Aşk palavrası ve hipergerçeklik

Bugüne dek okuduğunuz kişisel gelişim kitaplarını unutun bence. Eminim abartıldığı kadar faydasını görmediniz. “Biricik” ya da “eşsiz” olduğunuza inanmanız da gerekmiyor. Çünkü öyle değilsiniz.

Aşk palavrası ve hipergerçeklik

Sosyolog Simmel, “modanın zafer anı, aynı zamanda ölüm anıdır” der. Bir ürün toplumun tüm kesimlerine ulaştığında artık yok edilmelidir ki yeni ürünlerin önü açılsın. Hiçbir şirket on sene kullanılan telefon veya beş sene giyilen tişört üretmek istemez. Daimi tüketim kapitalizmin ibadetidir.

Simmel’in bu muhteşem tespiti aşk ilişkilerinde de geçerlidir. Birlikte olduğunuz kişinin gözünde önce “moda” olursunuz. Sevgiliniz sizi saatlerce sıkılmadan dinler, entelektüel birikimlerinizden yararlanır, sırlarınızı ve zayıf noktalarınızı öğrenir, benliğinizi keşfetmeye çalışır. Aylar geçince doğal olarak “demode” olmaya başlarsınız. Bu durumun cinsiyetle veya karakterle ilgisi yoktur. İnsan doğası böyledir.

Loading...

Çılgınlık ve aykırılıklarla başlayan ilişkiniz; evden çıkmaya bile üşendiğiniz, “imdb 7+ filmler” araması yaptığınız sıkıcı akşamlara mahkum olur. Buna “aşkımız bitti, bari sevgimize sahip çıkalım” evresi de denebilir. Son derece doğal ve sağlıklı bir süreçtir bu. Sükuneti korumak ve itidalli olmak lazımdır.

Lakin, kapitalizm uzun ilişkilerden nefret eder. Çünkü yıllarca flört eden çiftler, birbirlerine pahalı hediyeler almazlar. Gösterişten uzak durur, evlilik yolunda makul adımlar atmaya başlarlar. Bütçe hesabı yapmakta ve banka hesaplarını açıkça paylaşmakta beis görmezler. İşte bu durum tüketim kültürünün işine gelmez.

Eğlence ve giyim sektörünün devleşmesi için sürekli partner değiştirmeli, imajınızı taze tutmalı ve en iyi partnere sek sek oynayarak ulaşmaya çabalamalısınız. İyinin daha iyisi her zaman bulunabileceği için, ilişkiniz varken dahi gözlerinizi açık tutmalı, amiyane tabirle “yedekleme sistemini” devreye sokmalısınız.

Materyalist aşk ve dizilerde hipergerçeklik

İşte Instagram, Facebook, Snapchat gibi web siteleri tam da bu amaç için kuruldu. Bizleri narsist yapmak için. Bizimkinden daha parlak hayatları gece gündüz röntgenlememiz için. Ya bu imaj rekabetinin lideri olmamız ya da pes edip sessizce bunalıma girmemiz için. Günde yetmiş iki tane özçekim paylaşan, artık yüzünü görmekten usandığım narsist kadın arkadaşım… Bu sözlerim biraz da sana. Egonu sanal beğenilerle beslemekten vazgeç lütfen.

Materyalist aşk ve dizilerde hipergerçeklik

Kapitalizmin icat ettiği, görselliğe ve maddiyata dayanan “materyalist aşk”, bilinçaltımıza işledi bile. Entrika dolu tüm o aşk dizileri, Baudrillard’in “hipergerçeklik” adını verdiği bir yanılsama yarattı. Bu diziler, plazada çalışan beyaz yakalıların aşklarını anlatıyor. Yakışıklı ve güzel karakterler döne dolaşa birbirlerini ayartıyor. Kimse toplu taşıma aracı kullanmıyor, herkesin arabası son model ve tertemiz.  Şişman, çirkin veya bakımsız birey yok denecek kadar az. İşte bu imgeler gerçeğin yerine geçmiş durumda. Zira dizi ve filmler gerçeği yansıtmıyor, aksine yeniden üreterek “çıtayı Allahuekber dağlarına çıkarıyor.”

Madem evimizde ve cebimizde bu teknolojiler var, hepsinden yararlanacağız elbette. Toplum evrimini en rasyonel biçimde sürdürecek. İtirazım yok.

Fakat şunu bilelim ki hepimiz bir başkası için demodeyiz. Hiç kimse ve hiçbir şey daima zirvede kalamaz. Öyleyse hayatın anlamı zirvede değil, daha aşağılarda, belki de yerin bilmem kaç metre dibinde. Tam da bu yüzden acı ve keder olgunlaştırıyor. İmajın ve ambalajın anlamını yitirdiği, sevdiğin insanla sıkıcı bir akşam sıkıcı bir film izlemenin kıymetinin anlaşıldığı, o yalnız ve leş çukurlar… Sanırım anlam orada.

**

Bir öğretmenle neden evlenmemeliyiz?

İsmail Hakkı: Bir kekonun sıradan hikayesi

İnsanları anlayamamak üzerine


Yalnız Türkler ve ayaklı mayınlar

Yüksek beklentilerini satan bilge