Nöroloji Uzmanı Prof. Dr. Sultan Tarlacı, şiddetin sadece fiziksel bir eylem olmadığını, beynin biyolojik yapısını ve işleyişini kökten değiştiren çok boyutlu bir olgu olduğunu vurguluyor. Erken gelişim dönemlerinde maruz kalınan bu durum, bireyin ileriki yaşamında empati yoksunluğu, öz kontrol kaybı ve suç eğilimi gibi ciddi sonuçlar doğurabiliyor. Bilimsel araştırmalar, çocuklukta görülen şiddetin beyin üzerindeki etkileri konusunda çevresel faktörlerin ve eğitimin, genetik mirastan çok daha belirleyici bir rol oynadığını gösteriyor.
📌 Öne çıkanlar:
- Şiddet sadece bedeni değil, beynin nörolojik yapısını ve ruhsal dengesini doğrudan etkiler.
- Beynin ön bölgesindeki hasarlar; empati kaybı, normlara uyamama ve suç eğilimine neden olur.
- Zekânın ve kişiliğin %50’si genetikten gelirken, geri kalan %50’si çevre ve eğitimle şekillenir.
- Erken yaşta şiddet görmek, beynin olgunlaşma sürecini bozarak dünyayı bir tehdit olarak algılatır.
🧠 Fiziksel ve ruhsal şiddetin ayrılmaz bütünlüğü
Şiddetin hem ruhsal hem de fiziksel boyutları olduğunu aktaran Prof. Dr. Sultan Tarlacı, insanın ruhsal ve bedensel bir bütünden oluştuğunu ifade ediyor. Bu iki kavramın birbiriyle sıkı bir ilişki içerisinde olduğunu belirten Tarlacı, “Dolayısıyla bedene alınan bir şiddet, ruhsal yapıyı etkileyebilir.” diyerek fiziksel zararın zihinsel süreçler üzerindeki etkisine dikkat çekiyor.
Ruhsal olarak maruz kalınan şiddetin de aynı doğrultuda fiziksel yapıyı bozabileceğini ifade eden Prof. Dr. Tarlacı, bu süreci şu şekilde açıklıyor: “İki kavram da insanda iç içe geçtiği için ayırmak pek kolay olmayabilir. Şiddete maruz kalan kişide ruhsal, fiziksel, psikolojik veya cinsel bir değişim olur.”
⚖️ Beynin ön bölgesi hasar gördüğünde suç eğilimi artar
Şiddet uygulayan bireylerin kendilerine özgü beyinsel ve kişilik özellikleri olduğunu kaydeden Prof. Dr. Sultan Tarlacı, beynin acı ve yas durumlarındaki tepkilerini örnekliyor. Âşık birinin reddedilmesi durumunda beynin büyük bir acı çektiğini ve yas durumuna girdiğini belirten Tarlacı, suçlu beyin profilinin çok boyutlu bir yapıya sahip olduğunu dile getiriyor.
“1848’li yıllarda beyni hasar görmüş kişilerin davranışlarının değiştiği görüldü. Araştırmalar neticesinde, öz kontrolümüzün bulunduğu beynin ön bölgesi hasar gördüğünde empati, normlara uyma, öz kontrolün bozulduğu ve yaptığı eylemin sonucunu tahmin edememe gibi bulgular saptandı. Bunun sonucunda da suç ve şiddet eğilimi artar.”
🧬 Zekâ ve kişilik gelişiminde çevrenin %50’lik etkisi
Aileden gelen genetik bağlantıların suça yatkınlık olasılığını artırabildiğine, ancak bunun bir “kader” olmadığına dikkat çekiliyor. Beynin kimyasını dengeleyen enzimler veya proteinler üzerinden tanımlanan ve “savaşçı gen” olarak adlandırılan genetik faktörlerin tek başına bir bireyi suçlu yapmayacağı vurgulanıyor.
Çevre faktörlerinin etkisini Prof. Dr. Tarlacı şu sözlerle özetliyor: “Beyin, anne karnından 21 yaşına kadar gelişme gösterir. O süreç içerisinde beslenmenizden soluduğunuz hava ve duygu-iletişim durumunu kazanıp kazanmama gibi faktörler de ekleniyor. Genetik kaderi kabul etmiyoruz. Zekânın yüzde 50’si anne-babadan, diğer yüzde 50’si ortam etrafında şekillenir. Psikopat beyin de olsa toplum, kültür, aile, iyi eğitim ve destek bu insanı tamamen suç işlemeyen bir birey haline çevirebiliyor.”
🎨 Erken yaşta şiddet beynin bir sanat eserine dönüşmesini engeller
Ailenin ilk öğrenme ortamı olduğunun altını çizen Prof. Dr. Sultan Tarlacı, sevgi dolu ve baskısız bir ortamda yetişen çocukların “iyi bir insan” olma ihtimalinin yüksek olduğunu belirtiyor. Çocukların konuşmadıkları dönemlerde bile “aynalama” yaparak çevresini kopyaladığını ifade eden Tarlacı, erken yaşta şiddetin beynin estetik ve fonksiyonel gelişimini baltaladığını söylüyor.
Kişilik ve mizaç arasındaki farka değinen Tarlacı, “Biz anne-babamızdan genleri alırken onların tüm kopyalarını almayız. Kişilik ve mizaç anne ve babamızdan otomatik olarak gelir. Karakteri ise toplum, aile ve okul gibi unsurlar şekillendirir.” diyerek sosyal çevrenin önemini tekrar vurguluyor.
📉 Şiddet beynin olgunlaşma işlevini bozuyor
Çocuklukta şiddeti bir çözüm yolu olarak gören bireyler, bu durumu bir model olarak benimsiyor. Prof. Dr. Sultan Tarlacı’ya göre beyin gelişimi erkeklerde 24, kadınlarda ise 21 yaşına kadar devam ediyor. Bu süreçte yaşanan travmalar sadece davranışı değil, biyolojik yapıyı da sarsıyor.
- Hücreler arası iletişim: Şiddet, hücreler arası bağların ve duygu durum dengesinin bozulmasına yol açar.
- Güven algısı: Şiddet gören birey dünyayı sürekli bir tehdit olarak algılar ve insanlara olan güvenini kaybeder.
- Kriminal riskler: Hayvana şiddet, okuldan kaçma ve akran zorbalığı gibi 12 temel parametre, ilkokul döneminde gözlemlenirse ileride kriminal bir dosya oluşma riskine işaret eder.
Hiçbir çocuğun şiddeti talep etmediğini hatırlatan Tarlacı, hiperaktif veya hareketli çocukların davranışlarının altında yatan nedenlerin doğru anlaşılması ve çözüm üretilmesi gerektiğini belirterek sözlerini tamamlıyor.
🔬 Nörobiyolojik değişimler ve amigdala üzerindeki etkiler
Şiddet ve kronik stres, beynin “alarm merkezi” olarak bilinen amigdala bölgesinde kalıcı değişikliklere neden olur. Çocuklukta görülen şiddetin beyin üzerindeki etkileri incelendiğinde, bu bölgenin normalden daha hassas hale geldiği ve çocuğu sürekli bir “savaş ya da kaç” modunda tuttuğu gözlemlenir. Bu durum, bireyin yetişkinlik döneminde bile en ufak bir uyaranı büyük bir tehdit olarak algılamasına ve fevri tepkiler vermesine yol açar.
🧬 Epigenetik faktörler ve travmanın genetik aktarımı
Modern nörobilim, travmaların sadece bireyin yaşamıyla sınırlı kalmadığını, epigenetik mekanizmalar aracılığıyla genetik ifadeyi değiştirebildiğini ortaya koymaktadır. Şiddet ortamında büyüyen bir çocuğun vücudunda salgılanan yüksek düzeydeki kortizol, stresle ilgili genlerin çalışma biçimini değiştirir. Bu durum, travmanın biyolojik izlerinin sonraki nesillere aktarılma riskini de beraberinde getirmektedir.
“Genetik bir temel olsa dahi, çevresel koşulların iyileştirilmesi ve doğru eğitim modelleri, beynin ‘savaşçı gen’ gibi yatkınlıklarını dengeleyebilir.”
🌱 Travma sonrası iyileşme sürecinde nöroplastisitenin rolü
Beynin kendini yeniden yapılandırma yeteneği olan nöroplastisite, şiddet mağduru çocuklar için bir umut ışığıdır. Doğru psikolojik destek ve güvenli bir sosyal çevre sağlandığında, beyin yeni nöral yollar inşa ederek hasarlı işlevleri onarabilir. Erken müdahale, prefrontal korteksin (ön bölge) güçlenmesini sağlayarak bireyin öz kontrol mekanizmalarını yeniden kazanmasına yardımcı olur.
- Güvenli bağlanma: İstikrarlı ve sevgi dolu bir figürün varlığı, beyindeki hasarı minimize eder.
- Bilişsel rehabilitasyon: Empati ve problem çözme becerilerine yönelik eğitimler nöral gelişimi destekler.
- Sanat ve oyun terapisi: Duygusal ifade kanallarının açılması beynin limbik sistemini sakinleştirir.
📉 Sosyal zekâ ve empati gelişiminde kırılma noktaları
Çocuklukta maruz kalınan baskı, beynin sosyal ipuçlarını okuma yeteneğini zayıflatır. Empati yeteneğinin gelişmesi için gerekli olan ayna nöron sistemi, şiddet gören çocuklarda sağlıklı bir şekilde çalışamaz hale gelebilir. Bu durum, bireyin başkalarının acısını hissetme veya toplumsal kuralların önemini kavrama noktasında zorluk yaşamasına neden olarak anti-sosyal davranış kalıplarını tetikler.
🏫 Okul ortamında çocukluk travmalarının erken teşhisi
Eğitimciler, çocuklukta görülen şiddetin beyin üzerindeki etkileri konusunda ilk gözlemcilerdir. Sınıf içerisinde görülen aşırı çekingenlik, ani öfke patlamaları veya öğrenme güçlükleri, çoğu zaman evdeki huzursuzluğun bir yansımasıdır. Okullarda uygulanacak travma duyarlı eğitim modelleri, bu çocukların suç ve şiddet sarmalına girmeden kurtarılmasını sağlayabilir.
🏚️ Duygusal ihmal ve beynin gelişimsel mimarisi
Sadece fiziksel şiddet değil, duygusal ihmal de beyin gelişimini sekteye uğratır. Bebeğin veya çocuğun ihtiyaçlarına cevap verilmemesi, beynin beyaz cevher yoğunluğunu ve gri cevher hacmini azaltabilir. Beynin yapısal mimarisi, erken yaşlardaki bu “boşluklar” nedeniyle ileride depresyon ve kaygı bozukluklarına karşı daha savunmasız hale gelir.
❓ Sıkça sorulan sorular
Şiddet sadece fiziksel bir eylem midir?
Hayır, şiddet hem fiziksel hem de ruhsal boyutları olan ve beynin biyolojik yapısını doğrudan etkileyen çok boyutlu bir olgudur. Bedene uygulanan şiddet ruhsal yapıyı, ruhsal baskı ise fiziksel sağlığı bozarak bireyin genel gelişimini sarsar.
Beynin hangi bölgesi hasar gördüğünde empati yeteneği bozulur?
Öz kontrolün ve sosyal uyumun merkezi olan beynin ön bölgesi hasar gördüğünde empati yeteneği ciddi zarar görür. Bu bölgedeki işlev kaybı, bireyin yaptığı eylemlerin sonuçlarını öngörememesine ve şiddet eğiliminin artmasına neden olur.
Çocuğun suç işlemesinde genetik faktörler ne kadar etkilidir?
Zekâ ve kişiliğin yaklaşık %50’si genetik mirastan gelse de, kalan %50’lik kısım çevre, aile ve eğitimle şekillenir. Genetik bir yatkınlık olsa dahi, sevgi dolu bir ortam ve doğru eğitim bireyin suçtan uzak durmasını sağlayabilir.
Erken yaşta şiddet görmek bireyin dünya algısını nasıl değiştirir?
Çocuklukta görülen şiddetin beyin üzerindeki etkileri nedeniyle, bireyler dünyayı sürekli bir tehdit unsuru olarak algılamaya başlar. Bu durum, başkalarına karşı kronik bir güvensizlik duygusuna ve duygu durum bozukluklarına yol açar.
Çocuklarda şiddet eğiliminin erken belirtileri nelerdir?
Hayvana şiddet, okuldan kaçma ve akran zorbalığı gibi davranışlar ilkokul döneminde gözlemlendiğinde, bu durum ilerideki kriminal risklerin habercisi olabilir. Bu belirtiler fark edildiğinde zaman kaybetmeden uzman desteği alınması kritiktir.
🌐 Bunlar da ilginizi çekebilir:
- Gençlerde şiddet ve toplumsal sorumluluk
Gençler arasında şiddetin ortaya çıkış nedenleri, toplumsal yapı, eğitim ortamları ve sosyal etkiler bağlamı. - Aile içi şiddeti önleme yolları
Aile içi şiddetin önlenmesine yönelik sosyal, hukuki ve eğitsel yaklaşımlar çerçevesi. - Çocuk yetiştirirken yapılan yaygın hatalar
Çocuk gelişimini olumsuz etkileyebilen tutumlar, disiplin anlayışı ve ebeveyn davranışları başlıkları.









