Çocuklarınızın Kendi Pencerelerinden Bakmalarına İzin Verin

Henüz 3 yaşında bir çocuğa ve ailesine doğru yolculuğa çıkalım. Kendi temel ihtiyaçlarını yerine henüz tam anlamıyla getiremeyen bir çocuğa doğru olsun bu yolculuk…

Çocuklarınızın Kendi Pencerelerinden Bakmalarına İzin Verin

‘Yaşı küçük olanın aklı da kısa olur. ‘ O daha çok küçük kendisi için doğru kararları veremez. Mutlaka onun adına belli bir yaşa gelene kadar anne baba karar vermeli . ‘ diye inanılan bir ortamda dünyaya gelmiş bir çocuk… Toplumda buna benzer nice inanışlar var ve resmin dışından da bakmayı seçmediğimiz sürece toplumdaki genel inanışlar bizim inanışlarımız oluveriyor.

Bu çocuğun adı Umut olsun. Özgür seçim yapabilme potansiyelini bir gün gerçekleştirebilmeyi umut eden Umut…

Bir çocuğun gözüyle… ‘Ben ben olabilecek miyim ? ‘

Anne babası da bir zamanlar çocuktu. Muhtemelen Umut’ un anne babası da çocukları için en iyi kararları hep onun için almışlardı. Belki kendi kararlarını verebildikleri ortam ilk kez ebeveyn oldukları zaman ortaya çıktı ve bu fırsat çocukları adına karar verebilme fırsatıydı. Yıllarca bir başkası sizin adınıza karar vermiş. Eee fırsat bulmuşken , hazır çocuk kendi kararını veremeyecek kadar da küçükken, çok aklı ermeden! çocukları adına karar verdikçe veriyorlar.

Aklı ermeden onu törpülemek gerek. Yoksa başına buyruk ve asi olacağı kesin. Öyle ki ortada kendisi olmayı deneyimleyememiş bir çocuk gelecekte anne ya da baba oluyor. İçindeki potansiyellerin açığa çıkmasına izin verilmemiş, hep törpülenmiş yetişkinler… Şimdi Umut’ un babasının böyle bir örneğe uyduğunu varsayalım. Evlendikten bir süre sonra Umut doğmuş olsun..

Çocuğuyla ilgili sağlıklı kararlar verdiğini düşünürken aslında muhtemelen bir çok konuda hala bir önceki neslin kararlarını veriyor. Kendisi ortada hiç yok. Oysa çocuğu ile ilgili kararlar ağzından çıkarken varolduğunu ispatlamaya , ben karar verebilirimi göstermeye çalışıyor.

Anne babanın gözüyle… ‘ Onun için en iyisini istiyoruz. ‘

Anne yemek saatlerinde Umut’ a zorla yemek yediriyor. Umut önceleri doydum derken, istemiyorum derken zaman geçtikce cevap veremiyor. Ne yediğinin farkında olmadan annesi ne verirse yiyor. Açlığından da tokluğundan da bir haber. Zamanla kendi bedeninin, zihninin sinyallerine de kendini kapıyor. Öylece yaşıyor.

yemek yiyen çocuk
Annesi çocuğu için en iyisini istiyor. Aman aç kalmasın diyor. Çocuk doyduğunu nerden bilecek. Yediğini ağzından çıkarıyor ama annesi yedirmeye devam ediyor. Ta ki kendi içine sinene kadar. Öyle bir an geliyor ki çocuk önceleri korktuğu için yerken artık sadece annesi verdiği için yemeye devam ediyor.

Ayurveda’ ya göre bir öğünde tüketilmesi gereken miktar, kendi iki avucunuzun içi kadardır.

Çocuğunuzun iki avucu kadar yemek onun bir öğünü için yeterlidir. Önemli olan miktarı değil yediği yemeğin kalitesidir. Sindirilemeyen yiyecekler bedende birikir ve toksine dönüşür.

Savaşta bile mola vardır. Bedenin de dinlenmeye ihtiyacı vardır ama yediklerini sindirebilmek için sistem gereğinden fazla çalışmaya başlar. Yiyecek dönüştürülemediğinde ise atıklar ortaya çıkar ve enerji dengesi bozularak hastalıklar oluşur.

Diğer yandan yemek yemek öyle bir hal alır ki öfkeliyken, stresliyken, her boş kalındığında yemeğe başvuran bireylere dönüşür çocuklar…

Çocukların kendi işaretlerini takip etmelerine izin verilmediğinde hem fiziksel olarak toksinleri hem de duyguları biriktirip bilinçaltına itilmesine neden oluyorlar. Ruhsal sağlık da bundan kendisine düşen payı elbette alıyor.

Eve geldiğinde çocuk babasıyla zaman geçirmek istiyor ama baba yorgun. Sesten de rahatsız oluyor. Kafası kaldırmıyor. Çocuktan istenen ne verilirse yesin, ses çıkarmasın, söz dinlesin. Yesin, içsin, kendi kendine oynasın, uyusun.

Teknoloji de gelişti, en iyisi ya televizyon seyretsin ya İpadden ya da telefondan oyun oynasın. Hem canı sıkılmaz hem de bunlar onun zekasını geliştiren yararlı oyunlar öyle değil mi !?Acaba büyüdüğü zaman nasıl bir bireye dönüşüyor?

Bu küçük bir örnekti sadece…

Dengeler öyle önemli ki… Tamamen her istediği yapılan çocuklarda da değersizlik duygusu gelişiyor. Başkalarının yaşam haklarını ihlal etmeden nerde durabileceklerini bilemiyorlar. Denge hali için gözlemci olmak , niyeti saldıktan sonra açık yürekli olmak değerli.

Ben yine de gelecek nesillerden çok umutluyum. Her geçen gün daha çok okuyan, araştıran anne babaların sayısı artıyor. Kritik kütle sayısı denilen bir sayıya ulaşıldığında inanıyorum ki çocukları daha aydınlık günler karşılıyor olacak. Annesinin uzantısı olarak doğan bebek, birlik içinde kendi gerçekliğini yaşayabilen yetişkinlere dönüşecekler.
‘Umut’ lardan, onların ailelerinden umutlu olmak gerek…

Umut dolu yarınlara koşan umutsuz gençlik