Kanserin tedavisi bulundu mu? Obezite ile kanser ilişkisi nedir?

Obezite hastalığının kanser hastalıklarına zemin hazırladığı artık kesin! İnsülin (büyüme faktörü) gibi, büyüme hormonları kanserleşmeye sebep olan genlerin başında geliyor!

Kanserin tedavisi bulundu mu? Obezite beslenme kilo ile kanser ilişkisi nedir?

Kanserin tedavisi bulundu mu?

Zaman sosyal medya da konuşulan ve halk arasında yayılan ‘kanserin tedavisi bulundu ama saklanıyor” şeklindeki iddiaya da yanıt veren Prof. Dr. Tuna, “Ben ona inanmıyorum, mucize gibi bir şey olur bu. Onu bulan kişi bir defa Nobel Ödülü alır, bu yüzden de gizlenmez. Ben o spekülasyona inanmıyorum. Kanserin tedavisi henüz kesin olarak bulunmadı diyebiliriz. Bazı kanser türlerinde kesine yakın tedavi uygulanıyor zaten. Her kanser türünün tedavisi farklıdır zaten. Lenfoma kanseri eskiden korkulan bir hastalıktı ama şimdi öyle değil, meme kanseri çözümü yüzde yüze yakın olarak kabul edilir ama mide, kemik, pankreas kanseri için aynı şeyi söyleyemeyiz” dedi.

Yanlış beslenme ve kilo adım adım kansere neden oluyor!

Çağın en önemli sağlık sorunları arasında yer alan kansere ilişkin çalışmalar her geçen gün yeni bir gerçeği daha açığa çıkarıyor. Yanlış beslenme ve kilo adım adım kansere neden olurken obezitenin, meme, rahim ve yumurtalık kanserinde başrol oynadığı ortaya çıktı.


İstanbul Aydın Üniversitesi Tıp Fakültesi Dekan Yardımcısı Prof. Dr. Ayhan Bilir, obezitenin başlı başına bir kanser sebebi olduğuna dikkat çekerken, devletin hazır gıdaların tüketimine karşı katı tedbirler alması görüşünü savunuyor. İstanbul Aydın Üniversitesi Tıp Fakültesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Yakup Tuna ise Obezite de Avrupa ile yarışır duruma geldiğimizin altını çizerek, yanlış beslenmenin adım adım kansere yaklaştırdığını ifade etti.

“Obezite başlı başına kanser sebebi”

“Gerek Dünya Sağlık örgütü gerekse Amerika kanser topluluğu, obezite ile kanser arasında doğru bir oran bulmuştur” diyen, İstanbul Aydın Üniversitesi Tıp Fakültesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Ayhan Bilir, sanayinin gelişmesi ve hazır gıdaya yönelimin artmasıyla kanser vakalarında da ciddi bir artışın olduğuna dikkat çekti. Bilir, “Bunun, hazır gıda tüketmemize bağlı olarak, insan vücudunun yağ depolama kitlesinin artmasına bağlı olduğu artık kabul ediliyor. Yağ dokusu çeşitli hormonlar salgılıyor. Bunların başında insülin, leptin gibi önemli hormonlar var, iştahı ve vücut ağırlığını dengeleyen. Yağ dokusu arttıkça bu hormonların miktarı da artıyor.

İnsülin (büyüme faktörü) gibi, büyüme hormonları kanserleşmeye sebep olan genlerin başında geliyor. Sitokin dediğimiz yağ dokusu içinde salgılanan, hücrenin çoğalmasını, hayatta kalmasını ve daha çok yağ üretmesini sağlayan hormonlar üretiliyor ve yağ dokusu artıkça bunların miktarı da artıyor. Öyle bir nokta geliyor ki beyin artık yağ kitlesini, iştahı baskılama durumunu kontrol edemiyor ve obezite durumu ortaya çıkıyor. Obezite de hücre çoğalmasını sağlayan genlerde, mutasyon dediğimiz DNA bozulmalarını meydana getirdiği için kanserleşmeye doğru götürüyor” dedi.

“Hazır gıdalara katı kurallar getirilmeli”

Prof. Dr. Bilir, devletin hazır gıdalar konusunda belirlenmiş katı kurallar koyması gerektiğine vurgu yaptı “Devletin gıda kurumları üzerinde de yaptırım uygulaması lazım. Yağ kitlesini artırmak da bizim elimizde, beslenme kalitemizi ayarlayabilirsek, vücut yağ kitle endeksini düzeltebilir ve vücudumuzdaki çeşitli hormonların salgılanmasını kontrol edebiliriz. Bu kontrol şu demek başlı başına, kansere sebep olan genlerin aktivasyonunu dışardan davranışlarımızla azaltabiliriz” ifadelerini kullandı.

“Obezler muhakak kanser taraması yapmalı”

Obez hastalarının, yaşa bakılmaksızın kanser riski açısından değerlendirilmesi gerektiğini söyleyen, Prof. Dr. Bilir, “Çünkü obez hastalarında hücre çoğalma faktörünü, hızını, yağ dokusu zaten artırıyor. Bir de genetik yatkınlık varsa çifte uyarıcı sistem devreye girmiş demektir. Kesinlikle bu durum hekim kontrolünü gerektirir” şeklinde konuştu.


“Obezitede avrupa ile yarışır noktaya geldik”

İstanbul Aydın Üniversitesi Tıp Fakültesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Yakup Tuna da artan obezite sorununa dikkat çekti, obezitede Avrupa ile yarışır noktaya geldik dedi. Prof. Dr. Tuna, “İngiltere’de 4’te 1 oranında obez varken Türkiye’de de bu orana yaklaşılmakta. Obezite konusunda Avrupalılaştık diyebiliriz. Kadınlarda meme kanseri konusunda medeni ülkelerde oran yüksekti ve Türkiye çok geriden takip ediyordu ama şimdi Avrupa’yı yakalamış durumdayız. Her 10 kadından 4’ü meme ile ilgili sorun yaşıyor ve bu oran içinde obez olanların kanser olma riski oldukça yaygın” dedi.

Obezite meme, rahim ve yumurtalık kanseri yapıyor

Daha önce şişmanlığın kanserojen olduğu konusunda net sonuçlar olmadığını söyleyen Prof. Dr. Tuna, “Son yıllarda obezitenin (yağ artışının), kadınlarda meme, rahim ve yumurtalık kanseri konusunda ön planda olan faktörlerden biri olduğu artık kesin. Erkeklerde ise, prostat, böbrek ve kolon kanseri nedenleri arasında obezite önemli bir etken” ifadelerini kullandı.

Sigara tüm kanserlerde başrol oynuyor

söyleyen Prof. Dr. Tuna, “Eskiden sigara özellikle Akciğer konusunda örnek gösterilirdi ama şimdi sigaranın, diğer kanser türlerinde de başrol oynadığı kesinleşti. Bunun yanında, ikinci sırada da artık obezite karşımıza çıkmakta. Çünkü yağ dokusu kanseri besleyen, kanserin sevdiği bir doku,  o yüzden yağ dokusu ne kadar artarsa kansere yakalanma riski de o denli artıyor diyebiliriz” şeklinde konuştu.

Yanlış beslenme ve kilo adım adım kansere götürüyor

Obezitenin kanserde önemli bir faktör olduğunu söyleyen Prof. Dr. Tuna, tükettiğimiz gıdaların da bir diğer faktör olduğuna dikkat çekti, “Doğru beslenme kanserden uzaklaştırır, yanlış beslenme ise kansere yaklaştırır. Bu nedenle beslenmeye çok dikkat etmek gerekir. Prensip olarak yapacağımız tek şey yaktığımızdan fazla gıda almamak. Özellikle yağ dokusunun gelişmemesi için, bir insanın, ihtiyaç duyduğu enerjinin yüzde 30’dan fazlasını yağdan almaması gerekir. Yağ olarak doymamış yağlara yönelmeliyiz, zeytinyağı ve tereyağı gibi. Konserve gıdalardan, sindirim sistemini (bağırsak sistemi) etkilediği için uzak durulması gerekir. Lifli gıdalar mutlaka tüketilmeli” dedi.

Beslenme şekli kişiye özeldir

Basında sağlıklı beslenmeye ilişkin çok sayıda önerinin yer aldığına dikkat çeken Prof. Dr. Tuna, “Her kişinin beslenme modeli farklıdır. Hastalık yoktur hasta vardır kuralı kişinin beslenmesi ile ilgili bir kuraldır da aynı zamanda. Birine iyi gelen bir gıda bir başkasına iyi gelmeyebilir. Eskiden, mide ülseri, mide kanaması olan hastaya bir saat anti ülser ilaç verilirdi, bir saat de süt verilirdi ve bu periyodik olarak yenilenirdi. Son zamanlarda ise bazı insanlarda ters etki yaptığı görüldü ve herkeste aynı modelin kullanılmaması gerektiği sonucuna varıldı. O yüzden kişiye özel beslenme modeli konusu da artık gündemimize giriyor” şeklinde konuştu.

 

Obezitenin kansere zemin hazırladığı artık kesin!


Obezitenin kansere neden olduğu konusunun artık tartışmadan uzak bir netlik kazandığına vurgu yapan İstanbul Aydın Üniversitesi Tıp Fakültesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Yakup Tuna şöyle konuştu, “O zaman yapılacak şey bunun önlenmesi yani insanları doğru beslenmeye yöneltmek. Kanserle mücadele etmektense, kişinin kansere yakalanmasını önlemek çok daha sağlıklı ve ekonomik olur. Öncelikle koruyucu önlem alıp obeziteye engel olmak lazım. Obezler, birinci aşamada oldukları kiloda kalmalı, ikinci aşamada fazla kilolarını vermeli ve üçüncü aşamada da verdiği kiloyu geri almamalı. Üç aşamalı bir sistemle zayıflama sürecini biran önce başlatmaları gerekir. Fiziksel aktivitelere hemen başlamalılar, en basiti yürüyüş yapmalılar, suya ilaç gibi bakmalılar ve bol su tüketmeliler. Su tüketimi bizim toplumumuzda az tüketiliyor.”

Kanserlerin tedavisinde son umut: T hücreleri


Editor
İndigo Dergisi Haber Merkezi | İndigo Dergisi, 18 yıldır yayın hayatında olan bağımsız bir medya kuruluşudur. İlkelerinden ödün vermeden tarafsız yayıncılık anlayışı ile çalışmaktadır. 2005 yılında kurulan İndigo Dergisi, indigodergisi.com web sitesi üzerinden tamamen dijital ortamda günlük yayın yapmaktadır. Aynı zamanda Türkiye’nin ilk internet haber dergisi olmakla birlikte, tüm yayın kadrosu ve okurlarıyla birlikte sürekli gelişmektedir. İndigo Dergisi’nin amacı; gidişatı ve tabuları sorgulayarak, kamuoyu oluşturarak farkındalık yaratmaktır. Vizyonu; okuyucularında sosyal sorumluluk bilinci geliştirerek toplumun olumlu yönde değişimine katkıda bulunmaktır. Temel değerleri; dürüst, sağduyulu, barışçıl ve sosyal sorumluluklarının bilincinde olmaktır. İndigo Dergisi, Türkiye’nin saygın İnternet yayınlarından biri olarak; iletişim özgürlüğünü halkın gerçekleri öğrenme hakkı olarak kabul etmekte; Basın Meslek İlkeleri ve Türkiye Gazetecileri Hak ve Sorumluluk Bildirgesi’ne uymayı taahhüt eder. İlaveten İnsan Hakları Evrensel Beyannamesi’ni benimsemekte ve yayın içeriğinde de bu bildiriyi göz önünde bulundurmaktadır. Buradan hareketle herkesin ırk, renk, cinsiyet, dil, din, siyasi veya diğer herhangi bir milli veya içtimai menşe, servet, doğuş veya herhangi diğer bir fark gözetilmeksizin eşitliğine ve özgürlüğüne inanmaktadır. İndigo Dergisi, Türkiye Cumhuriyeti çıkarlarına ters düşen; milli haysiyetimizi ve değerlerimizi karalayan, küçümseyen ya da bunlara zarar verebilecek nitelikte hiçbir yazıya yer vermez. İlkelerinden ödün vermeyen şeffaf yayıncılık anlayışını desteklemektedir. Herhangi bir çıkar grubu, örgüt, ideoloji, politik veya dini; hiçbir oluşumun parçası değildir. Köşe yazarlarımızın yazdıkları fikirler, kendi özgür düşünceleridir; İndigo Dergisi yayın politikası dahilinde değerlendirilir ve yayın ilkeleri ile çelişmediği müddetçe, düşünce ve ifade özgürlüğünü teşvik ederek yayına alınır. İndigo Dergisi, sunduğu tüm bilgilerin doğruluğunu teyit ve kontrol eder; bu bilgilerin geçerliliğine son derece önem verir.