Kuyruklu Yıldızlar ve Kuyruklu Yalanlar

Rosetta adlı uzay aracının 12 Kasım 2014 tarihinde bir kuyruklu yıldıza sondası Philae’yı indirmesiyle insanlık için tarihi bir gün yaşandı. Böylece Rosetta bir kuyruklu yıldızdan ilk bilgileri iletmiş olacak. Bu bilgilerle dünyanın başlangıcına ve uzayın değişimine dair önemli sonuçlara ulaşılması bekleniyor.

kuyruklu yıldız

Kuyruklu Yıldız Nedir?

Kuyruklu yıldızlar, buz ve kozmik toz karışımından oluşurlar. Parlak bir baş ve uzun bir kuyrukla gözlenen gök cisimleridir. Güneşe yeterince yakın olmadıkça görülemezler.

Uzayı keşfetmek, insanoğlunun varlığının belki de, en büyük gayelerinden birisi… Çünkü kendisini ve kendi gezegenini tanımanın yolu öte dünyaları, öte alemleri bilmekten geçiyor. Galaksiler, gezegenler, yıldızlar, kara delikler ve kuyruklu yıldızlar ise uzay cisimlerinden sadece başlıcaları…

Rosetta’nın Dünya’dan yüz milyonlarca kilometre uzaklıktaki bu cisme ulaşması on yıldan fazla bir süre ve yedi milyar kilometreden daha uzun süren bir yolculuk gerektirdi. ESA (Avrupa Uzay Ajansı) tarafından inşa edilen robot uzay sondası, Güneş Sistemi’ndeki bu on yıllık yolculuğu sonunda 6 Ağustos 2014 tarihinden beri kuyruklu yıldızın çevresi ve çekirdeği hakkında bilgi topluyor. Başlangıçta “Site J” olarak adlandırılan iniş bölgesi, ESA tarafından düzenlenen bir yarışma sonrasında “Agilkia” olarak isimlendirildi. Agilkia ismi Mısır’da bulunan Nil Nehri üzerinde yer alan bir adadan geliyor. Bu ismin uygun görülmesinde bir başka durum ise inişi gerçekleştirecek Philae aracının isminin de Nil’de bulunan bir adadan gelmesi olarak gösteriliyor.

Yedi saatlik iniş sonrası Rosetta ile Dünya arasındaki mesafe 500 milyon kilometreden fazla ve ışık hızı da sonlu olduğu için Rosetta’dan gelen sinyaller, 28 dakika 20 saniye gibi bir sürede Dünya’ya ulaşmış oldu.

Rosetta

İnsanoğlunun ilk yapay uyduyu uzaya fırlatmasından Ay’a ilk ayak basışına, yeni galaksilerin keşfinden robotlarla yapılan Mars yolculuklarına kadar yirminci yüzyılın sonlarına doğru önemli gelişmeler yaşandı. Ancak bunların yeterli olup olmadığı bir tartışma konusu. İnsanoğlunun aklını ve çabasını uzaya ve uzayı anlamaya yeteri kadar harcamadığı yadsınamaz… Bunun yanı sıra dünyamızı ziyaret ettiği iddia edilen UFO’ları (Tanımlanamayan Uçan Nesneler) ve insan dışı varlıkları da, yeterince anlamaya çalışmadığı gibi… UFO gözlem raporlarının artmasına rağmen bunların araştırılmadığı ya da kamuoyuyla açıkça paylaşılmadığı bir sır değil.

Askeri güçlerine büyük yatırımlar yapan Dünya devletlerinin uzay bütçelerinin bir elin parmaklarını geçmeyecek olan ülkeler dışında oldukça az olduğu ortada… Örneğin, bayrağında ay ve yıldız simgeleri olan ülkemizin ve ülkemiz insanlarınınsa uzaya bu kadar duyarsız ve ilgisiz olması da, özeleştiri yapmamız gereken bir konu olarak karşımıza çıkıyor. Türkiye’nin yirmi birinci yüzyıla girdiğimiz şu zamanda hala bir uzay ajansı bile yok.

Uzayla ilgili her gelişme ve her icat, insanoğlunu hep heyecanlandırmıştır. Ancak günümüz insanlarının bunlardan çok daha fazlasını bilmeye hakkı vardır. Çünkü uzay ve UFO gerçeğinin gizlendiğine dair yaygın bir kanı bulunmaktadır.


Ay’a inen Apollo14 uzay aracının astronotu olan Edgar Mitchell, uzaylıların insanlarla çeşitli defalarca temas kurduğunu, ancak hükümetlerin bu gerçeği gizlediğini iddia etti. Bugüne kadar kitaplara ve filmlere konu olan birçok temas ve gözlem raporlandığı bilinmektedir. Birçok sivil ve özellikle emekli olan üniformalıların basına yansımış beyanatları olmasına rağmen bunlar resmi olarak, hep görmezden gelindi. Kimisi uzaylıların gelip, Dünya’yı kurtarmasını ve iyileştirmesini bekledi. Kimisiyse uzaylıları hep bir tehdit ve düşman olarak algıladı. Oysa ki, insanın insandan başka düşmanı hiç olmadı…

İnsanlığın uzay macerası açısından önemli bir eşik noktası olarak kabul edilen bu uzay araştırmasıyla ilk kez bir kuyruklu yıldız çok yakından tanınmış olacak. Umarız, yirmi birinci yüzyıl insanlık için uzay çağı olur ve önce ilkel insan, sonra sosyal insan olan Ademoğlu, evrensel insan mertebesine ulaşır…