İnsanların aradığı yanıt para mı?

İnsanların aradığı yanıt para mı? Para ve mutluluk ilişkisi, yaşam amacı ve paranın felsefesi üzerine kavramsal görsel.

Para ve mutluluk… Bazen birbiriyle bağlantılı görünür, bazen birbirinden oldukça uzaktır…

Geçenlerde Bostancı durağından bindiğim bir otobüste arkadaşıyla yan yana karşımda oturmakta olan orta yaşlı bir kadının “Yakında para diye bir şey kalmayacak ki! Tüm ödemeleri ya telefonla ya internetten yapacağız. Para kullanılmayacak.” dediğine tanık olunca ister istemez gülesim geldi. Doğrusunu söylemek gerekirse para denildiğinde benim de aklıma ilk gelen cüzdanımdaki renkli kâğıtlar ve madeni yuvarlaklar, çocukluk ve gençlik yıllarımda yalnızca ikisinin yaygın olmasından dolayı sanırım.

Otobüste karşımda oturan yolcunun ağzından öylesine dökülen sözcükler bana Platon’un masa idea’sını anımsattı. Platon’a göre, bir marangoz aklındaki masa kavramı sayesinde masa nesnesini üretir, masayı işlevine göre biçimlendirir. Gerçek olan masa kavramıdır, gözle görülen masa ise varlığını masa kavramına borçludur.

Dolayısıyla, – en kolay yaklaşımla – mal ve hizmet edinmek için kullanılan araç olarak tanımlanan parayı da insan uygarlığına kazandıran zihinlerdeki para kavramıdır. Paranın biçimini ise dönemin gereksinimleri, kullanım kolaylığı, teknoloji gibi birçok etmen belirlemiş yıllar boyunca. Bugün banknot, madeni, kaydi para (banka parası), e-para (elektronik para) ve sanal para (kripto para) gibi çeşitli formlar kullanılmakta.

Para edinmeyi sağlama işlevi nedeniyle insanların vazgeçilemezler listesinin en üst sırasında, sonsuz ömre sahip…

İnsan uygarlığında para var olmadan önce insanlar değiş tokuş aracılığıyla gereksinimlerini karşılarmış. Zamanla nüfusun artması, iklim ve coğrafi koşulların engeller çıkarması, değiştokuşa giren malların cins, miktar ve dayanıklılık sürelerinin farklı olması, ulaşım ve taşıma olanaksızlıkları gibi durumlardan ötürü takas yetersiz kalınca herkes tarafından aynı değerde kabul edilen bir ara malın varlığı çözüm olarak görülmüş; böylece para ortaya çıkmış.

Tarihsel süreç: Lidyalılardan Göktüklere

Paranın ilk defa ne zaman ve kimler tarafından basıldığı kesin olarak bilinmiyor.

Tarihçiler altın ve gümüş gibi değerli madenlerden üretilen ve sikke adı verilen ilk bilinen para örneğinin M.Ö. 7. yüzyılda anavatanımız Anadolu’da Lidyalılar tarafından çıkarıldığını kabul etmekteler. Ayrıca, Türkistan’da yapılan kazılarda ortaya çıkan, yüzeyi ‘Türk-Kağan’ yazılı ve ay-yıldız motifli, Göktürkler tarafından 576-600 yıllarında basıldığı düşünülen madeni paraların Türkler tarafından basılan ilk para olduğu ileri sürülüyor.

Göktürk sikkesi, ‘Türk’ sözcüğünün geçtiği ilk belge olduğu düşünülmekte.
Göktürk sikkesi, ‘Türk’ sözcüğünün geçtiği ilk belge olduğu düşünülmekte.

Diğer yandan, M.Ö. 5. – 4. yüzyıla ait olduğu düşünülen Altay’ın Ursul nehri civarlarındaki Tuyahta kurganlarında bulunan istiridye kabuklarının para işlevi gördüğü; Karahoca Uygur devletinde ödeme aracı olarak pamuklu kumaş (böz, kuanpu), madenî para (altun, kümüş, bakır) ve kâğıt para (çav) kullanıldığı da Orta Asya’ya ait ilginç noktalar arasında.

Bununla birlikte banknot biçimindeki kâğıt para ilk defa 618 yılında Çin’de kullanılmaya başlanmış. Yaklaşık bin yıl sonra ise, 1661 yılında, Stockholms Banco tarafından Avrupa’nın ilk banknotları basılmış. Yüzyıllar geçtikçe nüfus artışı ve ulaşımın gelişmesi sonucunda ticaretin canlanması banknot ve madeni paranın yanına yeni formlar eklenmesini gerekli kılmış.

Söz gelimi, 17. yüzyılda Londralı tüccarlar altınlarını ‘Goldsmith’ denilen sarraflarda tutup karşılığında belge alma yoluna gitmişler. Temsili para denilen bu sisteme Sultan Abdülmecit döneminde Osmanlı devletinde de rastlanmış. Maliye Nazırı Hacı Said Paşa 1840 yılında ‘kaime’ adı verilen, üzerinde yazılı değer karşılığında tahsilat yapılan kâğıt notlarını kullanıma sürmüş.

Osmanlı Dönemi 5 Liralık Kaime Örneği
Osmanlı Dönemi 5 Liralık Kaime Örneği

21. yüzyılda ortaya çıkan kripto ve sanal gibi yeni biçimler de internet ile önü açılan küresel dünyanın gereksinimlerini karşılama yönünde atılan adımlar arasında sayılabilir. Geçen yıllar yeni ekonomik sistemler ve toplumsal değişimlere yol açacağına göre ileriki dönemlerde yeni para formlarının görüleceğine hiç kuşku yok.

Binyıllar boyunca para insanların gözündeki değerini hep korudu.

Para, binyıllar süresince kılıktan kılığa girse de insanların gözündeki değerini hiç yitirmeksizin aynı işlevi sürdürerek her döneme ayak uydurmayı başarıyor. Zira, işlevi nedeniyle çoğu insanın gözünde mutluluk üretmekte, olamayacakları oldurmakta, hayalleri gerçeğe dönüştürmekte üstüne başka bir şey konulamayacak kadar değerli bir olgu.

Temel ihtiyaçların karşılanmasına ek olarak mutluluk veren birçok şeyin elde edilmesini sağladığı gerçeğini yokumsamak mantıksız olmakla birlikte mutluluk kaynağı olup olmadığı sorusu iş ortamında, dost sohbetlerinde, medya ve sosyal medyada sıkça gündeme getirilen bir tartışma konusudur. Üstelik, bu tartışmalar sırasında maddiyatçılık suçlamasıyla karşı karşıya kalanlar bile vardır ki bu derece ateşli sözler konunun insanların gözündeki önemini vurgulamakta bence.

Paranın insan uygarlığındaki konumu farklı bilim dallarında çalışmalar yapan birçok bilimcinin de ilgisini çekmiştir. Örneğin, Georg Simmel ‘Paranın Felsefesi’ kitabında paranın insan yaşamına etkisini ayrıntılı olarak inceler. Ünlü Alman sosyologa göre nesnelerin çoğu kendiliğinden değerli olmayıp değerin ortaya çıkışında koşullar, arzu ve zevkler belirleyicidir.

Para sayesinde değer nesnel ve ölçülebilir bir birimle belirtilebilmiş, paranın yaygınlaşması sayesinde daha fazla insan birbiriyle ilişki kurabilmiş, bu durum insanların daha soyut ve mesafeli ilişkiler kurması sonucunu doğurmuştur. Can alıcı olan saptama ise, değişen toplumla birlikte yaşama bakış açısı da değişmiş ve para birçok insan için araç olmaktan çıkıp amaca dönüşmüştür.

İnsanın dünya yaşamı boyunca aradığı yanıt para mıdır?

Bence paranın amaca dönüşmesi birçok insan tarafından mutluluğun kaynağı olarak algılanmasının sonucudur. Uzun süre önce Amerikalı ünlü oyuncu Jim Carrey’nin “Dilerim herkes bir gün zengin ve ünlü olur ve hayalini kurduğu herşeye kavuşur. Böylece aranılan asıl yanıtın bu olmadığını anlar.” şeklinde bir demecini okumuştum.

Varsılların parayı olabildiğince horladığına zaman zaman tanık olduğum gibi yokluk çekenlerin parayı gerçekte olduğundan çok daha önemli gördüğüne de sıkça rastlıyorum. Para ile mutluluğun ne derece bağlantılı olduğunu değerlendirmeye öncelikle insanın yaşam amacını sorgulayarak başlamakta yarar var.

Paranın tarihsel evrimi: Göktürk sikkesi ve Osmanlı dönemi kaime örneği ile Türk tarihinde para.

İnsan aklının düştüğü en büyük yanılgı, para kazanmayı yaşam amacına dönüştürme…

İnsanların yaşam amacı konusunda doğu ve batının önde gelen düşünürlerinden birkaçının çalışmalarına göz attığımda insanın mutlu olma amacıyla yaşadığı sonucuna vardıklarını, mutluluğa ulaşma yollarını açıklarken farklı önerilerde bulunduklarını görmekteyim.

Söz gelimi; Socrates’e göre mutlu ve haz dolu bir yaşam için insanın iyi eylemlerde bulunması gerekir, bu da iyi bir ruha sahip olunduğunda gerçekleşebilir, insanın ruhunun iyi olması erdemli olmasına bağlıdır, erdemlilik ise insanın aklını kullanarak ulaşabileceği bir noktadır.

Örneğin; Farabi iyiler arasında en iyi olan, yeğlenenler arasında en çok yeğlenen ve amaçlar arasındaki en yetkin amacın mutluluk olduğunu belirtir. Ona göre, mutluluğu arzulamak o derece doğaldır ki bir amaç olarak neden benimsendiğini araştırmaya gerek bile yoktur.

Ancak, ünlü bilimciye göre mutluluk gelişi güzel ve rastgele eylemlerle elde edilemez; insan iyi eylemleri yineleme yoluyla özvarlığına yerleştirdiği erdemlerle kazanabilir mutluluğu. Cesaret, cömertlik, iffet, nüktecilik, sadakat, dostluk, adalet gibi erdemler mutluluğa ulaşmanın olmazsa olmazlarıdır.

Mutluluk göreceli bir olguysa dünya yaşamına bakış açımızı değiştirmek yararlıdır.

Birbirinin tersi olmakla birlikte mutluluğu parayla bağdaştırmaktan kaynaklanan cimrilik ve savurganlığa her tanık oluşumda yalnızca bir kere sahip olunan yaşam şansını maddiyatçılıkla tüketenler için üzülmekten kendimi alamıyorum. Hiç durmaksızın satın almak veya hiçbirşey satın almadan günlerini geçirmekle zevk dolu bir yaşama kavuşacağına inanmak ne büyük bir yanılgı.

Maddiyatın verdiği anlık mutluluklardan başka bir şey değildir, saman alevi gibi gelir ve geçer. Bu yüzden maddiyatçı insanlar yeniden ve yeniden satın alırlar, çünkü satın aldıkları şey daha kullanmaya başlamadan etkisini yitirmeye başlamıştır bile. Oysa, insana yaşamı sevdiren gönlünde duyumsadığı sürekli mutluluktur.

Mutluluğu doğru yerde aramak gerekir

Şu bir gerçek ki para mutluluğun yolunu açan araçlardan yalnızca biri olmakla birlikte etkisi en az olanıdır. Yalnızca güneşin doğuşu, denizin kıyıya vuran dalgalarının sesi, temiz havayı içine çekebilme özgürlüğü, sağlık dolu bir nefes veya serin bir esintiyle birbirine sürtünen yemyeşil yaprakları izlemek paranın sağlayabileceği birçok şeyden daha güzeldir.

Bir de, başta sevme ve sevilme olmak üzere yürekleri okşayan duygulara yönelmeyi de sürekli mutluluğu yakalamanın sırlarından biri olarak görüyorum. Dolayısıyla; dostluk, inanç, sevgi, toplumsal ve ailevi değerlere bağlılık yaşama olumlu bakışı güçlendirir ki böylesine temiz duygular insan kalbinin mutlulukla atmasını sağlar.

Sonuç olarak diyebilirim ki para mal ve hizmet almayı sağlayan bir araçtan daha fazlası değildir, küçük veya büyük birçok şey elde etmenin yolunu açtığı doğrudur. Ne var ki mutluluğun kaynağı insanın yüreğindeki duygular ve dünyaya bakış açısıdır.


🔗 Kaynaklar:


🌐 Bunlar da ilginizi çekebilir:

Koray Erdivanlı
1975 yılında İstanbul’da doğdu. 1993 yılında Özel Işık Lisesi’nden mezun olduktan sonra 1998 yılında Marmara Üniversitesi Kamu Yönetimi (Fransızca) bölümünden lisans derecesi aldı. Western Michigan University ve İstanbul Teknik Üniversitesi’nde MBA dalında yüksek lisans yaptı. 2021 yılında Hacıbektaş Belediyesi tarafından düzenlenen kısa öykü yarışmasında 'Üç Öğüt' adlı öyküsüyle birincilik ödülü; 2022 yılında 25. OŞYAD Geleneksel Şiir Yarışması'nda 'Gurbet' adlı şiiriyle özendirme ödülü kazandı. 2022 yılında 'Yeşil Güller' adlı öykü kitabı ve 'Öfkeli Dargınlık' adlı tiyatro oyunu, 2023 yılında 'Dantelli Tuzak' adlı romanı, 2024 yılında 'Duygu Kovanı' adlı öykü kitabı ile 'Gümüşpetek Yangını' adlı romanı yayınlandı. Başlıca uğraşlarından biri olan filateli alanında 'Çanakkale Savaşı' ve 'İbn-i Sina' temalı koleksiyonlarıyla altı madalya kazandı. Özel sektörde insan kaynakları alanında yönetici olarak çalışmaktadır. Tarih, spor, sinema ve müzik başlıca ilgi alanları arasındadır.