Türkiye’de beslenme ve diyetetik alanında bilimsel yetkinliğin korunması, halk sağlığının sürdürülebilirliği açısından hayati bir önem taşıyor. Son yıllarda kontrolsüz şekilde yayılan yetkisiz beslenme önerileri ve bilgi kirliliği, bağımsız bir diyetisyenlik meslek kanunu gereksinimini her geçen gün daha acil hale getiriyor. Alanında öncü bilim insanlarından Prof. Dr. Nevin Şanlıer ile gerçekleştirdiğimiz bu röportaj, diyetisyenlik mesleğinin kurumsal geleceğine ve toplum sağlığını koruyan yasal güvencelere ışık tutuyor.
Diyetisyenlik meslek kanunu, diyetisyenlerin görev, yetki ve sorumluluklarını yasal olarak belirleyen, mesleki unvanı yetkisiz kullanımlara karşı koruyan ve vatandaşların bilimsel, nitelikli ile güvenilir beslenme hizmeti almasını güvence altına alan kamusal bir mevzuat düzenlemesidir.
ÖZEL RÖPORTAJ | BÖLÜM 1 | HALK SAĞLIĞI, MESLEK KANUNU VE ANITKABİR BULUŞMASI
Röportajı gerçekleştiren: Uzm. Dyt. Nurettin Şahinli
Röportaj konuğu: Prof. Dr. Nevin Şanlıer
Uluslararası bilimsel etki ölçütlerine dayalı “Dünyanın En Etkili Bilim İnsanları” listesinde yer alan; bilimsel yayınları, akademik çalışmaları ve ödülleriyle Türkiye’nin beslenme ve diyetetik alanındaki öncü isimlerinden biri olan Prof. Dr. Nevin Şanlıer, İndigo Dergisi’ne konuştu. Ankara Medipol Üniversitesi Beslenme ve Diyetetik Bölüm Başkanı ve Obezite Diyetisyenliği Derneği Başkanı Şanlıer; yetkisiz beslenme uygulamalarından meslek kanununa, koruyucu sağlık hizmetlerinden 21 Ağustos Anıtkabir buluşmasına kadar Türkiye’nin gündemindeki kritik başlıkları değerlendirdi.
21 Ağustos’ta Anıtkabir’de yapılması planlanan tarihî buluşma öncesinde Türkiye’nin beslenme bilimindeki öncü kadın bilim insanlarından Prof. Dr. Nevin Şanlıer konuştu. “Meslek kanunu aynı zamanda bir hasta ve tüketici koruma mekanizmasıdır.”
Diyetisyenlik meslek kanunu neden Türkiye’nin halk sağlığı meselesidir?
Beslenme hakkında bilgiye ulaşmak hiç olmadığı kadar kolay. Ancak bilimsel, doğru ve güvenilir bilgiye ulaşmak da bir o kadar zorlaştı. Sosyal medyada yayılan mucize diyetler, kısa sürede ağırlık kaybı vaatleri, yetkisiz kişiler tarafından hazırlanan beslenme programları ve kontrolsüz takviye önerileri; beslenmeyi bireysel tercihler alanından çıkararak doğrudan bir halk sağlığı meselesine dönüştürüyor.
Çocuklardan gebelere, kronik hastalığı bulunan bireylerden yaşlılara kadar toplumun bütün kesimlerini ilgilendiren bu alanda temel soru artık şu:
Vatandaş, karşısındaki kişinin hangi eğitimi aldığını ve kendisine sunulan hizmetin bilimsel standartlara uygun olup olmadığını nasıl bilecek?
Türkiye’de on binlerce diyetisyen; bağımsız bir meslek kanunu, kanunla kurulacak kamu kurumu niteliğinde bir meslek birliği ve oda yapılanması, görev ve yetki sınırlarının daha açık düzenlenmesi, nitelikli istihdam ve eğitimde kalite güvencesi talep ediyor.
Ulusal Diyetisyenler Birliği Kuruluş Girişimi ise gerçekleştirmeyi planladığı kamuoyu çalışmaları ile bu talepleri gündeme taşımaya hazırlanıyor.
Türkiye’de diyetisyenlik mesleğinin bugünkü durumunu; bilimsel kapasite, hizmet alanları, istihdam, mesleki görünürlük ve toplumsal ihtiyaçlar bakımından nasıl değerlendiriyorsunuz?
Türkiye’de diyetisyenlik mesleği, bilimsel altyapısı güçlü, toplumun giderek daha fazla ihtiyaç duyduğu ve gelişme potansiyeli yüksek bir sağlık mesleğidir. Önümüzdeki dönemde eğitim kalitesinin korunması, nitelikli istihdamın artırılması, mesleki standartların güçlendirilmesi ve kanıta dayalı uygulamaların yaygınlaştırılmasıyla mesleğin çok daha güçlü bir konuma ulaşacağına inanıyorum.
Artan obezite, diyabet, kardiyovasküler hastalıklar ve beslenmeyle ilişkili diğer kronik hastalıklar dikkate alındığında, diyetisyenlik mesleğine duyulan gereksinim her geçen gün daha da artmaktadır. Bu doğrultuda mesleğin bilimsel, etik ve kurumsal açıdan güçlendirilmesi; yalnızca mesleğin gelişimi için değil, toplum sağlığının korunması ve sürdürülebilir sağlık politikalarının oluşturulması için de önemli katkılar sağlayacaktır.
Sonuç olarak bilimsel kapasite ve hizmet çeşitliliği hızla büyürken, bu büyümeyi karşılayacak istihdam kapasitesi, mesleki mevzuat ve kalite güvence mekanizmaları aynı hızda gelişmemiştir. Bu asimetri; meslek kanunu, ulusal yeterlilik sistemi, akreditasyon ve öğretim üyesi kapasitesi gibi başlıkların neden bu kadar önemli ve acil olduğunu somut biçimde göstermektedir. Mesleğimiz, önemli bir gelişme potansiyeline sahip olmakla birlikte kurumsal altyapısı henüz bu potansiyelin gerisinde bulunan bir evrededir.
“Bilimsel kapasite ve hizmet çeşitliliği büyürken, kurumsal altyapı henüz bu potansiyelin gerisinde bulunuyor.”
Yetkisiz kişiler tarafından sunulan beslenme ve diyet hizmetlerinin halk sağlığı üzerindeki etkilerini nasıl değerlendiriyorsunuz?
Beslenme ve diyet hizmetleri, insan sağlığını doğrudan etkileyen ve bilimsel eğitim ile mesleki yetkinlik gerektiren sağlık hizmetleridir. Bireyin yaşı, sağlık durumu, kullandığı ilaçlar, laboratuvar bulguları, yaşam biçimi ve özel gereksinimleri değerlendirilmeden verilen öneriler; besin ögesi yetersizliklerine, hastalıkların kontrolünün bozulmasına, ilaç-besin etkileşimlerine ve gerekli tıbbi tedavinin gecikmesine neden olabilir. Özellikle çocuklar, gebeler, yaşlılar ve kronik hastalığı bulunan bireylerde yetkisiz uygulamaların sonuçları daha ciddi olabilmektedir.
Bilimsel dayanağı bulunmayan hızlı ağırlık kaybı vaatleri, tek tip beslenme modelleri, kontrolsüz takviye kullanımı ve kişiye özelmiş gibi sunulan standart diyet programları yalnızca bireysel sağlık riski oluşturmamakta; toplumdaki beslenme bilgi kirliliğini de artırmaktadır. Sosyal medya ve dijital iletişim kanalları bu bilgilerin çok hızlı yayılmasına neden olabildiği için toplumun, bilgi veren kişinin eğitimini ve mesleki yetkinliğini sorgulayabilmesi büyük önem taşımaktadır.
Burada genel nitelikli sağlıklı yaşam bilgilendirmesi ile kişiye özgü beslenme değerlendirmesi ve diyet tedavisi arasındaki sınırın açık biçimde belirlenmesi gerekir. Diyetisyen unvanının korunması, mesleki uygulama alanlarının açıkça tanımlanması, yetkisiz uygulamalara karşı etkili denetim ve başvuru mekanizmalarının kurulması bu nedenle önemlidir. Bunun yanında yalnızca yaptırım uygulamak yeterli değildir. Toplumun beslenme ve sağlık okuryazarlığının geliştirilmesi, güvenilir bilgi kaynaklarının görünür hâle getirilmesi ve bilimsel bilginin herkesin anlayabileceği bir dille paylaşılması gerekmektedir.
Amacımız herhangi bir kişi veya meslek grubuyla çatışmak değil; beslenme hizmetlerinin bilimsel yeterliliğe sahip sağlık profesyonelleri tarafından, etik ilkeler ve kanıta dayalı uygulamalar doğrultusunda sunulmasını güvence altına almaktır. Bu yaklaşım hem toplum sağlığını koruyacak hem de vatandaşların doğru, güvenilir ve nitelikli beslenme hizmetine erişimini güçlendirecektir.
Unvan koruması bir ayrıcalık değil, kamu güvencesidir
Diyetisyen unvanının ve mesleki uygulama alanlarının hukuken korunması neden gereklidir?
Diyetisyen unvanının ve mesleki uygulama alanlarının hukuken korunması, öncelikle toplum ve hasta güvenliğinin sağlanması açısından gereklidir. Bir sağlık mesleğine ait unvanın kimler tarafından kullanılabileceğinin açık şekilde belirlenmesi; hizmet alan bireyin karşısındaki kişinin hangi eğitimi aldığını, hangi yetkinliklere sahip olduğunu ve hangi mesleki sorumlulukları taşıdığını bilmesini sağlar.
Bu nedenle unvan koruması yalnızca meslek mensuplarına tanınan bir hak değil, aynı zamanda hizmet alan bireyleri koruyan temel bir kamu güvencesidir. Hukuki düzenleme; diyetisyenlik mesleğinin tanımını, mesleğe kabul koşullarını, görev, yetki ve sorumluluklarını, uzmanlaşma alanlarını, etik yükümlülüklerini ve disiplin süreçlerini açık biçimde ortaya koymalıdır.
Klinik beslenme, toplum beslenmesi, toplu beslenme sistemleri, sporcu beslenmesi, çocuk ve yaşlı beslenmesi gibi uygulama alanlarında hangi hizmetlerin hangi bilimsel ve mesleki standartlarla yürütüleceğinin belirlenmesi, hem meslek mensupları hem de diğer sağlık profesyonelleri açısından hukuki öngörülebilirlik sağlayacaktır. Bu koruma, diğer sağlık meslekleriyle iş birliğini sınırlandıran kapalı bir alan oluşturmak şeklinde anlaşılmamalıdır. Aksine görev sınırlarının açık biçimde tanımlanması; hekimler, psikologlar, hemşireler, eczacılar ve diğer sağlık profesyonelleri arasında doğru yönlendirmeyi, etkili ekip çalışmasını ve meslekler arası koordinasyonu güçlendirecektir.
“Unvan koruması yalnızca meslek mensuplarına tanınan bir hak değil, hizmet alan bireyleri koruyan temel bir kamu güvencesidir.”
Yetkinlik sınırlarının bilinmesi hem görev çatışmalarını azaltacak hem de bireyin gereksinim duyduğu sağlık profesyoneline zamanında ulaşmasını kolaylaştıracaktır. Diyetisyen unvanının yetkisiz kullanımının önlenmesi, kişiye özgü beslenme ve diyet hizmetlerinin yalnızca gerekli akademik eğitimi ve mesleki yeterliliği bulunan kişiler tarafından sunulması, etik ve mesleki hesap verebilirliğin sağlanması açısından önemlidir. Böyle bir sistem; mesleki kayıt, sürekli mesleki gelişim, denetim ve gerektiğinde disiplin mekanizmalarıyla desteklenmelidir.
Sonuç olarak diyetisyen unvanının ve mesleki uygulama alanlarının hukuken korunması, bir meslek grubunun ayrıcalık talebi olarak değil; toplumun güvenli, bilimsel ve nitelikli beslenme hizmetine erişimini sağlayan bir halk sağlığı düzenlemesi olarak değerlendirilmelidir. Açık ve dengeli bir hukuki çerçeve; toplumsal güveni, mesleki kaliteyi, kurumlar arası iş birliğini ve sağlık hizmetlerinin etkinliğini birlikte güçlendirecektir.
Bu yalnızca bir hak arayışı değil
Meslek kanunu çalışmalarının yalnızca diyetisyenlerin hak arayışı olmadığı; aynı zamanda toplumun güvenli ve nitelikli beslenme hizmetine erişimiyle ilgili olduğu görüşüne katılıyor musunuz?
Evet, katılıyorum. Bu görüş, mesleki mevzuatın temel amacıyla da örtüşmektedir. Nedenlerini birkaç başlık altında açıklayabiliriz.
1. Anayasal çerçevenin kendisi kamu yararını esas alıyor
Türkiye’de kamu kurumu niteliğindeki meslek kuruluşlarının anayasal amacı; mesleğin genel menfaatlere uygun gelişmesini sağlamak, meslek mensuplarının birbirleriyle ve halkla olan ilişkilerinde dürüstlüğü ve güveni hâkim kılmak, meslek disiplini ile ahlakını korumaktır. Dolayısıyla bu tür mesleki düzenlemelerin hukuki gerekçesi başından itibaren kamu yararı eksenlidir; yalnızca meslek grubunun çıkarları değildir.
2. Parçalı düzenleme ve yetersiz denetim halk sağlığı riski oluşturabilir
Diyetisyen unvanı ve temel görev alanları mevcut mevzuatta tanımlanmıştır. Bununla birlikte mesleğe özgü bağımsız kanunun, kanunla kurulmuş birlik ve odaların, ulusal mesleki kayıt ile disiplin sisteminin bulunmaması; yetkisiz beslenme hizmetleri, unvanın yanlış kullanılması ve bilim dışı uygulamalarla mücadelede güçlükler doğurabilmektedir. Sosyal medyada yetkinliği belirsiz kişilerin kişiye özgü beslenme önerileri vermesi, yanlış bilgilerin yayılması ve bazı durumlarda sağlığı tehlikeye atan uygulamaların sunulması, daha etkili denetim ve yaptırım mekanizmalarına duyulan ihtiyacı göstermektedir.
3. Kalite standardizasyonu doğrudan hizmet kalitesine yansır
Akreditasyon, çekirdek müfredat, staj standartları, sürekli mesleki gelişim ve uzmanlık yeterliliği gibi unsurlar; diyetisyenin sahip olması gereken bilgi ve becerilerin güvence altına alınması yoluyla hizmet alan kişinin alacağı hizmetin kalitesini de güvenceye kavuşturur. Dolayısıyla meslek mevzuatı, mesleki statü kadar hizmetin güvenilirliğini de düzenlemektedir.
4. Diğer sağlık mesleklerinin deneyimleri benzer bir gerekçeye dayanıyor
Kanunla düzenlenen diğer sağlık meslekleri bakımından temel gerekçe yalnızca meslek mensuplarını korumak değil, hizmet alan bireylerin güvenliğini ve kamusal hizmet standardını sağlamaktır. Diyetisyenlik açısından talep edilen düzenlemenin de aynı kamu yararı yaklaşımı içinde değerlendirilmesi gerekir. Bununla birlikte haklı bir uyarıyı da gözden kaçırmamak gerekir: Meslek kanunu ve zorunlu oda üyeliği tartışmaları zaman zaman kamu yararı söyleminin arkasına saklanan mesleki korumacılık eleştirisiyle karşılaşabilir. Bu nedenle mevzuat hazırlık süreci; gerçek hasta güvenliği, hizmet kalitesi ve mesleki çıkarlar arasındaki sınırı açıkça ortaya koyacak kadar şeffaf ve katılımcı yürütülmelidir.
Sonuç olarak meslek kanunu çalışmalarını yalnızca bir “hak arayışı” olarak çerçevelemek eksik bir okuma olur. Bu çalışmaların temel meşruiyet kaynağı, toplumun güvenli, nitelikli ve kanıta dayalı beslenme hizmetine erişimini güvence altına almaktır. Meslek mensuplarının kazanımları ise bu kamusal amacın doğal bir sonucudur.
“Meslek kanunu çalışmalarının temel meşruiyet kaynağı, toplumun güvenli ve kanıta dayalı beslenme hizmetine erişimini güvence altına almaktır.”
Diyetisyenlik meslek mevzuatında gördüğünüz başlıca eksiklikler nelerdir?
Diyetisyenlik mesleği son yıllarda önemli ilerlemeler kaydetmiş olsa da mevcut mevzuatın günümüz sağlık hizmetlerinin ve mesleki uygulamaların bütün ihtiyaçlarını tam olarak karşılayabildiğini söylemek güçtür. Özellikle görev, yetki ve sorumlulukların daha ayrıntılı biçimde tanımlanmasına ihtiyaç bulunmaktadır. Bir diğer önemli eksiklik, mesleki standartların ve uzmanlaşma alanlarının mevzuatta yeterince yapılandırılmamış olmasıdır. Ayrıca toplum sağlığını doğrudan etkileyen kişiye özgü beslenme ve diyet hizmetlerinin yalnızca yetkin sağlık profesyonelleri tarafından yürütülmesini sağlayacak düzenlemelerin ve denetim mekanizmalarının güçlendirilmesi önem taşımaktadır. Sağlık sisteminde diyetisyen istihdamına yönelik insan gücü planlamasının da mevzuat ve sağlık politikaları çerçevesinde daha güçlü biçimde ele alınması gerektiğini düşünüyorum.
Diyetisyenlik mevzuatındaki eksiklikler tek bir boşluktan değil, birbirini etkileyen yapısal başlıklardan kaynaklanmaktadır: Mesleğe özgü bağımsız kanunun bulunmaması, kanunla kurulmuş meslek birliği ve odaların olmaması, ulusal yeterlilik ve uzmanlaşma sisteminin yeterince yapılandırılmaması, yetkisiz uygulamalarla mücadelede yaşanan güçlükler ve istihdam planlamasının mesleğin gelişimine uygun yürütülememesi bu başlıkların başında gelmektedir. Bu unsurlardan herhangi birinin eksik kalması diğerlerinin de etkisini azaltmaktadır.
Meslek kanunu: Yalnızca statü değil, halk sağlığı güvencesi
Bağımsız bir Diyetisyenlik Meslek Kanunu’na neden ihtiyaç duyulmaktadır; böyle bir kanun hangi temel alanları düzenlemelidir?
Diyetisyenlik mesleği, bilimsel bilgiye dayanan, insan sağlığını doğrudan etkileyen ve tedavi sürecinin ayrılmaz bir parçası olan bir sağlık mesleğidir. Bu nedenle mesleğin yalnızca genel sağlık mevzuatı içinde değil, mesleğe özgü bağımsız bir kanunla bütüncül biçimde düzenlenmesi önemli bir gerekliliktir. Diyetisyen unvanı ve temel görev alanları mevcut mevzuatta tanımlanmış olsa da mesleki düzenlemeler farklı mevzuat metinlerine dağılmış durumdadır. Bağımsız bir meslek kanunu hem meslek mensuplarının hak ve sorumluluklarını güvence altına alacak hem de toplumun güvenilir ve nitelikli beslenme hizmetine erişimini destekleyecektir.
Böyle bir kanun; diyetisyenlik mesleğinin tanımını, mesleğe kabul koşullarını, görev, yetki ve sorumlulukları, mesleki uygulama alanlarını, etik ve disiplin hükümlerini, sürekli mesleki gelişimi, uzmanlaşma ve yeterlilik sistemini, mesleki kayıt mekanizmalarını, kanunla kurulacak birlik ve oda yapılanmasını, denetim süreçlerini ve yetkisiz uygulamalara yönelik yaptırımları kapsamalıdır. Ayrıca eğitim kontenjanları, mezun sayıları ve sağlık sisteminin insan gücü ihtiyacı arasındaki ilişkinin bilimsel verilerle değerlendirilmesi önemlidir. Kamu kurumu niteliğinde, bağlayıcı düzenleme ve disiplin yetkisine sahip bir meslek birliği ancak kanunla kurulabilir. Ulusal düzeyde zorunlu ve bağlayıcı yeterlilik, sürekli mesleki gelişim ve mesleki denetim sistemlerinin de açık bir yasal zemine dayanması gerekir.
Sonuç olarak bağımsız bir meslek kanununa duyulan ihtiyaç; mesleğin dağınık yasal zemini, kurumsal temsil eksikliği, standart ve denetim mekanizmalarının tek çatı altında toplanamaması ve insan gücü planlamasının mevzuatla yeterince ilişkilendirilememesinden kaynaklanmaktadır. Parçalı düzenlemeler yerine bütün bu unsurları birbirini tamamlayan tek bir yasal çerçevede birleştirecek yapı, mesleğimiz açısından çok önemli bir adım olacaktır.
“Bağımsız meslek kanunu, toplumun güvenilir ve nitelikli beslenme hizmetine erişimini destekleyecektir.”
Bugün kamuoyuna güçlü biçimde “Türk Diyetisyenler Birliği kuruluyor” mesajının verildiği bir mesleki yapılanma süreci yürütülüyor. Türk Diyetisyenler Birliğinin özel bir kanunla kurulması, meslek ve toplum açısından neden önemlidir?
Özel bir kanunla kurulacak birlik; meslek etiğinin korunması, mesleki uygulama standartlarının belirlenmesi, sürekli mesleki eğitimin desteklenmesi ve meslek mensuplarının haklarının temsil edilmesi gibi temel görevleri üstlenebilir. Aynı zamanda sağlık politikalarının oluşturulması sürecinde diyetisyenlerin bilimsel görüşlerini kamu otoritelerine aktarabilecek güçlü ve kurumsal bir temsil mekanizması oluşturabilir. Toplum açısından bakıldığında ise beslenme alanında bilgi kirliliğinin arttığı günümüzde, mesleki standartları belirleyen ve etik ihlalleri takip eden güçlü bir meslek kuruluşu, toplumun doğru bilgiye ulaşmasına ve nitelikli hizmet almasına önemli katkı sağlayacaktır.
Kanunla kurulacak böyle bir yapı, meslek açısından dağınık yasal zemini toparlayan; kurumsal temsil, sürekli mesleki gelişim, yeterlilik ve denetim mekanizmalarını işlevsel hâle getiren önemli bir dönüm noktası olacaktır. Toplum için ise beslenme hizmetinin kim tarafından ve hangi bilimsel standartlara göre verileceğinin güvence altına alınması anlamına gelecektir. Ancak burada altını çizmek isterim: Bu değerlendirme, güncel ve resmî olarak tamamlanmış bir yasama sürecine değil, ilkesel bir gerekliliğe ve mesleki talebe dayanmaktadır. Sürecin resmî durumu TBMM kayıtlarından ve yetkili makamların açıklamalarından takip edilmelidir.
“Güçlü bir meslek kuruluşu, toplumun doğru bilgiye ulaşmasına ve nitelikli beslenme hizmeti almasına önemli katkı sağlayacaktır.”
Diyetisyen odalarının oluşturulması yerel düzeyde mesleki örgütlenmeye, denetime ve toplum sağlığı çalışmalarına nasıl katkı sağlayabilir?
Diyetisyen odalarının kurulması, mesleğin yerel düzeyde daha etkin, koordineli ve kurumsal bir yapıya kavuşmasını sağlayacaktır. Mesleki açıdan değerlendirildiğinde diyetisyen odaları; meslek etiğinin korunması, mesleki standartların uygulanmasının desteklenmesi, sürekli mesleki eğitimlerin düzenlenmesi ve meslektaşlar arasındaki iletişim ile iş birliğinin güçlendirilmesi gibi önemli görevler üstlenebilir. Toplum sağlığı açısından bakıldığında ise diyetisyen odaları; dünyada ve ülkemizde önemli sağlık sorunları arasında bulunan Obezite, Diyabet, çocukluk çağı beslenmesi, yaşlı beslenmesi ve kronik hastalıkların önlenmesine yönelik eğitimler, farkındalık kampanyaları ve yerel, ulusal ve uluslararası projeler yürüterek koruyucu sağlık hizmetlerine katkı sunabilir.
Güçlü yerel yapılanma, güçlü bir ulusal meslek yapısının temel taşlarından biridir. Mesleğimiz için birlikte güçlüyüz ve güçlü olmak zorundayız. Hepimizin elini taşın altına koyması gerekiyor. Çünkü mesleğimizin bilimsel değerine rağmen toplumsal itibarı ve yetki alanları konusunda ciddi sorunlarla karşı karşıya kaldığını üzülerek görüyorum.
Diyetisyenler 21 Ağustos’ta Anıtkabir’i ziyaret edecek
Ulusal Diyetisyenler Birliği Kuruluş Girişimi bünyesinde yürütülen mesleki farkındalık çalışmaları ve farklı sağlık kuruluşlarının dayanışması hakkında ne düşünüyorsunuz?
Türkiye’nin dört bir yanındaki diyetisyenlerin mesleğin geleceği, toplum sağlığı ve bilimsel beslenme hizmetlerinin güçlendirilmesi amacıyla bir araya gelmesini; mesleki dayanışmanın ve ortak sorumluluk bilincinin gelişmesi bakımından son derece değerli buluyorum. Anıtkabir’de gerçekleştirilmesi planlanan bir buluşma, Cumhuriyetimizin bilime, eğitime ve toplum sağlığına verdiği önemi hatırlatan güçlü bir sembolik anlam taşımaktadır. Bu yönüyle buluşmanın yalnızca meslek mensuplarının taleplerini dile getirdiği bir etkinlik olarak değil, toplumun güvenilir ve nitelikli beslenme hizmetine erişme hakkını görünür kılan bir kamu yararı çağrısı olarak değerlendirilmesi gerektiğini düşünüyorum.
Diyetisyenlik; tıp, psikoloji, hemşirelik, eczacılık, fizyoterapi, halk sağlığı ve diğer sağlık disiplinleriyle yakın iş birliği içinde yürütülmesi gereken çok yönlü bir sağlık mesleğidir. Bu nedenle farklı sağlık kuruluşları, sendikalar, meslek örgütleri, üniversiteler ve sivil toplum kuruluşları arasında geliştirilecek dayanışma, sağlık hizmetlerinin bütüncül niteliğini güçlendirecektir. Anadolu Sağlık-Sen, Türkiye Psikologlar Derneği ve Türk Böbrek Vakfı gibi kuruluşların sürece davet edilmesi, beslenme ve diyetetik hizmetlerinin diğer sağlık alanlarından bağımsız olmadığını göstermesi bakımından yapıcı ve anlamlıdır.
Böyle bir buluşmanın bilimsel, demokratik, kapsayıcı, barışçıl ve hukuka uygun bir anlayışla gerçekleştirilmesi; herhangi bir kişi, kurum veya görüşü dışlamadan mesleğin ortak ihtiyaçlarına odaklanması önemlidir. Katılımın gönüllülük temelinde yürütülmesi, kamuoyuna sunulacak taleplerin bilimsel veriler ve somut mevzuat önerileriyle desteklenmesi, etkinliğin kurumsal güvenilirliğini artıracaktır. Buluşma sonrasında ortaya çıkan görüşlerin bir sonuç bildirgesine ve uygulanabilir yol haritasına dönüştürülmesi; üniversiteler, kamu kurumları ve karar vericilerle sürdürülebilir bir diyalog kurulması da önem taşımaktadır. Bu ilkeler doğrultusunda gerçekleştirilecek geniş katılımlı bir buluşmanın, diyetisyenlik mesleğinin bilimsel ve toplumsal görünürlüğünü güçlendireceğine, meslektaşlarımız arasındaki dayanışmayı artıracağına ve toplum sağlığına yönelik ortak hedeflerin daha geniş kesimlerce anlaşılmasına katkı sağlayacağına inanıyorum.
Diyetisyenlerin ulusal sağlık politikalarının oluşturulmasında ve koruyucu sağlık hizmetlerinde nasıl bir rol üstlenmesi gerekir?
Diyetisyenler, ulusal sağlık politikalarının oluşturulması ve uygulanmasında yalnızca tedavi edici sağlık hizmetlerinin değil, koruyucu sağlık hizmetlerinin de vazgeçilmez paydaşlarıdır. Günümüzde obezite, diyabet, kardiyovasküler hastalıklar ve diğer kronik hastalıkların görülme sıklığındaki artış, beslenme temelli koruyucu yaklaşımların önemini daha da artırmaktadır. Bu nedenle diyetisyenlerin bilimsel veriler ışığında geliştirilen beslenme politikalarının planlanması, uygulanması ve değerlendirilmesi süreçlerinde aktif rol üstlenmeleri gerekmektedir.
Özellikle birinci basamak sağlık hizmetlerinde ve toplum temelli beslenme programlarında diyetisyenlerin etkili biçimde yer alması, hastalıkların önlenmesi ve sağlıklı yaşam alışkanlıklarının kazandırılması açısından büyük önem taşımaktadır. Bunun yanı sıra okul beslenmesi, iş yeri beslenme programları, anne-çocuk sağlığı, yaşlılıkta beslenme, afet ve acil durum beslenmesi gibi toplumun farklı kesimlerine yönelik hizmetlerde diyetisyenlerin bilgi ve deneyiminden daha fazla yararlanılması gerekmektedir.
Beslenme alanında gerçekleştirilecek koruyucu uygulamalar yalnızca bireylerin yaşam kalitesini artırmakla kalmayacak, kronik hastalıkların yükünü azaltarak sağlık harcamalarının uzun vadede düşürülmesine de katkı sağlayacaktır. Bu nedenle diyetisyenlerin sağlık sistemindeki rolünün güçlendirilmesi, toplum sağlığının geliştirilmesi ve sürdürülebilir sağlık politikalarının oluşturulması açısından stratejik bir gereklilik olarak değerlendirilmelidir.
“Diyetisyenlerin sağlık sistemindeki rolünün güçlendirilmesi, sürdürülebilir sağlık politikaları açısından stratejik bir gerekliliktir.”
❓ Sıkça sorulan sorular
- Diyetisyenlik meslek kanunu vatandaşlar için ne anlama geliyor?
Diyetisyenlik meslek kanunu, vatandaşların yetkisiz kişilerin bilim dışı diyet ve beslenme önerilerinden korunmasını sağlayarak güvenli ve kanıta dayalı sağlık hizmeti almasının yasal güvencesidir. - Diyetisyen unvanı koruması halk sağlığını nasıl etkiler?
Diyetisyen unvanının korunması, hastaların doğru akademik eğitime sahip uzmanlara erişmesini sağlayarak yanlış beslenme ve kontrolsüz takviye kullanımından doğabilecek ciddi sağlık risklerini önler. - Türk Diyetisyenler Birliğinin kurulması neden önemlidir?
Türk Diyetisyenler Birliği, diyetisyenlik mesleğinin uygulama standartlarını belirleyen, meslek etiğini koruyan ve halk sağlığı politikalarına kurumsal katkı sunan bağımsız bir temsil organı işlevi görür. - 21 Ağustos Anıtkabir buluşmasının temel amacı nedir?
21 Ağustos’ta gerçekleşecek buluşma, diyetisyenlik meslek kanunu ve meslek birliği taleplerini kamuoyuna duyurarak diyetisyenlerin bilimsel, hukuki ve kurumsal geleceğine sahip çıkmayı amaçlar. - Yetkisiz kişilerden alınan beslenme tavsiyeleri ne tür riskler taşır?
Bireyin sağlık durumu değerlendirilmeden sunulan yetkisiz öneriler; organ yetmezliklerine, kronik hastalıkların ağırlaşmasına, ilaç etkileşimlerine ve besin ögesi yetersizliklerine yol açabilir.






