Nefes almanın ağır geldiği anlar

Hiç nefes aldığınız zaman halter kaldırmış gibi olduğunuz oldu mu? Bu yüzden nefes almaktan vazgeçmek istediğiniz oldu mu? Benim oldu, oluyor ve olacak… Çünkü ciğerlerime doldurduğum bu havayı ağırlaştıran birçok şey var.

Nefes almanın ağır geldiği anlar

Başkalarının alamadığı oksijen var mesela, o kadar fazla geliyor ki o oksijen bana burnumdan vazgeçebilmek elimde olsa o an koparıp atarım burnumu. Torunumun torununun asla sahip olamayacağı temizlik var havada, bu da büyük bir ağırlık yapıyor haliyle ne de olsa o neslin en büyük hakkını saklıyor içinde.

Havada ölüm olunca hele ağırlık lafıyla açıklanamayacak kadar yükleniyorsunuz, o nefes burnunuzdan girse de genzinizden geçmiyor; ciğerleriniz nefes alınca ferahlamıyor daralıyor, bu yüzden de benim gibi solunum hastalıklarıyla uğraşıyorsunuz.

Bir şiir kulağıma fısıldıyor: “Hava kurşun gibi ağır! Bağır bağır bağır bağırıyorum.” Bu nasıl bir ağırlık be Nazım ben bağıramıyorum. Öyle bir ağırlık ki yan mahallemde yakılıyor vücudu gencecik bir kadının ve ben bağıramıyorum, bugün hava ben bağıramadığım için ağır. Bugün hava o genç kadının yanarken attığı çığlıklarla ağır, onun eylemlerde attığı son sloganla ağır.

Devam ediyor şiirim kulağımda: “Dert çok, hemdert yok. Yüreklerin kulakları sağır… Hava kurşun gibi ağır.”

Dertlerimi yüklenmekten belim yamuldu demek on dokuz yaşında, işte en büyük ağırlığı yapan da bu bizim hayatımızda. En büyük ağırlığı abin geldiğinde onunla hasretini giderip gülüp eğlenmene sadece birkaç saat izin veren ülke gündemin yapıyor. Tüm gülmelerini bıçakla kesip biçen haberlerin… Gelen patlama haberleri ile geçen uykusuz gecelerin. Üzülmek ve dertlenmek en çok kanıksadığın şey oluyor on dokuz yaşında.

Eğer şiirim de bana “Ben yanmasam sen yanmasan biz yanmasak, nasıl çıkar karanlıklar aydınlığa?”  demese nasıl güler yüzüm yeni güne?

Nasıl inanabilirim gelecekte kucağıma alacağım yeğenimin yumuşak yanağına koyacağım kocaman öpücüğe, onunla atacağım kahkahalarıma? Ben yanacağım ve eğer bir gün gelirse bir aydınlık hadi aydınlık değil bir ışık çocuğum o ışıkta düşünebilsin o ışık için yanan bedenleri. Benim bu gece odamdaki usul ışığımda bugün için yananları düşündüğüm gibi.

Savaş, terör ve çocuklar: Yusuf, Ümran, Ahed

Susarak yarattığımız canavarlar

Hande Kader: İki yüzlüdür bizim vicdanımız!

PAYLAŞ
Önceki yazıDie Welle: Cehaletin birliğinden ne doğar?
Sonraki yazıFırat Kalkanı operasyonu: TSK’nın Cerablus harekatı başladı
1997 yılında temmuz ayının yirmi ikisinde İstanbul’da doğdum. Hatta babam tarafından İstanbulluyum bile ama neyse ki Şile’den. Annem tarafından Rizeliyim. İki çocuklu ailemin ikinci çocuğuyum. Eğitim hayatım Türkiye’de okuyan bir genç olmama rağmen şansım sayesinde olacak hep iyi yerlerde geçti. Mahallemdeki ilkokulum Cenap Şahabettin’den sonra yine mahallemdeki Hüseyin Avni Sözen Anadolu Lisesi’ni bitirdim. Şimdi Boğaziçi Üniversitesi’nde psikoloji bölümündeyim. Hayatımda bir şekilde sanatı bulundurmayı sevdiğim için olacak flüt çalıp tiyatro yapmayı ve birkaç kelimeyi bir araya getirerek bir şeyler yazmayı denemeyi seviyorum. Bunların hepsini yeteneklerimden değil de sevgimden yaptığım için olacak uzun yıllardır devam ettiriyorum. Bu nedenle de olmayan yeteneklerime ve olan kocaman sevgime teşekkür ediyorum.