Boğaziçi Caz Korosu: Masis Aram Gözbek röportajı

Boğaziçi Caz Korosu’nu metroda caz yaparlarken tanıdık. Esasen koro şefi Masis Aram Gözbek’in de yapmaya çalıştığı bu; çok sesli müziğin her yerde söylenebilmesi. Davetli oldukları Belçika’da gerçekleşen Avrupa Genç Müzisyenler Festivali’nde kendisi ile söyleşi yaptık.

bogazici-caz-korosu-masis-aram-gozbek-roportaji

Bilim adamı olma beklentileriyle büyütülüp hayallerine yönelmiş ve rotayı yıllar sonra müziğe çevirmiş bir insandan bahsediyoruz. Dinleme becerisinde bahsediyor; çok sesli müzikte dinlemek teknik olarak gereklidir diyor. Beş dakika verseler yeni bir dünya yaratacak kadar hayalperest olmasa, bunca uluslararası platformlarda bizi çok sesli koro ile temsil edebilir miydi?

Röportaj: Masis Aram Gözbek (Boğaziçi Caz Korosu)

Boğaziçi matematik bölümünden koro şefliğine geçişiniz nasıl oldu?

Esasen matematik okumalıyım gibi bir idealim hiç olmadı. Ailemde müzisyen de yoktu, benimle ilgili müzik hayali kuran da. İki buçuk yaşında kendi kendime okuma yazmayı öğrenince doktorum aileme, dikkatimi görsellere yöneltmesini tavsiye ediyor. Görsellerde de çok yetenekli olduğum görülüyor. Böyle bir küçüklükten sonra ailem benim çok parlak bir bilim adamı falan olacağımı umuyor.

Müziğe ilginizin olduğu fark edildi mi?

Gerçek anlamda değil. Küçüklüğümde oyuncak bir melodika ile tanıştım, duyduğum herşeyi o melodikada tekrar ettiğimi hatırlıyorum. Sonra ailem bana ufak bir org alıyor. Derken yedi yaşlarında kilise korosunda söylemeye başladım. Orada da kendi kendime nota okumayı öğrendim. Çünkü çok fazla melodi tekrarları oluyordu ve ben ilk tekrarlarda öğrendiğim için sıkılıp elimdeki nota kağıtlarını keşfetmeye çalışıyordum.

Şu ana kadar müzik hep kenarda. Matematik Bölümü’ne girdiğinizde de bu böyle mi devam etti?

Müzik hep kenardaydı, aynı anda diğer birçok aktivite ile birlikte. Halk oyunları, modern dans, çeşitli spor dalları ve özellikle tiyatroyla çok ciddi ilgilendim. Zaten yapım gereği ilgimin olduğu bir alanı kesinlikle hafife alamıyorum. Lisedeki müzik grubumuz herhalde o zamana kadarki en ciddi müzikal etkinliğimdi. Radyo Boğaziçi’nin düzenlediği 6. Battle of the Bands yarışmasında birinci olduk. Ama buraya kadar müzik hala kenarda.

Derken üniversitede matematik bölümüne başladım ve üniversitenin müzik kulübüne girdim. Çeşitli müzik gruplarında çalmaya başladım, tiyatro devam ediyor, TRT İstanbul Radyosu Gençlik Korosu’nda şarkı söylemeye başladım. BÜMK (Boğaziçi Üniversitesi Müzik Kulübü) Caz Korosu’na girdim ve koroda iki sene şarkı söyledikten sonra koronun şefliğini devraldım. Müziğe ilgim ve müzikal sorumluluklarım git gide artarken bölümüm yoğunlaşıyordu ve benim bir karar vermem gerekiyordu. Müzik işte o zaman ağır bastı ve Yıldız Teknik Üniversitesi Müzik ve Sahne Sanatları, Kompozisyon Bölümü’ne başladım, şu anda da Mimar Sinan Devlet Konservatuvarı Kompozisyon ve Orkestra Şefliği Bölümü’nde eğitimime devam ediyorum.

İyi bir koro şefi olmak için müzik bilgisinin yanında başka ne beceriler gerekiyor?

Bu işin yüzde sekseni ekipten maksimum sonuç alabilme becerisi. Bunun için insan psikolojisinden anlamak gerekiyor, iyi bir gözlemci olmak gerekiyor. İnsanların motivasyonlarını doğru yerde tutmayı bilmek gerekiyor. Ne çok kırıp dökmek ne de gevşek bırakmak çözüm. Denge ise hiçbir zaman aynı seviyede kalmıyor, çok değişken; mesela yarışma zamanı ile prova yaparken çok farklı.

Koro şefi olarak, eğer korodan 5 almak istiyorsanız 50 vermeyi gözden çıkarmanız gerekiyor. 5 verip 5 almak hiçbir zaman mümkün değil maalesef.

Bu çok şevk kırıcı? Kendi motivasyonunu nasıl ayakta tutuyorsunuz?

Yılmamak gerekiyor, öz motivasyon gerekiyor. İşler düşündüğümden çok daha uzak yerlere gidiyor, her şeye yetişmeye çalışıyorum, bazen bir gecede düzenleme yapıp ertesi gün çalıştırıyorum. Günlerce uyumuyorum, sinirleniyorum, yoruluyorum. Fakat kalkıp silkelenip omzumu kaldırmam gerekiyor. İnsan aklı büyük bir güce sahip ve biz bunu çok iyi kullanamıyoruz. Durup düşünüyorum ve kendimi yukarı çekiyorum. Yaşadığım sıkıntılar genellikle tahminlerin çok daha uzağında.

Peki bu onların meslekleri değil mi?

Hayır, -ben dahil- hepimiz gönüllüyüz yani sıfır liraya çalışıyoruz. Ekibi yönetmenin zorluğu biraz da buradan geliyor. Genç ve oldukça deneyimsizler, dolayısıyla motivasyonlarını taze tutmak zor olabiliyor. Sirkülasyonun da fazla olduğunu düşünürsen, işim epey zor.

Koro şefliği sizin mesleğin değil mi?

Boğaziçi Caz Korosu’na neredeyse tüm vaktimi ve emeğimi harcıyorum ve mantıken mesleğim bu olmalı aslında. Yine de koro şefliği benim kariyerim oldu artık. İstanbul’da iki koroda daha genel sanat yönetmenliği ve şeflik yapıyorum; Acappella Grup 34 ve Sainte Pulcherie Fransız Lisesi Korosu. Gerçi ben zaten elime geçen ne varsa Boğaziçi Caz Korosu’yla katıldığımız festival ve yarışma masraflarına harcıyorum.

Boğaziçi Caz Korosu koristleri nasıl seçiyor?

Yaklaşık 3000 kadar online başvuruyu telefon ile arayıp bilgilendiriyoruz, herhangi bir eleme yapmadan. Bu adaylardan anca ortalama 800’üyle yüz yüze görüşme fırsatımız oluyor. Sonrasında ise iki aşamalı bir seçme sürecimiz var. İlk elemede adayın temel müzikal yetilerine bakıyoruz. İkinci aşamaya geçenlere de bizim parçalardan birkaç kesit ve çalışması için yaklaşık beş günlük bir süre veriyoruz. Bu aşama daha ciddi tabii. Nota bilmeleri gerekmiyor fakat çok çalışmak gerekiyor. Yetenekli olduğu halde hazırlıksız geldiyse geçemiyor tabii. Verilen sorumluluğu hakkıyla yerine getirmesi çok önemli çünkü koroda disiplin çok önemli. Zaten görüyoruz ki kendini geliştirip iyi seviyelere gelenler genellikle sistemli çalışanlar. Dolayısıyla biz düşünüldüğü gibi çok yetenekli starları falan almıyoruz, genellikle insanları sıfırdan koroya alıp, daha çok kendi içimizde yetiştiriyoruz.

Bu son derece kolay başvuru sistemi sebebiyle herkes işin ciddiyetine pek varmadan koroya başvuruyor tabii ve bu da bize çok zaman kaybı oluyor.

Müzik eğitimi olmayan gönüllülerle beraber müzik geçmişi olan korolarla yarışıp başarı elde etmenin sırrı nedir?

Uluslararası etkinliklerde kısa sürede çok iyi sonuçlar almamıza, hele ki müzik geçmişi olmayan bir ekiple son derece enerjik ve dinamik bir şekilde bunu yapıyor olmamıza çok şaşırıyorlar. Diğer ülkelerin çok sesli korolarının bireysel korist profilleri ve bizimkiler kıyaslanamaz bile ama en üst düzey ödülleri alıyoruz ve evet, bana bunu nasıl başardığımı soruyorlar sıklıkla.

Sebebi en başta çok çalışmak, ekip ruhunu yaratmak ve genellikle seyircinin ve jüri üyelerinin de ilk dikkatlerini çeken dinamizm. Aldığımız sonuçlardan ötürü koro şefliğimle ilgili inanılmaz övgüler alıyorum. Çok güzel bir duygu.

Uluslararası birçok etkinlikte Türkiye’yi temsil ediyorsunuz. Tepkiler nasıl?

Yedi yıldır Türkiye’yi en prestijli festivallerde bilfiil temsil ediyoruz. Hatta bu çok prestijli festivallere artık davet alarak gidiyoruz. Fransa’daki Polyfollia ve İsviçre’deki 10. Avrupa Gençlik Koroları Festivali Avrupa’nın en büyük iki festivali ve ikisine de davet alarak gittik.

İlk dikkat çeken, koronun heyecanı ve koro şefliğim. Bir festivalde jüri üyesi olan biri başka bir festivalde katılımcı koro şefi oluyor. Bir jüri bizi başka bir festival için öneriyor. Türkiye’den çok sesli koronun çıkmasına çok şaşırıyorlar. Biz genelde bir türkümüzü düzenliyoruz. Bu düzenlemeler çok dikkatlerini çekiyor. Kültürümüzü iyi tanıtıyoruz.

Çok sesli bizim kültürümüzde var mı? Bizim dokumuza uyuyor mu?

Evet, Türkiye’nin modern yüzünü temsil ediyor. Ayrıca, evrenselleşen dünyada, kültürünün dışına çıkmaya hevesli bir grup var, onları da temsil ediyoruz. Biz çok sesli seslendirmeyi Avrupa’nın Bach’ını doğrudan alıp da yapmıyoruz. Cumhuriyet sonrası dönemde birçok değerli hocamız türkülerin orijinalini koruyarak aranje ettiler ve çok sesli seslendirdiler. Bizim de yaptığımız bu. Bizden gelen dokuyu çok sesli koroya adapte ediyoruz. Ve bu çok güçlü temsiliyet.

Şu da var, Türkiye Boğaziçi Caz Korosu’nu kabul etti ama koroyu henüz tam kabul edemedi. Bu kabulleniş izlediğimiz bu yaklaşımdan ötürü. Biz, bu müziği konser salonlarında takım elbise ile dinlenmesi gereken durumdan çıkardık; parkta, sokakta, meydanlarda, metroda erişilebilir bir koro müziği yaptık.

2011’de Metro videomuz, 2013 Gezi Parkı performansımız… Hep halkın içinde olduk.

Halka aşina olmadığı bir müzik türünü nasıl kanıksattırıyorsunuz?

Mütevazilik ve samimiyet yaptığımız uğraş için ve -benim için kişisel olarak- çok önemli. Merkeze samimiyeti koyunca halk benimsiyor, dinliyor, denemek için şans veriyor. Samimi olmayan davranışı insanlar güdüsel olarak göz ardı ediyor. Cesaret ise diğer parça. Lafımızı söylemeye cesaret ediyoruz. Duruş sahibi olmak, inancımızı ifade etmek saygı yaratıyor. Kısaca sanat ve toplum birbirini beslemeli ve biz bunun olmasına ortam yaratıyoruz.

Yayımlanan videolarınız? Onlar samimiyetten mi, cesaretten mi yoksa pazarlama stratejisi mi?

Öncelikle Gezi videosunu internette biz yayımlamadık. Gezi süresince parkta olduk, konser vererek destek vermek istedik. Biz hükümete karşı olmak için veya siyasi bir duruş için orada değildik. Orada olanlar gibi biz de hayatımıza açık bir müdahale olduğu düşündüğümüz için parka gittik. Koronun eskilerinden bir arkadaş ‘Entarisi Ala Benziyor’ türküsünün sözlerini değiştirdi ve o gün orada yeni parçayı kendi kendimize denedik. İlk okuyuşumuzdu.

Diğer sosyal sorunlarla ilgili videoların – mesela Kadınlar Günü’nde yayımladığımız video- amacı konu hakkında farkındalık yaratmak. Biz, parçası olduğumuz toplum hakkında tepkimizi koyuyoruz ve bunu en iyi bildiğimiz müzik ile gerçekleştiriyoruz. Beslendiğimiz köklerle bağımızı koparamayız, az önce bahsettiğim gibi toplum ve sanat birbirini beslemeli. Bunun pazarlama ile alakası yok.

bogazici-caz-korosu

Boğaziçi Caz Korosu repertuvarı nasıl seçiyor?

Festivallerde içerik konusunda bazı zorunluklar oluyor. Repertuvarı, Rönesans döneminden, 1950 sonrası bir besteciden, kendi coğrafyamızdan bir beste gibi verilmiş kılavuzlar doğrultusunda belirliyoruz. Zorunluluklar çerçevesinde genellikle Türkiye’den besteler götürmeyi istiyoruz. Bu, Türkiye’nin tanıtımı açısından çok önemli. İkincisi de elbette kendimizden olan, iç içe büyüdüğümüz motifleri çok güçlü seslendiriyoruz. Koro şefi olarak ekibin kapasitesini de tahlil ediyorum. Festivallerde programlarımız çok beğeniliyor.

Boğaziçi Caz Korosu, niçin Belçika’da?

Burada olmamızın sebebi bir sonraki festival sebebi ile oldu. Basel’de 10. Avrupa Gençlik Koroları Festivali’ne davet aldık. Bu festival kendi kategorisinde zirvedir ve biz 11 korodan biriyiz. Bu festivale dair ilginç notlar var. Öncelikle Türkiye ilk defa temsil edilecek. Bunun yanında, festivalin açılışı kültürlerin renkleri temalı gala ile olacak ve galada dört koro performans gösterecek; biz o dört korodan biriyiz. Hasan Uçarsu’nun galaya özel bestelediği kendi ülkemizin motiflerinin de olduğu eseri seslendiriyoruz.

Bu festivale katılacağımızı haber alan Belçika organizasyonu bizi kendi festivaline davet etti ve Belçika’da Türkiye ilk defa temsil ediliyor. Karma Gençlik ve Serbest Seri kategorilerinde yarıştık ve birinci olduk. Emeğimiz First Prize “cum laude” ile taçlandırıldı.

Çeşitli zorunluklar vardı, birisi de bir Belçika halk şarkısını düzenlenmek idi. Şarkı duygu geçişleri olan bir şarkı idi ve düzenlemede bu duyguları yansıtmak için mizansel düşündüm. Jüri çok etkilendi. ‘Bu ekibe ne yaptın, büyücü müsün?’ diye soranlar oldu. Ayrıca, ekibimizden Bensu ve Ekin inanılmaz bir koreografi düzenledi ve festivalde çok güzel tepkiler aldı.

Bu başarılar kariyer anlamında sizi (Boğaziçi Caz Korosu) yurt dışına sürükleyebilir mi? Daha çok fırsat bulma ihtimaliniz var mı?

Bu emeği başka ülkede verseydim geri dönüşümü çok daha fazla olurdu ama şimdilik burada kalmaya karar verdim. Hayalim konuk şef olarak dünyanın dört bir yanında iyi insanlarla iyi müzik yapabilmek.

Uzun dönemde planlarınız nedir? Daha stratejik planlarınız var mı?

Bizim programlarımızdan, ülkenin durumlarından vb. sebeplerle bu yıl zor geçti ama artık daha stratejik ve verimli çalışmak istiyorum. Organizasyon işlerine ve para denkleştirme telaşına daha az vakit ayırıp olması gerektiği gibi müziğe vakit ayırmak istiyorum. Maddi kaynak yaratmamız bizi çok rahatlatacak. Enstitü olabilsek, bir zincir kursak ve bu gençlik korosu ile başlasa… Yavaş yavaş topluma nüfuz etsek… Ben olmadan da bu aktiviteler devam edebilse… Hayallerim çok büyük. Beş dakika versinler, ben bir dünya yaratırım!

Boğaziçi Caz Korosu olarak sponsor bulma işleriniz nasıl gidiyor?

Yavaş gidiyor maalesef. Çok sesli koro kültürü Türkiye’de hala oturmuş değil. Ama yavaş gitmesinin bir sebebi de bizim bu konuya henüz yeterince ağırlık vermemiş olmamız. Fakat şu var, koromuzun dinleyenleri her yaştan olsa da gençler tabii ki çoğunlukta. Gençlere, müzikle ulaşabilecekleri bir kanalız. Çok prestijli uluslararası platformlarda yer alıyoruz ve başarılarımız yerel ve yabancı medyada yer alıyor. Sosyal medya paylaşımlarımız çok konuşuluyor ve paylaşılıyor.

Çok sesli müzik yapmak niye zevkli?

Hepimiz farklı olsak da ekip olmayı ve bir bütün olarak karar almayı öğreniyoruz. Farklılıklar bizim için bir dezavantaj değil aksine büyük bir zenginlik. Bireysel değil toplu fayda elde ediyoruz. Çok sesli koroda diğer sesleri dinlemek çok önemli ve bu sayede birbirimizi dinlemeyi ve birlikte yaşamayı öğreniyoruz.

Çok sesli koroyu dinlemek niye zevkli?

Bir kere o seslerin senkronize olarak üst üste gelmesi çok büyüleyici. Sahnede bir sesin verdiği enerjiyi düşün, bir de elli farklı kişinin verdiği enerjiyi düşün. Elli farklı ses bir uyum ve armoni yakalayıp yeni bir ses dünyası ve çok daha güçlü bir ifade sunuyor. Bu mucizeye tanık olmak muhteşem.


***

Boğaziçi Caz Korosu ve Masis Aram Gözbek’e bu keyifli röportaj için İndigo Dergisi olarak teşekkür ediyoruz.