Sorgulayan Denemeler: Hiçbir şey ve aynı anda her şeyim

Bu düalist evrende var olan bir şeyin, aynı anda, hem kendisi hem zıttı olamayacağını bilerek yaşıyoruz. Örneğin bir kapı aynı anda hem açık, hem kapalı olamaz. Peki ya ben, herkesi delirtecek kadar büyüklükte bir evren ve aynı anda hiç olduğumu bildiğimde kendimi nereye koymalıyım?

Sorgulayan Denemeler: Hiçbir şey ve aynı anda her şeyim

Hiçbir Şey Ve Aynı Anda Her şeyim *

“Astronominin ortaya koyduğu evren çok büyüktür. Teleskopla gördüklerimizin ötesinde daha neler var bilemiyoruz; ancak bilebildiğimiz kadarı akıl almaz büyüklüktedir. Samanyolu bu bilinebilen evrende çok küçük bir yer kaplar. Bu ufak bölümün içindeki Güneş Sistemi sonsuz küçüklükte minik bir benek, gezegenimiz ise beneğin mikroskopik bir noktasıdır.

Bu nokta üzerinde, karmaşık yapılı ve kendilerine özgü fiziksel ve kimyasal özellikleri olan, su ve saf – olmayan karbon karışımı minik topaklar birkaç yıl sürüklenir durur; ta ki bileşimi oluşturan elementlere tekrar ayrılıp yok olana kadar.

Sorgulayan Denemeler: Hiçbir şey ve aynı anda her şeyim

Vakitlerini iki iş arasında bölüştürürler: Kendilerinin yok olma anını ertelemek ve telaşlı bir çaba ile kendi türlerinden olan başkaları için bu anı çabuklaştırmak. Doğal sarsıntılar belirli aralıklarla binlercesini hatta milyonlarcasını yok eder; hastalık daha birçoğunu vaktinden önce alıp götürür. Bu olaylar felaket olarak değerlendirilir; ancak insanlar (topaklara verilen isim) aynı yok edişi kendi çabalarıyla başarırlarsa çok sevinir ve Tanrı’ya şükranlarını sunarlar.”

Kocaman bir kahkaha attım keyiften…  Namaste! Tanrısallığının önünde eğiliyorum…
Sorgulayan Denemeler: Hiçbir şey ve aynı anda her şeyim1928 senesinde, yani bundan tam 80 sene önce yayınlanan kitabı ‘Sorgulayan Denemeler’de “Dışarıdan bakıldığında insan yaşamı böyle görünüyor” diyor Bertrand Russell.

Bu adam birden bire hayata geri dönse ve benimle aynı masaya otursaydı; ona bir saat boyunca kendi dünya görüşümü anlatsaydım büyük olasılıkla “Çok fazla hayal alemindesin, hayat dediğin matematiksel bir mantık üzerine kuruludur.

Ockham’ın Usturası, arkadaşım! Her zaman en basit olan önerme hakikate yakın olandır. Tıpkı şurada duran bardağın sadece orada duran bardak olduğu kadar!” diyebilirdi. Ne kadar farklı düşünsek de üslubunun inceliği, muzipliği beni onunla kavgaya sürüklemekten alıkoyardı. Bir de bilirdim ki ne kadar büyük bir kavga ile girişiyorsam inandığımı savunmaya, o kadar yayılırdı suratındaki sırıtış. “Herhangi bir görüş rasyonel nedenlere dayanmaktaysa, insanlar bu nedenleri ortaya koyar ve beklerler.

Böyle durumlarda bunları ateşli bir şekilde savunmazlar; sükunetle benimserler ve nedenleri soğukkanlılıkla açıklarlar. Ateşli bir şekilde savunulan görüşler asla iyi bir temele dayanmayan görüşlerdir; gerçekten de şiddetli duygusallık, görüş sahibinin rasyonel kanıtlardan yoksun olduğunun bir göstergesidir. Politika ve din (dini biraz genişletip ‘her türlü Hakikat tasarımı’ diyerek) konularındaki görüşler hemen hemen tümüyle aşırı duygusallık ile bağıntılı türdendir” paragrafını hatırlatırdı bana aynı eserden.

Üzerinde yaşam olduğu bilinen, toplu iğne başı kadar… Durun bu çok büyük oldu! Piksel büyüklüğünde dahi olamayacak kadar mini minnacık bir yabancı (alien/extra – terrestrial/gezegenimiz dışından gelen)  kütle üzerindeki organik varlıkları fizik hocam tarif etmemi istese; kelimenin tam manasıyla olağanüstü bir mikroskobum da varsa bu varlıkları (insanı) tarif etmek için Russell’ın dediğinden başka yazacak bir şeyim olmazdı herhalde. İnsanoğluyla aynı varoluşu paylaşmadığım, deneyimlemediğim sürece dışarıdan bakan büyük bir göz olarak bunu görecektim. Mucizevi bir ilahi müdahale sonucu, göz kapayıp açıncaya kadar olan bir sürede insana dönüşseydim; toz zerresi kadar küçük gördüğüm olaylar benim için devasa nitelikte olabilirdi.

İşte madde evrenimizin mahiyetinin açılımlarından biri: Herşey ama herşey görecelidir!

(Göreceli: Varlığı başka bir şeyin varlığına bağlı bulunan, mutlak olmayan)

Bu düalist evrende var olan bir şeyin, aynı anda, hem kendisi hem zıttı olamayacağını bilerek yaşıyoruz. Örneğin bir kapı aynı anda hem açık, hem kapalı olamaz. Peki ya ben, herkesi delirtecek kadar büyüklükte bir evren ve aynı anda hiç olduğumu bildiğimde kendimi nereye koymalıyım?

* Düşünsel dünyamda yeni ufuklar açan Ömer Siliman’ın fikirlerinden esinlenmedir.