Can Dostumuz Ego: Ego’cum anlat seni dinliyorum?

Kendisini aslında kendimi bildim bileli tanırım ama isminin ego olduğunu öğrenmem nispeten yenidir. Bir ömür boyu zorunlu olarak bir yastığa baş koyduğumuz ego çok farklı görüntülerde, kılıklarda karşımıza çıkabilir. Lakin onu favori cümlesi, ‘Ben senin iyiliğini istiyorum, dostum’dan hemen tanıyabilirsiniz. ‘Ne yaptıysam senin için, seni korumak için’ de ikinci favori cümlesidir. Çok gevezedir, neredeyse hiç susmaz. Hani bazen pek hoşumuza gitse de lafları, zehir zemberek konuşmaya başladığında hiç çekilmez.

ego can dostumuz kişilik

Ego sözcüğünü duyduğumuzda bu kelime genelde çok iyi şeyler çağrıştırmaz. Hatta bazı insanlar yeterince uğraşırlarsa ondan kurtulabileceklerini, tamamen ruhani bir varlığa dönüşebileceklerini sanırlar. Oysaki egonun en büyük özelliklerinden biri yok edilemez oluşudur. Kapıdan kovsanız kurum olup bacadan üstünüze yağar. Bacayı kapatsanız evin içinde birden pat diye belirir. Hem onu kızdırmak çok iyi olmaz çünkü dikkatinizi çekebilmek için bilinçaltınızı tarayıp sizi en korkutan şey kılığına girerek, evin içinde kovalamaya başlar.

Ego iyice bağıra bağıra konuşmaya başladığında, ‘Haydi dostum, ben çay yapayım, beraber içelim, hoşbeş edelim. Senin derdin neymiş dinleyelim’ demek iyi bir başlangıç olabilir. Egoyla muhabbet de aşağı yukarı şu şekilde gelişebilir:

Eee, anlat egocum, seni dinliyorum?

— Sen beni dinlesen, böyle olmazdın. Son zamanlarda bir haller oldu sana. Önceden fazla sorgulamazdın laflarımı.

— Darılma canım, iyisin hoşsun da. Senin yöntemlerin biraz modası geçmiş mi desem, sınırlayıcı mı desem, bilemedim. Ben biliyorsun ki kendimi geliştirmeyi severim. Ne zaman beni korkutan yeni bir şey denemeye kalksam, sen bas bas bağırıp iyice ödümü kopartıyorsun.

— Tabii, bağıracağım. Ben senin iyiliğini istiyorum da ondan. Gene bağıracağım, gör bak. Kanımın son damlasına kadar mücadele edeceğim. Hem ben sana kendini geliştirme demiyorum ki, oku kitaplarını. Yeni şeyler öğren. Hemen bana kötü şeyler yakıştırırsınız zaten. Amma velâkin yeni şeyler denemek deyince dur bakalım. Çok güzel düzenin var senin. Yediğin önünde, yemediğin arkanda. Filanca şeyi denemeye kalktığında başına neler geldi biliyorsun, değil mi? Aynı şeyleri mi yaşamak istiyorsun sen, akıllanmadın mı hâlâ? Olmuyor işte, bırak gitsin. Kaç kez denedin olmadı, bundan sonra da olmayacak.

— Olmadı çünkü sen ortaya çıktın, ‘Hemen kurtul bundan, hemen, önceki hayatına geri dön, yok olup gideceksin yoksa!’ diye çığırmaya başladın. Ben de can havliyle ne yaptığımı bilemedim.

— Aman ne güzel, ben suçlu oldum demek. Bir kere ben hiçbir şeyi sizin yerinize yapamam. Benden yardım istendi mi, gelirim, kendi bildiğimce görevimi yaparım. Benim birinci görevim de nasihat vermek, uyarılarda bulunmaktır. Ben senin iyiliğini istiyorum, tamam mı? Senin çağ dışı dediğin yöntemlerim yüzyıllardır doğruluğu kanıtlanmış, işe yarayan yöntemlerdir.

— İyi de ne zaman ben seni dinlesem, ya yerimde sayıyorum ya da daha çok kapanıyorum. Ben o filanca işi tekrar deneyeceğim. Bu sefer kararlıyım. Gene çok fena bağırıp çağıracağını, canımdan bezdireceğini biliyorum. Ancak ben artık bu şekilde devam edemem. Bak beni korumak istemeni anlıyorum, bunun için teşekkür ederim. Niyetim seni suçlamak değildi zaten.

— Madem istiyorsun, yap, bana ne. Sen o işin ortasında kendin beni çağırırsın zaten. Ha bu arada, falanca arkadaşın sen onu aradığın halde, sana geri dönmedi. Hep böyle yapıyor zaten. Bence o sana değer vermiyor. Ayrıca sorumsuz bir insan. Hiç sana benzemiyor. Hemen bitir arkadaşlığınızı. Veya suratını as, tavır yap. Sana istediği gibi davranamayacağını anlasın. Ezdirme kendini. Bak seni ne kadar çok düşünüyorum, her şeyin kaydını tutarım ben.

— Hiç bilmez miyim? Aramamasının birçok nedeni olabilir. Hatta dediğin gibi benim anlayışıma göre bana yeterince değer vermiyor bile olabilir. Ama kendince değer veriyordur. Ayrıca onun sorumsuzluğu beni rahatsız ediyorsa bende de bir şekilde o özellik var demektir. Ben de hatırladım şimdi, feşmanca için de öyle şeyler demiştin, sonradan sorduğumda kızcağızın çok makul bir mazereti olduğunu öğrenmiştim. Bunu öğrenince de mahcup olmuştum. Falanca arkadaşımın davranışından benim de canım sıkıldı ama ilk görüşmemizde onunla bu konu hakkında konuşacağım.

— Ne konuşacaksın peki? Her şey gün gibi ortada. Vallahi safsın sen. Bari tavır yap biraz da öğrensin dünyanın kaç bucak olduğunu. Hem şu ‘bende de sorumsuzluk vardır’, saçmalığı da ne öyle? Senin ne kadar sorumluluk sahibi bir insan olduğunu dünya âlem bilir. Beynini saçma sapan şeylerle yıkamışlar senin.

ego can dostumuz kişilik yanılsama yanılgı

Ego’cum seni çok seviyorum!

— Surat asma gibi işleri bıraktım ben. Bir işe yaramıyor. En son öyle yaptığımda değerli bir dostumu kaybetmiştim. O dediğin de saçma sapan değil. En son bencillik için de öyle demiştin ama ben sonradan gerçekten bencil olduğumu fark ettim.

— Değerliymiş? Değerli olsa yanında olurdu şimdi. Nerde peki? Sen de bilmiyorsun. Arkadaş demişken, senin x arkadaşın senden daha başarılı, y de öyle. Onlar becerdi, sen beceremedin. Benden söylemesi.

— Başarı görece bir kavramdır. Hem ben de başarılı bir insanım. Ne var yani, çok şükür her şeyim var, sen öyle demiyor muydun?

— Ben, ben mi? Diyordum ama bu farklı canım. Ailelerde, toplumda, medyada hep bahsediliyor, başarılı olmak için o arkadaşlarının sahip olduklarına sahip olmak gerekiyormuş. Hadi ben yanılıyorum, onlar da mı yanılıyor? Sende yok onlardan, ne haber? Ben senin iyiliğini istiyorum. O şeylere sahip olursan çok mutlu olacaksın bak. Geçen gün gözlerinin dolması bundan. Gerçi sen bu sümsüklükle zor yaparsın da.

— Ne dedin, ne dedin? Maşallah yerden yere vuruyorsun beni. Bir de iyiliğini istiyorum diyorsun.

— Aa tabii, istiyorum. En büyük iltifatları da ben yapmıyor muyum sana? Sen var ya, süpersin. Kimseye ihtiyacın yok senin. Ben gerçekçiyim. Hem iyi hem kötü yönlerini söylüyorum.

— Bak ben artık çoğu zaman melekleri veya yüksek benliğimi yardıma çağırıyorum. Ya da bazılarına göre bunların hepsi birmiş aslında. Onlar beni rahatlatıyor, ilk başta uygulanamaz gibi görünen, sonra değerli olduğu ortaya çıkan öğütler veriyorlar. Neden gülümsüyorsun?

— Şekerim, melekleri ben de severim. Biblosunu filan al, sehpanın üzerine koy. Ama melekler bu dünyadan ne anlar ki? Senle ben biliriz bu dünyayı. Onlar bu dünyada kendini savunmanın ne demek olduğunu nereden bilecek ki?

— Onların yolundan gidersen buna ihtiyaç kalmıyor zaten. Her neyse benim biraz işim var. Ruhsal gelişimle ilgili bir kitap okuyacağım. Sen pek hoşlanmayabilirsin.

— Hoşlanmaz mıyım? Of ya, siz insanlar ne kadar önyargılısınız. Neyse ha aklıma gelmişken, ben… Ben…

— Evet, hadi çabuk söyle, işim var dedim.

— Senin şu filanca işten çok zarar gördüğünü biliyorum. Niyetim gerçekten sana zarar vermek değildi. Sen bakma bana, çok konuşurum, bağırır çağırırım ama içimde kötülük yok benim. Kim ne derse desin, sen inanma, olur mu?

— Biliyorum, ego’cum. Ben anladım artık seni. Ama sen de o korkunç maskeyi takıp takıp pat diye karşıma çıkma artık, önceden biraz çıtlat bari.

— Çok mu korktun? Tamam, dikkat ederim. Aramızın düzelmesine sevindim. Madem iyiyiz şimdi, bir şey rica edebilir miyim?

— Söyle bakalım.

— Benim hatırım için filanca arkadaşına birazcık da olsa surat yap.

— Ego’cum ya, seni seviyorum, çok hoşsun. Surat murat yok artık. Haydi, öptüm canım, ben kitabımı okuyacağım şimdi.

— Ben de geliyorum. Benim de söyleyeceklerim var o kitap hakkında. Hem sen ruhsal yönden çok geliştin, biliyor musun? Çevrendeki insanların çoğu bu sözün anlamını bile bilmiyor.

— Geliştim mi sahiden?

— Tabii ya, deli misin? Acayip şeyler biliyorsun, seni çok takdir ediyorum. Kimse eline su dökemez senin. Bak ne güzel anlaşmaya başladık gene seninle.

—  Ya, aman dur ya. O insanlar bunun anlamını bilmese bile pekâlâ ruhsal yönden çok gelişmiş olabilirler. Ha bu arada, gelme desem de geleceksin zaten, değil mi?

— Anca beraber kanca beraber. Sen beni cahil zannediyorsun ama ben her şeyden anlarım.

— Tamam, tamam, gel.

— Yaşasın! Yaşasın!

İlgili yazılar

Egosal kimlik: Bir ben var benden içeri

Bireyselcilik Asla Egoistlik Değildir

DNA’mdaki Kamil İnsan’dan Ego Can’a Mektup!