Tam gün öğretim modeli, eğitimi kurtarır mı?

Hükumet, orta vadeli planları arasında üç yıl içinde ilk, ortaokul ve liselerde “tam gün eğitime”, diğer ifadeyle “tekli öğretime” geçileceğini duyurdu. Eğitimde temel sorunumuz ülke genelinde tam gün eğitim modeline geçememiş olmak mıdır?

Tam gün öğretim modeli, eğitimi kurtarır mı?

Tam gün eğitime sevinmeli mi üzülmeli mi?

Birkaç gün önce hükumet, orta vadeli planında ilk, ortaokul ve liselerde 2019 yılına değin ülkenin tümünde “tam gün eğitime”, diğer ifadeyle “tekli öğretime” geçileceğini duyurdu. Öncelikle bu habere sevinmeli mi? Yoksa üzülmeli mi? Gereği konusunda hiç kimsenin net olmadığını söylemek gerekir.

Tüm ülkede tamamen geçileceği müjdelenen “tam gün – tekli öğretim” uygulaması dediğimiz uygulama, öğleden önce dört derslik ve öğleden sonra da iki ya da üç derslik olmak üzere toplam altı/yedi/sekiz derslik sınıf içi ders süreçleri hali hazırda birçok okulda uygulanmaktadır. Bu bağlamda değerlendirildiğinde tamamen tekli öğretime geçileceği haberi heyecan verici ve güdüleyici bir gelişme değildir.

Tam gün modeli eğitim kalitesini etkiler mi?

Çünkü okullardaki eğitimin yarım veya tam gün şeklide uygulanıp uygulanmıyor olması, o okullardaki eğitimin verimliliğini etkileyen bir unsur değildir. Verimliliği belirleyen esas ana faktörün ve alt faktörlerin; uygulanan eğitimin müfredatının içeriği, kapsamı, öğretmen kalitesi ve bunlar ile koşut olması gereken okul ve çevresel olanakların elverişliliği ile eğitim felsefesi ve yaklaşımı olduğu sıradan bir eğitim uzmanının söyleyeceği şeylerdir.

Somut olarak söylemek gerekirse her şeyi “eğitimin üretim için olup olmaması” ve aynı zamanda çocuklarınızı nasıl bir yetiştirme ve geliştirme peşinde olup olmadığınız belirler.

Bu tür tartışmalar ülkemiz gerçeği açısından belki de gereğinden fazla ayrıntı gibi durmaktadır. Yani genel olarak örgün eğitimde durum o kadar vahimdir. Doğrudan ya da dolaylı olarak ülkemizdeki bazı eğitim gerçeklerine kısaca baktığımızda, hem mevcut eğitim politikalarımızın ürettiği olumsuzlukların neler olduğu ve hem de çözüme nerelerden başlanması gereği ortaya çıkar.

Örneğin:

  • Gereğinden çok fazla öğretmen mezun edip, ama buna karşın öğretmen açığının hala kapanmamış olması gerçeğini açıklayamadan ve çözmeden
  • Gereğinden çok fazla öğretmen mezun edip, gereği kadar iyi öğretmen yetiştiremiyor olmak meselesini analiz etmeden ve çözümlemeden
  • Çok fazla öğretmen mezun edip, çok fazla öğretmeni memur olarak atamıyor olmak gerçeğini görmeden,
  • “Öğretmenlik kutsaldır” lafları ile bir mesleği ve o mesleğin insanlarını onurlandıramayacağımızı bilmeden
  • Öğretmenlik mesleğini her isteyenin öğretmen olamayacağı, öğretmen olanlarınsa, her an ve her yerde ölçme değerlendirmeye açık, üretken ve olumlu rol-model olmaların sağlayacak bir “öğretmenlik sistemini” kurmadan
  • Öğretmenlik mesleğinin asla başka bir iş, başka bir uğraş ve başka bir beklentisinin olmadığı ve olamayacağı bir meslek haline getirmeden
  • Öğretmenlik mesleğini sadece “sınıf içinde öğreticilik işi” olmaktan çıkarmadan, ikili öğretim ya da tekli öğretim uygulamalarının tartışılması çok anlamlı, gerekli olmadığı gibi eğitimin verimliliği üzerinde bir etki yaratmayacağı açıktır.

Başka bir açıdan bakıldığında:

  • Okul binalarının mimari yapılarındaki çocuğu ve insanı önemsemeyen uygunsuzluklar
  • Okul bahçelerinin küçüklüğü
  • Okulların doğadan ve doğal olmaktan uzak oluşları
  • Spor, sanat ve diğer sosyal etkinlikler açısından çoğu okulda hiçbir ön koşulun ve altyapının bulunmuyor olması
  • Bilim-teknoloji araç gereçlerindeki yokluğu, amaca uygun kullanılmayışı ya da kullanım beceri yoksunluğu
  • Ve elbette sınıf içine sıkıştırılmış bir eğitim uygulamasının ürettiği devasa eğitim sorunsallarının çözümü asla ülke genelinde tam gün eğitime geçilip geçilmemesi ile ilgili değildir.

Çocuk ve gençlerin benlik ve kişilik gelişimlerini önemsemeyen, çocuk ve gençlerin ihtiyaçlarını dikkate almayan, yaratıcılığa ve toplumsallığa kapı açmayan mevcut şekli ile “eğitimde tam gün” uygulaması tam bir eziyettir. Öğretmen için de, öğrenci için de eziyetlerin en büyüğüdür.

Sonuç olarak:

  • Eğitimi dağlara, taşlara, ovalara, spor salonlarına, sanat atölyelerine, laboratuvarlara, yani insana ve doğaya yaslamadığımız sürece,
  • Eğitimi dört duvar arasına sıkıştırdığımız müddetçe,
  • Çocuğun çoklu gelişimini amaçlarken, gelişim özelliklerini ayırt eden ve yönlendiren bir ölçme değerlendirme sistemini kuramadığımız sürece,
  • Eğitimi üretim için ve sağlıklı gelişim/yaşam için bir araç olarak görmediğimiz sürece,
  • Eğitimi bilimsel ve pedagojik temellerde şekillenip, eğitimde fırsat eşitliğini sadece kâğıt üzerinde bir eşitlik olarak bıraktığımız sürece,
  • Eğitimi 24 saat aralıksız devam eden yaygın ve örgün koşutluğuna dayalı, yani yaşamın her alanında pratik ve kuramsal hayat birlikteliği modeliyle “bir yaşama biçimi” olarak örgütleyemediğimiz ve bunun koşullarını oluşturamadığımız sürece, ne yaparsak yapalım nafiledir.

Ve son söz olarak

Tekli eğitim yerine kısaltılmış eğitim uygulaması çok daha faydalı olacaktır. Örneğin “sınıf içinde günde 4 ders saati” uygulaması hiç olmazsa çocukları okuldan nefret ettirmeyecek ve kendilerini değersiz ve çaresiz hissetmelerine neden olmayacaktır.

Diğer iki, üç ya da dört ders saati ise, çocuk ve gençleri hayatın içinde “projelendirilmiş üretkenlik ve geliştirilmiş özellik” amaçları ve hedefleri ile yükümlülük ve sorumluluk sarmalında işe koşarak kendilerinin farkına varmalarını sağlayacağımız denetlenebilir ve ölçülendirilerek değerlendirilebilir bir eğitim modeli bu memleketin ve bu memleketin çocuklarının ihtiyaç duyduğu şeydir.

‘Tam gün eğitim’ geliyor! 10 maddede hükümetin orta vadeli planı

Video: Milli Eğitim Bakanı skandal mülakat sorularını savundu

Atanmayı bekleyen 400 bin öğretmen ne halde?

Öğrenci gözünden eğitim sistemimiz

Gençlik Meselesi: Eğitimin niteliği bina ile ölçülmez!


Eğitim sistemi hızla geriye giden ülke: Yeni Türkiye

Türkiye’de eğitim sistemi çürüyor mu? Dünyada nasıl?

Eğitim sistemimiz mutsuz öğrenci yetiştiriyor