Ana Sayfa Psikoloji Sürekli aynı hataları yapmanızın sebebi travmatik bellek olabilir!

Sürekli aynı hataları yapmanızın sebebi travmatik bellek olabilir!

Bazı anıların zihinde “geçmişte kalmış” olarak işlenememesi, günlük yaşamda ve ikili ilişkilerde ciddi aksaklıklara yol açabiliyor. Uzmanlar, tetikleyici durumlarla karşılaşıldığında geçmişteki olumsuz olayların sanki o an gerçekleşiyormuş gibi hissedilmesine dikkat çekiyor. Bu bağlamda travmatik bellek belirtileri ve tedavisi konusu, bireylerin tekrarlayan hatalarından ve ruhsal yüklerinden kurtulması için kritik bir önem taşıyor.

Travmatik bellek belirtileri ve tedavisi: Sürekli aynı hataları yapmanızın sebebi travmatik bellek olabilir

📌 Öne çıkanlar:

  • Travmatik anılar beyinde “zaman damgası” alamadığı için geçmişe ait olarak kodlanamaz.
  • Tetikleyiciler devreye girdiğinde, kişi olayı hatırlamak yerine adeta yeniden yaşar.
  • Sürekli kendini sabote etme ve ilişkisel sorunlar örtük belleğin birer yansıması olabilir.
  • EMDR ve özel psikoterapi yöntemleriyle bu kısır döngüyü kırmak mümkündür.

🧠 Travmatik anılar geçmiş olarak kodlanamaz

Yaşanan travmatik bir olayın kişi üzerinde psikolojik, sosyal ve bedensel birçok etkisi olabileceğini ifade eden Üsküdar Üniversitesi NPİSTANBUL Hastanesi Psikiyatri Uzmanı Prof. Dr. Gül Eryılmaz, bu etkilerin en önemlisinin bellek üzerinde görüldüğünü belirtiyor.

Travmatik bir olay yaşamanın veya böyle bir olaja şahit olmanın, özellikle duygusal bellekte işlenmeden kalacağını kaydeden Prof. Dr. Eryılmaz, beynin hafıza merkezi olan hipokampüsün işleyişine dair şu bilgileri paylaşıyor:

“Güncel bilgilerimizin belleği olan hipokampüs, olayları işlerken zaman damgası vurur. ‘Bu 10 yıl önceydi’ der. Bu bilgi beynin duygu üretiminde ve davranış yönetiminde önemlidir. Duygu yükü yüksek olaylar yani travma sonrası bilgi hipokampüste işlenemez ve örtük bellekte kalır.”

Bu durum, beynin herhangi bir nesne veya durumla tetiklendiğinde olayı geçmişte bırakmak yerine bugün oluyormuş gibi algılamasına neden olur. Kişi, yaşadığı travmayı sadece hatırlamaz; adeta tüm duyularıyla yeniden deneyimler.

👥 Travmatik bellek yaşamı nasıl sabote ediyor?

Travmatik belleğin bireylerde pek çok farklı belirtiyle kendini gösterebileceğine değinen Prof. Dr. Gül Eryılmaz, günlük yaşantıdaki işlevselliğin nasıl bozulduğunu şu şekilde özetliyor:

  • Günlük yaşantılar sırasında aşırı tepkili olmak ve tahammülsüzlük.
  • Sese duyarlılık (zil çaldığında irkilmek veya zıplamak).
  • Kendi ya da dünya hakkında olumsuz düşüncelerde artış.
  • Sebepsiz anksiyete atakları ve bedensel yakınmalar.
  • Sebebi bulunamayan kronik ağrı bozuklukları.

Prof. Dr. Eryılmaz, bu belirtilerin yanı sıra kişilerin olumsuz ilişkilerden ayrılamama, sürekli kendini sabote etme, dikkat ya da bellek sorunları gibi problemlerle de karşılaşabileceğini vurguluyor. Bu durum, bireyin hem kendisiyle hem de dünyayla kurduğu ilişkiyi temelinden sarsıyor.

“Günlük yaşamda kişinin işlevselliğinde bozulma olacaktır. Kişiler arası ilişkilerde bozulma, depresif yakınmalar ya da sürekli hep aynı hataları yapma gibi kendine ya da dünyaya yabancılaşma olabilir.”

🔍 Duygusallık bir travma belirtisi olabilir mi?

Geçmiş anıların etkisi ve ruh sağlığı ve travma ilişkisi üzerine uzman görüşleri

Posttravmatik stres bozukluğunun (PTSB) travma sonrası gelişen ciddi bir psikiyatrik hastalık olduğunu belirten Prof. Dr. Eryılmaz, bu tablonun temelinde travmatik belleğin yer aldığını ifade ediyor. Tedavi sürecinde ise travmaya özel yöntemlerin kullanılması gerektiğini aktarıyor.

Travmatik belleğin; travmanın özel tedavisi, EMDR (bir psikoterapi çeşidi) ve gerekli durumlarda ilaç tedavileri ile iyileştirilebileceğini anlatan uzman isim, karakter özelliği sanılan bazı durumların aslında travma kökenli olabileceğine dikkat çekiyor:

“Çocukluk çağında yaşanan travmatik olaylar sonrası duygusal biri olarak kendini tanımlamak… Kişi kendisini ‘duygusal tepkiler veririm, hep duygum ön plandadır, bu nedenle hiç aklımı kullanmam’ dediği noktada duygusallık aslında travmatik belleğin bir belirtisi olabilir.”


🧠 Beynin zaman algısı neden bozulur: Hipokampüs ve amigdala savaşı

İnsan beyni, normal şartlarda deneyimleri bir kütüphaneci titizliğiyle işler. Yaşanan her olay, hipokampüs aracılığıyla bir zaman ve mekan etiketine sahip olur. Ancak travmatik bir olay sırasında beynin bu düzenli işleyişi sekteye uğrar. Amigdala, yani beynin alarm merkezi, aşırı uyarılmış bir haldeyken hipokampüsün olayları “arşivlemesine” izin vermez. Bu durum, geçmiş anıların etkisi üzerinde silinmez ve kontrolsüz bir güç oluşturur.

“Travma sırasında beyin, bilgiyi parçalı bir şekilde depolar; bu yüzden anıların bir başı veya sonu yokmuş gibi hissedilir.”

Zaman damgası vurulamayan bu anılar, beyin tarafından “henüz bitmemiş” olarak algılanır. Sonuç olarak, aradan onlarca yıl geçse bile zihin bu olayı şimdiki zamanda tutmaya devam eder. Bu durum sadece psikolojik bir rahatsızlık değil, beynin nörobiyolojik yapısında meydana gelen somut bir aksaklıktır.

⚡ Tetikleyicilerin anatomisi: Neden bazı sesler ve kokular bizi geçmişe hapseder?

Tetikleyiciler, beynin örtük belleğinde saklanan travmatik parçaları uyandıran anahtarlardır. Sıradan bir parfüm kokusu, bir kapı gıcırtısı veya belirli bir ses tonu, kişiyi saniyeler içinde o karanlık ana geri götürebilir. Bu süreçte kişi, travmatik bellek belirtileri ve tedavisi konusunda bilgi sahibi değilse yaşadığı yoğun tepkilere anlam veremez. Tetikleyicilerle karşılaşıldığında verilen tepkiler genellikle şunlardır:

  • Aniden yükselen kalp atışı ve nefes darlığı.
  • Gerçeklikten kopma veya bulunduğu ortamdan uzaklaşma hissi.
  • Kontrol edilemeyen ağlama krizleri veya öfke patlamaları.
  • Vücudun savunma mekanizması olarak “donup kalma” tepkisi vermesi.

Beyin, tehlikenin geçtiğini anlamadığı için çevredeki her benzer uyaranı bir tehdit olarak algılar. Bu durum, bireyin sosyal hayatını kısıtlamasına ve sürekli bir tetikte olma hali içinde yaşamasına neden olur. Tetikleyicilerin fark edilmesi, iyileşme sürecinin en kritik adımlarından biridir.

🔗 İlişkilerde kendini sabote etme: Neden hep aynı senaryoları yaşıyoruz?

İlişkilerde kendini sabote etme: Neden hep aynı senaryoları yaşıyoruz?

Travmatik bellek, sadece bireysel bir yük değil, aynı zamanda ilişkileri zehirleyen görünmez bir düşmandır. Kişi, geçmişte yaşadığı terk edilme, ihmal veya suistimali mevcut ilişkisine yansıtabilir. Ruh sağlığı ve travma arasındaki bu derin bağ, bireyin farkında olmadan kendini sabote etmesine yol açar. Sağlıklı bir bağ kurmak yerine, geçmişin acı veren tanıdıklığını aramak sıkça görülen bir savunma mekanizmasıdır.

  • Partnerin masum bir hareketini “terk edilme sinyali” olarak yorumlamak.
  • Yakınlıktan korkmak ve duygusal duvarlar örmek.
  • Çatışma anlarında orantısız tepkiler vererek ilişkiyi çıkmaza sokmak.
  • Kendini değersiz hissettiren partnerleri bilinçaltı düzeyde seçmeye devam etmek.

Bu döngü, travmatik anıların bugünkü algılarımızı nasıl çarpıttığının bir kanıtıdır. Birey, aslında karşısındaki kişiye değil, o kişinin tetiklediği eski bir yaraya tepki vermektedir. İlişkilerdeki bu “tekrarlama zorlantısı”, travmanın çözülmemiş olduğunun en net işaretidir.

🤒 Bedenin kaydı: Ruhsal travmaların fiziksel ağrılara dönüşme süreci

Zihin unutsa bile beden asla unutmaz. Çözülemeyen travmalar, vücutta kronik ağrılar, mide sorunları veya geçmeyen yorgunluklar olarak kendini gösterir. Geçmiş anıların etkisi bedensel bir hafızaya dönüştüğünde, tıbbi olarak açıklanamayan semptomlar ortaya çıkar. Kasların sürekli gergin olması, sempatik sinir sisteminin her an savaşmaya hazır olmasından kaynaklanır.

“Beden, ruhun taşıyamadığı ağırlığı semptomlar aracılığıyla dışarı vurur ve yardım çığlığı atar.”

Kronik boyun ağrıları, fibromiyalji veya sindirim sistemi bozuklukları çoğu zaman travmatik bir geçmişin bedendeki yansımalarıdır. İlaç tedavileri fiziksel rahatlama sağlasa da, kök neden olan travmatik anı işlenmedikçe beden bu sinyalleri göndermeye devam edecektir. Bu yüzden, bedensel şikayetlerin tedavisinde psikolojik geçmişin incelenmesi hayati önem taşır.

🩺 EMDR terapisi ile anıları “arşivlemek”: İyileşme süreci nasıl işler?

Travmatik belleğin iyileştirilmesinde modern psikolojinin en güçlü araçlarından biri EMDR terapisidir. Bu yöntem, beynin doğal bilgi işleme mekanizmasını yeniden harekete geçirerek anıların doğru raflara dizilmesini sağlar. Travmatik bellek belirtileri ve tedavisi kapsamında kullanılan bu teknik, anının duygusal yükünü boşaltmayı hedefler. EMDR süreci temel olarak şu aşamalardan oluşur:

  • Anının en rahatsız edici parçasının (görüntü, ses, inanç) belirlenmesi.
  • Göz hareketleri veya ritmik uyaranlarla beynin her iki lobunun uyarılması.
  • Anının “şimdi”den koparılıp “geçmişe” ait bir bilgi haline getirilmesi.
  • Kişinin kendisi hakkında geliştirdiği olumsuz inançların (örneğin “değersizim”) olumlularla yer değiştirmesi.

Tedavi tamamlandığında, kişi olayı hala hatırlar ancak artık o olay tetiklendiğinde fiziksel veya duygusal bir yıkım yaşamaz. Anı, artık can yakan bir yara değil, sıradan bir hayat tecrübesi olarak zihindeki yerini alır.

🌱 Travma sonrası büyüme: Geçmişin yükünden özgürleşmek mümkün mü?

Travma ile yaşamak bir mahkumiyet değildir; aksine doğru destekle bir dönüşüm fırsatına dönüşebilir. Ruh sağlığı ve travma alanındaki çalışmalar, “travma sonrası büyüme” kavramının bireylerin eskisinden daha dayanıklı hale gelmesini sağladığını gösteriyor. İyileşme süreci sabır gerektirse de, kişinin kendi üzerindeki farkındalığını artırması ve sınırlarını belirlemeyi öğrenmesi bu yolculuğun en büyük kazanımıdır.

“İyileşmek, olanları unutmak değil; olanların artık sizi kontrol etmesine izin vermemektir.”

Yaşanan acıların ardından kurulan yeni hayat, daha anlamlı ve derinlikli olabilir. Kişi, travmatik belleğin boyunduruğundan kurtulduğunda, sadece geçmişini değil, geleceğini de yeniden inşa etme gücünü kendinde bulur. Profesyonel yardım almak, bu zorlu yolda atılacak en cesur ve sağlıklı adımdır.

Sıkça Sorulan Sorular

1. Travmatik bellek nedir ve neden oluşur?
Travmatik bellek, beynin aşırı duygusal yük içeren olayları normal bir anı gibi işleyememesi sonucu oluşur. Beyindeki hipokampüsün devre dışı kalmasıyla anılar “zaman damgası” alamaz ve zihinde taze kalmaya devam eder.

2. Travmatik bellek belirtileri ve tedavisi nelerdir?
Belirtiler arasında aşırı tepkisellik, sese duyarlılık, sürekli kendini sabote etme ve sebepsiz ağrılar yer alır. Tedavide ise EMDR terapisi, bilişsel davranışçı terapi ve uzman kontrolünde ilaç kullanımı en etkili yöntemlerdir.

3. Geçmiş anıların etkisi günlük hayatı nasıl kısıtlar?
Bu etkiler, tetikleyicilerle karşılaşıldığında kişinin “savaş ya da kaç” tepkisi vermesine, sosyal izolasyona ve odaklanma sorunlarına neden olabilir. Kişi sürekli geçmişin hayaletleriyle yaşadığı için ana odaklanmakta zorlanır.

4. Ruh sağlığı ve travma arasındaki ilişki her zaman kalıcı mıdır?
Hayır, travmanın etkileri kalıcı olmak zorunda değildir. Doğru terapi yöntemleri ve psikososyal destek ile beynin nöroplastisite yeteneği sayesinde travmatik anılar yeniden işlenebilir ve ruhsal iyileşme sağlanabilir.

5. Aşırı duygusallık bir travma işareti olabilir mi?
Evet, uzmanlara göre kendisini “aşırı duygusal” olarak tanımlayan kişilerde bu durum, aslında çözülmemiş çocukluk travmalarının ve örtük bellekteki birikmiş duyguların bir yansıması olabilir.


🌐 Bunlar da ilginizi çekebilir:


🔗 Kaynaklar:

Editor
Haber Merkezi ▪ İndigo Dergisi, 20 yıldır ilkelerinden ödün vermeden tarafsız yayıncılık anlayışı ile çalışan bağımsız bir medya kuruluşudur. Amacımız: Gidişatı ve tabuları sorgulayarak, kamuoyu oluşturarak farkındalık yaratmaktır. Vizyonumuz: Okurlarımızda sosyal sorumluluk bilinci geliştirerek toplumun olumlu yönde değişimine katkıda bulunmaktır. Temel değerlerimiz: Dürüst, sağduyulu, barışçıl ve sosyal sorumluluklarının bilincinde olmaktır. İndigo Dergisi, Türkiye’nin saygın çevrimiçi yayınlarından biri olarak, iletişim özgürlüğünü halkın gerçekleri öğrenme hakkı olarak kabul eder. Bu doğrultuda Basın Meslek İlkeleri ve Türkiye Gazetecileri Hak ve Sorumluluk Bildirgesi’ne uymayı taahhüt eder. İndigo Dergisi ayrıca İnsan Hakları Evrensel Beyannamesi’ni benimsemekte ve yayın içeriğinde de bu bildirgeyi göz önünde bulundurmaktadır. Buradan hareketle herkesin ırk, renk, cinsiyet, dil, din, siyasi veya diğer herhangi bir milli veya toplumsal köken, servet, doğuş veya herhangi diğer bir fark gözetilmeksizin eşitliğine ve özgürlüğüne inanmaktadır. İndigo Dergisi, Türkiye Cumhuriyeti çıkarlarına ters düşen; milli haysiyetimizi ve değerlerimizi karalayan, küçümseyen ya da bunlara zarar verebilecek nitelikte hiçbir yazıya yer vermez. İndigo Dergisi herhangi bir çıkar grubu, ideolojik veya politik hiçbir oluşumun parçası değildir.