Ana Sayfa Sağlık Mikrobiyota ve bağışıklık sistemi ilişkisi: Salgınlara karşı kalkan!

Mikrobiyota ve bağışıklık sistemi ilişkisi: Salgınlara karşı kalkan!

Son yıllarda artış gösteren salgınlar, kış aylarında daha da belirginleşiyor. Mikrobiyolog Ali Rıza Akın, korunmanın anahtarının mikrobiyota ve bağırsak sağlığı olduğunu vurguluyor. Bağışıklık sistemi ile doğrudan ilişkili olan bu yapı, enfeksiyonlara karşı doğal bir kalkan görevi görüyor.

Salgınlar artıyor uyarısı: Mikrobiyota, bağışıklık sistemi ve bağırsak sağlığı arasındaki ilişkiyi açıklayan görsel.

Uzmanlar, salgınlar karşısında sadece maske takmanın yeterli olmadığını, probiyotik takviyesi ve doğru beslenmenin de şart olduğunu belirtiyor. Ağız mikrobiyotası dengesi ve bağırsak sağlığı, virüslere karşı vücudun direncini belirliyor.


📌 Öne çıkanlar: Mikrobiyota ve salgınlar

  • Mevsimsel geçişlerin düzensizleşmesi ve stres, bağışıklık sistemini zayıflatarak salgınların yayılmasını hızlandırıyor.
  • Bağışıklık sisteminin %70’i bağırsaklarda bulunur; mikrobiyota dengesi bozulduğunda vücut enfeksiyonlara açık hale gelir.
  • Next Microbiome Baş Bilim İnsanı Ali Rıza Akın, korunmanın temelinin mikrobiyotayı güçlendirmek olduğunu belirtiyor.
  • Lifli gıdalar (brokoli, lahana) ve fermente ürünler (turşu, boza) dost bakterileri besleyerek direnci artırır.
  • Ağız mikrobiyotası, bağışıklık sisteminin ilk savunma hattıdır; dengeli olması tüm vücudu etkiler.
  • Gereksiz antibiyotik kullanımı dost bakterileri yok ederek uzun vadede bağışıklığı düşürebilir.
  • Akkermansia muciniphila gibi yeni nesil bakteriler, bağırsak duvarını onararak metabolik sağlığı destekleyebilir.

🦠 Bağışıklığın merkezi: Bağırsak duvarı

Bilimsel araştırmalar, insan bağışıklık sisteminin yaklaşık %70’inin bağırsaklarda yerleştiğini göstermektedir. Bağırsak duvarı, sadece besinlerin emildiği bir yer değil, aynı zamanda milyonlarca savunma hücresinin (lenfositler vb.) konuşlandığı bir “ordugah” gibidir.

Mikrobiyolog Ali Rıza Akın, “Sağlıklı bir mikrobiyota, enfeksiyonlara karşı en doğal kalkanımızdır” diyerek, bu dengenin bozulması (disbiyozis) durumunda en küçük virüsün bile vücudu hasta edebileceğine dikkat çekiyor. Stresli şehir yaşamı ve yetersiz beslenme, bu hassas dengeyi bozan en büyük etkenler arasında.

🔬 Akkermansia muciniphila nedir?

Bültende adı geçen ve son yıllarda bilim dünyasının odağında olan Akkermansia muciniphila, bağırsak mikrobiyotasında doğal olarak bulunan ancak obezite, diyabet ve inflamasyon (yangı) durumlarında azalan kritik bir bakteri türüdür.

Bu bakteri, bağırsak duvarını kaplayan mukus tabakasını (mucin) yiyerek beslenir ve bu sayede mukus üretimini teşvik eder. Bu döngü, bağırsak bariyerini güçlendirir ve “sızdıran bağırsak” (leaky gut) sendromunu önlemeye yardımcı olabilir. Çiğnenebilir formdaki yeni nesil probiyotik teknolojileri, bu bakterinin canlılığını koruyarak ağızdan bağırsağa kadar etki etmesini hedefler.

🧠 Bağırsak-Beyin ekseni: Psikolojik bağışıklık

Mikrobiyota sadece fiziksel değil, ruhsal sağlığımızı da yönetir. Bağırsaklarımız “İkinci Beyin” olarak adlandırılır çünkü mutluluk hormonu serotoninin %95’i burada üretilir. Bağırsak florası bozuk olan bireylerde anksiyete ve depresyon riskinin arttığı, bunun da stres hormonlarını (kortizol) yükselterek bağışıklığı baskıladığı bilinmektedir. Dolayısıyla, mikrobiyotayı beslemek sadece gripten değil, stres kaynaklı tükenmişlikten de korur.

🥦 Probiyotik mi, Prebiyotik mi? Farkı bilin!

Mikrobiyota sağlığı için bu iki kavramı doğru anlamak gerekir:

  • Probiyotik: Dost bakterilerin kendisidir (Yoğurt, kefi, takviyeler).
  • Prebiyotik: Bu dost bakterilerin besin kaynağıdır (Lifli gıdalar, soğan, sarımsak, yer elması).

Ali Rıza Akın, kışa girerken lifli ve doğal gıdalara yönelmenin önemini vurguluyor. Brokoli, lahana, mercimek gibi besinler ve boza, turşu gibi fermente ürünler, bağırsaktaki “iyi orduyu” besleyen en güçlü prebiyotiklerdir.

👄 Bağışıklık ağızda başlar

Salgınlardan korunmada genellikle el hijyenine odaklanılsa da, virüslerin ve bakterilerin vücuda ilk giriş kapısı ağızdır. Akın, “Ağız mikrobiyotası dengede olduğunda, vücut genelinde bağışıklık düzeni de daha güçlü olur” diyor.

Ağız florasının bozulması, sadece diş çürüğü veya diş eti hastalığına değil, kalpten akciğere kadar birçok sistemik hastalığa zemin hazırlayabilir. Çiğnenebilir formdaki probiyotikler, ağızda daha uzun süre kalarak buradaki yararlı bakteri popülasyonunu artırmayı amaçlar.

💊 Antibiyotik direnci ve mikrobiyota katliamı

Kış hastalıklarında yapılan en büyük hatalardan biri, viral enfeksiyonlarda (grip, nezle) gereksiz yere antibiyotik kullanmaktır. Antibiyotikler, zararlı bakterileri öldürürken bağırsaktaki dost bakterileri de yok eder. Bir kür antibiyotik kullanımı sonrası mikrobiyotanın eski çeşitliliğine dönmesi aylar, hatta yıllar sürebilir.

Uzmanlar, “Gereksiz antibiyotikler dost bakterileri yok eder” uyarısında bulunarak, hekim önerisi olmadan antibiyotik kullanılmaması gerektiğini, bunun yerine dinlenme ve probiyotik desteğinin (uygun vakalarda) önceliklendirilmesi gerektiğini belirtiyor.


🔎 En çok merak edilenler

Probiyotik takviyesi her gün alınmalı mı?
Genellikle evet, ancak süreklilik ve bakteri türü (suş) önemlidir. Herkesin mikrobiyota yapısı parmak izi gibi farklı olduğundan, bir uzmana danışarak kişiye uygun probiyotik seçilmelidir.

Turşu probiyotik sayılır mı?
Evet, ev yapımı ve fermente (sirke/tuz ile bekletilmiş) turşular doğal probiyotik kaynağıdır. Ancak pastörize edilmiş market turşularında canlı bakteri bulunmayabilir.

Mikrobiyota bozulursa ne olur?
Bağışıklık düşer, sık hastalanma, gaz, şişkinlik, kabızlık veya ishal gibi sindirim sorunları, cilt problemleri ve kronik yorgunluk görülebilir.

Ağız mikrobiyotası nasıl korunur?
Düzenli diş fırçalama, dil temizliği, bol su tüketimi ve şekerli gıdalardan kaçınmak temeldir. Ayrıca ağız florası dostu probiyotikler de destekleyici olabilir.


🌐 Bunlar da ilginizi çekebilir:


🔗 Kaynaklar:

Editor
Haber Merkezi ▪ İndigo Dergisi, 20 yıldır ilkelerinden ödün vermeden tarafsız yayıncılık anlayışı ile çalışan bağımsız bir medya kuruluşudur. Amacımız: Gidişatı ve tabuları sorgulayarak, kamuoyu oluşturarak farkındalık yaratmaktır. Vizyonumuz: Okurlarımızda sosyal sorumluluk bilinci geliştirerek toplumun olumlu yönde değişimine katkıda bulunmaktır. Temel değerlerimiz: Dürüst, sağduyulu, barışçıl ve sosyal sorumluluklarının bilincinde olmaktır. İndigo Dergisi, Türkiye’nin saygın çevrimiçi yayınlarından biri olarak, iletişim özgürlüğünü halkın gerçekleri öğrenme hakkı olarak kabul eder. Bu doğrultuda Basın Meslek İlkeleri ve Türkiye Gazetecileri Hak ve Sorumluluk Bildirgesi’ne uymayı taahhüt eder. İndigo Dergisi ayrıca İnsan Hakları Evrensel Beyannamesi’ni benimsemekte ve yayın içeriğinde de bu bildirgeyi göz önünde bulundurmaktadır. Buradan hareketle herkesin ırk, renk, cinsiyet, dil, din, siyasi veya diğer herhangi bir milli veya toplumsal köken, servet, doğuş veya herhangi diğer bir fark gözetilmeksizin eşitliğine ve özgürlüğüne inanmaktadır. İndigo Dergisi, Türkiye Cumhuriyeti çıkarlarına ters düşen; milli haysiyetimizi ve değerlerimizi karalayan, küçümseyen ya da bunlara zarar verebilecek nitelikte hiçbir yazıya yer vermez. İndigo Dergisi herhangi bir çıkar grubu, ideolojik veya politik hiçbir oluşumun parçası değildir.