Ayla filmi Türkiye’nin yabancı dilde Oscar adayı

1950 Kore Savaşı’nda gerçek bir hikayeyi anlatan Can Ulkay’ın yönettiği ‘Ayla’ filmi; Oscar ödüllerine yabancı dilde en iyi film adayı.

Türk sineması, son zamanlarda daha iyi yapımlar ortaya çıkarmaya başlasa da çoğunlukla romantik komedi ekseninden dışarıya çok çıkamıyor. Şöyle ağız tadıyla bir aksiyon, savaş, korku, bilimkurgu ya da fantastik Türk filmi kaç yıl sonra görürüz diye merak etmemek mümkün değil.

Ülkemizde birçok Hollywood oyuncusunun bile eline su dökemeyeceği düzeyde iyi aktör ve aktrisler varken biraz daha yüksek bütçelerle tüm dünyayı hayran bırakacak filmler yapabileceğimizden eminim. Son zamanlarda buna en iyi örnek ise Ayla filmi oldu.

27 Ekim 2017 tarihinde izleyiciyle buluşan Ayla filmi, gerek oyuncu kadrosu gerek filmin gerçek hayattan alınan öyküsü gerekse savaş sahnelerinde kullanılan efektlerle Türk sinemasını bir adım daha öne taşıdığı düşüncesindeyim.

Ayla filmi oyuncuları

Öncelikle filmin kadrosundan bahsetmek gerekirse İsmail Hacıoğlu filme damgasını vurmuş desek saki kaçmaz sanırım. O kadar doğal ve içten bir oyunculuk sergilemiş ki hayran olmamak elde değil. Ancak tek bir isim üzerinde durmak da tabi ki filmin kadrosuna haksızlık olur. Kimler yok ki kadroda Çetin Tekindor‘dan Meral Çetinkaya‘ya, Damla Sönmez‘den Büşra Develi‘ye, Ali Atay‘dan Murat Yıldırım‘a kadrosunda çok iyi oyuncular yer alıyor.

Eleştiriler

Film izleyicilerden tam not alsa da tabi ki de bazı eleştiriler de mevcut. Ali Atay‘ın Leyla ve Mecnun dizisindeki rolünden çıkamadığı ya da Kore savaşının saptırıldığı gibi. Öncelikle eleştiri her eseri güçlendirir ve bir şeyler katar kanaatimce ama Ayla için yapılan eleştirilerden bazıları zorlama olsa da sayıları gerçekten çok az. Ali Atay bence karakteri çok iyi yansıtmış ve rolünün hakkını vermiş. Hele küçük Ayla’yı oynayan Kim Seol küçük yaşına rağmen büyük oyunculuk çıkarmış.

Ayla filmi konusu

Filmin konusunu henüz bilmeyenler için özet olarak; film, gerçek bir hayat öyküsünden alınmış. 1950 yılında Kore savaşına gönderilen tugayın içindeki bir asker olan Süleyman, savaşın tam ortasında küçük Koreli kızı bulur. Ay yüzlü anlamına gelen Ayla adını koyarlar kendi aralarında. 15 ay boyunca Türk birliği tarafından sahiplenilir, bakılır ama Ayla en çok Süleyman’a bağlanır.

Bir yandan Türkçe öğrenen Ayla, Süleyman’a baba demeye bile başlar. Emperyalist güçlerin ülkeleri üzerinde kurdukları planların bir sonucu olan bu savaşın, en masum yanı da Ayla ve Süleyman arasında oluşan bu baba kız sevgisi olur. Sevginin din, dil, ırk ayırt etmediğini salt sevgiyle gösterirler. Savaşın tam ortasında barışı yaşatır Süleyman Ayla’ya.

Ancak vakit dolup Türkiye’ye dönmek zorunda olan Süleyman, Ayla’yı da yanına almak için çaba sarf eder ama bürokrasiye takılır ve hüzünlü bir veda yaşarlar. Filmin son sahnelerinde ise gerçek görüntülere de yer verilmesi filmin etkisini ikiye katlamış durumda.

Film şu anda 4 milyondan fazla izleyiciye sahip durumda. Aynı zamanda vizyona girdiği tarihle birlikte en iyi açılış yapan 6. film olmuş. Filmin, Türkiye’nin milli gururumuz olmasının tek sebebi; Kore savaşındaki kahraman, vefalı ve merhametli Türk askerini yansıtıyor olması değil. Aynı zamanda 90. Akademi Ödülleri’nde Türkiye’nin adayı olmasıdır.

Şu anda Oscar aday adayı olan filmin, aday olup olamayacağı sorularının cevabı ise Mart 2018’de belirlenecek. Umarım Ayla bu ödülü alır ve Türk sinemasının ve oyuncularının uluslararası tanınırlığını daha çok artırır. Eğer Ayla’yı henüz izlemediyseniz mutlaka en yakın zamanda izleyin ama yanınıza mendil almayı da unutmayın.

The Irishman: Yıllardır beklenen film

Önceki yazıErdoğan’dan AK Parti için seçim ittifakı talimatı
Sonraki yazıMeclis Başkanı adayları kimler? TBMM Başkanlık seçimi ne zaman?
01 Ekim 1986 tarihinde İstanbul’un Fatih ilçesinde doğdum. Eğitim hayatıma Farabi İlkokulu’nda başladım ve 2.likle de bitirdim. Ortaokulu ise 21. Yüzyıl Koleji’nde okul 3. lüğüyle bitirdim. Liseyi Hasan Şadoğlu Lisesi’nde tamamladım. Ardından üniversite hayatı geldi. Maltepe Üniversitesi Felsefe bölümünü 2009 yılında bitirdim. Felsefe bölümünün yanı sıra psikoloji bölümünden de yandal yaptım. Üniversite hayatım boyunca birçok seminere katıldım. Bunlardan bazıları; 1. Etik ve İnsan Hakları Konferansı (İngilizce) , Konuşmacı, 2009- Norveç Oslo Üniversitesi Felsefe öğrencilerinin katılımıyla, 2. İnsan Hakları Evrensel Bildirgesinin 60. Yılında İnsan Hakları: Hepimiz için Onur ve Adalet, Asistan, Maltepe Üniversitesi, 2008, 3. Aydın Doğan Vakfı 19. Genç İletişimciler Yarışması, Birincilik Ödülü, Asistan( Milliyet Gencim), 2008, 4. İlköğretim Okulları Ders Kitaplarında İnsan Hakları Araştırması, Tarih Vakfı düzenlemesiyle, Asistan, 2008, 5. İnsan Hakları Çalışma Projesi, Sunucu, Maltepe Üniversitesi, 2007, 6. Aile Eğitimi Çalıştayı, Maltepe Üniversitesi. Bunun yanı sıra Star TV’de staj yaptım. Mezun olduktan sonra ilk olarak Hedef Dershaneleri’nde felsefe öğretmenliği yaptım. Hemen ardından Fen Bilimleri Dershanesi Çekmeköy şubesinde rehberlik öğretmenliği görevime başladım. Diğer döneme Fen Bilimleri Dershanesi’nin Kadıköy şubesine aynı görevle geçiş yaptım. Aynı sene Maltepe Üniversitesi Psikoloji bölümünde yüksek lisansıma başladım. Yüksek lisanstan sonra Bahçeşehir Üniversitesi’nde pedagojik formasyon eğitimimi tamamladım. Ayrıca “Pozitif Koçluk” eğitimimi de aynı yıllarda tamamladım. 3 yıl boyunca Fen Bilimleri Dershanesi’ndeki görevimi sürdürmemin ardından Denizatı Koleji’nde rehberlik öğretmeni olarak çalışmaya başladım. Çalışma dönemimde “Çocuklar için Projektif Çizim Testi” eğitimimi tamamladım. Bu kurumda da 2 yıl görevime devam ettim ardından kendi isteğimle görevimden istifa ettim. İstifa etmemdeki amaç, öncelikle uzun zamandır kullanmadığım için gerileyen İngilizcemi ilerletmek için kursa gitmekti. Bunun dışında felsefeci olmam dolayısıyla kendi alanımda çalışmak istememdi.