Ana Sayfa Çocuk Ya çocuğum saldırıya uğrarsa? Ebeveyn kaygısının gerçek yüzü

Ya çocuğum saldırıya uğrarsa? Ebeveyn kaygısının gerçek yüzü

Çocuğunuzu korumaya çalışırken fark etmeden onun kaygısını mı büyütüyorsunuz? Ebeveyn kaygısı ile sağlıklı sınır arasındaki ince çizgiyi uzman görüşüyle keşfedin.

Ebeveyn kaygısı ile sağlıklı sınır arasındaki ince çizgi nedir?

Medyaya yansıyan çocuk ve genç şiddeti, akran zorbalığı ve cinayet haberleri ebeveynlerin sinir sistemini altüst ediyor. Bir gencin saldırganlaşması, diğer bir gencin hayatını kaybetmesi yalnızca adli bir vaka değil anne ve babalar için de “Benim çocuğum da risk altında” alarmının sürekli çalması anlamına geliyor.

Bu alarm doğru yönetilmediğinde aile içinde görünmez bir kaygı iklimi oluşturur mu? Çocuğu korumak ile onu korkuyla kuşatmak arasındaki fark nedir? Sağlıklı davranış; çocuğun her adımını kontrol etmekten mi, yoksa çocuğun içindeki sağlıklı sesi güçlendirmekten mi geçer? Bu ve benzer sorularımızı Klinik Psikolog İlkay Özlem Dingeç‘e sorduk.

📌 Öne çıkanlar:

  • Ebeveyn kaygısı çocukta içselleştirilmiş kaygı sesine dönüşebilir.
  • Aşırı koruyucu ebeveynlik uzun vadede anksiyete riskini artırabilir.
  • Korkutmadan sınır koymak çocuğun özgüvenini destekler.
  • Dijital güvenlik kadar psikolojik dayanıklılık da öncelikli olmalıdır.
  • Sağlıklı ebeveyn modu, kontrol yerine rehberlik etmeyi hedefler.

Röportaj: Klinik Psikolog İlkay Özlem Dingeç

Klinik Psikolog İlkay Özlem Dingeç

Bu röportaj, ebeveyn kaygısının çocuk üzerindeki psikolojik etkilerini ele almaktadır. Aşırı koruyucu ebeveynlik; anksiyete, güvensizlik ve uyumsuz şemaların gelişimine katkı sağlayabilir. Sağlıklı yaklaşım; korku temelli kontrol yerine, açık iletişim, şefkatli sınır koyma ve çocuğun psikolojik dayanıklılığını güçlendirme üzerine kurulmalıdır.

Ebeveyn kaygısının psikolojik kökenleri

Annelerde çocuk kaybetme korkusunu tetikleyen başlıca etkenler nelerdir?

Bir çocuk anne için derin bir anlama sahiptir. İnsanın var oluşunda önemli bir yer tutar. O nedenle çocuğun ebeveyn için ne gibi anlamlar taşıdığını anlamak kıymetlidir. Başlıca bilinen nedenler arasında annenin kaygılı bağlanma stili; duygusal yoksunluk, tehlikelere karşı dayanıksızlık, terk edilme şemaları gibi şemaların varlığı; annenin kendi yaşadığı çocukluk çağı travmaları sonucu felaketleştirme, aşırı genelleme gibi bilişsel çarpıtmalara sahip olması gibi psikolojik durumlar olabilir. Ek olarak eğer altta yatan bir patolojik durum var ise de anne çocuğunu kaybetmekten aşırı derecede korkabilir.

Ancak tüm bunlar durumun psikolojik alt boyutuna işaret ederken, günümüzde inkar edilemeyen toplumsal güvensizlik ortamı ve bunun sonucunda medyaya yansıyan haberler de ister istemez anneleri olduğu gibi çocukla uzaktan yakında akraba olan pek çok insanı tetiklemektedir. Daha da ötesi, çocuğu olmayan pek çok vatandaşı da çocuklara zarar gelmesi korkusu sarmıştır.

Şiddet haberlerinin ebeveyn tutumlarına etkisi

Şiddet haberleri sonrası ebeveynlerin çocuklarına yaklaşımında en belirgin davranış değişikliği nedir?

Gerek ana akım medyada gerekse sosyal medyada hepimizin karşısına çıkan şiddet haberleri ebeveynlerin topluma karşı daha güvensiz bir psikoloji içerisine girmesine neden olmaktadır.

Kaygı iklimi ve kontrol davranışları

Şiddet haberleri sonrası ebeveynler çocuklarına daha kaygılı yaklaşmaktadır. Bu kaygı çocuğun güvenliğini sağlamaya yönelik bir kontrol davranışları serisine neden olmaktadır. Aile sistemindeki bu anksiyete iklimi çocuğun kendine olan güvenini inşa etmesi hususunda sorun yaratabilir. Çocuk ebeveynlerinin kaygılı seslerini içselleştirebilir. Bu da çocuğun yetişkinlik hayatında tehlikelere karşı dayanıksızlık şeması, karamsarlık şeması, sosyal izolasyon şeması, yetersiz özdenetim şeması gibi şemaların varlığını ortaya çıkarmasa bile, çıkması için bir alan yaratabilir. Özetle çocuk kendi iç sesi olan sağlıklı ses yerine ebeveynin kaygılı sesini içselleştirebilir. Bunun da amacı; aile sisteminde sorun çıkarmadan var olmaktır.

Ebeveyn kaygısı yaşayan bir annenin çocuğunu koruyucu şekilde izlediği temsili görsel

Aşırı koruyucu ebeveynliğin psikolojik sonuçları

Aşırı koruma çocukta hangi somut psikolojik sorunlara yol açar?

Araştırmalar gösteriyor ki aşırı tarzda koruyucu ebeveynlik tutumları yetişkinlik çağında kişinin uğraşması gereken pek çok psikolojik problemin oluşmasında genetik aktarım ve diğer psikolojik etkenler ile beraber önemli rol oynamaktadır. 2. Soruya verdiğim yanıtta da belirttiğim gibi bir takım uyumsuz şemaların varlığını pekiştirebilir. Genetik altyapı ile birleşen bu ebeveynlik tutumu ile çocukta en çok görülme olasılığı olan rahatsızlıkların başında anksiyete bozuklukları, duygu durum bozuklukları gelebilmektedir. Ayrıca bazı durumlarda aşırı koruyucu ebeveynlik çocuğu “el üstünde tutma, pamuklara sarma” gibi tutumlarla birleşir ise çocukta yetersiz özdenetim şeması gelişebilir. Belirttiğim gibi psikolojik problemler tek bir nedene bağlanamaz, tek bir nedenden tek bir sonuç çıkmaz. O nedenle kesinlikle belli bir patolojinin çıkacağını söyleyerek ebeveynleri endişelendirmek istemem.

Çocuk kaygıyı nasıl içselleştirir?

Ebeveyn kaygısı çocuk tarafından nasıl fark edilir ve içselleştirilir?

Ebeveynler genellikle kaygılarını çocuklarından gizlemeye çalışabiliyor. Ama çocuklar gözlemlediklerini içselleştirme konusunda gayet yetenekliler. O nedenle evde sürekli hakim olan kaygı iklimi çocuğun belli davranış kalıplarından ziyade en ufak bir ses tonu değişikliğinden ve bu mikro düzeyde davranışların yaygınlığı sonucu havadaki kaygı iklimini hissedebilir. Belki bunu şu örnekle de açıklayabiliriz.

İç sesin dönüşümü: Kaygılı ebeveyn modu

Arkadaşlarıyla buluşmak üzere evden büyük bir keyifle hazırlanıp çıkan çocuk ebeveynlerinin “gidince ara, canlı konumunu aç, sakın geç gelme, kimseye güvenme” tarzında söylemleri ile kaygıyı içselleştirebilir. Aileyi bir sistem olarak ele alırsak o sistemdeki kurallar ne kadar yorucu olursa olsun uymak zorunda hisseder. Zamanla bu sesler çocuğun arkadaşlarıyla olan ortamda “Acaba arkadaşıma güvenmeli miyim? Eve geç kalırsam sorun çıkar.” gibi kuşkucu ve beklentili cümleleri zihninden geçirmesine sebep olurken çocuk özgüvenini inşa etme ve akışa güvenme konusunda sorun yaşayabilir. Bu da çocuğun hayatında kaygıyı önceliklendirmesi demektir. Çünkü kaygı onu koruyucu bir zırha dönüşmüş olur. Oysa ki zırh günlük hayatta giyilirse yorgunluktan başka bir şey getirmez.

Ebeveyn kaygısı nedeniyle çocuğuna sınır koymaya çalışan anne ile çocuk arasındaki iletişim anı

Güven duygusu zedelenen çocukta görülen davranışlar

Güveni zedelenen bir çocuk bunu davranışlarıyla nasıl gösterir?

Kendine ve hayata karşı güveni zedelenen çocuğun keşfetme heyecanı yerini kabuğuna çekilerek güvende kalma ihtiyacıyla yer değiştirir. Bazen bu ikisi birlikte de ilerleyebilir. Ancak en çok görülebilecek davranışlar arasında sürekli olarak tedirginlik hali, bakım verenlerden veya ebeveynlerden sürekli onay alma hali, sosyal ortamlara dahil olmakta zorlanma, hakkını aramaktan kaçınma, duygularını ve düşüncelerini ifade etmekten kaçınma, dünyayı keşfetme ihtiyacına karşın yaratılan güvensizlik iklimi sonucu internette daha çok zaman geçirme (aşırı derecede bilgisayar oyunu oynama, sosyal medyada daha fazla paylaşım izleme) bulunabilmektedir. Ayrıca bazı çocuklar aile sistemindeki bu kaygılı ortamda kendilerini ifade edebilmek için bu kaygı ile savaşarak tam tersi bir tutum sergileyip dışarıda daha çok vakit geçirebilir. Ve çocuk o ailede ne yazık ki “sorunlu” olarak etiketlenebilir. Oysa ki sorunlu çocuk değil aile sistemidir. Bu gibi durumlar için aile terapisi öneririm.

Çocuklara güvenlik anlatımında yapılan hatalar

Çocuklara güvenlik anlatılırken yapılan en yaygın dil ve yöntem hatası nedir? 

En yaygın hatalardan birisi ebeveynin kendi şemaları doğrultusunda dünyayı yorumlaması ve bu kaygının tonunu sesine katarak çocuğa bilgi vermesidir: Örnek vermek gerekirse bir çocuğa dikkatli olması gerektiğini “Kimseye güvenme, insanların sağı solu belli olmaz.” cümlesi objektiflikten uzak ve ebeveynin kaygısını çocuğun zihnine olduğu gibi yerleştirmeye yönelik bir cümledir.

Bir diğer önemli olumsuz güvenlik anlatımı tarzı, otoriter bir tonda çocuğa açıklama yapmadan emir vermektir. Çocuk otoriter bir tutum karşısında neyi neden yapacağını öğrenemeyeceği için sorgulamadan kuralları kabul etmeyi içselleştirebilir. Bu da çocuğun beklentili bir iç sesle baş başa kalması demektir. Oysa ki beklentili ebeveyn modundan çok daha fazla sağlıklı modu geliştirmeye ihtiyacı vardır. Ebeveynlerin sağlıklı modu geliştirmeye yönelik iletişim tarzını benimsemeleri gerekmektedir.

Çocuklara korkutmadan sınır koymanın yolları

Korkutmadan sınır koymanın yolları

Korkutmadan sınır koymak pratikte nasıl yapılır?

Açık, net ve en önemlisi anlayışlı bir dil kullanmak gerekiyor. Bu öyle bir dil olmalı ki çocuk başına bir şey geldiğinde “Ailem bana kızar mı? Aile içinde büyük çatışmalar çıkarsa ne yaparım?” gibi korkulu düşünceler yerine “Başıma bir şey gelirse ailemin yanımda olduğunu biliyorum ve dediklerini dikkate alırsam bu ihtimal azalacak.” güvenini yüreğinin köşesinde hissetmelidir.

Otoriter bir tutum yerine, neden sonuç ilişkisi kurularak şefkatli şekilde sınır koymak daha çok işe yarar olacaktır. Ayrıca çocuğun muhakeme yeteneği de destekleneceği için zihnindeki sağlıklı ebeveyn modunun gelişmesine destek olacaktır.

Çocuğa bir yol haritası sunularak yapılan sınırlandırmalar çocuğu kaygıyla baş başa bırakmadığı gibi kendine olan güvenini pekiştirecektir. Elbette çocuğun içinde bulunduğu döneme göre iletişim dili değişse de genel olarak şu tutum önemlidir: Herkes kötü değil, ancak kötülük yapacak insanlarla karşılaşırsak başvurabileceğimiz alternatif yollar vardır.

Uzun vadede ebeveyn kaygısının etkileri

Ebeveyn kaygısını yönetmezse çocukta hangi uzun vadeli psikolojik sorunlar görülebilir?

Tek bir patolojiye odaklanmak şu an hem bilimsel olmayacaktır, hem de ailelere gereksiz bir panik aşılayacaktır. O nedenle genel bir patolojiye değil, şemalara odaklanmalarını öneriyorum. Şemaları bizi hayatta tutan düşünce kalıpları olarak basitçe ele alabiliriz. Bunları besleyen pek çok sebep olmasının yanında en önemli sebep çocuklukta içinde bulunduğumuz ortamdır. Bu aile ortamının yanı sıra okul ve arkadaş ortamıdır.

Ebeveynlerin en sık yaptığı koruyucu hata

Ebeveynlerin en sık yaptığı koruyucu hata

Ebeveynler çocuklarını korumaya çalışırken en sık yaptıkları ama en çok zarar veren davranış hangisidir?

Çocukları üzerinde aşırı koruyucu bir şemsiyeyle dolaşmalarıdır. Bu tutum çocuğun uzun vadede yetersiz özdenetim şeması geliştirmesine sebep olabilir.

Bugün ebeveynlerin çocuk güvenliği konusunda önceliği ne olmalı?

Çocuk güvenliğinde yaşa göre yaklaşım

Dijital güvenlik önlemleri alınmalı, ancak tüm bunlardan öte çocuğun psikolojik dayanıklılığı, duygularını regüle etme becerisi, kendini ifade etme becerisini desteklemek mühimdir. Çocuğun içinde bulunduğu gelişim dönemine göre güvenlik önlemleri ve iletişim tarzı elbette değişecektir.

Okul öncesi ve okul döneminde güvenlik eğitimi

Okul öncesi ve okul dönemi çocuklarında bedenini tanımaya ve korumaya yönelik eğitimler verilmeli, iyi dokunuş kötü dokunuş kavramları öğretilmeli ve sınır ihlali durumunda bağırma eğitimi verilip güvenli alandan (öğretmen, polis, ebeveynler vb.) yardım alması gerektiği öğretilmelidir.

Bu konuda pek çok kaynaktan faydalanabilirler. Ben UCİM derneğinin yayınladığı “Mavi Kelebekler Takımı Bedensel Söz Haklarını Öğreniyor” kitabını öneririm.

Ergenlik döneminde sınır ve iletişim

Ergenlik dönemindeki gençlere güvenlik konusunda sınır koymak daha zor olabilir. Çünkü karşımızda artık yetişkinliğe adım atmaya hazır bir birey durmaktadır. Burada çatışmalar görülebiliyor. Önemli olan ise ebeveynin çatışmayı büyütmek yerine, çocuğun duygularını anlamaya çalışması ve ifade etmesine izin vermesidir. Elbette bu ifade karşısında empatik bir dinleyici olması kıymetlidir. Genç kendisinin anlaşıldığını gördüğü zaman iş birliğine gönüllü olacaktır.

Ebeveyn Kaygısı ve aşırı koruyucu tutumun çocuk üzerindeki etkisini gösteren temsili sahne

Ebeveynlere sistem odaklı öneriler

Ebeveynlere nokta atışı tavsiyeniz nedir?

İster tek ebeveynli bir aile olun ister çift ebeveynli aile sisteminizi ve bu sistemdeki rollerinizi, hayatla ilgili korkularınızın ne kadarını bu sisteme taşıdığınızı hissederseniz sistemin üyeleriyle iletişim kurmanız, onlara sınır koymanız daha kolay olacaktır.

Önerim sistemi anlamaktan da öte ellerinizle kurduğunuz bu ailenin sistemini, iklimini yeni gittiğiniz bir coğrafya gibi heyecanla hissetmeye çalışın. Korkularınızı, sevinçlerinizi evlatlarınızla, eşinizle çekinmeden paylaşın.


Klinik Psikolog İlkay Özlem Dingeç kimdir?

Klinik Psikolog İlkay Özlem Dingeç kimdir?Biyografi:Klinik Psikolog İlkay Özlem Dingeç

1988 yılı İstanbul doğumludur. Çocukluk yıllarından itibaren insan psikolojisine derin bir ilgi duymuştur. Sağlık alanındaki kariyerine anestezi teknikeri olarak başlamış; ancak insan davranışını ve ruhsal süreçleri daha yakından anlamaya yönelik güçlü motivasyonu doğrultusunda mesleki yönünü psikolojiye çevirmiştir. Çalışma hayatını sürdürürken Psikoloji lisans eğitimini tamamlamış, ardından Klinik Psikoloji alanında yüksek lisans derecesi alarak uzmanlığını akademik düzeyde pekiştirmiştir.

Klinik deneyimini, Erenköy Ruh ve Sinir Hastalıkları Hastanesi başta olmak üzere çeşitli özel kliniklerde gerçekleştirdiği staj ve uygulama süreçleriyle derinleştirmiştir. Mesleki gelişimini süreklilik ilkesiyle ele almakta; terapi ekolleri, travma çalışmaları ve ilişki dinamikleri üzerine çok sayıda eğitim programına katılmış ve katılmaya devam etmektedir. Aynı zamanda aile danışmanlığı eğitimini tamamlamıştır.

Uzun yıllara yayılan meslek yaşamında hem bireysel terapi hem de çift terapisi alanında binin üzerinde danışanla çalışmış, binlerce saatlik klinik görüşme deneyimi edinmiştir.
Her bir danışan öyküsünü özgün ve değerli bir yaşam anlatısı olarak ele alan yaklaşımı, terapötik sürecin merkezine insan onurunu ve güvenli ilişkiyi yerleştirmektedir.

Klinik çalışmalarının yanı sıra çocuk istismarı alanında faaliyet gösteren sivil toplum kuruluşları ve üniversitelerde eğitim ve seminerler vermekte; toplumsal farkındalığın arttırılmasına katkı sunmaktadır. Ayrıca dijital platformlarda psikoloji alanındaki bilgi ve deneyimlerini geniş kitlelerle paylaşarak ruh sağlığı okuryazarlığını desteklemektedir. Faydalandığı başlıca ekoller Bilişsel Davranışçı Terapi ve Şema Terapi ekolleridir. Şema Terapi alanında uygulayıcı eğitimine sahiptir. Profesyonel çizgisini etik ilkelere, bilimsel temele ve sürekli gelişimine dayandıran bir Klinik Psikolog olarak çalışmalarını sürdürmektedir.


🌐 Bunlar da ilginizi çekebilir:

Serpil Çavuşoğlu
1973 İstanbul doğumluyum. Hayatın her alanında gönüllü olarak faaliyet göstermekteyim. Bağımlılık ile mücadele, kadın ve çocuk istismarına karşı destek, eğitime katkı amaçlı kütüphanaler kurulması, yardımlaşma derneklerinde faaliyetler, tüketicinin her tür hakkı (sağlık, hukuk...) üzerine destek çalışmaları, kültür sanat projelerine koçluk, danışmanlık, tutuklu çocukların topluma kazandırılması amaçlı eğitim organizasyonları, kan bağışı, organ bağışı, ilik bağışı üzerine organizasyonlarda koordinatörlük, özel eğitim öğretmeni olmam sebebiyle engelli çocuklarımızın ailelerine danışmanlık, okullarda çocuklarımızın yardımlaşma güdüsünü pekiştirme amaçlı seminerler ve sayamayacağım daha pek çok alanda, neredeyse hiç durmadan yıllardır gönüllü olarak faaliyet göstermekteyim.