Sırlar neden insanı bu kadar ürpertiyor? Şişt bu bir sır!

Hayatımızın çoğu yerinde parmağın dudağa değdirilip ‘şişt bu bir sır’ kimseye söyleme’ dendiğine şahit olmuşuzdur. Nedir sır? Sözlük anlamıyla kimseye söylenmemesi, gizli tutulması gereken şey, gizdir. Peki sizin sırrınız ne dostlarım?

Sır neden insanoğlunu bu kadar ürpertiyor?: Şişt bu bir sır!

Nice sırlar vardır ki insanı hasta eden

İnsanın aklının bir köşesinde kavrulup da kavrulan ama dışarıya çıkması mümkün olmayan. Omuzda bir yüktür sır. Kimi yazarlar vardır ki sırlarını usulca kelimelere döküp, onları sayfalara kazıyarak farklı hayatlar içinde biz okuyuculara sunmuştur. Hangimiz o kalemin mürekkebini kağıda sırdaş olmak için akıtmadık ki? Ne denir belki bilirsiniz. Kaleme bile sırrını verme, gider kağıda yazar.

Ne demiş Mevlana Celaleddin Rumi: Sırrını kötülerden gizlemen şaşılacak bir şey değil; Şaşılacak şey kendinden de gizlemendir. Sır neden insanoğlunu bu kadar ürpertiyor? Sırın kendisi değil, üzerine düşünmek insanı bu kadar yoruyor.

Genelde gizlediğimiz şey zihnimize davetsizce giriyor ve bizi düşünmeye sevkediyor. Düşünmemeye çalıştıkça daha çok düşünüyoruz. Sırrın ne olduğu sırdır. Bunun için soruyor, üzerine kafa yoruyoruz. Zihnimizde saklanmış bir şey sanıyoruz. Saklı olanı bulursak sır ortadan kalkar sanıyoruz. Saklı olanda sır var mıdır tartışılır. İçimizi sırlarla kaplayacağız ki kendi rengimizi ortaya koymadan yaşayabilelim.

Sırla yaşamak donanım ister, güç ister, özel bir yetenek istemez. Aklımızda tuttuğumuz, bize dışarı çıkmak istediğini fısıldarken onun çıkardığı isyanı bastırabilmek gerek. Yani sırla yaşayabiliriz dostlar. Sırların üstü açık kalmaz, üşütmeye gelmez, daima örteriz üzerlerini. Bazen bir sandığa kilitleyip anahtarı yok etmek gerekir.

Sır kapıda bırakılmışlığımızı, istenmemişliğimizi,tek kalmışlığımızı, korkularımızı, üzüntülerimizi sessizlikte bize sessizce anlatır. Bir çağrıdır, bize o şeylerle yüzleşme çağrısıdır.

Midasın Kulakları Eşek Kulakları. Mi-das-ın Ku-lak-lar-ı E-Şek Ku-lak-la-rı

Midas bir gün ormanda dolaşırken, Satyros’lardan Marsyas ile Apollon arasında bir müzik yarışması yapıldığını gördü. Yarışmanın hakemi ırmak tanrı Tmolos’du. Hakem iki çalgıcıyı da dinledikten sonra tanrının birinci geldiğini söyledi..

Midas ise epeyce yersiz bir biçimde söz karışıp yargının haksız olduğunu dile getirdi. Apollon öfkelendi ve Midas’ı cezalandırmak için onun başına bir çift eşek kulağı taktı… Rahatsız edici ve herkesin gözüne batabilecek kulakları saklamak için Midas koskoca bir takke giymeye başladıysa da bu sonradan olma sakatlığın sırrını berberine açmak zorunda kaldı.

Ama olayın duyulmasını önlemek için yetkisini kullanmaktan da geri kalmıyordu; örneğin berberin bu konuda konuşmasını yasaklamış, dinlemezse ölüm cezasına çarptırılacağını söylemişti.

Ancak Midas’ın sırrının altında ezilen zavallı berber, bir akarsuyun kıyısında bir delik açarak oraya hükümdarın kulaklarının eşek kulakları olduğunu fısıldadı… Ardından da deliği örttü ve kimsenin duymadığından emin olarak oradan uzaklaştı. Ama toprak orada tılsımlı sazlar var etti; sazlar gelene geçene ‘midas, efendimiz Midas’ın kulakları eşek kulakları” diye fısıldayıp duruyordu. Firigyalı hükümdar zavallı berberden öcünü onu öldürterek aldı ama sırrının halk arasında yayılmasını önleyemedi..

Gerçek midir bilinmez. Toprak yemin etti. Sır yayıldı. Midasın kulakları eşek kulakları! Sır varlığından beri gizemini koruyor dostlarım. Bir başına bırakalım. Kurcalamayalım ki sır, sır olarak kalsın.

Sağlıklı ve uzun yaşamın sırrı nedir?