Çocukları okuldaki tehlikeden nasıl koruyacağız?

Her yıl okulların içinde ya da çevrelerinde pek çok tehlike yaşanıyor. Haraç kesmek isteyen çeteler, uyuşturucu satıcıları, tacizler, darp ve daha pek çok tehlike yine pusuya yatmış durumda. Okuldaki tehlikeden onu nasıl koruyacağım?

Okuldaki tehlikeden onu nasıl koruyacağım?

Yan yana iki doğum odasında, aynı anda iki doğum gerçekleşir. Bebekler temizlenir ve ebeveynler bebekleri görmeden bebekler değiştirilerek ailelerin yanlarına götürülür.

Aileler tüm ön yargılarını sıfıra indirmiş halleriyle kendilerine ait olmayan bebeklere kendi bebekleri diye aşkla bakarak erir de erirler… Sevginin, şefkatin, merhametin, huzurun, aşkın, üstelik tüm bunların yanı sıra; hem dünya, hem kendileri ile barışın en temiz hallerini yaşarlar. Onlara gerçek söylenmediği sürece bu böyle devam eder gider.

Gerçekler ilk dakikalarda söylenmek istenirse; zihin çalkalanacak, aşk duyulan bebeğe karşı bakış körleşecek “ben, benim, benci” duygusu baskınlığını gösterecektir.

Gerçeğin bir saat sonra söylenmesi ile; bir gün, bir ay, bir yıl, on yıl sonra söylenmesi arasında çok ciddi; zihinsel, ruhsal, psikolojik farklılıklar olacaktır. Çünkü insan zihni “ben, benim” duygusuyla çok sağlam bir bağlantı içindedir.

anne çocuk doğum bebek okul

Süre uzadıkça bu bağ gitgide sağlamlaşır. “Benim” duygusuyla farkında bile olmadan en önyargısız, en saf hale geçmiş olan anne baba, dünyaya gelmesine sebep olduklarını düşündükleri bu masumun; sebep kaynaklarının kendilerinin olmamasıyla büyük bir afallama yaşayacak ve saf boyuttan çıkarak tüm önyargı boyutlarına tekrar geri döneceklerdir.

Bütün çocuklar bizim mi?

“Bütün çocuklar bizim” derken doğru mu söylüyoruz diye iyi düşünmeliyiz. Okul sırasına çocuğumuzu yerleştirirken diğer çocukların yüzlerini seyredelim ve onlarla saf sevgi bağlantısı kuralım. Kendi çocuğumuzu ilk kucağımıza aldığımızdaki önyargısız hallerimizi hatırlayalım.

Bütün çocukların, biz büyüklerin önyargısız halleriyle çok daha doğru davranışlar sergileyerek örnek birer insan olacağını unutmayalım.

Matematik notu yüksek ama bencil küfürbaz bir çocuk, mücevherin yanlış işlendiğini gösterir. Her bir çocuğu sevmek, kendi çocuğumuzu sevmek demektir. Her birine karşı sorumlu, örnek bir yetişkin olmak demek, çocuğumuzun doğru bir ortamda büyümesine destek vermek demektir.

Koskoca bir gül tarlasında sadece tek bir gülün bakımını yapmak o gülün mutsuzluğuna, yalnızlığına, tükenmesine sebep olmak demektir.

Okuldaki tehlikeden onu nasıl koruyacağım?

Bütün çocuklar bizim değilse bile, lafta değil artık; gerçek anlamda bizim olsun. Biz yetişkinlerin korumasına ihtiyaç duyan en değerli varlıkları ilk adımlarında hayal kırıklığına uğratmayalım. En azından yakın çevremizde bulunan çocukları olması muhtemel kötülüklere karşı koruyalım.

Her yıl okulların içinde ya da çevrelerinde pek çok tehlike yaşanıyor. Haraç kesmek isteyen çeteler, uyuşturucu satıcıları, tacizler, darp ve daha pek çok tehlike yine pusuya yatmış durumda. Kendi çocuğunuzu koruyorsunuz diye içiniz rahat olmasın. Sınıfta ya da okulda koruyamadığınız, umursamadığınız her çocuk, sizin çocuğunuz için de tehlike olacaktır.

Her veli halktan bir müfettiştir. Tehlikeyi yetkililere bildirmek de “tüm çocuklar bizim” demektir. Velhasıl kelam; onlar istisnasız birer çocuk! Peki ya biz, istisnasız yetişkin miyiz?

Cinsel taciz polise en az şikayet edilen şiddet türü: İstanbul Çocuk Polisi özel röportaj

1973 İstanbul doğumluyum. Çalışma ve ilgi alanlarımı sınırlamam pek mümkün değildir. Kimi zaman kalemim bana sırdaş olmuş, kimi zaman toplumun faydasına olan cümleleri dökmüş, kimi zaman da toplumun yaralarına dokunarak dile gelmiştir. Kalemi kullanırken en keyif aldığım taraf ise "sessizin sesi" olabilmektir. Yeri geldiğinde bir taşın sesi, yeri geldiğinde bir kedinin serzenişi, yeri geldiğinde konuşamayan engelli bir çocuğun dili, yeri geldiğinde ise bir saç örgüsünü dile getirebilmek en keyif aldığım şeylerden biridir. Hayatın her alanında gönüllü olarak faaliyet göstermekteyim. Bağımlılık ile mücadele, kadın ve çocuk istismarına karşı destek, eğitime katkı amaçlı kütüphanaler kurulması, yardımlaşma derneklerinde faaliyetler, tüketicinin her tür hakkı (sağlık, hukuk...) üzerine destek çalışmaları, kültür sanat projelerine koçluk, danışmanlık, tutuklu çocukların topluma kazandırılması amaçlı eğitim organizasyonları, kan bağısı, organ bağışı, ilik bağışı üzerine organizasyonlarda koordinatörlük, özel eğitim öğretmeni olmam sebebiyle engelli çocuklarımızın ailelerine danışmanlık, okullarda çocuklarımızın yardımlaşma güdüsünü pekiştirme amaçlı seminerler ve sayamayacağım daha pek çok alanda, neredeyse hiç durmadan yıllardır gönüllü olarak faaliyet göstermekteyim. Bu alanlarda hakkıyla faaliyet gösteren kurumların yanında bulunmanın yanısıra, mağdurların şahsen yanında istikrarla olabilmenin de güzelligini yaşayabilenlerdenim. Yönetiminde ya da genel kurulunda faaliyet gösterdiğim derneklerde doğru ekip çalışması ile "olmaz" denilenin aslında ne kadar kolaylıkla olabileceğini yaşayanlardanım. "Şunun uzmanıyım, bunun uzmanıyım" demek elbet güzel, ben direkt sahaya dalarak takım çalışmasına hızla uyum sağlayarak, iş ve zihin gücünü sergileyerek faydalı olmaktan keyif duyanlardanım. 1998 doğumlu dünya tatlısı, mutlu mu mutlu, sevimli mi sevimli, şamatacının teki olan zihinsel engelli Cansın adında bir oğulun annesiyim. Onun bana öğrettiklerinin arasında "sessizliği dinleyebilmek" en değerlilerinden biridir diyebilirim. İnsanoğlunun değer biçilemeyecek kadar değerli olan, ne kadar çok şeye sahip olduğunu unutmadan yaşamak ve bunu unutanlara da hatırlatabilmenin gururunu yıllardır şahsen yaşayanlardanım. Ailem olan İndigo'ya duyduğum sevgi, saygı ve sadakat 1 Ağustos 2011'de başladığım andan itibaren hiç bitmeden devam etmektedir. İndigo aileme ve siz okuyucularıma sonsuz sevgi, saygı ve teşekkürlerimi gönderiyorum. Ben 1 Ağustos 2011'den beri: Yazdım, yazıyorum ve yazacağım! Çocukluğumdan beri insanlık için çalışmalar: Yaptım, yapıyorum ve yapacağım! Daima huzurla kalmanız dileğimle...