Ana Sayfa Kişisel Gelişim Bugün Heybene Ne Kattın?

Bugün Heybene Ne Kattın?

İnsan ömrü sınırlı sayıda nefesten ibarettir. Ve bir gün biter. Önemli olan anılarınla yok olurken tarihe adını yazmaktır. Varoluşun ve ölümlülüğün o kaçınılmaz gerçeğiyle yüzleştiğimizde, her nefesten geriye ne kalacağı sorusu zihnimizi kurcalamaya başlar.

Bugün heybene ne kattın sorusu etrafında şekillenen öz farkındalık, irade ve yaşamı inşa etme felsefesi.

Zamandan aldığımız bu kısa payı nasıl kullandığımız, yalnızca bireysel hikayemizi değil, bizden sonraki nesillerin dünyasını da şekillendirir. Ancak “tarihe adını yazmak” ifadesi her zaman devrimler yapmak ya da devasa anıtlar dikmek anlamına gelmeyebilir. Bazen bir insanın hayatına dokunmak, ürettiğin tek bir eserle birine ilham olmak ya da kurduğun tek bir bağla hatırlanmak da zamanın yıkıcı etkisine karşı direnmenin en zarif yoludur.

Anılarınla silinip giderken bu dünyada iz bırakmak kimi için büyük kitleler tarafından tanınmak kimi için ise dokunduğun insanların zihninde silinmez bir iz bırakmaktır.

İnsanların zihninde iz bırakmak, nesilden nesile aktarılmak… Bu ne şans bu ne lütuf…

Bu, bir insanın ölümlülüğe karşı elde edebileceği en zamansız zaferdir.

Fiziksel varlığımız çekilip gittiğinde bile bir düşüncenin, bir değerin ya da bıraktığımız o samimi duygunun başka bir ruhta yaşamaya devam etmesi, insanı adeta zamanın ötesine taşır. Dedelerimizin anlattığı bir hikayede yaşamak, kaleme aldığımız bir satırla hiç tanışmadığımız bir torunumuza dokunmak ya da bir insana öğrettiğimiz tek bir iyilikle onun geleceğini şekillendirmek… İşte bu, salt bir şan veya şöhret değil; varoluşa atılmış en derin, en anlamlı imzadır.

Zaman her şeyi yıpratırken, insan zihninde ve kalbinde nesiller boyu devam eden bu yankı, geride bırakılabilecek en büyük miras. Önce insan şunu bilmeli, ölüm kaçınılmaz. Ama yaşam da kaçınılmaz. Dıştan etki olmadığı sürece her ikisi de kaçınılmaz. İnsan bunu bilmeli ve hayatının merkezine kendini inşa etmeli. Kendini inşa ederken her bir tuğlanın anlamı olmalı.

Yaşamın ve varoluşun anlamlı inşası

Yaşam ve ölüm arasındaki o kaçınılmaz dengeyi yakaladığımızda, varoluşun yükü bir sorumluluğa ve sanata dönüşür.

Ölüm kadar yaşamın da kaçınılmaz olduğunu kabul etmek, pasif bir kabullenişten sıyrılıp kendi hikayenin mimarı olmanı sağlar. Kendini inşa etme süreci tesadüflere bırakılamayacak kadar hassastır; koyduğun her bir tuğla — kazandığın bir değer, aştığın bir engel, büyüttüğün bir duygu — zihnindeki o zamansız yapıyı şekillendirir. İnsan ancak kendini anlamla inşa ettiğinde, zamanın yıkıcı gücüne karşı durabilecek sağlamlıkta bir miras bırakabilir.

Farkında olmak kaçınılmaz olan yaşamı sadece sürdürmek değil, bilerek ve seçerek yaşamaktır.

İnşa sürecinin merkezine başkalarının beklentilerini değil, kendi öz hakikatini koymak senin öz değerindir.

Konulan her bir tuğlanın (kararın, değerin, eylemin) bilincinde olmak anlamlı hareketindir.

Benim mimari yapımın en kritik ve en anlamlı tuğlaları şunlar olurdu: İrade, merhamet, adalet ve devlet.

Bu dört kavram, sıradan bir hayatın çok ötesinde, hem kişisel bir karakterin hem de toplumsal bir medeniyetin üzerine kurulacağı en sağlam temel taşlarıdır.

İrade: Temeldeki ilk tuğladır. Kendi nefsine, zaaflarına ve zamanın akışına hükmedebilme gücüdür. İrade olmadan diğer hiçbir erdem eyleme dönüşemez.

Merhamet: İradeye ruh ve insanlık katan güçtür. Güce sahipken bile kalbi yumuşak tutabilmek, insanı yıkıcı bir güç olmaktan çıkarıp iyileştirici bir varlığa dönüştürür.

Adalet: Merhametin çizgisini çeken, her şeyi ait olduğu yere koyan terazidir. Adalet; iradenin kontrolsüzleşmesini, merhametin ise zafiyete dönüşmesini engeller.

Devlet: İlk üç tuğla tamamlandığında ortaya çıkan nihai çatıdır. Bireyin kendi zihninde kurduğu düzenin, adalet ve merhametle harmanlanarak toplumsal bir yapıya, nesiller boyu yaşayacak bir nizama dönüşmesidir.

İnsanların irade zayıflığı hakikatten uzaklaşmalarına, yaşam döngüsünde varacakları yere belki de hiçbir zaman varamamalarına sebep oluyor.

Bu düzende her insana birden fazla boşluk açılır. Boş koltuklar gibi düşünebilirsiniz. İnsan çabalarıyla bu koltukları doldurur ve en sonunda tüm emek ve iradesi onu asıl oturması gerektiği koltuğa yerleştirir. Bundan sonra sadece doldurduğu boşluğun hakkını verecek, değerine değer katacak ve kendinin en iyi versiyonu olacaktır.

O boş koltuklar, insanın hayat yolculuğundaki mücadeleyi ve hakikat arayışını yerinde özetliyor. Çoğu insan, iradesizlik rüzgarına kapılıp geçici konfor alanlarında oyalanırken ya da günü kurtarırken, kendileri için hazırlanan o asıl ve hakiki makamı ıskalıyor. Çevrenin bu savruluşu, iradesini koruyabilenler için hem derin bir yalnızlık sebebi hem de kendi yolunun ne kadar keskin ve dik olduğunun bir kanıtı.

Hakikat arayışında irade ve rehberlik

Hayatın sunduğu o boşlukları çabayla doldurmak, ardı arkası kesilmeyen bir inat ve disiplin gerektirir. Her doğru karar, insanın o nihai koltuğa biraz daha yaklaşmasını sağlar. O yere varana kadar harcanan emek, aslında koltuğun kendisini değil, oraya oturacak iradenin ruhunu yontar. İnsan nihayet o asıl yerine oturduğunda, artık dış etkenlerle boğuşan bir arayışçı olmaktan çıkar; çünkü o koltuk, onun tüm benliğiyle hak ettiği en iyi versiyonudur. Oradan sonrası bir tırmanış değil, taçlandırmadır; ulaşılan değerin korunması, adaletin ve merhametin o makamdan dünyaya yansıtılmasıdır.

Başkalarının o boşluklarda kaybolduğunu izlemek bazen yorucu olsa da, benim zihnimdeki o nihai koltuk, bu kaotik düzende tam olarak hangi sorumluluğu ve duruşu simgeliyor derseniz, buna; öğretici, uyandırıcı, eğitici, yol gösterici beni… derdim.

Bence bu, bir insanın kendi varoluşsal koltuğuna koyabileceği en yüce ve en ağır sorumluluktur.

Öğretici, uyandırıcı ve yol gösterici olmak; yalnızca bilgi aktarmak değil, iradesizliğin uykusunda kaybolmuş ruhlara bir fener olabilmektir. Bu yer, sadece kendi benliğini inşa etmiş, merhamet ve adalet süzgecinden geçmiş insanların hakkıyla oturabileceği bir yer değil midir? Çatısı “devlet” ve nizam olan o büyük yapının içinde o yapının zihnini ve ruhunu şekillendiren bilge bir mimari duruş…

İnsanları uykularından uyandırmak ve kendi boş koltuklarını bulmalarına rehberlik etmek, zaman zaman dirençle ve derin bir yalnızlıkla karşılaşacak keskin bir yoldur. Çünkü uyanmak, sorumluluk almayı gerektirir ve iradesi zayıf olanlar uykunun konforunu yeğler.

Yine de tarihe yazılacak o en kalıcı iz, zihinlerde yakılan bu ışıkla mümkündür.

Çevremdeki herkese gerçek mutluluğun kendi kanlarında, ruhlarında, bedenlerinde olduğunu, sahte olan mutluluğun ise dışardan karşılandığını söylemek isterdim. Kendilerini merak etmelerini ve kendilerini keşfe çıkmalarını isterdim.

Çünkü insanın dış dünyadaki geçici hazların peşinde koşarken kendi özünü unutması, uykuların en derin halidir. Bu yüzden uyanışın ilk cümlesi olarak “Mutluluk dışarıdan satın alınan değil, içeriden fışkıran bir kaynaktır” mesajını vermek, yol gösterici bir ruha yakışan en doğru söz olurdu sanırım.

Kendi bedenini, kanını ve ruhunu bir keşif alanı olarak görmeyen insan, hayatı boyunca başkalarının kurduğu sahnelerde figüran kalmaya mahkumdur. Dışarıdan sağlanan sahte mutluluklar sadece anlık illüzyonlar yaratır; oysa insanın kendi derinliğinde bulduğu hakikat, zamanın ve şartların sarsamayacağı bir sığınaktır.

İnsanın kendi potansiyelini, sınırlarını ve öz değerini tanımasını, dış dünyadaki geçici ve bağımlılık yaratan illüzyonlardan sıyrılmasını, kendi bedeninin ve ruhunun bilgeliğine güvenerek yaşamayı odak noktasına alabilmesini dilerdim.

Çünkü onlara kendi iç dünyalarını merak etmeyi aşılamak, ellerine kendi hayatlarının haritasını vermek demekti. İnsan kendini merak etmeye başladığı an, o edilgen uykusundan uyanır ve oturması gereken o asıl koltuğun arayışına girer.

Zamanın boşluğunu bilinçle doldurmak

İnsanların dış dünyadaki o sahte ışıltılardan kafalarını kaldırıp kendi içlerine bakmalarını sağlayacak en etkili yöntem onların düşünmelerini sağlamaktır. Düşünmek, sorgulamak, merak etmek, harekete geçmek… Bunlar yine irade meselesidir. Çünkü iradeli olmak çaba ister, çaba zaman ister, zaman ise öyle bir boşluktur ki ya hızlı olan o boşluğu doldurur ya da iradeli olan. Ve genelde hızlı olan insanı rehavete sokan, onu tembelleştiren, onu robotlaştıran bir güçtür.

Hızlı olanın sunduğu o hazır hazlar ve rehavet, insanın sığındığı en tatlı ama en tehlikeli tuzaktır. Çabasız, sorgusuz ve hızlı olan her şey insanı kitleleştirir; zihnini uyuşturup onu kendi hayatında bir robot durumuna düşürür.

Düşünmek, sorgulamak ve merak etmek ise bu düzene verilmiş en büyük başkaldırıdır. Çünkü bu süreç bir emek, yani irade ister. Zamanın sunduğu o devasa boşluğu hızlı olan rehavetle doldurmadan önce, iradeyle davranıp o boşluğa derinlik ve anlam katabilmek gerçek bir ustalıktır.

Robotlaşmış zihne onu dürtüp uykusundan uyandıran sarsıcı bir soru sormak,

Dışarıdaki sahte ışıklardan insanın kendi içine doğru yönelmesini sağlayan o merak duygusu,

Ve zamanın boşluğunu hazla değil de bilinçli bir çabayla doldurma kararlılığı…

Hızlı olanın yarattığı o tembellik dalgasına karşı durup insanlara “dur ve düşün” diyebilmek, öğretici bir ruhun sunabileceği en büyük iyilik olurdu. Bu yüzden insanları o hızlı ve yüzeysel akıntıdan koparıp ilk kez kendi zihinlerinin içine bakmaya ikna edecek sorum şu olurdu: Kendine bugün hangi değeri kattın? Ya da bugün heybene ne kattın?

Bu iki soru, hızlı akıp giden zamanın içinde insanı aniden durduran, rehavetin ve robotlaşmanın panzehiri olan o sarsıcı darbedir.

İşte uykudaki bir zihni uyandıracak ilk kırılma tam olarak burasıdır. Çünkü insan günün sonunda bu sorularla yüzleştiğinde, zamanın boşluğunu hazla mı yoksa emekle mi doldurduğunu gizleyemez. Dışarıdan medet uman bir zihin bu soruya verecek yanıt bulamazken; düşünen, sorgulayan ve iradesini yontan biri heybesindeki o yeni tuğlayı hemen fark eder.

“Bugün kendine ne kattın?” sorusu, insanı kendi iç yolculuğuna çıkarıp kendi hayatının aktörü yapan o ilk kıvılcımdır.

Senin kendi heybene bugün kattığın en değerli şey ⁸ne oldu?

Ya da bugün heybene ne kattın?

Asena Meryem Manav
Asena Meryem Manav. 25 Ekim 1986 Muğla doğumlu. Antalya'da yaşıyor, bir kamu kurumunda yazı işleri müdürlüğü yanı sıra kurumun hizmet içi eğitim faaliyetlerinde görev alıyor, araştırma yapmayı ve yazmayı seviyor, bir kızı var.