Aşk faili meçhul bir hayat kadınıydı

Suçluluğumuzun farkındaydık, son basamağından geri dönmeyi arzuluyorduk sevgisizliğin, aşk zirvedeydi ve bizler yeraltına uzanan pişmanlıklardan geri dönemeyecek kadar yorgun hissediyorduk kendimizi.

aşk sevgi sevgizilik sahip olma ihanet

Ülkenin faili meçhul cinayetlerle sarsıldığı bir dönemdi. İnsanlar enselerinden kurşunlanıyor, ”Domuz bağı” ile boğazlanıyor, satırla parçalanıyor ya da gözaltında kaybediliyordu. Faili meçhul, illegal aşklarda kendimi tüketiyordum. Celladı ve maktulü bendim ve ne kadar da hevesliydim tüm vücutlarda tek bir ”Ben” olmaya. Ensemden vurulmuş, satırla parçalanmış, gözaltında kaybolmuştum. Yanlarında olmama rağmen dostların, bilinen en umutsuz bir kayıptım.

Önceden onunlayken, onu sevdiğim zamanlarda, kendimi zorlayarak seviştiğimizde gözlerimi kapatıp, başka kollarda olduğumu düşünürdüm; şimdi, başkalarının yatağında gözlerimi yine kapatıyorum ve sadece onu düşünüyorum. Onu seviyorum, sisler arasında yüzünü zar zor seçsem de öyle. Sevginin ve aşkın geçerli olabileceği ve başka hiçbir olumsuzluğu içinde barındırmadığım bir dünya oluşturmuştum; ilk öpüşün heyecanında yasakların unutulabileceği bir oyun kurmuştum. Var olan tüm ahlaki kuralların reddine dayanan ve oyuna katılmak için geçmişi ve geleceği kapının önünde bırakmak zorunda olunan tehlikeli bir varoluş biçimi: Tüketmek! Sevişme sonralarının verdiği yalan bir huzurla uyumak üzereyken sıçrardım yerimden. Ben bir oyun oynuyordum ve bu beni rahatsız ediyordu. Korkmadığımı sanıyordum, yetişkin çocukların oynayacağı türden tehlikeli oyunların dehlizinde kaybolurken. Bu bir yalandı.

Aşklarımdan tam teslimiyet beklerdim, tüm hücrelerini, tüm ruhunu, tüm aklını… Soludukları havanın içinde olmadığımda boğulmalıydılar; bensiz geçen saniyelerde kurşuna dizilmeyi bekleyen asilerin tedirginliğini duymalıydılar. Mabetleri olmalıydım. Ve biliyordum ki asıl bağımlı olan bendim; korkan ve korktuğu için de acılar dağıtan, ruhunu şeytana vermiş bir aşık. Ne teslim olduğumu kabullendim, ne infaz esnasında tedirginliğimi. Mabedimi kendi ellerimle tarumar ederken, asiliğim ona duyduğum sevginin korkusundandı. Her gitmelerde ölürdüm. Geride kalan kokusu, az önce seviştiğimiz yatağın dağınıklığı, sigara dumanı. Ayrılığı, onsuzluğu, terk edilmişliği, özleyişi yaşardım ardından, saatler ve günlerce. Geride korkumu bırakıyorum artık dağınık yatakların üstüne; arkamı dönüp çıkarken kirli bir gülümsemeyle, sonrası günler sürecek kalp ağrıları, mutsuzluk.


İlişkimizin ilk cümlesini her yazmayı denediğimizde başarısız oluyorduk. Sıfatlar yakıştırıyorduk sevgiyi tüketen; yerin dibine batıran hakaretler. Savaşçı vücutlarımızın durulması için buluşurduk çoğu; illegal örgütlerin gizliliğinde, hücre pansiyonlarda. Hırpalardık bedenlerimizi ve ruhlarımızı, galibi ve yeniği olmayan bir savaştı sevişmelerimiz ve asla doymadık birbirimizi tüketirken. Savaş sonrası terli vücutlarımız yan yana serildiğinde yaralı ve nefeslerimiz karışmadığında artık; ben, tavana bakar, sen gözlerini yumardın. İkimiz de galip sanırdık kendimizi bu barbar savaşta. Hiç yapmadığımız bir şeydi konuşmak; çünkü konuşmak diplomatçaydı, biz savaşçıydık. Geceye sayıklamalar yollardık amaçsızca.

Suçluluğumuzun farkındaydık, son basamağından geri dönmeyi arzuluyorduk sevgisizliğin, aşk zirvedeydi ve bizler yeraltına uzanan pişmanlıklardan geri dönemeyecek kadar yorgun hissediyorduk kendimizi. Görebileceğimizi sandıklarımızı ve görmeye başladıklarımızı karanlıklar tutsak ettiğinde itiraz edemeyecek kadar bitkindik. Duyular yoluyla algılanabilir bir yasalar zinciriydi yaşam ve olanların her biri algılanabilir şeylerin dışında gelişmekteydi ve rahatsızlığımızın nedeni bilgisizliğimizdi. Aşk onu sakladığımız yerin anımsanmamasıydı ve öze varılması için gerekli olan sevginin ışığını keşfetmekti. Var olan gerçeği, var olmayanla anlamlandırma ritüelini yerine getirmek için dengeyi oluşturan düzenin içerisindeki unutulmuş imgelerimizi, yani aşkı, sevgiyi, dostluğu yeniden adlandırıp, gerçeğimiz haline getirmeliydik ama önce kuşatılmış karanlığımızın farkına varmalıydık.

Belki de aşk: Sahipsizlik, sevgisizlik ve hiçbir zamandı. Yıkık, perişan bir adam rolü yaparak, mutlu insanların fotoğraflarına bakar gibi baktım gökyüzüne ve kayan yıldızlar, ne kadar çoktular.


Aşklar enflasyonda: Milenyum ne yaptın bize?

Epik hikayelerin başrol oyuncusu: Aşk