisyenler ve akademisyenler; bilimsel doğruluğu esas alarak yanlış bilgilerin yayılmasını önlemek, toplumun beslenme okuryazarlığını artırmak ve kanıta dayalı beslenme uygulamalarını yaygınlaştırmakla sorumludur.

Birliğin dört temeli: Bilim, etik, demokrasi ve şeffaflık

Türk Diyetisyenler Birliğinin kuruluş çalışmalarında hangi bilimsel, etik, demokratik ve yönetsel ilkeler gözetilmelidir?

Türkiye’de diyetisyenlerin, hekimler ve eczacılar gibi kanunla kurulmuş kamu kurumu niteliğinde bir meslek birliği ve oda yapılanması henüz bulunmamaktadır. Böyle bir Türk Diyetisyenler Birliği kurulurken gözetilmesi gereken ilkeler Standartlar kanıta dayalı ve uluslararası diyetetik camiasıyla uyumlu biçimde belirlenmelidir. Bağımsız akademik ve bilimsel kurullar standart belirleme süreçlerine dâhil edilmeli, yapı bilimsel gelişmelere göre güncellenebilir olmalıdır. Diyetisyen-danışan, meslektaş ve kamu ilişkilerinde dürüstlük ile güven esas alınmalıdır. Bağımsız bir disiplin kurulu ve etkili çıkar çatışması politikaları oluşturulmalı, kamu yararı bireysel veya ticari çıkarların önünde tutulmalıdır. Yönetim organları kanunda gösterilecek usullere göre, gizli oyla ve yargı gözetiminde seçilmelidir. Farklı çalışma alanlarının, uzmanlık derneklerinin ve mesleki yaklaşımların dengeli temsili sağlanmalı; genel kurul düzenli toplanmalı ve yönetim hesap verebilir olmalıdır. Kanunla kurulmuş ve kamu tüzel kişiliğine sahip açık bir yasal statü oluşturulmalıdır. Yapı; istihdam, mevzuat ve eğitim kalitesi gibi somut sorunlara odaklanmalı, mali şeffaflık ve bağımsız denetim esaslarını benimsemelidir. Sağlık Bakanlığı, YÖK, üniversiteler ve mevcut meslek dernekleriyle görev ve yetki sınırları açıkça belirlenmelidir.

Mesleki yapılanmaların güçlü, sürdürülebilir ve toplum yararına hizmet eden bir yapıya kavuşabilmesi için bilimsel, etik ve demokratik ilkelerin temel alınması gerekir. Kuruluş çalışmalarında akademisyenlerin, kamu kurumlarının, meslek mensuplarının ve ilgili bütün paydaşların görüşleri alınmalı; şeffaf, katılımcı ve ortak akla dayanan bir hazırlık süreci benimsenmelidir. Geniş katılımlı bir yaklaşım, mesleğin ortak ihtiyaçlarının doğru belirlenmesine ve oluşturulacak yapının daha güçlü bir kurumsal temele oturmasına katkı sağlayacaktır. Kurulacak yapının demokratik temsil anlayışını benimsemesi, mali şeffaflık ve hesap verebilirlik ilkeleri doğrultusunda faaliyet göstermesi kurumsal güven açısından vazgeçilmezdir. Bilimsel bağımsızlığın korunması, çıkar çatışmalarını önleyecek mekanizmaların oluşturulması ve karar süreçlerinin bilimsel kanıtlara dayandırılması gerekmektedir. Ayrıca merkez ve oda yapılanmaları arasındaki görev, yetki ve sorumlulukların açık biçimde tanımlanması, akademik danışma mekanizmalarının etkin işletilmesi ve kurumsal koordinasyonun güçlendirilmesi hem mesleğin gelişimine hem de sunulan hizmetlerin niteliğinin artırılmasına önemli katkı sağlayacaktır. Sonuç olarak bilimsel ilkeler içeriği, etik ilkeler güvenilirliği, demokratik ilkeler meşruiyeti, yönetsel ilkeler ise sürdürülebilirliği güvence altına alacaktır.

Bilim içeriği, etik güveni, demokrasi meşruiyeti, yönetişim sürdürülebilirliği sağlar.

Beslenme biliminin yeni çağı

Türkiye’de Beslenme ve Diyetetik biliminin uluslararası konumunu ve geleceğini nasıl değerlendiriyorsunuz?

Türkiye, Beslenme ve Diyetetik alanında köklü bir geçmişe ve nitelikli araştırmacılara sahiptir. Ancak uluslararası alandaki rekabet gücümüzü daha da artırmak için özgün, çok merkezli ve uzun soluklu araştırma projelerine odaklanmamız gerekmektedir. Türkiye’de Beslenme ve Diyetetik bilimi son 15-20 yılda hızlı bir büyüme yaşamıştır. Bölüm sayısı, uluslararası endekslerde yayın yapan akademisyenlerin sayısı ve araştırma projeleri artmıştır. Ulusal çekirdek eğitim programı ve akreditasyon çalışmaları, alanın uluslararası standartlara yaklaşmasına katkı sağlamıştır. Bununla birlikte büyümenin yalnızca niceliksel olmaması gerekir. Program ve kontenjan artışının nitelikli öğretim üyesi kapasitesi, güçlü uygulama altyapısı, araştırma kalitesi ve mezunların mesleki yeterlilikleriyle dengeli biçimde yürütülmesi önemlidir. Türkiye; beslenme epidemiyolojisi, halk sağlığı beslenmesi ve klinik beslenme alanlarında görünürlüğü artan, ancak uluslararası bilimsel etkisini daha da güçlendirmesi gereken bir konumdadır. ABD’de ACEND gibi akreditasyon yapıları; Birleşik Krallık, Avustralya ve farklı ülkelerde ise mesleki kayıt, yetkinlik ve sürekli mesleki gelişim sistemleri bulunmaktadır. Bu örnekler birebir kopyalanmamalı, Türkiye’nin sağlık sistemi ve toplumsal ihtiyaçlarına uygun bir model geliştirilmelidir. Mesleki yeterlilik sistemi, ulusal meslek birliği ve daha güçlü lisansüstü eğitim ile araştırma altyapısı kurulursa alanın önümüzdeki yıllarda yayın kalitesi ve uluslararası tanınırlık bakımından belirgin bir sıçrama gerçekleştirmesi mümkündür. Bunun önündeki temel risk, kurumsallaşmanın; akademik büyüme, mezun sayısı ve hizmet ihtiyacındaki artışın gerisinde kalmaya devam etmesidir. Gelecekte bizi bekleyen en önemli başlıklar; yapay zekâ destekli beslenme modelleri, kişiselleştirilmiş beslenme, nutrigenetik ve nutrigenomik uygulamalar, mikrobiyota araştırmaları ve sürdürülebilir beslenme sistemleridir.

Türkiye’nin Akdeniz beslenme kültürü, biyolojik çeşitliliği ve kendine özgü hastalık yükü, uluslararası literatüre önemli katkılar sağlayabilecek büyük bir araştırma potansiyeli sunmaktadır. Ulusal beslenme veri tabanlarımızı güçlendirerek ve nitelikli araştırmaları destekleyerek dünya bilimine yön veren bir konuma ulaşabiliriz.

Genç diyetisyenlere mesajlar

Genç diyetisyenlere ve Beslenme ve Diyetetik öğrencilerine mesleğin geleceği açısından hangi mesajları vermek istersiniz?

Sevgili gençlerimize ve öğrencilerimize ilk olarak şunu söylemek isterim: Diyetisyenlik, insan hayatına doğrudan dokunan, toplumsal sorumluluğu yüksek ve geleceği son derece parlak bir sağlık mesleğidir. Bütün konuştuklarımızın ışığında birkaç temel mesaj paylaşmak isterim.

1. Bilimsel titizlik en değerli sermayeniz olacaktır

Beslenme bilimi çok hızlı gelişen; yeni araştırmalarla sürekli güncellenen ve zaman zaman çelişkili bulguların ortaya çıkabildiği dinamik bir alandır. Sosyal medyada kesin ve iddialı önermelerle beslenme tavsiyesi veren pek çok kişiyle karşılaşacaksınız. Sizin farkınız, kanıtların sınırlarını bilen ve gerektiğinde “Bu konuda kesin konuşmak için daha fazla bilimsel veriye ihtiyaç var” diyebilecek entelektüel dürüstlüğünüz olacaktır. Bu yaklaşım kısa vadede daha az dikkat çekici görünebilir; ancak uzun vadede hem mesleğinizin hem de sizin güvenilirliğinizin temelini oluşturacaktır.

2. Mesleğin kurumsallaşma sürecini bir yük değil, fırsat olarak görün

Türkiye’de diyetisyenliğin henüz kanunla kurulmuş bir meslek birliği, oda yapılanması ve standart bir ulusal yeterlilik sistemi bulunmamaktadır. Bu eksiklik yalnızca sizi bekleyen hazır bir yapı olmadığı anlamına gelmez; aynı zamanda şekillendirebileceğiniz büyük bir alan bulunduğunu gösterir. Bugün öğrenci veya yeni mezun olan sizler, gelecekte bu kurumsallaşmanın mimarları olabilirsiniz. Akreditasyon kurullarında, yeterlilik sistemlerinde, bilimsel komisyonlarda ve mevzuat çalışmalarında görev alabilirsiniz.

3. Uzmanlaşın ancak temel bilimlerden kopmayın

Klinik beslenme, sporcu beslenmesi, toplum beslenmesi, toplu beslenme sistemleri veya akademik kariyer… Hangi yolu seçerseniz seçin; biyokimya, fizyoloji, epidemiyoloji, araştırma yöntemleri ve hastalıklarda beslenme gibi temel alanlardaki güçlü bilimsel altyapı sizi hem daha iyi bir uygulayıcı hem de mesleğin gelişimine katkı sunabilecek bir profesyonel yapacaktır.

4. Mesleki dayanışmayı önemseyin

Meslek kanunu, yeterlilik sistemi ve akreditasyon gibi yapılar tek bir kişinin çabasıyla kurulamaz. Meslek örgütlerine katılmak, kongrelerde bulunmak, bilimsel toplantıları takip etmek ve meslektaşlarınızla bilgi alışverişinde bulunmak birer “ekstra faaliyet” değil, mesleğin geleceğini birlikte inşa etmenin parçasıdır. Birbirinizin rakibi değil, aynı bilimsel ve toplumsal sorumluluğu paylaşan meslektaşlar olduğunuzu unutmayın.

5. Toplumun güvenini kazanmanın zor, kaybetmenin ise çok kolay olduğunu bilin

Beslenme bilgi kirliliğinin böylesine yaygın olduğu bir ortamda verdiğiniz her doğru, dengeli ve kanıta dayalı bilgiyle mesleğin itibarını da inşa ediyorsunuz. Bir danışanınıza gerektiğinde “Bilmiyorum, araştırıp size doğru bilgiyi aktaracağım” diyebilmek, bilimsel temeli olmayan bir kesinlikle konuşmaktan çok daha değerli bir meslek pratiğidir. Son olarak bu mesleğin geleceği; bugün laboratuvarda, klinikte, sınıfta veya toplum içinde çalışırken attığınız küçük, sabırlı ve kanıta dayalı adımlarla şekillenecektir. Kurumsal yapılar zaman içinde oluşacaktır. Ancak mesleğin gerçek gücü, her birinizin göstereceği bilimsel dürüstlükte, etik duruşta ve toplum sağlığına karşı taşıdığı sorumlulukta yatmaktadır.

“Bugün öğrenci veya yeni mezun olan sizler, gelecekte bu kurumsallaşmanın mimarları olabilirsiniz.”

Sayın Hocam, benim uzun yıllardır taşıdığım kişisel ve mesleki ideallerimden biri de herhangi bir meslek örgütünün alternatifi olmayan; bilimsel araştırmaları, burs ve eğitim programlarını, toplum beslenmesini, koruyucu sağlık çalışmalarını ve sosyal sorumluluk projelerini destekleyecek “Türkiye Beslenme ve Diyet Vakfı”nı kurmaktır. Böyle bir vakfın Türkiye’nin beslenme politikalarına, akademik üretimine ve toplum sağlığına sağlayabileceği katkıları nasıl değerlendirirsiniz? Kuruluşunda hangi bilimsel, etik, hukuki ve yönetsel ilkeler esas alınmalıdır?

“Türkiye Beslenme ve Diyet Vakfı” fikri, alanımızdaki bilimsel üretimi ve sosyal sorumluluk projelerini desteklemek adına oldukça vizyoner ve değerli bir idealdir. Vakıf ile kurulacak birlik veya mevcut derneklerin idari ve hukuki statüleri kesin çizgilerle ayrılmalıdır. Vakıf, bir meslek örgütü veya kamu kurumu niteliğinde meslek kuruluşu gibi değil; bilim, eğitim, burs, araştırma ve sosyal sorumluluk odaklı bir sivil toplum kuruluşu olarak yapılandırılmalıdır. Vakıf bünyesinde tamamen özerk çalışacak bir Bilim Kurulu ve Etik Kurul bulunmalıdır. Vakfın gelir modelleri sürdürülebilir, etik ve her türlü çıkar çatışmasından uzak olmalıdır. Bağışlar, sponsorluklar, araştırma destekleri ve harcamalar düzenli olarak kamuoyuna açıklanmalıdır. Ticari desteklerin bilimsel araştırmaların tasarımına, sonuçlarına veya yayınlanmasına müdahale etmesine izin verilmemelidir. Üniversiteler, kamu kurumları, ulusal ve uluslararası fon kuruluşlarıyla proje temelli iş birlikleri geliştirilmelidir. Gerçekleştirilen çalışmaların toplumsal etki raporları düzenli olarak kamuoyuyla paylaşılmalıdır.

Bu esaslara bağlı kalındığında vakıf; bilimsel araştırmalara fon sağlayan, başarılı öğrencileri destekleyen, toplum beslenmesi projeleri geliştiren ve koruyucu sağlık çalışmalarına katkı sunan çok değerli bir yapı hâline gelebilir.

Ayrışarak değil, bilim ve hukukla kenetlenerek

Son olarak karar vericilere, üniversitelere, meslek mensuplarına ve kamuoyuna nasıl bir çağrıda bulunmak istersiniz?

Son söz olarak toplum sağlığının geliştirilmesi ve korunması için ortak akılla hareket etmenin zamanı gelmiştir.

Karar vericilere çağrım: Kamu yararını merkeze alan, toplumun nitelikli beslenme hizmetine erişimini güvence altına alacak Diyetisyenlik Meslek Kanunu ile Türk Diyetisyenler Birliğinin kurulması sürecine destek vermeleridir.

Üniversitelerimize ve akademisyenlerimize çağrım: Bilimsel rehberliklerini esirgemeden, eğitimin niteliğini yükseltecek ve mevzuat çalışmalarına ışık tutacak iş birliklerini güçlendirmeleridir.

Meslek mensuplarımıza ve gençlerimize çağrım: Ayrışarak değil; bilimsel ilkelere, meslek etiğine, demokratik katılıma ve hukuka bağlı kalarak kenetlenmeleridir.

Kamuoyuna çağrım: Beslenme ve sağlığınızla ilgili bilgileri alanında yetkin diyetisyenlerden ve güvenilir bilimsel kaynaklardan almalarıdır.

Gelecek; bilimsel temellere dayanan, etik standartları yüksek ve kurumsallaşmış bir diyetisyenlik mesleğiyle çok daha sağlıklı olacaktır.

“Mesleğin geleceği; bilimsel dürüstlük, etik sorumluluk, güçlü eğitim ve ortak akılla kurulacaktır.”


❓ Sıkça sorulan sorular

  • Geleceğin diyetisyenliği için hangi eğitim standartları ve akreditasyonlar öne çıkmaktadır?
    Tüm üniversitelerde asgari yetkinliği sağlayan ortak çekirdek eğitim programları, klinik ve vaka temelli uygulama saatleri ile ulusal ve uluslararası akreditasyon süreçleri öne çıkmaktadır.
  • Türkiye’de diyetisyenlik meslek kanunu ve Türk Diyetisyenler Birliği neden gereklidir?
    Mesleki standartların korunması, unvan karmaşasının önlenmesi, etik kuralların işletilmesi ve toplumun nitelikli beslenme hizmetine ulaşması için yasal bir meslek birliği ve kanuni çerçeve şarttır.
  • Geleceğin diyetisyenliği alanında kişiselleştirilmiş beslenme ve yapay zekâ nasıl bir rol oynayacak?
    Yapay zekâ destekli değerlendirmeler, nutrigenetik, nutrigenomik ve mikrobiyota araştırmaları bireye özgü beslenme tedavilerini güçlendirerek bilimsel kanıta dayalı yeni bir dönem başlatacaktır.
  • Sosyal medyadaki bilgi kirliliği karşısında diyetisyenler nasıl bir sorumluluk üstlenmelidir?
    Bilimsel kanıtlara dayanan doğru bilgiyi açık ve anlaşılır bir dille aktarmak, ticari kaygılardan uzak durmak ve toplumun beslenme okuryazarlığını artırmak diyetisyenlerin temel görevidir.
  • Beslenme ve diyetetik mezunlarının sürekli mesleki gelişimi nasıl yürütülmelidir?
    Kredi tabanlı, izlenebilir ve akredite eğitim programları ile uzmanlaşma sınavları ve mentorluk süreçlerini içeren yaşam boyu öğrenme modeliyle yürütülmelidir.

Röportajın 1. bölümü: Diyetisyenlik Meslek Kanunu Neden Halk Sağlığı Meselesidir?

Nurettin Şahinli
Diyetisyen Nurettin Şahinli Kırıkkale’de doğdu. Yükseköğrenimini Kırşehir Ahi Evran Üniversitesinde Gıda İşleme Bölümü Gıda teknolojisi programında ön lisansını 2014’te aldı. Daha sonra lisansını Doğu Akdeniz Üniversitesi Sağlık Bilimleri Fakültesi Beslenme ve Diyetetik bölümünde 2017 yılında tamamladı. Yüksek lisans eğitimini T.C. Üsküdar üniversitesi Sağlık Bilimleri Enstitüsünde Nörobilim Anabilim dalında Duygusal yeme bozukluklarında uzmanlık almıştır. Bazı yerel gazetelerde sağlık ve tıp alanında güncel yazıları bulunan İntern Nörobilim Uzmanı & Diyetisyen Nurettin ŞAHİNLİ, İstanbul Çekmeköy’de Umut Obezite ve Diyet Kliniğini kurucu olarak açmıştır. 2019 yılının sonlarında ise yine İstanbul Çekmeköy ilçesinde “UMUT PSİKOLOJİ VE DİYET KLİNİK” adı ile Psikoloji ve Beslenme alınında uzman kadrosu ile merkezini 2. kez kurmuş danışanlarını kabul etmektedir.